Dibe - Borovan - Horhat

Yazar: Oğuzhan Mecit Uslu
 
Karadeniz son zamanlarda hep ülke gündeminde. Yaşadığı sel felaketleriyle, hes'ler, barajlar, yeşil yollar(!), madenler gibi doğa talanlarıyla hep konuşur haldeyiz. Elbette bu yazdıklarım tüm ülke için ciddi bir tehdit, sadece Karadeniz değil tüm ülke coğrafyası için ve her bir karışını cennetten bir köşeye benzettiğimiz doğamız, cehenneme dönüşmek üzere. Canla başla çalışan, mücadele eden doğa gönüllüsü insanlarımız dışında, cennetin cehenneme dönmemesi için mücadele eden başka kimsede yok. Doğayı ne kadar tahrip edersek edelim o kendi yolunu bulacak, olan biz insanlara olacak. İnsanoğlu ‘bu dünya benim için yaratıldı’ kibirinden kurtulmasa çok geç olacak.

Memleketim Artvin'in doğası da ciddi tehdit altında. Madenler, hes ve barajlar, yeşil yol baskısı Artvin'de çok ciddi hissedilmekte. Örneğin ilçemiz Yusufeli, yapılan barajlarla birkaç yıl içinde tıpkı Hasankeyf gibi sular altında kalacak.
 
Bu tahribata dikkat çekmek için geze geze bitiremediğim memleketimin manzaralarını sosyal medyadan paylaşmaya çalışıyorum. Bu muhteşem coğrafya, elimizden kayıp giderken neleri kaybedeceğimizi insanlar görsün istiyorum. Bu sebeple bu yazı dizisi, görseller ve hikayelerinden ibaret olacak.
Dibe Yaylası, Altıparmaklar

Olgunlar Mahallesi Artvin, Yusufeli, Hevek Köyü'nün bir mahallesidir. Kaçkar Dağları Milli Parkı sınırları içinde kalan bu köy, yaklaşık 2000 metre yüksekliktedir. Köy, iki vadinin başlangıç noktasında yer alır. İlk vadi boyu, Dilberdüzü Yaylası ve Kaçkar Dağları'nın 3937 metrelik zirvesine gider. İkinci vadi, Dibe Yaylası, Altıparmak Dağları ve ordan trans kaçkar yoluyla Rize, Ayder'e gider.

Bizim yolculuğumuz Dibe Yaylası, oradan Altıparmak Dağları eteklerine doğru olacak.Burası aynı zamanda trans kaçkar güzergahı.
 
Geceyi geçirmeye hazırlıklı bir şekilde yola koyuluyoruz. Sırt çantalarımız oldukça yüklü. 2000 metreden son ağaca pek rastlanmaz bu coğrafyada. Sıcakla birlikte zorlu bir yolculuk olacak.

Yol boyu yüklü katırlarla yürüyen köy ahalisini görüyoruz. Dibe Yaylası'nda bir festival organize etmişler. Yaşlısı genci, yolculuk Dibe'deki Taş Yayla'ya. Bir gece yaylada konaklayacakları festivale, herkes yaya gidiyor. Atalarının geçmişte yaptığı yayla göçlerini anmak adına, yaşlısı genci yürüyerek iki saatlik yolu tamamlıyor.

Bu bölgede vadi boyu yolculuğun en keyifli yanı, dağların zirvelerinden eriyip gelen kar sularının oluşturduğu derelerle birlikte yolculuk yapmak. Sıcağın bunalttığı anlarda derelerde soluklanmak, buz gibi sularıyla serinlemek, paha biçilmez.

Festival alanına yaklaştığımızı tulum seslerini duyduğumuzda anladık. Köyün gençleri girişte müzik eşliğinde karşılıyor misafirleri. Her gelenin tulum eşliğinde gençlerle horon tepmesi zorunlu. Biz de bu kervana katılıyoruz.

Festival alanını tepeden gören bir yerde kampımız kuruyoruz. Akşam çökmek üzere; festival hava kararınca başlayacak. Bizler gibi köy ahalisi de kamplarını kuruyor, ateşlerini yakıyor. Derin sohbetlere dalıyor, geçmişi anıyorlar Dibe Yaylası'nda.

Festival başlamadan önce Hevek Köyü'nün gençleriyle sohbet ediyoruz. Daha önceleri başka bir alanda yapılan ama son yıllarda organize edilmeyen festivali yeniden canlandırmaya karar vermişler. Ahaliden topladıkları paralarla, rica ile çağırdıkları müzisyen arkadaşlarıyla, bu festival uzun yıllar sonra yapılan ilk festival olacak. Her biri büyük şehirlerde yaşıyor. Çoğunlukla İstanbul ve Ankara. Onlar her yıl köylerine gelip en az 1 ay burada kalmaya çalışıyorlar. Çoğu bu köyde doğmamış ama köylerini unutmak da istemiyor; bu festivalle de bunu pekiştirmek istiyorlar. 

Sabahın ilk ışıklarına kadar tulum eşliğinde eğlendiler. Dedelerinin, nenelerinin buradaki hikayelerini anne ve babalarından dinlediler.

Gün ağarmaya başladığında, uzaktan Altıparmak Dağları görünmeye başladı. Şimdiki hedefimiz Altıparmak Dağları duvarının önüne kadar gitmek. Biz kampımızı toparlarken, festival ahalisi de köye dönüş hazırlıklarına başlamıştı. Şimdilik bir gün organize ettikleri festivali, üç gün üç geceye çıkarmaktı hedefleri. Bu yolculuğu geçen yıl yapmıştık; bu yıl için pandemi onların da hayallerine set vurdu. Umarım yakın zamanda hepimizin hayatı normale döner.

Yine solumuzda çağıldayan dereler, endemik onlarca çiçek ve Dibe Yaylası'nın hakimi inekler ile birlikte, Rize Ayder'den gelen dağcıların kamp alanı olan,  Altıparmak Dağları duvarı önüne doğru yol almaya devam ediyoruz.
Kaçkarlar, yüzlerce endemik bitki ve kelebek türüne evsahipliği yapmakta. Biz ağustos ayında bu yürüyüşü yaptığımızdan çok azına denk gelebildik. Bahar aylarında bir renk cümbüşü yaşanmakta.

Yaklaşık üç saatlik bir yürüyüş sonrası Altıparmak duvarına ulaştık. Vadi boyu geldiğinizde Altıparmak Dağları çektiği set ile geçişinize izin vermiyor. Yüzümüzü dağlara çevirdiğimizde sağımıza kalıyor trans kaçkar yolu; dağların arasından geçen bir yol ile Rize, Ayder'e inebiliyorsunuz.

Altıparmak Dağları'na da tırmanış yapılabiliyor ancak dağların yapısından ötürü oldukça tehlikeli ve profesyonel dağcı olmayanlar için ciddi ölüm riski taşımakta ve bunun bir örneği yıllar önce yaşandı. Türkiye'nin dağ kazalarında ölen üçüncü kişisi Kazım Küçükalp (19), Altıparmaklar'da  70'li yıllarda hayatını kaybetti. Hevek Köyü'nün eskileri bu hikayeyi hep anlatır. Bu dramatik olayın belgeseli de yapıldı. İzmir'de bit pazarından aldığı 1970'li yıllarda yazılan bir mektubun izini süren Dilek Kaya’nın çektiği bu belgesel, TRT’den ödül aldı ve yayınlandı. İzleyip, oldukça etkilendiğim bu belgesel tam da bulunduğum bu noktayı daha anlamlı kılıyor.

Kazımın hikayesini Dilek Kaya’nın gazetedamga.com’a verdiği röportajda kendi ağzından okuyalım;

"Her şey bir tesadüfle, 2016 yazında, İzmir’de, artık yerinde olmayan Halkapınar bitpazarından beş liraya satın aldığım bir düzine mektupla başladı. Halkapınar bitpazarı, neredeyse her pazar günü saatlerce dolaştığım "kirli ve hüzünlü harikalar diyarı"ydı benim için. Özellikle yitip gitmiş yaşamlardan pazara vuran kalıntılarla ilgileniyordum. Eski fotoğraflar, yazılı eski ajandalar, hatıra defterleri, eski küçük oyuncaklar... Filme sebep olan mektuplara, karmakarışık bir yer sergisi üzerinde rastladım. Sadece tarihlerine baktım ve 70'li yıllarda yazılmış olduklarını gördüm. Bu dönem akademik araştırmalarım kapsamında da daha önce ilgilendiğim ve çalıştığım bir dönem. Eski mektuplar, geçmişin gündelik hayat kültürünü sıradan insanların gözünden anlamak açısından değerli bulduğum belgeler. Biraz akademik merak biraz da yitik insanların anılarına sahip çıkmak, koruyup kollamak gibi duygusal bir motivasyonla mektupları, yanlarında duran Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi kimlik kartıyla birlikte satın aldım. Eve götürüp okumaya başladığımda mektupların birbirleriyle ve kimlik kartındaki Kâzım Küçükalp’le ilişkili olduğunu gördüm. Okudukça, 70'li yıllarda bir genç olan Kâzım’ı, arkadaşlarını, ailesini tanımaya başladım ve sempati duydum. Kâzım tam bir rock severdi. Fen Lisesi’nde okumuştu. Çok yönlü, sportif, hayat dolu, meraklı ve maceracı bir gençti... Onu böyle hayal ettim ve çok sevdim. 1974 ağustos ayında Altıparmak ve Kaçkar Dağları'na düzenlenen bir dağ ekspedisyonuna Kâzım’ı davet eden bir mektup, bende ona ve etrafındaki gençlere karşı ayrı bir hayranlık uyandırdı. Adını internette aramaya karar verdim ki bu daha önce yaptığım bir şey değildi. Karşıma ilk çıkan, en tepelerde Mustafa Kâzım Küçükalp adının da olduğu, "Türkiye’de dağlarda ölen dağcılar" gibi bir liste oldu. Acaba Kâzım, mektupta geçen ekspedisyona gitmiş ve orada ölmüş müydü? Kalbim hızlı hızlı atmaya başladı. Daha sonra, Kâzım’ın gerçekten de o dağ ekspedisyonunda düşerek vefat ettiğini, aynı etkinliğe katılmış bir dağcıya ulaşarak teyit ettim. Öyle bir genç için bu sonu kabullenemedim. Onun için bir şey yapmak, hikâyesini daha fazla öğrenmek ve bu hikâyeyi başıma gelen bu ilginç tesadüfle birlikte başkalarına da anlatmak istedim.’’

İlgilenenler için röportajın tamamını bu linkten okuyabilirsiniz. 

Bu dramatik olayın verdiği ruh haliyle, Altıparmaklar'a veda ediyoruz. Şimdiki hedefimiz Hevek Köyü'ne ulaşarak, yine Barhal Vadisi içinde yer alan, Borova ve orada bir gece geçirdikten sonra Salikvan Yaylası'yla sırt sırta veren Rize, Fındıklı'ya bağlı Horhat Yaylası'na geçmek…
 
Görseller:
Yazara aittir, izinsiz kullanılamaz.
 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.