Dünya İdrar Kaçırıyor

Yazar: Aşçı Fok - Nurdan Çakır Tezgin
 
Hayvanlar idrarlarını bırakarak mıntıka belirlerler, insanlar da mülk sahibi olarak.

Hayvanların yer belirleme işareti olan idrar fışkırtmaları hayatta kalabilmeleri için elzem bir davranış. Son derece doğal içgüdüsel bir tepki. Diyeceksiniz insanlarınki de içgüdüsel değil mi? Kendimizden pay biçersek başımızı sokacak bir evimiz ile geçimimizi sağlayacak sabit bir gelir temini için en verimli yaşlarımızı çok da heveslisi olmadığımız işleri yaparak geçirmedik mi, geçirmiyor muyuz? Adına da çalışmak diyoruz. Çalışmanın ederi ille de para denilen meta olmak kaydıyla çalışmak!

Hayvanların hiyerarşisi içinde “sen çok çiş yaptın mıntıkanı çok genişlettin, benim çişim az pek az yeri işaretledim bu haksızlık” diyerek hakkını arayan çıkıyor mudur acep?! Zoolojistlere sormalı.

Bir de tam tersini düşünsek; yani, insanların da idrarlarını oraya buraya işaretleyerek gezip durduğunu! Neyi düşünebiliyorsak o zaten gerçektir dersek aman diyelim. Fantastik kurgu olarak kalsın bu, fazlasına gerek yok. Zaten nereye başımızı çevirsek hastalık ve ölümle taziye kıvamındaki insanlara çarpıyoruz. Çarpışmak da marazi ve farazi bir eylem artık; sarılmak, öpüşmek, dokunmak her biri yabanıl elbise gibi!

Bir film karesinden asılı kalan duygusal izlerin sizi de kuşatmasına izin verirseniz birazını anlatayım; Kocası çok önce ölmüş yaşlı bir kadının oldukça büyük bir evin oturma odasının anı yüklü eşyaları arasında usulca iliştiği berjer koltuğu belleğime iyice sabitleniyor. Ölüm ve ölenin ardında kalanlar ikilemiyle çarpışma çok sıcak, çok tedirgin edici. 

Geçmiş zaman argümanlarıyla dolu oda saniyeler boyunca ne çok öykünün çağrışımlarıyla sarsıyor. Berjer koltuğun kolaçlarındaki kumaşın tüyleri iyice yıpranmış, iki metrelik kanepenin üzerindeki ekose battaniye, aynalı konsolun önündeki gülümseyen yüzlerle dolu aile fotoğrafları, üzeri ilaç ve şekerleme dolu sehpa ve televizyon yaşlı kadınla bütünleşmiş gibi duruyorlar. Kadının soluk alış verişi sanki eşyalara da can verircesine gürültülü. Bir oda dolusu canlı varlık öyle görünüyor ki ölümün yaklaşmasını sabırla bekliyorlar!

Peki, ne olacak? Varidatlı zamanlardan kalma bu koskocaman bahçeli ev, garajındaki artık kullanılmayan eski model bir otomobil ve paslanmış bisikletlerle, daha bir dolu alet edavat neye inat bekleşiyorlar? Belli ki bir zamanlar bu geniş bahçede kutlamalar yapılıyordu, çocuklar koşturup oynuyordu, aşk dolu çekişmeler, sevgi ve coşku balonları uçuşuyordu etrafa. Yaşlı kadın da gidince geriye kalan eşyaların anıları canlanıp biz de gidelim, bizi de onun yanına gömün mü diyecekler!

Ölüme rağmen yaşamı kanırtıp abartarak sahiplenmek çoğu zaman biz insanların en büyük meziyeti... Gelecek uzun yılların kışlarında yenmek üzere kurulan konserveler, kurutulan etler, öğütülen hububatlar, evladiyelik taş evler, göz nuru danteller, yıllanması için mahzenlere doldurulan şaraplar, viskiler, peynirler hep daha sonraki yaşanılası yılları garantileme çabası değil mi biraz.

Büyük evler, araziler, devasa fabrikalar, büyük eşyalar, büyük gemiler, en büyük tırlar, uçaklar, en en en büyük… 
Dünyaya daha ne kadar ve nasıl keskin damgalar vurabiliriz? Nasıl daha güçlü kanatabiliriz dünyanın bedenini bilemiyorum ki! Ateşi çıkan, sallanıp duran, sel olup ağlayan bir dünya idrar kaçırsa ne çıkar! Trafolar yandı nasılsa… Ehliyetli ustasını kaybetmiş şirazesi bozuk makineler gibiyiz. Kayıp gidiyoruz da nereye?

İlletin alâsı on aydır başımızda dönenip duruyor. İllet ki ne illet! Sosyal platformlara, özel mesajlarımıza, haber portallarına bakamaz olduk. Sabah günaydınlarımız ölüm olup pıtrak gibi dökülüyorlar günümüze. İnsan bünyesi bu kadarını kaldırmakta zorlanıyor artık, savaş desen savaş değil. Savaşta düşmanını görürsün pozisyon alırsın, kaçarsın, savaşırsın. Bu öyle değil ki, kaçak dövüşüyor musibet.

Bugün covit 19, yarın covit 21, covit 29, 39’lar… Biri biter diğeri başlar, başkalaşım geçirir, dolanıp durur başımızda. Felâket tellallarını kovalayan George Orwell’ın Hayvan Çiftliği’ne seyis olmak çözüm olabilir mi? Bütün çözümler bittiğinde her şey mümkün.

Belki de saman devşirmeye giden sıradan çiftçiler olarak kalaydık dünya daha rahat ederdi, kim bilir...
 
Görseller:
Yazara aittir.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.