Tasarımda Malzeme

Yazar: Büşra Pirgaip

O tasarım, bu tasarım derken hepsinin temasını oluşturan hemen hemen her yazımda da bahsettiğim bir tasarım özelliği var ki, o da malzeme. Bütün dokuyu, ambiyansı etkileyen en önemli faktör... Malzeme kullanımında ihtiyacı karşılamak öncelikli gelse de ilerleyen süreçte bunun mekana farklı etkileri de ortaya çıkıyor. Bu anlamda doğa ve onun malzemesinin, yenilebilir, değişken, dinamik olması hayatın ritmini taşıması, geometrisi tasarımın önde gelen unsurlarını oluşturuyor.

Malzemeyi bedenle kurulan iletişim aracı olarak ele almak, mekanı dokunsal yapan bir unsurdur. İnsanı mimariye dokunmaya çağıran öz, kendi karakterini, oluşum sürecini, üzerindeki izlerini ve yaşanmışlıkları gösterirken, değişik izlenimler oluşturmaktadır. Bu haliyle maddesellik, mekânın bedensel algılanmasının en somutlaşmış hali oluyor.

Artık günümüzde malzeme; tasarımı, mimari ve içmimari de tasarım olanaklarına çok yönlü bakmamızı sağlamıştır. Tasarımlarda varoluşunun organizasyonu, formları, yüzey dokuları, iç yapıları, strüktür özellikleri ve kendini organize etmesi mimarı biçimleri oldukça etkilemektedir. Mimari, insanların arasındaki bağa, kavramları aktarma yollarından sadece biridir. Bu sebeple mekanlara, yaşam alanlarına, dış cephelere yaptığınız tasarım malzemesiyle birlikte yaşar.

Bir elbisenin herkeste aynı durmayacağı gibi, her malzeme de her ortama uygun değildir. Mekana verdiği ruh, bütünlük önemlidir.

Hemen hemen her tasarımda olduğu gibi önceliğim sürdürülebilirlik kavramı. İnsanları ekolojik yaklaşımlara daha çok yöneltmek, konuyu daha çok insana anlatmak amacım. Dinamik mimari yapılarda tasarımlar fiziksel koşulları kendi yararına dönüştürme olanağına sahip ve kendi kendine ya da dış etkenlere bağlı olarak bu değişkendir. Dinamiklik malzemenin potansiyellerine göre çeşitlenir. Duyarlı ve daha sürdürülebilir enerjinin depolanması, empoze edilmesine yardımcı olur. Doğadaki dinamizminin yapıda da devamının sağlanması, cephelerin kinetik olma durumu, yaşayan mimari tasarımlarda malzemeden sahip olduğundan daha fazla hareket isteğini getirmektedir. Çevre verilerini algılayıp, malzeme kendi duruşunu çevreden algıladıklarıyla değiştirerek doğaya hareket eder. Yapı bir süre sonra ortam şartlarıyla mücadele edip, çevresel uyarılar geri dönüşümsel olarak da tepki verip, sürdürülebilirlik yönünü o koşullara göre tamamlar.

Mekandaki hareket, sadece görme ve dokunma arasındaki ilişkiyi kurmaz, aynı zamanda bedendeki somatik duyuları da harekete geçirir. Mekan içinde, beden sınırları, mekan içindeki hareketi ve hareket sırasında bedende oluşan yoğunluk ve duyumları deneyimleyerek onları hatırlamakta. Ayrıca mimari mekan, birbirinden farklı iç ve dış etkilerle, zamanla ve en önemlisi hareketle sürekli değişime uğrayıp yeniden üretilmektedir. Dolayısıyla mekan, uzaktan seyredilen bir nesne değil; eylemlerle, bedenlerle ve bedenlerin kurduğu ilişki ağıyla sürekli değişen akışkan sürecin bir parçası oluyor.

Malzeme algısını genel olarak anlayabilmek için öncelikle algının tanımına, duyuların algı ile olan ilişkisi ve algısal süreç nasıl gerçekleşiyor bunu bilmek gerekiyor. Süreç çevreden gelen, uyarılan duyular ile beş duyu organımıza aktarılıyor. Yani algı duyularla birlikte harekete geçiyor. Duyu duyuyor ve çevredeki enerjinin altında uyarılarak, algı duyu verilerini zihinde örgütleyip, yorumlayıp çevredekilere anlam verme durumuna dönüşüyor.

Algısal süreç, çevredekilere anlam verdikten sonra algı merkezini harekete geçirerek depolama durumuna geçer. Bu süreç daima değişken ve dinamiktir. En önemli özelliği sabit olmadığı ve her an bir olguyla algının yenilenebilir ve dönüşebilir olduğunu bilmektir. Bu süreçteki etkiler görme, koklama, duyma, tatma, dokunma gibi duyu alma yöntemleriyle somutlaşarak oluşur.

Geçmiş olaylardan da faydalanarak da bu bilgiler kodlanır, kategorilere ayrılır. En azından bir süre kodlandığı şekilde kalır. Çünkü bu algısal etkilerde, bilgi gerektiğinde geri çağırılarak ya da yeniden kodlanarak bu süreç ilerleyip gider. Malzeme ve birey ilişkisinin bir sonu, ucu bucağı yoktur. Tasarım sürecinde heyecan verende bu.
Algısal beklentiler aslında bizim hayatımızdaki en küçük detayları bile oluşturarak büyüyor, değişiyor. Zaman zaman eklenip, çıkartılıyor. Bu oluşum sürecimizin gerçeğidir. Bunlar hem kişisel hem de toplumsal değişimlerle var olur.

Malzemelere genel bakacak olursak da , insanlığın var oluşundan bugüne kadar temel ihtiyaçları karşılaşmak ilk hedef oldu. İlk çağlarda bu barınma sorunlarından sonra doğal oluşumlar kullanılıp çözüldü, doğada olduğu haliyle kullanıldı. Sonra taşların yontulması, topraktan kerpiç üretimi, ahşap işlenmesi ve zamanla özelleşen seramik, mozaiklerin kullanımı, bağlayıcıların sırrını teknolojiyle çözülüp geliştirilmesi gibi durumlar insanlığın dönüşümünü önemli ölçüde etkiledi ve geliştirdi. İnsanlığın malzemeyle olan hikayesi tam olarak burada başladı. İlerleyen süreçte konforda bir öncelik oldu, sonra tarzlar, dekor işin içine girmeye başladı.

Uygulamada bir malzemenin temel özellikleri belirli bir amaç için belirlendiğinde malzemeleri karşılaştırıp, ilk olarak benzer özelliklerine göre gruplandırıp ayırmak gerekir. Bu karşılaştırma işimizi biraz daha kolaylaştırır. Tasarımda istediğimiz daha net ortaya çıkar. Birçok malzeme türü vardır. Bunların hammaddesi, algılanan sonuç seçim sebebi olabilir. Burada özgünlük, doğallık ve gerçeklik bizim en önemli unsurlardan biri oluyor. Alternatif malzemelerse algıya görsel bir çakışma yaratabilir. Özgün olması bu anlamda çok önemli. Hepsinin yanı sıra konforda etkisi yüksek olan önemli unsurlardan biri. Tümden bakacak olursak algıların zaman dilimi yoktur. Bu yüzden algı da zamansızlığı da göz önünde tutarak devam etmeli.

Ahşabın algısını inceleyecek olursak malzemenin sıcaklık etkisi algısal olarak en çok tercih edilme sebebi olarak yer alıyor. Dokunduğumuz bu malzeme, düşük ısı tutma ve yüksek ışıma değerine sahip olduğu gibi, vücuttan az bir ısı çekerse, arka planda bunun etkisiyle insanların algısında hoş ve görünüşte sıcak bir etki yaratır. Softluğunun verdiği sakinliğin, yanı sıra farklı renk seçenekleri algıya farklı deneyimler sunma imkanı veriyor. Işık arka plandaki koyu karanlık üzerine düşerse muhteşem ama diğer türlü yere bakınca bile o malzeme görünmez olur, dikkat çekmez. Bu anlamda malzemeyi doğru şekillerde öne çıkarmak gerekiyor.

Doğal taş algısını inceleyecek olursan strüktürel olarak, kaplama ve yalıtım olarak güçlü olan bir, malzeme oluşu insanlarda güçlü bir imaj algısı oluşturuyor. Kırılarak bir yapı malzemesine dönüştürülebilir oluşu onu özünden biraz uzaklaştırıyor. Görünümdeki modernlik ve her ortama uygunluğu sebebiyle de taklitleri de oldukça fazladır. Mesela doğal taş görünümlü seramikler, plastikler, taş baslı duvar kağıtları gibi malzemeler hem iç hem dış mekanda fazlasıyla karşımıza çıkmaktadır.

Beton malzeme algısı ise, taşıyıcı elaman olarak kullanılmakla birlikte, dolgu ve yalıtım malzemesi olarak iç mekanda, cephede, dekoratif elemanlarda oldukça sık kullanılmakta oluşu malzemeyi daha alışılmış kılıyor. Günümüzde farklı renk, doku ve yüzeylerde beton elde edilmesi algısal deneyimi diğer malzemelerdeki gibi arttırıyor. Aynı zamanda betonun insana verdiği net, yalınlık hali insanları oldukça çekmekte. Buna minimal tasarım düzenleri de dahil. Sadeliğiyle insana tokluk hissi veriyor.

Aslında genel olarak malzemenin yapısı,  kokusu, tokluğu görme, dokunma, işitme, koklama duyularıyla algılandığı için algısal süreç bir bütün olarak çalışıyor. Süreç sonunda depolanan bilgi bu malzemenin gerçek olduğudur. Fakat yine aynı şekilde görülen beton baskılı duvar ve zemin örneği, ağaç dokusu verilmiş duvar kaplaması, ahşap görünümlü kaplamalar ve alüminyum paneller gibi ürünlerin hedefinde sadece görsel algı vardır.

Mesela ilk aşamada görsel uyaranlarla ahşap gibi algılanan malzeme, dokunma aşamasında ahşabın sıcaklık etkisini gösteremez. Önceden algıya kayıt edilmiş ahşap malzeme bilgisiyle sıcaklık hissiyatı eşleşmediğinden malzemenin ahşap olmadığı kısa süre içinde algılanır. Bu da çok büyük bir etkide bulunmaz. Bu kısım duyuda taklit algısına giriyor.

Tuğlanın malzemesi algısına gelecek olursak taşıyıcılığı sebebiyle yığma olarak kullanılmasının yanında rengiyle de öne çıkıyor. Malzemenin kompozisyonuna göre farklı doku ve yüzeyler oluşturmak için kullanışlı bir malzeme olması yine tercih edilme sebebi. Özgünlüğü ve klasikliği insanların algısında güzel izler bırakıyor. Bazı insanlara demode gelse de sevenleri oldukça çok. Rengi sayesinde mekana sıcak bir atmosfer katıyor. İç mekanda dekorasyon ürünü olarak da tercih edildiği gözüküyor. Doğallık olarak algıda insanları çekiyor.

Bunların yanı sıra diğer malzemelerde de olduğu gibi malzemeyi direk kullanmaktansa tuğla görünümlü cephe kaplamaları, 3 boyutlu duvar kaplamaları görsel algıda tuğla izlenimi yaratsa da dokunsal olarak algıda aynı etkiyi göstermemektedir.

Çelik malzeme algısında ise binlerce yıldır kullanıldığı için koruyuculuğu temsil ediyor. Teknolojinin gelişmesiyle donatılarda kaplamalarda, koruyucu ve dekoratif malzeme olarak da kullanılıyor. Çeliğin yapı strüktüründe uygulanmasının en önemli sebeplerinden biri dayanıklılığı ve bu sayede geniş açıklıkları tek bir elemanla geçilebilmesidir. İnsanlarda ‘çelik gibi’ tabiriyle bu tarz yapıları veya strüktürleri görünce kendini daha güvenli ve güçlü hissediyor.

Teknolojiyle mimarinin sınırları yavaş yavaş ortadan kalktığı tanımların artık bulanıklaştığı zaman içinde görülmüştür. Akıllı teknolojiler, yenilikçi malzemelerin yapım süreçlerine dahil olmakta. Bu süreçte algıda evirilip değişmektedir. Strüktür başta dayanıklılığı temsil etse de sonrasında kaplama malzemesi de algıda seçiciliği öne çıkarmıştır.

Başlangıç noktasında malzeme gördüğünüz gibi oldukça belirleyici olabilir. Kalınlıklar, taşıyıcı sistem, açıklık, yükseklik, mekanda malzemenin duruşu tasarımın ve yapısal anlamın ana kurgusunu oluşturuyor.

Yapılar için iyi malzeme, ışıkta ve çevre şartlarında yeni anlamlar doğuran, etrafında döndüren, net olan ama aynı zamanda da gizemini koruyan, dokunma hissi uyandıran ve sizi kendine çeken ve yanıltmayan malzemedir. Ama taklit olunca temel amacı kullanıcıya görsel ve eğer yapabilirse duyularıyla yanıltmak olduğu için malzemeyi yeniden yorumlaması ve tasarımın kullanıcıya etkileri olarak yeniden düşünülmesi gerekir. Çünkü taklit malzemeler, detay ve çözümleri artırarak aslında mimariye bitmiş ürün sunarken, bir yandan da mimarı tasarımın ve projenin ana kurgusundan uzaklaşıyor. Bu taklit yanıltıcı alternatifler genellikle maliyetten, işçilikten kaçmak ve daha hızlı uygulamak için tercih ediliyor.

Ama yapının dokusu, duyulara daha çok işlediği için ve bu sebepten malzemenin özü duyuları daha hızlı etkileme yöntemidir. Bu tasarımı daha güçlü yapar.

Seramiğin algı üzerine etkisine gelecek olursak eskiden soğuk olarak algılanan seramikler, teknolojinin ilerlemesiyle gelişmesiyle modelleri, doku farklılıkları sebebiyle o algıyı geride bırakıyor. Banyo, mutfağın yanı sıra diğer yaşam alanlarında, mekanlarda , iç - dış yüzeylerde dayanıklılığıyla da oldukça tercih edilmektedir. Seramik, sanata ve mimariye varlığındaki kapasiteyle yön veren güçlü bir malzeme türüdür. Parlaklığıyla, matıyla dokusuyla mekana verdiği derinlik, temizlik etkisiyle algılara fazlasıyla işleyip en çok sevilen ve tercih edilen malzeme türü olarak işlemektedir.

Malzemelerin en zarifi olan camın algı üzerine etkisini , Jean Jacques Rousseu ‘ tüm taşların en masumu’ olarak adlandırmış. O kadar doğru ki. Şeffaflığıyla, var olan ile yok olan arasındaki sınırı ifade etmesi ile mimari tasarımda en etkili malzemelerden biridir. Atmosfer etkilerine, ısı değişikliklerine karşı yüksek dayanımlı, ışığı düzgün kırma özelliğine sahip saydam yapı malzemesidir.Dekorasyonda mekana şıklık katar. Şeffaflığın verdiği soyutluk ama dokunuşla algıladığımız o somutluk algılarda en net malzeme olarak algılanır. Şeffaflığı fazlasıyla güven verir, iç rahatlatır. Bulunduğu yere inceliği, naifliği, kırılganlığıyla nazik bir dokunuş katar. Çevreye dost tasarımlar gerçekleştirmemizde de payı oldukça büyüktür. Kullanım alanı çeşitliliği , cephelerde özellikli cam kullanımı, hafif olmaları, estetik görünümleri, imalat ve montajlarının kolay olması, dış iklime dayanıklılıkları nedeniyle kısa zamanda özellikle yüksek yapılar için vazgeçilmez bir hal almıştır.

Çözülmüş detay ve kolay uygulama stratejisiyle pazarlanan bu malzemeler bitmiş ürün olarak projelere eklenmekte, tek tip yapı üretiminin önünü açmakta ve mimarı tasarlayandan çok seçen konumuna sokmaktadır. Aslında kullanıcının mekan ve malzeme deneyimi sadece görsel algı üzerinden gerçekleşmemektedir. Bu tasarımcılar tarafından göz önünde mutlaka bulundurulmalı.

Aksine bütün duyusal özellikler uyarılmak için hazır bekler. Bu noktada mimarın bir yapıyı tasarlarken kullanıcıya yaşatmak istediği deneyim her iki tarafın malzemeyle olan ilişkisiyle kurulmakta.

Ünlü mimarların yapılarında olduğu gibi, dokusu ve kokusuyla malzemeyi özüne uygun kullanarak, ışık ve su gibi ek faktörlerle duyuları harekete geçirerek yeni deneyimler uyandırabiliriz.

Malzemenin de zaman içerisinde algısal olarak her açıdan düşünülebilmeli, algı ve duyuların ötesinde belki de sadece akıl yürütme suretiyle malzemenin kavranması, mimari de algı konusunu yeni bağlamlar çerçevesinde oldukça derin incelenmesini sağlar.

Tasarım sürecinde malzemenin kendisiyle bağlantılı kalması ve kullanıcının algısında karmaşa yaratılması sorunsalına bir ara kesit çözümü oluşturulabilmesi gerekir. Mevcut algı ve bellek deneyimine katkı sunacak mimarlık ve malzeme özünün, varlığını koruyup bu şekilde tasarıma entegre etmeli.

Sonuç olarak tasarımı doğru malzeme kullanımı tasarımı iyi bir şekilde temsil eder ve yaşatır.
 
Görseller:
Yazara aittir.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.