Yaz Kabak Çiçekleri İle Başlar

Yazar: Aşçı Fok - Nurdan Çakır Tezgin
 
Yıllar öncesi, günlerden bir yaz günü, Ege’nin sakin bir kıyı köyüne düşürmüştüm yolumu. Yol dediysem yolda olmanın farkındalığı filan değildi, düpedüz alıştığım her şeyden bir süre uzaklaşmaktı derdim. Sanırım kendime dönebilmenin bana uyan bir yöntemini bulabilmekti asıl kaygım. Geçmiş zamanı tahlil etmeye kalkınca objektif olamadığımızı fark etmek yoruyor.  

O eski yıllarda resim yapıyordum, resim yapıp birkaç satır yazabilmek için tüm ezberlerimi bozup yalnızlığın o eşsiz biricikliğiyle baş başa kalabilmek için gitmiştim o kıyıcığa. Birileri çok yıllar önce kulağıma fısıldamıştı "Sen o kıyıda doğdun" diye. Doğmak! Doğmanın bin bir halinden payıma düşeni kucaklamak istercesine sırtımda şövalem, tuvallerim ve birkaç parça kitabımla yürüyordum. Dar patikanın sağı solu kabak çiçekleriyle dolu. Ne çok kabak ekmişler, herhalde kabağı çok seviyorlar diye iç geçirdiğimi hatırlıyorum. Kabağın dal ve yaprakları yayılmayı pek sever, patikaya kadar yayıldığı için dikenimsi yaprakları ayaklarımı kaşındırmıştı. Patikanın sonunda deniz nihayet görünmüştü. Kan ter içinde bulmuştum kalacağım salaş köy evini. 

Önümde Ege’nin tuzlu maviliği, verandada en rahatından ahşap kenarlıklı sallanan eski bir koltuk ve birinci önceliğim resim yapmakmış gibi çarçabuk açtığım resim malzemelerimin tanıdık sıcaklığı… Yol yorgunu bedenimi koltuğun ucuna iliştirip renksiz boş tuvale bomboş bakan ben! Fotoğraf bu.  Kısaca ruhun yeni ortama henüz uyumlanmamış hali!

Nasıl uyumlansın ruh, küçük kasetçalarda Zbigniew’in üç renginden mavisi dönmekte.  Üstelik sürekli mantra gibi sayısız kereler…

Kafamdaki renklerle bir türlü buluşamayan fırçalarıma isteksizce göz süzerken, bir yandan balıktan dönen balıkçıları göz hapsinde tutuyorum. Olur’a belki bu ilk günkü nevaleme iki tek kaya barbunu düşer! Tam da yemek saati, etraftan yemek kokuları geliyor. Derken yaprak hışırtıları duyuyorum yan taraftaki sebze bahçesinden. Elindeki küçük tencereyi kutsal emanet gibi taşıyan yaşlıca köylü bir teyze yavaş adımlarla bana doğru geliyor.

Yaşlı kadın tencereyi ellerime bırakır bırakmaz kendini verandanın yer yüksekliğindeki merdivenine bırakıveriyor. “Of butlarım ayaklarım of” diyerek ağrılı baldırlarını ovarken; “Ben bu senin oturduğun evin koca anasıyım, sana çiçek dolması getiriverdim hoş gelmişsin kızım, hadi ılıkken ye” deyiveriyor.

Tencerenin kapağını açmamla ortalığı tarifi imkânsız bir koku sarıyor. İşte o gün bu gündür, kabak çiçekleri hem yaptığım resimlere yansıdı hem de defalarca pişirdiğim kabak çiçekli dolmalara, mücverlere, omletlere, salatalara ve daha nicelerine. Kabak benim için tadından öte bir tutkuyla hiçlik tadından varlık bütünlüğüne geçişi simgeler. O köydeki ruhumu onaran çiçek dolmalarından bu yana, kabak çiçekleri hayat veren güneştir de…   
 
Kabak Çiçeği Dolması

Etli mi, etsiz mi?

Evet, iki soru. Etli ve etsizler de kendi içlerinde ayrılıyorlar ya; renkli mi renksiz mi, üzümlü fıstıklı mı, tereyağlı mı zeytinyağlı mı? Diyeceksiniz, etlisi tereyağlı olur, etsizi zeytinyağlı! Hem evet, hem hayır! Yağ işi yöreye göre değişiyor.  Etsizine de pekâlâ tereyağı konup sıcak yemek muamelesi yapılabilir. 

Bugünkü kahramanımızın zeytinyağlı Ege usulü kabak çiçeği dolması olduğunu belirteyim de kafamız karışmasın. İçinde fındık fıstık üzüm filan yok. Bolca soğan ve karabiber var.
 
Önce malzemelerini sıralayalım;
  • 25-30 tane kadar kabak çiçeği (yeni toplanmış olursa doldurması kolay olur),
  • Bir su bardağı pirinç,
  • 2 tane iri kuru soğan,
  • Yarımşar demet nane ve maydanoz,
  • Yarım su bardağı zeytinyağı,
  • Yarım limonun suyu,
  • Tuz, şeker ve karabiber (ağız tadınıza göre isteğe bağlı miktarda),
 
Hazırlanışı:

Çiçeklerin her birinin ortasında tokaç gibi dişi organları koparılır, kök kısmındaki bıyık yaprakları da saplarıyla temizlenir, su dolu bir kaba atılır. Çiçekler biraz suda bekletilirse içine kaçmış börtü böceğin çıkması açısından iyi olur.

Diğer tarafta kuru soğanlar tavla zarı doğranır, zeytinyağında kısık ateşte yakmadan kavrulur. Üzerine pirinci konur hafifçe kavrulur, pirinç kadar su ilavesiyle kapağı kapatılır. Pirinçlerin dibi tutmadan tencerenin kapağı açılır, sırasıyla önce limon suyu, tuzu, şekeri, karabiberi ve kıyılmış maydanoz ve taze nanesi ilave edilip karıştırılır ve 20 dakika kadar demlenmeye bırakılır. Bazen bu sırada yeşilliklerle beraber iki üç kabak çiçeği de kıyılır pirincin içine! Çiçeklerim fazla ise ben kıyıyorum.

Gelelim doldurma aşamasına! Sudan çıkarıp beklettiğimiz çiçeklerin iç kısmına bir iki kaşık dolma harcı konur çiçeğin yaprakları bir birini örtecek şekilde kapanır. Kabak çiçekleri naziktir o yüzden hassas davranmak gerekir! Tek sıra halinde dolma tenceresine oldukça sıkıştırarak dizilir. Üzerine bir bardak su ve biraz zeytinyağı tuz gezdirilerek önce hızlı ateşte (5 dakika), sonra çok kısık ateşte pişmeye bırakılır.

Sofraya getirmeden önce yarım saat dinlendirirsek çok daha keyifli olur. Şöyle ılık ılık…

Bu tarif Ege’nin yerlilerince uygulanan bir tarif, dışarlıklılar fıstıklı yenibahar ve kuşüzümlüsünü yapıyor. Öylesi de farklı lezzet tabi. İçi peynirli lorlusu da yapılıyor, içine deniz ürünü fıstık koyup kızartmak da mümkün. Kabak çiçeğinin mevsim ve hasat süresi açısından sınırlı olması onu aranılan kıymetli bir çiçek kılıyor. Kabağın kendisinin de önüne geçiyor haliyle.

Yemek tarifleri kabak tadı verdiğinde, anılarımızda koku ve tat belleğiyle dolu olan yaşam notu yazılara başvurmak bana daha keyifli geliyor, sizce de öyle değil mi?
 
Görseller:
Yazara aittir.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.