Pestisitler ve Çevreye Etkileri

Yazar: Gonca Vatansever Sakin
 
Nüfusumuzu doyurabilmek, gelecek neslimizi devam ettirebilmek, ürünlerinden faydalandığımız hayvanlarımızı besleyebilmek ve en önemlisi yetiştirdiğimiz bitkisel ürünlerin devamlılığını sağlayabilmek için pestisit kullanmak zorundayız. Pestisit sözcüğü günlük yaşamımıza yabancı bir kelime değil. Halk tabiriyle “Zehir” sözlük anlamıyla “Zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde ya da maddelerden oluşan karışımlardır”.

Pestisitlerin tarım alanlarında kullanılanlarına “tarım ilaçları” da diyoruz. Tarım ilaçlarını ürün artışına bağlı olarak, sebze ve meyvelerde yılda 10 – 15 uygulamasını normal karşılayabilmekteyiz. Birçok uygulamada birden fazla aktif madde kullanılabilmektedir. Bu aktif maddeler özellikle hastalık, zararlı ve yabancı otları öldürmek üzere tasarlanmışlardır. Tarım ilaçlarının kullanımı sonucunda üretim artmakta, kalite yükselmekte, ekonomik geri dönüş artmaktadır. Bunlar uygun koşullarda ve öneriler doğrultusunda kullanmak koşuluyla; üreticiye yüksek kazanç sağlarlar ve yetiştirme sezonunun ve muhafaza süresinin de uzamasını sağlarlar.

Tarım ilaçlarının kullanımı Roma İmparatorluğu ve eski Yunanlılardan beri devam etmektedir, ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru yaygın olarak kullanılmaya başlanmışlar ve İkinci dünya savaşı sonrasında hastalık, zararlı ve yabancı otların kimyasal savaşımı konusunda önemli ilerlemeler meydana gelmiştir. İlk kullanılmaya başlanan pestisitler, bitkilerde hastalık oluşturan mantar ilaçları, fungusit olarak kullanılan kükürt ve yine fungusit ve böcek ilacı, insektisit olarak kullanılan arsenik, bakır ve demirin basit tuzları gibi inorganik maddelerdir. Organik bileşikler olarak ilk olarak bitki özleri olan derris, nikotine ve pyrethrum kullanılmıştır. Bu pestisitlerden birçoğu yüksek düzeyde zehirlidir ve kullanımları son derede tehlikelidir.

Pestisitlerin sayısı ve içeriği 1940 yıllar boyunca hızla artmıştır. Böcek ilacı olan DDT ve diğer hormon karakterli olan yabancıot ilaçlarından 2,4-D ve MCPA 1940 yılların sonunda kullanılmaya başlanmıştır. Bundan sonraki yıllarda tarım ilaçlarının kullanımı ve sayısı hızları bir şekilde artış göstermiştir.

Pestisitlerin insanlığa olan faydasından çok zararının bulunduğu yine geçen yüzyılın sonlarına doğru fark edilmeye başlanmıştır. Pestisitler hem gıdalarda ve hem de gıdanın üretildiği doğal ortamda kalıntı bırakmaktadır. Bir tarımsal alana uygulanan tarım ilacının sadece % 2’si o alanda kalıp; geriye kalan % 98’lik kısım hava, toprak ve su gibi ortamlara dağılmaktadır. Birçok pestisit suda kolayca çözünme özelliğine sahip olmakta ve bunun sonucunda suların ve toprağın kirlenmesine ve bu ortamlarda yaşayan canlıların bilhassa da arıların zarar görmesine neden olmaktadır. Özellikle canlıların hormon sistemlerini bozucu etkiye sahip pestisitlerin suları ve toprağı kirletmesi, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olarak kabul edilmektedir.

Bitki tarafından alınan ve bitki özsuyunda çözünen sistemik pestisit, ksilem doku ile aşağıdan yukarı, floem ile yukarıdan aşağı taşınabilmektedirler. Biyolojik olarak taşınan pestisit bitkide birikmekte ve metabolize olmaktadır, Bitkinin gelişim süreci boyunca ilaçlama yapılmasa da önceki yıllarda yapılan ilaçlamalardan toprakta biriken kalıntılardan dolayı bitkide pestisit kalıntısı bulunabilmektedir.

Pestisitlerin toprakta parçalanması ve bitki kökünün pestisit alımını ise karmaşık bir durumdur. Bu; pestisitin uygulanma yöntemi ve miktarı, topraktaki farklı reaksiyonlar, toprak tipi ve toprak özellikleri (kil, toprak organik maddesi, pH, oksijen ve su miktarı), parçalanması, tarımsal işlemler, iklim şartları, bitki gelişimi, kök gelişimi, terleme ve bitkinin beslenme durumu gibi faktörler tarafından etkilenir.

Pestisitler toprakta, yüzey akışı ile eğilimli bölgelerdeki suyun hareketi ile taşınabilirler ve su içinde çözünürler, rüzgârla hiç ilaçlama yapılmayan bölgelere taşınabilirler, buhar fazına geçerek toprak içinde veya toprak dışına hareket edebilir ve uygulanan yüzeyden hava akımı ile uzaklaşabilirler, toprak yüzeyinden sızarak toprak derinliklerine doğru hareket edebilirler. Ayrıca sucul organizmaların içine girdikten sonra uzun süre organizmada değişmeden kalabilirler, tarım alanlarına uygulanan ilaçların yağmur suları ile toprak altı sularına veya akarsulara karışması yoluyla içme sularına karışmaları sonucu insan, evcil ve yabani hayvanların sağlığı bakımından beklenmeyen tehlikeler yaratabilmektedirler.

Atmosfere parçacık ve buhar halinde karışan pestisitler yağışlarla akarsu, çay göl ve toprakta birikirler. Ayrıca pestisitler atmosferdeki gaz ve diğer parçacıklara tutunarak toprak yüzeyinde birikir ve buradan yeraltı ve yerüstü sularına ulaşırlar. Günümüzde atmosferin, pestisitlerin taşınmasında önemli rol oynadığı, ilaçlanan bölgelerden çok uzaklara taşınmasına ve oralarda birikmesine neden olduğu bilinmektedir.

Pestisitler öneriler doğrultusunda kullanılmadığı zaman kalıntıları ile insan sağlığı ve çevrede olumsuz etkilere yol açmaktadırlar. Bunlar kimyasal yapıları nedeniyle tüm canlılar için potansiyel olarak zehirlidir ve güvenli bir şekilde kullanılmaları gerekir. Pestisit kalıntıları, tarım ürünü dış pazarını ve iç tüketimi olumsuz şekilde etkilemektedir. Ayrıca üretim, formülasyon hazırlama, taşıma, yükleme ve uygulama sırasında deri ve solunum yoluyla maruz kalma (akut zehirlenme) şeklinde mesleki zehirlenmelere sebebiyet verebilirler. Hatta kimi etkili maddelerin ya da kalıntıların insanlarda sinir sistemi, kardiyovasküler, kan, karaciğer, iç salgı bezleri gibi yaşamsal sistemler üzerinde zararlı olabilecekleri ve hatta değişik tiplerde kanserlere bile yol açabilme risklerinin bulunabildiği, değişik araştırma sonuçlarına dayanılarak belirtilmektedir.

Pestisitlerin dayanıklılık oluşturma potansiyelleri ile çevreyi kirletici rolü arasında da önemli bir bağlantının oluşu, bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımının getirebileceği sorunların boyutlarını daha da genişletmektedir. Çünkü, bir pestisite organizmalar dayanıklılık kazanmaya başlayınca, dayanıklılık kazandıkları pestisitlerden giderek daha az etkilenmeye başlarlar. Bu da pestisitin gereksiz yere çevreyi kirletmesine neden olur.

Pestisit uygulamalarından en çok etkilenen grubun başında arıların geldiği de unutulmamalıdır. Kullanılan pestisitler bitkiler üzerinde kalmakta ve bu kalıntılar arılar tarafından toplanılarak kovanlara götürülmektedir. Kovanlara taşınan pestisit kalıntısı larva ve yavru arılarında da bu kalıntılarla temas etmesine ve beslenmesine neden olmaktadır. Ayrıca kovanda pestisitlerle beslenen bağışıklık sistemi zayıflamış olan arılar parazit, virüs, mantar, bakteri gibi arı enfeksiyonlarına karşı yenik düşerler. Bu arıların pestisitlerden doğrudan etkilenmesidir. Dolaylı yoldan etkilenme ise arıların yolunu şaşırması, yön bulma yeteneğini kaybetmesi, hafıza kaybı ve öğrenme kaybı, kalp çalışmasının aksaması, solunum ritminin bozulması, ani sıcaklık kaybı, hırçınlık ve yavru zehirlenmesi gibi olabilmektedir.

Pestisitlerin zararının azaltılması ve kalıntı miktarlarının kontrol altına alınabilmesi için uygulanabilecek bazı yöntemler bulunmaktadır. Bunun için öncelikle üreticiyi ve bu konuyla ilgili kişileri bilgilendirmek en önemli konulardan biridir. Kullanılan pestisitlerin insan ve çevre sağlığı açısından tolerans sınırları dikkate alınarak yapılacak analizler sonucu önemli derecede tehlikeli olanları ortaya çıkarılıp, bunların ya piyasadan kaldırılması ya da kullanımına kısıtlamaların getirilmesi gerekmektedir. Üreticilere hastalık ve zararlılara karşı yapacakları mücadelenin sadece kimyasal mücadeleden ibaret olmadığı anlatılmalıdır. Pestisit kullanımı ile hasat zamanı arasındaki zamanın ne kadar olması gerektiği uyarısı yapılmalıdır. Kullanılan pestisitin insan ve çevre sağlığı açısından tolerans sınırlarının dikkate alınması, aksi durumda olanların piyasadan kaldırılması gerektiği göz önüne alınmalıdır. Tarım ilacı kullanımı, etkili maddelerin yasaklanması şeklinde değil, üreticiye etkili ve güncel öneriler ulaştırıldıktan sonra, yapılacak kontrollerle düzenlemeler yapılmalıdır.
 
Kaynaklar:
  1. Angın, D., Gıdalarda Pestisit Kalıntıları Sorunu, Sakarya Ticaret Borsası Bültenleri.
  2. Hatjina, F. 2010. Effects Of Imidacloprid (A Neo-Nicotinoid Insecticide) On Honey Bees, IV. Uluslararası Katılımlı Marmara Arıcılık Kongresi (Bildiri Özetleri) : 14-17
  3. Karahan, A., Kutlu, M. A., Arılar ve Pestisitler.
  4. Kaya S. 2014. Pestisidler. Editör: Sezai Kaya. Veteriner Toksikoloji. Medisan Yayın Serisi:78 Baskı:3. ISBN: 978-975-7774-75-4. Sayfa:301. Ankara
  5. Kurutaş, E, Kılınç, M. 2003. Pestisitlerin Biyolojik Sistemler Üzerine Etkisi. Arşiv Kaynak Tarama Dergisi, 12 (3), Retrieved from http://dergipark.org.tr/aktd/issue/2231/29481
  6. Özbek H., 2010. Arılar Ve İnsektisitler - İnsektisitlerin Arılara Olumsuz Etkileri Uludağ Arıcılık Dergisi Ağustos 2010 / Uludag Bee Journal August 2010, 10 (3): 85-95.
  7. Tiryaki, O., Canhilal, R., Horuz, S., 2010. Tarım ilaçları kullanımı ve riskleri. Erciyes Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi 26 (2): 154-169.
  8. Yıldız M., Gürkan O., Turgut C., Kaya Ü., Ünal G., 2005. Tarımsal Savaşımda Kullanılan Pestisitlerin Yol Açtığı Çevre Sorunları, Türkiye Ziraat Mühendisliği VI. Teknik Kongre, TMMOB, January 3-7, Ankara, pp. 649-667.
  9. http://gidatopluluklari.org/?p=420
Görseller:

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.