Tarım Arazilerinin Korunması

Yazar: Salih Gökkür
 
Tarım, gıda tüketiminin güvencesi, gıda güvenliğinin anahtarıdır. Artan dünya nüfusunu ve sürdürülebilir bir geleceği düşündüğümüzde, mevcut alanların korunmasıyla birlikte tarım alanlarımızı arttırmanın yolları ile ilgili yeni bir stratejik yönetim modeli oluşturulabilir. Tarımda stratejik yönetim modelinin çerçevesi, ülkemizde 1989 yılında çıkarılan yönetmelikle, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun 2005 yılında kanunlaşmasıyla ve bazı yıllarda yapılan düzenlemelerle (örneğin 9 Aralık 2017 tarihli ve ve 30265 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Tarım Arazilerinin Korunması Kullanılması ve Planlanmasına Dair Uygulama Talimatı yönetmelik hükümleriyle açıklık getirilmesi gibi) aslında hazırdır.
2005 yılında yürürlüğe giren Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu (TKAKK) ile tarım arazilerinin satış, miras vb. yöntemlerle tarım arazilerinin mülkiyetinin devrini zorunlu kılınmıştır. Dünyadaki benzer örneklerdeki gibi, ehil mirasçı kavramıyla, tarım arazisinin işleyene devredilmesi amaçlanmıştır. Diğer mirasçıların mirastan doğan hakları ise arazilerin tarımsal gelir değeri üzerinden bedele dönüştürülmüştür. Ehil mirasçıya yapılan devir işleminde, ehil mirasçı hak kaybına uğrayan diğer mirasçılara arazinin tarımsal gelir değeri üzerinden ödeme yapacaktır. Yirmi yıl içinde tarım dışı kullanımdan dolayı meydana gelecek değer artışında ise ayrıca ödeme yapılması hükmü getirilmiştir. Aynı zamanda tarım arazilerin satışı/hisseli satışı, asgari tarımsal arazi büyüklükleri ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklükleri normları dikkate alınarak kısıtlanmıştır. Paydaşlar arasında satış işlemine izin verilmektedir. Yapılan bu yasal düzenlemeler ile tarım arazilerinin işletilmesinde verimliliğin artırılması amaçlanmıştır (Yıldız ve ark.,2018).
 
Tarım arazilerinin parçalanmasına engel olunması ve ekonomik birliğin sağlanması amacıyla, tarım arazileri üzerinde 19.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu md.8/İ/II ile tanınan yasal önalım hakkı, sınırdaş arazi malikleri lehine getirilmiştir. Tarım arazisine komşu sınırdaş arazi malikinin, önalım hakkını kullanması için, arazi satıldığında dava açması gerekmektedir. Birden fazla sınırdaş arazi maliki bulunduğunda ise aralarında tarımsal bütünlük gösteren arazi malikine öncelik verilerek, önalım hakkının kullanılması sağlanacaktır. Eğer arazinin birden fazla sınırı olup, sınırdaş bir başka malike satılması halinde, diğer maliklerin önalım haklarından söz edilemeyecektir. Sınırdaş arazi maliklerine önalım hakkı, tarım arazilerinin büyütülmesi, ekonomik olarak elde edilen faydanın arttırılması ve tarım arazilerinin korunması amacıyla tanınmıştır. Tarım arazilerindeki önalım hakkının uygulanılmasına ilişkin hükümler, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu md.8/İ/III’de yapılan atıf gereğince Türk Medeni Kanunu (TMK) md.732 vd.’de belirtilen şekilde kullanılacak, hak sahibi tarafından satış kendisine bildirildikten sonraki üç ay içinde dava açılacak, iki yıl geçtiğinde ise önalım hakkı düşecektir (Canarslan, 2020).
 
Doğal kaynaklar, diğer sermaye unsurları gibi üretilebilen üretim kaynakları değildir. Doğal kaynakların değişmesi durumunda gelecek nesillerin bu kaynakların şimdiki halinden yararlanamaması söz konusu olacaktır (Pezikoğlu, 2012). Verimli tarım alanlarına sahip ülkelerin gıda güvenliğini sağlayabilmesi, ekonomik olarak güçlenmesi için mevcut tarım alanlarını doğru değerlendirmesi gerekmektedir (Bayar, 2018). Arazilerin belirlenen en uygun arazi kullanım planlarına uygun olarak kullanımı doğal kaynakların, toprağın ve suyun korunması, tarımsal üretimde verimlilik ve kalitenin artırılması, üretim planlaması ile bitkisel üretim deseninin ortaya çıkarılması için gereklidir (Saykılı ve ark., 2017).
 
Tarım, ülkelerin gıda kaynağı olmasının yanı sıra; istihdam sağlaması ve sanayi sektörüne hammadde sağlaması bakımından önemli bir faaliyet alanıdır. Üreticiler kuraklık, sel, don, dolu ve fırtına gibi birçok doğal riskle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu tür risklerin gerçekleşmesi üreticilerin gelirlerini ve ülke ekonomisini olumsuz etkilemektedir. Doğal risklerin yanında ürün ve girdi fiyatlarındaki değişmeler, çiftçinin yeni teknolojik gelişmelere ayak uyduramaması gibi riskler de tarımsal işletmeleri olumsuz etkilemektedir (Erdoğan ve Bayramoğlu, 2017).
 
Türkiye’de tarım toprakları ve tarımda çalışan sayısındaki azalmanın en önemli nedenlerinden biri, işgücünün kırsal alanlardan sanayi ve hizmet sektörlerinin yoğun olduğu kentlere göç etmesidir. Diğer önemli bir nedeni ise Trakya, Ege, Akdeniz gibi tarım topraklarının yüksek oranda bulunduğu bölgelerde, sanayileşme ve turizme bağlı olarak yaşanan hızlı yapılaşma olgusudur. Bu olgu çoğu gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkede de yaşanmakta ve tarım toprakları dünya genelinde hızla azalmaya devam etmektedir. Tarım topraklarının yalnızca yasaklarla korunmasının yeterli olamayacağı gerçeğinden hareketle, toprak sahibi açısından, serbest piyasa koşulları içinde tarımsal amaçlı kullanımın ekonomik getirisinin artırılması yönünde alternatifler geliştirilmeli ve desteklenmelidir (Sönmez, 2018).
 
Ekolojik tarımda, hastalıklarla mücadelede doğal kökenli preparat ve bitkinin dayanıklılığını arttırıcı maddelerin kullanılarak hastalık etmenlerinin kontrol altında tutulması ve toprak analizleri yapılarak toprağın sağlıklı kalması sağlanır. Gübreleme ve sulama dengeli bir şekilde yapılır. Ekim nöbeti metodu uygulanarak toprağın organik madde içeriği dengelenmeye çalışılır. Ayrıca tarım yapılan bölgedeki hastalık ve zararlı potansiyeli düşünülerek dayanıklı bitki çeşitlerinin seçimine önem gösterilir. Dünya genelinde ekolojik tarımın önemi gittikçe artmaktadır. Günümüzde insanlarda bu konudaki artan bilinçlenme, ekolojik ürünlere olan talebi arttırmakta, yeni üretim alanları devreye girmektedir. Ülkemizin ekolojik tarım potansiyeli büyüktür. Türkiye’de ekolojik tarımın gelişimini hızlandırmak için, sektörün sözleşmeli tarım uygulaması ile üreticinin pazar sorunu olmadan üretebilmesini sağlamak için çalışmalar yapılmalıdır (Nur ve ark., 2016).
 
İyi Tarım Uygulamaları (İTU); tarımsal üretimin çevre, insan ve hayvan sağlığına zarar vermeyecek şekilde kontrol altına alınması ve üretim sonucunda oluşan ürünlerin sertifikalandırılarak tarımda izlenebilirlik, sürdürebilirlik ile gıda güvenliğini sağlayan üretim modelidir (Aydın ve ark., 2016). Kıtlığı azaltmak ve gıda güvenliğini teşvik etmek için kararlaştırılan uluslararası hedefler kapsamında, iyi tarım uygulamalarının dört ilkesi aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır (Anonim, 2003; Aydın ve ark., 2016).

a) Yeterli, güvenli ve besleyici gıdayı ekonomik ve etkili bir şekilde üretmek,
b) Doğal kaynak temelini sağlama ve sürdürmek,
c) Uygun tarım işletmelerini faaliyetleri korumak ve sürdürülebilir geçime katkıda bulunmak,
d) Toplumun kültürel ve sosyal taleplerini karşılamak.
 
İyi Tarım Uygulaması ile aşırı gübre ve ilaç kullanılmadığından toprakta ve suda nitrat ve pestisit kalıntısı olmadığı için, üründe de ilaç kalıntısı gözlenmez, toprakta kirlilik önlenir ve toprak verimliliği artar. Çiftçilerde ürettikleri ürüne karşı güven ve prestij oluşur  (Aydın ve ark., 2016). Toprağın yapısına ve yetiştirilen ürünün cinsine göre üretimde meydana gelebilecek zararlılar belirlenmeli ve bu zararlılara karşı bütün ürünlere bulaşmadan, çoğalmalarına engel olan ve ilk olarak uygulanması istenen koruyucu ve iyileştirici mücadele yöntemleri uygulanmalıdır (Erdoğan ve Bayramoğlu, 2017).
 
Tarımda toprak kaynaklarının iyi değerlendirilmesi için işletme büyüklüğünün doğru belirlenmesi; işletme içindeki parsellerin konumu; eldeki olanaklara göre arazilerin sulanabilmesi, gübrelenmesi, sürüm teknikleri (mekanizasyonu) ve polikültür sistemler (ekim nöbeti sistemleri)’in sürdürülebilir arazi yönetimi kuramlarına göre yönlendirilmesi ile sağlanabilir (Dönmez, 2016).
Kırsal alanda etkin bir toprak yönetimi ve toplulaştırmanın planlama kapsamında yürütülmesinden dolayı toprağın amaçlarına uygun, işlevsel ve doğru kullanımı sağlanmaktadır. Toplulaştırma ile kırsal alanın planlanması ve kırsal alandaki yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi özellikle kentsel planlama ve tarım dışı sektörlere ilişkin politikaların yürütülmesine uygun koşullar yaratmaktadır. Türkiye'de öncelikle verimli tarım alanlarının ve tarım dışı kullanım taleplerinin yoğun bulunduğu bölgelerde toplulaştırmanın tamamlanması gerekmektedir. Bu alanlarda yer alan toprakların kullanım planlamalarının yapılmalı ve bu planların uygulanırlığı yasal, kurumsal, sosyal ve ekonomik önlemlerle desteklenmelidir (Gün, 2015). Bazı araziler tarım yapılabilir nitelikte olmasına karşın, topoğrafya açısından uygun olmayabilir. Tarım amaçlı kullanılan arazilerde eğimin yüksek olması,  toprak erozyonuna neden olur. Tarımsal üretim yapılan eğimli arazilerin büyük bir kısmında mevcut durumlara uygun özel toprak koruma önlemleri olmalıdır (Karaca ve ark., 2019).
 
Hızlı nüfus artışı sonucu konut alanlarına ihtiyaç olması ve özellikle son yıllarda yerleşim planında görülen yerleşimin şehir merkezlerinin dışına doğru kayması gibi yapısal farklılaşmalar oluşması yoğun arazi kullanımı sorununu ortaya çıkarmıştır. Kırsal alandan kentsel alana geçiş bölgeleri olan bu bölgelerde, tarım arazisinin arsaya dönüşüm süreci görülmektedir. Bu süreçte taşınmazın yasal konumunda değişim olduğundan, tarım arazisi niteliğindeki taşınmaz arsa niteliği kazanacağından, ekonomik değerinde yükselme görülmekte, tarım arazilerinde meydana gelen bu değişimi cazip hale getirmektedir. Kentleşme planlamalarında, doğal kaynağın bir getirisi olan tarımsal üretimin zarar görmesini önleyici önlemler çerçevesinde çalışmalar yapılmalıdır. Bu noktada arazi kullanım kabiliyet sınıfları dikkate alınarak planlamaların yapılması önem kazanmaktadır. Kentsel planlamada kent ile kırsal alan arasındaki ilişki göz ardı edilmemelidir. Tarım arazilerinin kamu altyapı yatırımları için, kamulaştırmaya konu olurken tarım arazisinin verim düzeyinin de kararda etkisinin olması gerekmektedir. Türkiye’de tarımsal yapının daha fazla etkinleştirilmesi ve tarım sektörünün rekabet edebilirliği sektörün doğal kaynakları olan toprak, su ve bitki örtüsünün sürdürülebilirlik çerçevesinde korunması ile mümkündür (Karakayacı, 2010). İnsanların yaşam ve beslenme alışkanlıklarının değişmesinden dolayı artan talep ve ihtiyaçlara yönelik tarımsal ürün çeşitliliğinin artırılması ile ülkemiz ekonomisine önemli katkı sağlayacaktır (Kafalı Yılmaz, 2019).
 
Sanayileşmede kentin sanayinin olumsuz etkilerinden korunması için kent merkezinden uzak yerler, sanayilerin kurulmasında tercih edilmektedir. Tarım arazileri kent merkezinden uzak olduğundan, sanayi için kullanımı söz konusu olmaktadır. Sanayi yerleşim yerinin seçiminde kullanım kabiliyet sınıfı tarıma elverişli olmayan tarım arazilerinin tercih edilmesi gerekir. Bir sanayi kuruluşunun tarımsal üretimden daha fazla rant sağlayacağı bir gerçektir. Ancak verimli topraklar üzerine kurulan bir sanayi kuruluşu, ülke ekonomisinin temel gereksinmelerini sağlayan yüksek verimli tarımsal üretimin engellenmesine neden olmaktadır. Verimli tarım arazileri sınırlı miktarda olup çoğaltılması imkânsızdır. Yanlış ekonomik faaliyetler sonucu geri dönüşü olmayan ekolojik zararların oluşması sürdürülebilir kalkınma için bir tehdit unsuru oluşturmaktadır. Ülke ekonomisinin ve ekolojik yapının sürdürülebilirliği için tarımsal üretimin devamlılığının sağlanması ve tarım arazilerinin korunması gerekmektedir (Karakayacı, 2010). Arazi toplulaştırma projeleriyle birlikte yürütülen köy geliştirme çalışmaları kapsamındaki köy imar planlarının hazırlanması, tarım arazilerinin amaçları dışında kullanılmasını engellemektedir. Arazi toplulaştırmasıyla topraklarımız korunmakta ve tarım arazilerimizin vasfını yitirme hızı düşmektedir (Gökkür, 2016). Nüfusun artmasına bağlı olarak kent alanların artması ve yayılması ile tarım arazilerinin azalması, uzaktan algılama teknikleri ile uydu görüntülerinin farklı zamanlarda sürekli işlenmesi ve güncel arazi örtüsü haritalarının oluşturulması ile tespit edilebilmektedir ve tarım alanlarının yönetiminde ve korunmasında çok önemlidir (Özelkan ve ark., 2018).
Ülkeler, gelişim düzeyleri arttıkça kendi öz kaynakları hakkında daha geniş bilgileri kapsayan yeni teknolojik girdilere gereksinim duymaktadırlar. Doğal çevre içerisinde ilişkilerin önemli bir bölümünün dinamik nitelikte olması ve bunların davranışlarını gözlemleyebilmek amacıyla sürekli olarak yeni verilerin elde edilmesi ve mevcutların yenilenmesi gerekmektedir. Bu araştırmalar sonucunda elde edilen veriler, bölgelerde yetiştirilen bitki gruplarına göre üretim sistemlerinin düzenlenmesine ve dolayısıyla tarımsal sistemlerin planlanmasına katkı sağlamaktadır. Toprakların incelenen özellikler açısından yeterlilik durumlarının saptanması; noksan ve problemli sahalar ile yeterli ve uygun alanların belirlenmesine imkân verecek, gübre üretim planlaması ve gübre tüketim politikalarının geliştirilmesinde, tarım yapılan arazilere göre ihtiyaç duyulan gübrelerin hazırlanmasında önemli katkı sağlayacaktır (Özyazıcı ve ark., 2016). Tarımsal üretimde alt yapıyı sağlayan toprağın daha etkili ve sürdürülebilir şekilde kullanılması için, toprağın öz niteliklerinin bilinmesi önemli bir husustur. Verileri devamlı değişmekte olan toprak kaynaklarının belirlenmesi ve verilerin güncelleme çalışmalarının devamlı olması gerektirmektedir. Toprak ve arazi özelliklerine ait verilerin Coğrafi Bilgi Sistemleri ortamında analizleri, toprakların sürdürülebilir ve etkin bir şekilde kullanımına fayda sağlayacaktır (Karaca ve ark., 2019).
 
İnsansız hava araçlarının (İHA) uzaktan algılama çalışmalarında kullanılmakta olan uydu ve uçaklara göre daha doğru, hızlı ve düşük maliyetli veriler kazandırması bu teknolojinin giderek yaygınlaşmasını sağlamaktadır. Bu araçlar ile elde edilen görüntüler görüntü işleme yazılımında değerlendirilerek amaca uygun hale getirilip, daha az işgücü ile daha kısa sürede uygulama yapılmaktadır. İHA’lar özellikle bitki koruma çalışmalarında traktör ile yapılan işlemlerde oluşan toprak sıkışıklığı ve sürüklenmeyi azalttığı için daha etkin bir uygulama sağlamaktadır. Dolayısıyla tarımsal ilaç kullanımı bu sistemler ile azaltılmakta ve bu sayede çevrenin korunması hedefi de gerçekleştirilmektedir (Akkamış ve Çalışkan, 2020).
 
Sınır ötesi tarım yatırımı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için bir çıkış yolu olarak görülmektedir. Sınır ötesi tarım yatırımlarının gıda talebini karşılamada yeterli olabilmesi için bilgi teknolojileri, ar-ge ve endüstri 4.0 teknolojilerinin desteğiyle sürecin yönetilmesi zorunluluk haline gelmiştir (Gülgönül ve Akiş, 2020).  Tarım sektörünün, küresel rekabetten en az etkilenecek biçimde korunmasını amaçlayan politikalar uygulanmalıdır (Tokatlıoğlu ve ark., 2018).
 
Yüksek teknolojili tarım için özel sektör-devlet işbirliğinin artırılması gerekmektedir. Tarım sektöründekilerin gelir ve katma değerinin artırılması, çiftçiliğin bir meslek haline getirilmesi çok önemlidir. Devlet desteği ile tarımın dijitalleşmesi için gerekli olan alt yapının oluşturulması, gübre, sulama ve tohum gibi girdi maliyetlerinin azaltılmasını sağlayacak, Ar-Ge destekleri ve yatırımları, tarımsal araştırma üniversitelerinin kurulması gibi politikalarla, tarım sektörü devlete yük değil katkı sağlayan ve kalkınmanın hızlandırıcısı olan bir sektör haline gelecektir. Tarım konusunda uzmanlaşmış ülkelerle yapılacak işbirlikleri tarımdaki teknoloji açığının kapanmasında etkili bir yol olabilir. Tarım sektörü, ileri teknolojilerin kullanıldığı, verim ve maliyet açısından karlılığı yüksek, stratejik bir sektör olarak öne çıkarılmalıdır. Genç nesillere tarım sektörünün stratejik önemi anlatılarak bu alanda iş yapmaları konusunda teşvikler verilmelidir (Kılavuz ve Erdem, 2019).
 
Tarımda stratejik yönetim, toplumun tüm kesimlerindeki gelir farkının azaltılmasında kullanılabilecek önemli bir araçtır. Tarımsal üretim için uygun arazilerin iyi değerlendirilememesinin nedeni, tarımda verimi düşük ürünlerin yetiştiriciliğinden, girdilerin eksikliğinden ve yanlış uygulamalardan kaynaklanmaktadır. İklimin değişim hızının son yıllardaki artışı, ekolojinin bu değişime direnme gücünün azalması, insanoğlunun yaşadığı çevreyi, sosyo-ekonomik yaşamını, değişikliğe uğratmaktadır. Gelecekte ülkelerin dış ticaretlerinde, tarımsal üretimde verimi yüksek, maliyeti düşük ve su tüketimi az ürünler yaygınlaşmaya başlayacaktır. Tarımda üretim maliyetleri ile ürün fiyatları arasındaki dengesizlik, küresel değer zincirinin revizyonuyla düzelebilir. Böylece iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine rağmen, bazı ürünlerde gıda arzının düşmesinin önüne geçilerek, gıda güvenliğimizin sürdürülebilirliğine olumlu katkılar sağlanabilir. Tarım ürünlerinin dış ticaret maliyetlerinde ülkelerin ithalat ve ihracat maliyetleri çok büyük önem arz etmektedir. Doğru pazarlama teknikleriyle ve tüketici davranışlarını doğru bir biçimde analizle, bu maliyetlerin olumsuz etkileri en aza indirgenebilir (Gökkür,2017).
 
Tarımsal üretimdeki artışların düzenli olmayışı, tarım arazilerinin azalış hızını arttırmaktadır. Tarıma elverişli arazilerin, tarım dışı kullanıma açılmasını önlemek için, tarım arazilerimizin ekonomik getirisini arttırma yolları ile ilgili yeni yapısal düzenlemeler, eğitimler hazırlanmalıdır. Tarım arazilerinin imara açılması zorlaştırılmalıdır. Arazi kullanım planlarıyla ekolojik yönden tahrip edilmiş tarım alanları restore ederek, bu arazilerin yeniden verimliliğini arttırma yollarına gidilebilir. Tarıma dayalı sanayinin gelişeceği alanlar, verimli tarım arazisi olmamalıdır. Meyve yetiştiriciliği yapılan yerlerde, arazi büyüklüğünün hareketli kendi yürür sulama ve gübreleme sistemlerine uygun olduğu alanlara, özel teşvikler verilebilir. Tarım arazilerimizin verimliliğinin korunması için rüzgâr erozyonunu ve su erozyonunu önlemeye yönelik çalışmalara verilen destekler, gelecekte de sürekliliğini sürdürmelidir.
Tarım sektöründe istihdam eden çağ nüfusun (15-64 yaş grubundaki çalışma çağındaki nüfus) arttırılması yönünde yeni çalışmalar yapılmalıdır. Çiftçilerimize bir yılda daha fazla ürün alabilecekleri yazlık, kışlık ürün yetiştirme konusunda yapılabilecek destekleme programlarıyla, arıcılık faaliyetlerinin de bu programlara eklenmesinin meydana getireceği gelir artışlarının etkileriyle, yeninden köye dönüşün sağlanmasına olumlu katkılar sağlanabilir. İhracatı az sayıda tarım ürününe bağlı yörelerde, ihracatta alternatif ürünlere yönelmek gerekebilir. Bazı tarım ürünlerinin ithalatını azaltmak amacıyla, tarım arazilerinde yetiştirilecek bu ürünlere verilecek desteklerin arttırılması, tarım arazilerimizin korunmasına fayda sağlayabilir. İklim parametreleri göz önünde bulundurularak coğrafi koşullara uygun ürünler yetiştirilmelidir. İklim değişikliği nedeni ile artan sıcaklıklar dikkate alınarak, soğuklama ihtiyacı düşük tarım ürünlerine yönelmeye başlamak gerekmektedir.
 
Arazi kullanım planları, geleceğe yönelik hazırlanan, arazilerin (toprakların) korunmasını amaçlayan, ekonomik koşulları da değerlendiren bir kavram olduğu için, tarım arazilerine konut yapım izni verilmemelidir. Tahrip olmuş alanlar olsa bile bu alanların restorasyonuna gidilmelidir. Sadece tarım arazileri dışındaki alanlara ve tarımsal niteliği olmayan mevcut köy yerleşim alanları içindeki boş alanlara konut yapım izni verilmesiyle, tarım alanları korunabilir. Son yıllarda turizm yerlerine yakın köy yerleşim yerlerinde yapılaşmada değişim ve yoğunlaşma başlamıştır. Bu değişim mimari yapının farklılaşmasına neden olmaktadır. Köy yerleşim alanlarında betonlaşmanın kontrol altına alınması için arazi metrekaresine göre belirlenen Yapı Taban Alanı İzni ve Diğer Katlar Alanı İzninde değişikliklerle, Toplam Yapı Alanı İzninde düzenlemeler yapılabilir.
 
Tarım arazilerinin korunması ile ilgili yapılan tüm çalışmaların bütüncül bir yaklaşımla bir araya getirilmesiyle stratejik yönetim modeli oluşturulabilir. Tarım sektörü aslında birçok markadan oluşan bütüncül gizli bir markadır. Tarım ürünlerinin markalaşması sürecinde, tarımı tek başına bir marka olarak lanse edersek, bu durumun zihinlerde yaratacağı olumlu etkiden dolayı, hem üretimimizi hem de ihracatımızı arttırma yolunda hızlı bir adım atabiliriz.
 

 
Abstract

Protection of Agricultural Lands

Agriculture is the key to food security. When we consider the increasing world population and a sustainable future, a new strategic management model can be created related to ways to increase our agricultural areas with the preservation of existing areas. A strategic management model and its purpose can be created by combining all the works related to the protection of agricultural lands with a holistic approach. The areas where the agricultural industry will develop should not be fertile agricultural land.
 

 
Kaynaklar:
  1. Akkamış, M., Çalışkan, S., 2020. İnsansız Hava Araçları ve Tarımsal Uygulamalarda Kullanımı. Türkiye İnsansız Hava Araçları Dergisi, 2(1): 8-16.
  2. Anonim 2003. Development of a Framework for Good Agricultural Practices. Committee on Agriculture, Seventeenth Session, 31 March-4 April 2003 Rome.
  3. Aydın, B., Özkan, E., Aktürk, D., Kiracı, M., Hurma, H., 2016. İyi Tarım Uygulamalarına Yönelik Üretici Görüşlerinin Ekolojik Açıdan Değerlendirilmesi (Kırklareli, Edirne, Tekirdağ ve Çanakkale İlleri Örneği). Kafkas Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 9(1): 12-25.
  4. Bayar, R., 2018. Arazi Kullanımı Açısından Türkiye’de Tarım Alanlarının Değişimi. Coğrafi Bilimler Dergisi, 16(2): 187-200. DOI: 10.1501/Cogbil_0000000197
  5. Canarslan G., 2020. Tarım Arazilerinin Satılması Halinde Sınırdaş Maliklerinin Önalım Hakkı,  Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, AndHD, 6 (1): 1-18.
  6. Dönmez S., 2016. İnanlı (Muratlı-Tekirdağ) Tarım İşletmesi Arazilerinde Ayrıntılı Toprak Haritasına Dayalı Parselasyon Haritasının Yapımı, International Journal of Agriculture and Wildlife Science (IJAWS)-2016, Uluslararası Tarım ve Yaban Hayatı Bilimleri Dergisi (UTYHBD), 2016, 2(2): 89-96.
  7. Erdoğan, F., Bayramoğlu, Z., 2017. Tarım İşletmelerinde Finne-Kinney Yöntemi ile Risk Analizi. Tarım Ekonomisi Araştırmaları Dergisi, 3(2): 19-28.
  8. Gökkür S., 2016. Arazi Toplulaştırması ile Bina Toplulaştırması: Yeşil Kentler, Apelasyon, ISSN:2149-4908, Mayıs 2016,  Sayı 30, Apelasyon.com/Yazi/451
  9. Gökkür S., 2017. Tarım ve İklim Değişikliği, Apelasyon, ISSN:2149-4908, Eylül 2017, Sayı 46, Apelasyon.com/Yazi/701
  10. Gülgönül, A., Akiş, E., 2020. Sınır Ötesi Tarım Yatırımlarının Geleceği ve Ülkelerin Sınır Ötesi Tarım Yatırımı İhtiyacının Tespiti için Bir Yaklaşım. Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 34 (2): 531-553. DOI: 10.16951/atauniiibd.661243
  11. Gün, S., 2015. Kırsal Alanın Planlanması ve Toprak Toplulaştırması. Tarım Ekonomisi Araştırmaları Dergisi, 1(2): 52-61.
  12. Kafalı Yılmaz, F., 2019. Adana Ovaları'nda Endüstriyel Tarım Bitkilerinin Üretimindeki Değişiklikler. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 23 (3): 973-986.
  13. Karaca, S., Sarğın, B., Türkmen, F., 2019. Bazı Arazi ve Toprak Niteliklerinin Coğrafi Bilgi Sistem Analizleriyle İncelenmesi: Van İli Arazi ve Toprak Özellikleri. Türkiye Tarımsal Araştırmalar Dergisi, 6 (2): 199-205. DOI: 10.19159/tutad.542543
  14. Karakayacı, Z., 2010. Tarım Arazilerinin Amaç Dışı Kullanımının Sürdürülebilir Kalkınma Açısından Değerlendirilmesi. Ziraat Mühendisliği, 355: 48-53.
  15. Kılavuz, E. ve Erdem, İ., 2019. Dünyada Tarım 4.0 Uygulamaları ve Türk Tarımının Dönüşümü, Social Sciences (NWSASOS), 14(4): 133-157. DOI:10.12739/NWSA.2019.14.4.3C0189
  16. Nur, G., Deveci, H., Kırpık, M., Nur, Ö., Bağrıaçık, N., Yıldız, Y., 2016. Sürdürülebilir Üretim Yaklaşımı: Ekolojik Tarım. Kafkas Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 9(2): 3-8.
  17. Özelkan, E., Sağlık, A., Sümer, S., Bedir, M., Kelkit, A., 2018. Kentleşmenin Tarım Alanları Üzerine Etkisinin Uzaktan Algılama ile İncelenmesi – Çanakkale Örneği. ÇOMÜ Ziraat Fakültesi Dergisi, ISSN:2147–8384, e-ISSN:2564–6826, 6(1): 123-135.
  18. Özyazıcı, M., Dengiz, O., Aydoğan, M., Bayraklı, B., Kesim, E., Urla, Ö., Yıldız, H., Ünal, E., 2016. Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Tarım Topraklarının Temel Verimlilik Düzeyleri ve Alansal Dağılımları. Anadolu Tarım Bilimleri Dergisi, 31(1): 136-148. DOI:10.7161/anajas.2016.31.1.136-148
  19. Pezikoğlu, F., 2012. Sürdürülebilir Tarım ve Kırsal Kalkınma Kavramı İçinde Tarım-Turizm-Kırsal Alan İlişkisi ve Sonuçları. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, 2012(1): 83-92.
  20. Saykılı, İ., Birdal, A., Türk, T., 2017. En Uygun Arazi Kullanım Planlarının CBS ile İncelenmesi: Sivas İli Dikmencik Köyü Örneği. Geomatik Dergisi, 2(3): 126-134. DOI: 10.29128/geomatik.322899
  21. Sönmez, Ö., 2018. Sanayileşen Alanlarda Tarım Topraklarını Koruma Güçlüğü: Trakya Bölge Planlama Deneyimi. Uygulamalı Yerbilimleri Dergisi, 17(2): 101-114. DOI: 10.30706/uybd.453500.n
  22. Tokatlıoğlu, M., Selen, U., Leba, R., 2018. Küreselleşme Sürecinde Tarımın Stratejik Önemi ve Tarımsal Arz Güvenliğinin Sağlanmasında Devletin Rolü. Journal of Life Economics, 5 (4): 151-176. DOI: 10.15637/jlecon.267
  23. Yıldız, O , Uzun, B , Çoruhlu, Y., 2018. Tarım Arazilerinin Miras Yoluyla İntikali ve Sağlararası İşlemlerle Devrine İlişkin Kısıtlamalar. Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, (33): 95-122.
Görseller:
Yazara aittir, izinsiz kullanılamaz.
 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.