Karbon Ayak İzi ve Azaltma Yolları

Yazar: Hülya Karabaş
 
Sera gazları ısı tutma kapasitelerinin yüksek olmasından dolayı küresel ısınmaya neden olan gazlardır. Bu gazların başlıcaları: karbondioksit (CO2), metan (CH4), ozon (O3), diazot monoksit (N2O), sülfür hegzaflorid (SF6) ve halokarbonlar'dır (Karbon tetraklorid, Metil kloroform, Tri-klorflorometan, Halonlar, CFCs, HFCs, HCFCS ve diğerleri).
Sera gazları içinde ısı tutma kapasitesi en fazla olan gaz sülfür hegzaflorid’tir. Aynı miktarda karbondioksit gazından 23.900 kat daha fazla ısı tutabilir. Ancak bu cümle yanıltıcı olmasın; küresel ısınma açısından en tehlikeli sera gazı karbondioksittir. Bunun temel nedenleri arasında, hem miktarının çok fazla hem de karbondioksit moleküllerinin atmosferdeki ömrünün (50 – 100 yıl) çok uzun süreli olması yer almaktadır. Karbondioksit ve metan oranlarındaki artış, dünya yüzeyinin sıcaklığını arttırmaktadır. CO2 oranındaki artış doğrudan dünyanın yüzeyini ısıtmakta ve kutuplara yakın yerlerdeki buzulların erimesine yol açmaktadır. Buzullar eridikçe buzulların yerlerini kara veya sular almaktadır. Kara ve suların buza oranla daha az yansıtıcı olması güneş ışınlarının absorbsiyonunu arttırmakta ve dolayısıyla buzullarda daha fazla erimeye yol açmaktadır [1].
 
1990’lı yılların başında Mathis Wackernagel ve William Rees tarafından ortaya atılan ekolojik ayak izi, mevcut teknoloji ve kaynak yönetimiyle bir bireyin, topluluğun ya da faaliyetin tükettiği kaynakları üretmek ve yarattığı atığı bertaraf etmek için gereken biyolojik olarak verimli toprak ve su alanı olarak tanımlanmaktadır. İnsanoğlunun üretim ve tüketim faaliyetleri sonucu ortaya çıkan ekolojik ayak izi, biyolojik kapasite ile karşılaştırılmalıdır. Biyolojik kapasite bir coğrafi bölgenin yenilenebilir doğal kaynakları üretme kapasitesinin göstergesidir. Hem ekolojik ayak izi, hem de biyolojik kapasite küresel hektar (kha) ile ifade edilmektedir [2].
 
Ekolojik ayak izinin bileşenleri arasında:
  • Karbon ayak izi,
  • Tarım arazisi ayak izi,
  • Orman ayak izi,
  • Yapılandırılmış alan ayak izi,
  • Balıkçılık sahası ayak izi,
  • Otlak ayak izi yer almaktadır.
En genel şekli ile karbon tutma ayak izi; kısaca karbon ayak izi; ürün yaşam döngüsünün her bir aşamasında (üretim, taşıma, kullanım ve bertaraf) ortaya çıkan CO2 salınımının bir ölçüsüdür; yani birim karbondioksit cinsinden ölçülen ve insan faaliyetlerinin üretilen sera gazı miktarı açısından dünyaya (çevreye) verdiği zararın ölçüsüdür [2]. Karbon ayak izi iki ana parçadan oluşur; doğrudan (birincil ayak izi) ve dolaylı (ikincil ayak izi). Birincil ayak izi evsel enerji tüketimi ve ulaşım (araba, uçak vb) dahil olmak üzere fosil yakıtların yanmasından ortaya çıkan doğrudan CO2 emisyonlarının ölçüsüdür. İkincil ayak izi ise kullandığımız ürünlerin tüm yaşam döngüsünden bu ürünlerin imalatı ve en son olarak bozulmalarıyla ilgili olan dolaylı CO2 emisyonlarının ölçüsüdür.
Dünya üzerindeki canlıların hayatını sürdürebilmesi için gerekli temiz hava, su, toprak vb. şartlara zarar verebilecek her türlü insan yapımı mekanizmayı denetleyen birçok kuruluş ve örgüt bulunmaktadır. Bunlardan karbon ayak izi ile ilgilenen Kyoto Protokolü’dür. Kyoto Protokolü küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik uluslararası tek çerçevedir. Bu protokolü imzalayan ülkeler, karbondioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın salınımını azaltmayı veya bunu gerçekleştiremiyorlarsa salınım ticareti yapmak yoluyla haklarını arttırmayı taahhüt etmişlerdir. Bu protokolle ülkelerin karbon salınımlarının 1990’lı yıllardaki oranlara çekilmesi hedeflenmektedir. 1997 yılında imzalanan protokol 2005'de yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinde (BMİDÇS) ve Kyoto sözleşmesinde taraf olmuştur, fakat bir azaltım yükümlülüğü altına girmemiştir.

CO2 salınımı en fazla fosil yakıtlardan kaynaklanmaktadır. Bu yakıtlar (kömür, petrol ve doğal gaz) yer kabuğundan çıkarılır ve ekolojik zaman süreçleri içinde yenilenebilir değildirler. Bu yakıtlar enerji elde etmek amacıyla evlerde, sanayide veya ulaşım sektöründe yakıldığında açığa CO2 çıkar. Karbon ayak izini oluşturan CO2 emisyonları içinde en büyük pay %26 ile elektrik sektörüne aittir. Elektrik enerjisinin 1 kWh’i; üretim sürecinde atmosfere 1/2 kg’a yakın CO2 emisyonu salar. Bunu sırasıyla imalat sanayii ve inşaat (%22), ithalat (%16), ulaştırma (%15), elektrik dışı konut ve hizmetler (%12) ve diğer bileşenler izlemektedir. Enerji tüketen her türlü eylem ve sürecin çevreye yüklediği karbondioksit veya karbon cinsinden bir faturası vardır, bu izlenmeli ve düşürülmelidir. Türkiye’de sera gazı emisyonlarının takibi hakkında yayımlanan 17 Mayıs 2014 tarihli yönetmelik emisyonların düşürülmesini amaçlamaktadır [1]. Bu yönetmelik; karbon emisyonu yoğun olan 10’a yakın sektöre ve toplam anma ısıl gücü 20 MW’ın üzerinde yakma üniteleri olan tüm işletmelere 30 Eylül 2014’e kadar izleme planı hazırlama zorunluluğu getirmiştir. Şekil 1’de bir kişinin karbon ayak izinin toplamını oluşturan ana unsurlar yer almaktadır.
Şekil 1. Kişinin karbon ayak izinin toplamını oluşturan ana unsurlar

Karbon ayak izi, CO2 salınımını yutmak için gerekli biyolojik kapasite ihtiyacını ölçmektedir. Ancak diğer ayak izi türlerinin aksine karbon söz konusu olduğunda hesaplanmış bir biyolojik kapasite bulunmamaktadır. Bunun yerine hesaplamalarda atmosfere salınan her ton karbonu depolayabilmek için (fotosentez yoluyla) gerekli orman arazisi kullanılmaktadır [1]. Ülkelerin ayak izi ve biyolojik kapasite sonuçları Küresel Ayak İzi Ağı (Global Footprint Network) tarafından yıllık olarak hesaplanmaktadır. Küresel Ayak İzi Ağı, her yıl dünya çapında 150’den fazla ülkenin biyolojik kapasite talebini ölçmekte ve ulusal ayak izi hesaplarını yayınlamaktadır [3]. Dünya Yabani Yaşam Vakfı (WWF) Yaşayan Gezegen Raporu 2012’ye göre, 2008 yılı verileriyle Türkiye’nin kişi başına düşen ekolojik ayak izi 2.55 kha, biyolojik kapasitesi ise 1.31 kha’dır. Türkiye’deki üretimin ekolojik ayak izi, biyolojik kapasitesinin yaklaşık iki katına çıkmıştır. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’de insanların 1 yılda tükettikleri doğal kaynakların yeniden üretimi ve atmosfere saldıkları CO2’nin tutulması için 2 yıla ihtiyaç vardır. Bu rakamlardan anlaşılıyor ki Türkiye’nin mevcut üretim ve tüketimi sürdürülebilir değildir. Ülkemizin toplam ekolojik ayak izinde en büyük payı %46 (kişi başı 1.17 kha) ile karbon ayak izi almaktadır [4].

Karbon ayak izinin hesaplanmasında DEFRA (İngiltere Çevre, Gıda ve Tarım İşleri Departmanı) ve EPA (ABD Çevre Koruma Ajansı)'nın ölçüm kombinasyonları kullanılmaktadır. Genelde birincil ayak izi hesabında araçla kaç km yol alındığı, hangi sıklıkla uçağa binildiği, ev ısıtması ve evde kaç kişinin yaşadığı ile ilgili değişkenler kullanılır. İkincil ayak izi Carbon Footprint firmasının, kişilerin günlük etkinliklerini inceleyerek çevre üzerine ne kadar etki yaptıklarının tahmini hesaplarla oluşturmasına dayanmaktadır. Kişi başına düşen toplam karbon ayak iziniz, birincil ve ikincil ayak izinizin toplamıdır. Kurumsal karbon ayak izi hesaplamalarında ise daha detaylı incelemeler yapılmaktadır. Üretim birimlerindeki her türlü teçhizatın ortaya çıkardığı karbon salınımlarından, lojistik desteğe kadar tüm departmanların oluşturduğu karbon salınımı hesaplanmaktadır [5].
Karbon ayak izi küçültmede en etkili yöntem çok miktarda ağaç dikmek ve orman alanlarını arttırmaktır. Bu sayede karbon depolanmaktadır.
Birincil karbon ayak izi bireysel olarak; toplu taşım araçlarının kullanımı artırılarak, atıklar azaltılarak, gereksiz enerji kullanımından kaçınılıp yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının artırılması ile küçültülebilir. İkincil ayak izi et tüketimi azaltılarak eğer güvenli ise pet şişe yerine musluk suyu kullanımı tercih edilerek, yerli mallar tercih edilerek ve geri dönüşüme önem verilerek küçültülebilir. Kurumsal karbon ayak izi ise üretimde fosil yakıtlardan kaçınarak ve özellikle sanayi tesislerinin bacalarında düzenli bakım yapılarak ve filtre kullanılarak küçültülebilir. Bu konuda en önemli görevde hükümetlere düşmektedir. Sürdürülebilir kaynaklı enerji politikalarının devreye sokulması, yasal düzenlemelerle ve teşviklerle düşük karbon ayak izinin teşvik edilmesi ve gerekli eğitimlerin verilmesi önem arz etmektedir.

Kaynaklar:
  1. Özsoy, C.E. 2015. Düşük karbon ekonomisi ve Türkiye’nin karbon ayak izi. HAK-İŞ Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, 4(9).
  2. Wiedmann, T., Minx, J. 2008. A Definition of 'Carbon Footprint'. In: C. C.Pertsova, Ecological Economics Research Trends: Chapter 1, pp. 1-11, Nova Science Publishers, Hauppauge NY, USA.
  3. Footprintnetwork.org
  4. Panda.org, WWF (2012b), Living Planet Report 2012, Biodiversity, biocapacity and better choices.
  5. Bekiroğlu, O. 2011. Sürdürülebilir Kalkınmanın Yeni Kuralı: Karbon Ayak İzi, II. Elektrik Tesisat Ulusal Kongresi
Görseller:
Yazara aittir.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.