İTB MECLİS BAŞKANI ile PAMUK SOHBETİ

Tarım ve tarım ticareti denince ilk akla gelen kurumlar arasında yer alan İzmir Ticaret Borsası yüz yıllık geçmişi ile başta İzmir olmak üzere Bölgenin ve Ülkemizin tarım sektörüne yön çizmeye devam etmektedir.
 
Sürdürülebilir ve izlenebilir tarımın en önemli savunucusu ve uygulayıcısı olan Borsamız, yürüttüğü projeleri ile hep ön planda olmaya devam etmektedir.
 
Azalan bir trend izleyen pamuk üretimini canlandırmak için İzmir Ticaret Borsasının bir çok girişimlerinin olduğunu da hep birlikte izlemekteyiz. Apelasyon ekibi olarak bizim gördüğümüz pamukta bir Apelasyon’nun olmadığıdır.
 
Gelişen ve değişen bir tarım sektöründe sanal dünyanın tarımda kullanılma oranının ve çeşitliliğinin artırılması da Apelasyon ekibinin üstünde durduğu konular arasındadır.
 
Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda Ziraat Mühendisi ünvanını da etkili bir şekilde kullanan İzmir Ticaret Borsamızın Meclis Başkanı Ziraat Mühendisi Ş. Barış KOCAGÖZ ile yaptığımız röportajı keyifle okuyacağınızı düşünüyoruz.
 
Çalışma hayatınızda Ziraat Mühendisi olmanın ne gibi avantajlarını yaşadınız?
 
Atadan çiftçilikten gelen tecrübe ve pratik, yaşanan sorunları görme ve onlara karşı hamle yapma becerisi geliştirme ile okulda alınan bilimsel bilgiler ve gerekli bilgilere ulaşma becerisi sağlamayı bir araya getirmek iş hayatında ve İzmir Ticaret Borsası'ndaki çalışmalarımda çok işime yaramıştır.
 
İTB yoluna çok iyi devam ediyor, pek çok konuda Türk tarımında liderlik ediyor. Üzerinizde bunun ve çıtayı her zaman yukarı taşımak gerekliliğinin baskısı var mı?
 
Kesinlikle bir baskı var. Kolay bir şey değil. Bir de çıtayı yukarı çıkarırken meyve veren ağaç taşlanır mantığı ile çekememezlikten kaynaklanan bir çok etmen üzerimize etki etmeye çalışıyor. Bu süreçte de hem bu kişilerle hem de kendi sorunlarımızla uğraşıyoruz. Görev alan bütün arkadaşlarım kendi işlerini bir yana bırakarak İzmir Ticaret Borsası için hizmet etmeye çalışıyor.
Tarım insanlık tarihi kadar eski bir sektör. Her ne kadar doğal olarak teknolojik tüm gelişmeleri bünyesine dahil etse de dışarıdan göründüğü kadarıyla sektörün iletişim teknolojileri/yenilikleri açısından çok da günümüzü yakaladığı söylenemez. Yaşadığımız dönem de iletişim dönemi artık. Piyasada belki de gereğinden bile fazla yazılı basın uygulamaları varken dergi, gazete gibi firmaların internet sitelerini güncel ve doyurucu tutma konusunda, e-dergileri, blogları ve genel anlamda sosyal medyayı kullanımını konusunda biraz mesafeli durduğu görünüyor. Hatta biz Apelasyon’u yaratırken bu açığı kapatmak için yola çıktık ve sadece dergiyle değil firmalarımıza vereceğimiz desteklerle de sektörün yeni yüzyılı yakalamasını amaç edindik. Siz bu konularda sektörü hangi noktada görüyorsunuz ve 2010’lu yıllarda sosyal medya araçlarının sektör açısından değeri nedir?
 
Bana göre tarım sektörü sanal ortamı yeterince kullanıyor. Tabii ki ben çok işin içinde olduğum için bana öyle geliyor olabilir. Özellikle çiftçiliğe başlayan yeni jenerasyon çok etkin durumda sanal ortamı kullanıyor. Ancak istatistiki rakamlar ve projeler olarak çok daha etkin olabiliriz. Bu konuda benim bildiğim Avusturalya çok etkin; dilerim bir gün biz de onlarla aynı seviyede sanal ortamı kullanabiliriz. Hem üniversiteler hem de üretici birlikleri çok etkin sanal ortamla içi içe. Örneğin uydulardan takiple hava durumu elde ediliyor, verim haritası çıkarılabiliyor, gübreleme ve ilaçlamada uydu sistemleri kullananlar var. Örneğin Ege bölgesinde pamukta elle toplama neredeyse bitti gibi. Çok büyük oranlarda hasat makinesi kullanılıyor.
 
Her geçen sene ekim alanları daralan bir pamuk gerçeği var önümüzde. Bir yandan da, rekoltesi düşerken verimi artan Ege pamukçuluğu gözümüzün önünde. Ekim alanlarının daralmasını bir kriz olarak mı görmeliyiz acaba, yoksa bu durumu avantaja çevirebilmek gibi bir yolumuz var mı? Bu noktada Ege’deki verim artışını göz önünde bulunduralım örneğin. Bu süreçte pamuk üretim miktarı da planlanmalı mı?
 
Pamuk üretiminde dalgalanarak devam eden  ve azalma eğiliminde olan bir trend var. 2 sene azalıyorsa 1 sene artıyor. Plansızlık, sürdürülebilir bir tarım politikasının tam olarak oluşmaması, tarım ürünlerimizin dünya piyasalarından önemli bir şekilde etkileniyor olması, pamukta gümrük korumasının olmaması önemli sorunlar olarak karşımıza çıkarken üreticilerin kullandığı teknolojinin ilerlemesi, üreticilerin daha bilinçli olmaya başlaması ile dekar başına alınan verim miktarı artmaya başlamış bu sonuçlarla da üreticilerin maliyetleri bir nebze olsun düşmeye başlamıştır.
Giderek ekim alanlarında azalma yaşayan pamuk bir de çeşit fazlalığı ile karşı karşıya. Çeşit fazlalığı hakkında ne düşünüyorsunuz? Örneğin Söke’de bildiğimiz kadarı ile 15-20 çeşit arasında pamuk tohumunun ekiminden söz ediliyor...
 
Serbest piyasada bu çeşit veya şu çeşit demek söz konusu olamaz. Firmalar en iyi çeşidi üreticiye sunmak ister üretici de en iyi tohumu kullanmak ister. Önemli olan çırçırlamanın standartlara uygun yapılması, balyalamanın düzgün yapılmasıdır. Ancak bizde çırçırlama layığı ile yapılıyor diyemeyiz.
 
Pamukta GDO? Türkiye de GDO' lu pamuk üretiliyor mu?
 
Ülkemizde pamukta GDO yok.
 
USDA verilerine göre ABD'den pamuk ithalatında Türkiye’nin Çini geçerek 1. sırayı aldığı görüldü. Düşük fiyatlar ve ithal pamuk yerli üreticiyi nasıl etkiler? Fiyat konusunda olan rekabeti, kaliteye ya da başka bir değere yönelerek ekarte etmek söz konusu olabilir mi sizce? Sektör kendisini nasıl bir noktaya taşımalı?
 
USDA verileri anlık haberlerdir. O iki ayı kapsayan bir haberdi. O aylarda Çin pamuk almamış olabilir. Türkiye de o sırada çok pamuk almış olabilir. Tam olarak gerçeği yansıttığı söylenemez. Asıl yıllık verilere bakmak gerekli.
 
VİOP’un işler olabilmesi için lisanslı depoculuğa ihtiyacı var. Bu kapsamda ELİDAŞ önemli rol oynuyor. ELİDAŞ’ın bu süreçte başarı oranı nedir ve ileride depo sayısını arttırma gibi, özel sektöre açma gibi planlarınız olacak mı?
 
ELİDAŞ'ın başarı şansı çok fazla. Olayı ELİDAŞ olarak almamak lazım. Lisanslı depoculuk şu an oturmuş durumda. Hiçbir eksiği yok! Her geçen gün ilgi de artıyor. Kredi alma likiditesi de artıyor. Burada önemli olan Lisanslı depoculuktan çıkan ürünün nasıl el değiştireceği! Ürünlerin el değiştirme sistemlerinin oturması çok önemli. Bu aşamada İZBEP dediğimiz platform önemli yer tutuyor.
 
Şeffaf olmayan ortamda alım satım yapan insanlar var. Bu kişiler tabii ki sistemi istemeyecek. Alışkanlıklarımız kolay yok olmuyor maalesef. Firmalarımıza ve dolayısı ile sisteme köstek olanlar kadar destek olanlar da çok fazla. Sürdürülebilir ve izlenebilir bir platform oluşturuyoruz biz.
 
Dergimizin adı Apelasyon’ken, apelasyon kavramına değinmeden olmaz. Apelasyonların kaliteyi arttıran bir yapı/çalışma olduğu ortada. Pamuk ve tüm diğer tarım ürünlerin de ülkemizde apelasyon çalışmaları yapılmakta mı? Bir ziraatçi ve İTB Başkanı olarak bu konuya siz nasıl bakıyorsunuz?
 
Apelasyon kimliklendirmedir. Pamukta sınıflandırmada kimliklendirmede bir sıkıntı yaşadığımızı kabul ediyorum. Eskiden Dış Ticaret Müsteşarlığı'na da çalışan denetmenler kalite standartları belirliyordu. Sonra bu standartlar çeşitli kişilere eğitim verilerek piyasadaki kişilere kaldı. Bunların da çoğu çırçır firmalarında çalışan kişlerdi. Ve standartlarda gerçek anlamda basılmaz oldu.  Piyasada iyi pamukta kötü pamukta aynı fiyata satılır oldu. Bu da hem üreticiye hem de çırçır fabrikalarına zarar verdi.
 
 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.