Mart Ayının Mücevherleri: Yazgara, Çıtlık, Mart İpliği, Martaniçka

Yazar: Aşçı Fok Nurdan Çakır Tezgin
 
Eski kadim uygulamaları unutmayıp hatırlamak iyidir! Özellikle ruha iyi gelenleri, çevremizdekilere hoşluk, umut, iyilik aşılayan eski gelenek ve görenekleri anmak, geçmiş belleklerimizi tazelemek giderek önem arz ediyor. Son yıllarda eski gelenekleri yaşatmaya hevesli gençler görmeye başladım; sadece gençler mi, yetişkin pek çok kişinin de bileğinde, omzunda, boynunda eskilerin nazarlık dediği değişik takılar görüyoruz. Özellikle Mart ayı bu gibi özelliklerin zirve yaptığı bir ay. 

1 Mart itibariyle Mart dokuzu (21 Mart) haftasına kadar sayısız kadim ritüel bir biri ardına sökün etmiş oluyor.  Mart ayının gelişiyle pek çok örf ve adetin gün yüzüne çıkıp hatırlanması bizleri yeryüzüne ve birbirimize bağlayan görünmez iplerdir bana göre.

Mart’ın kazma kürek yaktırdığı zamanları iklimsel olarak geride bırakmış olsak da, süregelen çok şık çok bereketli geleneklerimiz halen de devam ediyor. Yazgara, Çıtlık, Mart ipliği, Martacık, (Martiniţa - Marta Bağlama – Baba Marta – Martanitsa - Martaniçka) gibi sadece bu aya özgü takı ve nazarlık objeleri baharın başlangıcı olan Mart ayına dikkat çekmeyi fazlasıyla hak ediyor.

Gelelim her birinin bilinen söylence ve mitolojik öykülerine…
 
Yazgara

Yazgara iki ve daha fazla uygulamalarla çıkar karşımıza… 

Yazgara, Kazdağı Tahtacı Türkmenleri’nin Mart ayında küçük çocuklarına taktıkları nazarlığa benzeyen rengârenk boncuklu bir semboldür. Farklı renklerde boncuk ve renkli iplerden hazırlanan yazgaralar bir çatal iğne ile çocuğun omzuna, yeleğine, içliğinde uygun herhangi bir yerine iliştiriliyor.

Halk arasında “Mart çalması” diye bir söylence vardır. Mart çalması demek, havaların ısınıp çocukların güneşten ve sıcaktan kararması sonucu vücutlarında lekeler çıkması demektir. Mart güneşinin yakıp kararttığını düşünen yaşlı büyükler kız erkek bütün çocuklara sokakta oynamaya başlamadan önce yazgara takarlar. Yazgarayı evin annesi veya koca ninesi eliyle hazırlar çocuğun omzuna veya içliğine çatal iğne ile takar.

Mart ayı girerken küçük çocuklara Mart çalmasın diye takılan yazgaranın görevi burada bitmiyor. Zira yazgara, çocuk büyüyüp evlenecek yaşa gelinceye kadar onun simgesi olmaya devam ediyor. Evlenme yaşına gelince birbirlerine gönül düşüren gençler kendi yazgaralarını sevdiğine veriyor ki bu aralarında söz ve nişan olarak kabul ediliyor.

Anadolu’da yine bir başka yazgara çeşidi vardır ki Mart’ın ilk haftası içinde bileğe takılır. Yani ip şeklindedir, buna dilek ipi de denir. Hani bir şeyi unutmamak için kolumuza ip bağlarız ya onun gibidir. Bu ipi genellikler genç kızlar ve gelinler takarlar. İsteyen birden fazla yazgara takıp dilek ve arzularını çoğaltabilir. Yazgarayı akrabalar da verir fakat kan bağı olmayan tanıdıkların vermesi daha makbul sayılır.

Mart ayında takılan ipler bir ay sonra 6 Mayıs hıdrellez sabahı dere veya ırmak suyuna iyi dileklerle bırakılır. Yazgara suya bırakılırken dileklerin tutması için bağlandığı yerden çözülmez, bıçak veya makasla kesilir veya koparılır. Kolay kopması için bileklikler çok kalın ipten yapılmaz. Bütün kötülük ve hastalıkların bileklikle beraber akarsuyla uçup gitmesi, yepyeni sağlıklı ve bereketli bir yılın gelmesi dilenir. Genç kızlar hayırlı kısmet, gelinler hayırlı evlat ve dirlik düzenlik dilerler.
 
Çıtlık

Çıtlık Anadolu’da yetişen menengiç ağacının adıdır. Antik dönemlerden beri menengiç ağacının koruyuculuğuna inanan insanlar yüzyıllardır bu ağaçtan koruyucu nazarlıklar oymuşlardır. Sadece menengiç değil, defne, iğde, meşe, kızıl diken, dut, gül dalı, üvez gibi ağaçlar da halk arasında kutlu sayıldığından nazarlık olarak kullanılmış, Mart ayında Nevruz zamanı çıtlık nazarlığı oyup takmak kem gözlerden korunmayı hedeflemiştir.

Çıtlık dalı oyulup içinden ip geçirilir, arasına mavi boncuk konularak çatal iğne ile omuza tutturulur. Her kim nazardan korunmak istiyorsa çıtlık nazarlığı takıp; "ben çatlayacağıma bu dualı ağaç çatlasın, bana nazar değmesin” diyormuş.  Şimdilerde boyna kolye gibi, bileğe bilezik gibi de takılmaya başlandığını görmekteyiz. Eskiden binek hayvanları atlara eşeklere ve sağılır sığırlara, koyun ve keçilere de takılırmış.
 
Mart İpliği

Anadolu’da “Mart dokuzundan sonra dağlar misafir alır” söylemiyle Toros Türkmenleri yaylalara çıkarlar. Ağaçlara çalı çırpılara bez ve ip bağlayıp dilek dileyerek adak adarlar. Mart Dokuzu / Yılsırtı da denilen Nevruz döneminde yaylalara çıkıp kuzu veya oğlak keser ahaliyle yerler.

Kars civarında ise Sultan Nevruz da denilen 21 Mart günü bir evde komşu ve akrabadan genç kız ve erkekler toplanır eğlencelikler düzenler. Bu eğlentiler arasında şöyle bir gelenek vardır; küçük bir çocuğu su almaya gönderirler, çocuk hiç konuşmadan ve arkasına bakmadan bir bakraç (kova) su getirir. Bakracın içerisine orada bulunanlarca renkli iplikler ve iğneler atılır.

Rivayete göre birbiriyle birleşen ip ve iğnelerin sahiplerinin birbiriyle evleneceğine inanılır.
 
Marteniçka, Martiniţa, Marta Bağlama, Baba Marta, Martanitsa, Martacık

Balkanlarda yaşayan kadınlar Mart ayı girmeden kırmızı ve beyaz yün ipliklerden marta ipleri kıvırıp bileklik hazırlarlar, ayrıca martacık bebekleri örerler. Bu marta iplerini Mart’ın ilk günü sağlıklı olsunlar diye çocukların, genç kızların ve tüm yetişkinlerin bileklerine bağlarlar. Martacıkları da bereket versin diye et ve süt veren hayvanların boyun ve boynuzlarına, meyve veren ağaçların dallarına asarlar.

Hristiyanlığı seçmiş olan Gagauz Türklerinin ilkyaz yortuları Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar bütün Türk topluluklarında önemli bir yer tutar. Bu yortular ve onlara bağlı âdetlerin kökleri çok gerilere dayanmaktadır. Eski Türk toplulukları ilkyazın gelişini, tabiatın yeniden doğuşunu çeşitli kutlamalarla karşılarlar. Doğanın yeni yıl başlangıcı Bir Mart günüdür. 
 
İlkyazın gelişini karşılayan işaretlerden (diğer isimlerini bir kenara koyarsak) biri kısaca marteniçka adlı yün ipliktir. Martaniçka, beyaz ve kırmızı ipliklerin birlikte kıvrılması ile yapılır. Beyaz, dünyanın saflığını, temizliğini ve yenilemesini; kırmızı ise dünyanın canlanmasını ve yeniden doğmasını temsil eder. Diğer bir tanımla beyaz renk huzuru ve uzun ömrü, kırmızı renk ise sağlık ve gücü temsil eder.
 
Mart’ın girişiyle takılan marteniçka bileklikleri ilk leylek görüldüğünde çıkartılır dileklerin tutması için meyve veren ağaç dalına asılırmış. Leyleklerin görünmediği yerlerde kırlangıçlar da aynı görevi üstlenmiş! Bir de kardelen görme mitolojisi var ki, sanıyorum leyleklerin görünmediği kar ve kışın uzun sürdüğü sert iklimler için uygulanmış olabilir. İlk kardelen çiçeğini görünceye değin bileklik çözülmezmiş! Hatta bir rivayet de bilekliğin gökyüzündeki ilk yıldızlı gecede çıkartılabileceği üzerine…
 
Uygulamalar çeşitlilik gösterse de asıl başrol kırmızı ve beyaz ipliktedir. Zenginlik ve bereket için ağaç dallarının meyve ile dolu olması ve ağaçlara zarar gelmemesi için bahçelerdeki meyve ağaçlarına özellikle kırmızı iplik bağlanır. Marta bağlama adeti bütün Balkan coğrafyasında çok önemlidir.
 
Birbirini seven ve sayan insanlar birbirine bu ilkyaz nişanını vererek sağlık, kısmet ve başarı dilerler. Marteniçka ve martacıklar, insanların birbirlerine sevgi ve saygı göstermesinin, toplumsal bütünlüğe ulaşmanın küçük ama önemli bir nişanı olmaktadır. Bu gelenek Balkanlardaki tüm halklar arasında gelişmiş, kapsamı genişlemiş, yeni boyutlar kazanmıştır.
 
Beyaz ve kırmızı renkteki martacıklar insana sevgi dolu sıcak duygular veren bir sembol olarak görülmüştür, son yıllarda “Marta Bağlama” geleneği giderek yeni biçimler kazanmıştır. Bir gelenek olarak martın birinde insanlar göğüslerine, çantalarına, evlerine, arabalarına da martacık bebekleri ve püskülleri takmaya başladılar. Bunda internet ve sosyal medya uzantılarının haberdar etme yaygınlığı tartışmasız büyük rol oynuyor. 
 
Tabi bu kırmızı beyaz renklerin de bir hikâyesi var. Tıpkı Türk bayrağındaki kırmızı beyazda olduğu gibi…
 
Vaktiyle Bulgaristan’da bir genç kız, savaş kazanmış erkek kardeşinin Tanrı’ya kurban ateşi yakması için kırlangıç ayağına bağladığı beyaz bir ip ile dereotu göndermiş. (Eski âdetlere göre; kurban ateşini bir demet dereotuyla yakmak gerekiyormuş.) İpin fazlasını keserken parmağını da kesen kızın kanı beyaz ipin bir kısmına bulaşmış. Bunu gören erkek kardeşi ateşi yakmadan önce ipi çözüp bileğine bağlamış. O günden sonra onu gören herkes bileğine kırmızı beyaz ip bağlamış. Tesadüf bu ya o günün tarihi Mart’ın ilk günüymüş.
Rivayet odur ki; bu ip bağlama geleneği o gün bugündür devam etmektedir. Şimdilerde martaniçka bilekliği olarak Mart ayının simgesi haline geldiğini görmekteyiz.
 
Haydi, bilekleriniz boş kalmasın. Kalpleriniz de…
 
Kaynaklar:
  1. Kök Türkler- Sencer Divitçioğlu
  2. Gelenek görenek ve inançlar: www.kulturportali.gov.tr
  3. https://dergipark.org.tr/en
  4. www.ascifok.com
Görseller:
Yazara aittir, izinsiz kullanılamaz.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.