Değişimlere Adapte Olmanın Önemi

Yazar: S.Sinan Ulusoy
 
Konuşmalarımızın konusu ne olursa olsun sıklıkla altını çizdiğimiz ve vurguladığımız önemli unsurlardan biri 'değişim ve değişime uyum'un önemi.

Pazar koşulları hızla değişiyor, tüketici davranışları hızla değişim gösteriyor, rakip davranış şekilleri ve rakipler değişiyor, teknoloji her geçen gün farklı bir imkanı sunuyor ve buna paralel ürünler hızla gelişim ve değişim içinde. Kısacası değişim; teknolojik, siyasal, ekonomik, ekolojik olmak üzere hayatımızın her alanında tecrübe ettiğimiz bir gerçeklik.

Değişmeyen tek şeyin değişim olduğu bu süreçte kurum ve kişilerin kendilerini tehdit eden değişim olgusunu fırsat(lar)a dönüştürebilmek önemli yönetsel ajanda konularından biri.

Bizim jenerasyonun yakından tanıklık ettiği organize perakendecilik alanında yaşanan gelişmeler, geleneksel alışveriş ve tüketim anlayışı üzerinde hızlı bir değişime neden olmuştur. Peki bunun bunun sonucu ne oldu? Cevap sizlerin de söylediği gibi mahalle bakkallarımızdan büyük marketlere ve mağaza zincirlerine kayan yeni alışveriş akımı... Mantar gibi çoğalan alışveriş merkezleri ve hipermarketler, yeni bir kültür ve yaşam biçiminin gelişmesine de öncülük etti. Bu durumdan olumsuz yönde etkilenen işletmeler ise geleneksel gıda perakendecileri olarak adlandırılan bakkal ve orta boy marketler oldu. Peki bu gelişmeler olurken geleneksel gıda perakendecileri (bakkal amcalarımız) hipermarketler ve mağaza zincirleri karşısında rekabet edebilmeleri ve varlıklarını sürdürebilmeleri için yeni rekabetçi stratejiler oluşturmayı başarabildiler mi? Daha başarılı olabilirler miydi? Geleneksel yaşam tarzı halen geçerli olmasaydı varlıklarını halen devam ettiriyor olurlar mıydı?

Sanırım hepimizin hemfikir olduğu diğer konulardan biri de gerek geleneksel perakendeciler gerekse organize perakendecilerin günümüzde ve yakın gelecekte en büyük rakiplerinin e-ticaret olacağı. Bir çoğumuz eskiden mahalle bakkalımızın sattığı bir çok ürünü e-ticaret yoluyla almaya başlamadık mı? Yerel hizmet veren ve bakkal ile market arası yapıya bürünen birçok işlem e-ticaret yoluyla olmasa bile bir ekmek veya gazete gibi düşük bedelli bir ürünü dahi telefon siparişi üzerinde hızla evlere teslim ediyor. Bunun bir sonraki adımı e-ticaret benzeri bize has bir yöntem mi olacak acaba?
 
Bu hafta sizlere profesyonel ve özel ilgi alanlarımdan biri olan “Kriz İletişimi Yönetimine” ilişkinde bir kaç kelam etmeyi arzu ediyorum. Her olgunun bu kadar hızla değişime tabi olduğu bir süreçte son on-yirmi yılda pratiğe geçirdiğimiz 'Kriz İletişimi Yönetimi' ile ilgili doğrular halen geçerliliğini koruyor mu? Veya diğer deyişle kriz iletişimi yönetimi ilkeleri değişmez mi? Hiç şüphesiz değişir. Unutmayalım eski ezberle hareket etmemiz durumunda günümüzün gerçekleri altında gerçekleşen olaylara etkin şekilde müdahil olma zeminini yaratamayız. Ancak eski ezberler derken lütfen beni yanlış tercüme etmeyin. Bunu söylerken genel kabul gören krize hazırlıklı olma ve krizi yönetme süreçleri ile ilgili onlarca uzun yıllar beraberinde yönetimsel, taktiksel, pratiğe geçiriliş şekli ve iletişimin yönetimi gibi alanlarda elde edilen deneyimlenmiş süreçlerin genel kabul gören yanlarını (kriz iletişimi planlarının hazır olması, kriz ekibinin ihtiyaç durumunda birbiriyle iletişime geçiş planlaması, kriz sözcüsünün ve kriz masasında kimlerin sorumlu olacağının önceden belli olması, kurum çalışan ve paydaşlarının kamuoyu ve medyadan önce bilgilendirilmesi ve bundan sorumlu kişi(ler)in belirlenmiş olması gibi) kast etmiyorum.

Temmuz 2020 itibariyle tüm dünyada 4,57 milyar insanın (dünya nüfusunun yaklaşık %60’ı) internet kullanıcısı olduğu böyle bir dünyada kriz iletişim yönetimi yaparken, kurumunuzun internet sayfasında konu ile ilgili yapılan ve yapılmakta olan araştırmalar, açıklamalar ve diğer konulara şeffaf şekilde yer vermemenin kontrol altında tutulacak bir krizin daha baştan çok farklı noktalara ulaşmasına zemin yaratacağı aşikar bir gerçekliktir. Keza doğru paylaşımları yapmak ve şeffaflık internet ve sosyal mecraların bilginin hızlı yayılmasına olanak sağladığı böyle bir çağda yapılacak yanlışların en büyükleri olarak karşımıza çıkmakta.

Kriz yönetiminde yapılacak en büyük ama en büyük yanlış hemen krizin başlangıç anında kararsız kalmak ve ne yaparsak daha doğru olacaktır sorusunu sorgulamak. Zaten bu durum kurumun net şekilde kriz iletişimi planlamasından haberdar olmadığının göstergesidir. Böyle durumlarda hiç şüpheniz olmasın krizi sizin adınıza sosyal mecra, medya, ve rakipleriniz büyük bir keyifle yönetmeye talip olacaktır.

Rekabet yoğun bir küresel dünyada, kurumlar ve markalar benzerlerinden ayrışıp, hedef kitlelerinin gözünde en tercih edilen kurum veya marka olarak konumlanma arzusundalar. Bu amaç hiç şüphesiz sadece finansal açıdan yapılan yatırımlar değil aynı zamanda şeffaflık, itibar, güven, saygınlık, kalite vizyoner olmak gibi görülmeyen ancak algılanan değerlerin hedef kitlelerce kabulüne yönelik çalışma, çaba ve zihniyetide gerektirmektedir.

Otomotiv kökenli bir yönetici olmanın getirdiği dürtülerle direksiyonun kontrolü sizde değilse istediğiniz yöne gitme ve hamle yapma olanağınız olmayacaktır örneğine dikkatinizi çekmek istiyorum. Durum buysa kaza kaçınılmaz. Hasar ne mi olur? Hasar hiç şüphesiz kazanın şiddeti ile doğru orantılı olur. Umalım ki otomobiliniz pert olmamış olsun (yani kurum ve marka itibarı, müşteri sadakati, pazar payı gibi önemli değerler) ve kazayı ufak tefek telafisi olan hasarla atlatmış olalım.

Hepinize sevdiklerinizle sağlıklı ve mutlu bayramlar dilerim.
 
Görseller:
  1. Sözcü Gazetesi
  2. Kochie's Business Builders

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.