Trakya Günlükleri IV_Trakya'da 5. Gün

Yazar: Argun Tanrıverdi
 
*Bu yazı ilk olarak 2011 tarihinde, artık aktif olmayan sarapgunlugu.wordpress.com'da yayınlanmıştır.
 
Chateau Nuzun'dan ayrııp hiç vakit kaybetmeden Barel Bağları'na varıyorum. Barel'le 1,5 sene kadar önce tanışmıştım "Ne'ala"larının görselliğinin çekiciliği sebebiyle ve hatta "Barel Ne'ala ve Bizden Biri Şaraplar" diye kısa bir yazı yazmıştım, belki hatırlarsınız. Tanışma böyle olunca, hemen ısınıverdim şaraba olan yaklaşımlarına. Tavırları, etiketleri gibi net; şaraphaneleri de... Bulmak da pek kolay oldu. Bir koca kutu gibi yolun kenarında duruyor; hemen yanında da bağlar başlıyor zaten. Kapı da açık, sanırsın ki gelmemi bekliyor.
 
İki genç bağcı-şarapçı karşılıyor beni, Gülçin (Akçay) Hanım ve Cihan (Abay) Bey. Kısa bir tur atıyoruz hemen şaraphanede. Yeni tanklarını ve meşe fıçılarını bekliyorlar ve tabii ki yaklaşan hasat günlerini; tam bir fırtına öncesi sessizlik hakim buraya. Temizlik de tamamlanmış, her şey yerli yerinde.

Binanın duvarlarından birinde altta depolar, üstte ofisler ve tadım odasını barındıran hacim var. Butikliği her detayda görebiliyorsunuz, abartı ve zorlama hiç yok burada. Bu yüzden samimi geliyor. Yavaş yavaş Barel de meşe fıçılanmaya başlamış. Şu an piyasada olan Barel'lerin hiçbiri hâlbuki meşeye girmiş değil. Önümüzdeki yıllarda öylelerini de tadacağız şüphesiz.

Şaraphaneden çıkıp bağların arasından (kendi ve komşu bağların arasından) tepenin aşağısını sallanıyoruz arabayla. 2 dakikalık mesafede her türlü yeşilin ve ağacın arasında gizlenmiş küçücük bir bağevi çıkıyor karşımıza demir kapılar ardında. Burası tam bir saklanma noktası. Her hangi bir yönden görülmesi mümkün değil ve telefonlar bile çekmiyor. Kafa dinlemek ve de güzel sohbetler için birebir burası, çok güzel düşünülmüş. Hele daha piyasaya çıkmamış bir roze içme şansınız olursa mesela daha da şanslısınız demektir ;) Şimdilik sadece 3 Barel var piyasada, hepsi de fiyat/kalite konusunda iddialı. Belki yakında yeni çeşitler çıkar da biz de daha çok bahseder olabiliriz bu butik üreticimizden (ve tabii yasa(K)larımız izin verirse). Yeni şarap yapımcısıyla yeni projeler olduğu müjdesi alıyorum bu arada. Yakında yeni renkler, yeni yeni Barel'ler göreceğimizden şüphem yok.

Ne yazık ki arzu ettiğim kadar vakit ayıramıyorum Barel'e de. Daha iki durağım daha var ve saat üçü geçmiş bile. Vedalaşıp yola koyuluyorum. Yine pek bir yakında ve sırada Umurbey var.

Umurbey sağ olsun koca koca tabelalar koymuş daha önce pek az rastladığım bir şekilde. Bu yüzden bağları ve şaraphaneyi bulmak pek kolay oldu. Bu sefer pek şanslı değilim ama; çünkü Umurbey'i ziyaretim tam da beyaz üzümleri hasat etmeye başladıkları güne denk geldi. Önce şaraphaneye gidiyorum bağların yanından geçerek. Tam bir ıssızlık hakim bu güzelim tuğla binaya. O kadar ki kapıda bekleyen iki köpek dahi başlarını bile kaldırmıyor. Hemen atlayıp bağlara dönüyorum iki dakika mesafedeki. Bir kaç sırada bir, sıra başlarında Umurbey kasalarının içinde toplanmış beyaz üzümler beklemekte. İleride iki sıra arasında da bir traktör ağır ağır ilerlemekte, tepesi görünüyor bir tek. Bir kaç fotoğraf çekip, iki kelam sohbet edip uzaklaşmayı uygun görüyorum rahatsızlık vermeden kimseye (ya da belki yanlış yaptım bilmiyorum). Yolu öğrendiğimden ve bu koşuşturma temposunda ziyaretlerden ziyade daha sakin ziyaretler yapma arzumdan dolayı nasıl olsa bir kez daha Trakya yolları görünmekte ufukta. Bu yüzden de çok dert etmiyorum şimdi göremediklerimi. Umurbey'in karşı tepe komşusuna geçiyorum 5 dakikalık bir yolculukla. Sırada Barbare var!
Görseller:
Argun Tanrıverdi
 
*Bu yazı ilk olarak 2011 tarihinde, artık aktif olmayan sarapgunlugu.wordpress.com'da yayınlanmıştır.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.