Kooperatifler Çöp Olabilir mi?

Yazar: Dr. Mehmet Erhan Ekmen
 
Son günlerde kooperatifçilik ile ilgi çok rahatsız edici bir kelime kullanılıyor. Bir sürü atıl kooperatif olduğu için tarım sektörünün bir “kooperatif çöplüğü” olduğu söyleniyor. Kullanılıp işi biten, bozulan, bir daha ihtiyaç duyulmayan şeye çöp denir. Öyleyse kooperatifler son kullanma tarihi olan, işi bitince atılan şeyler midir? Bence kooperatifler “çok fonksiyonlu çakı” gibidir. Aynı anda, birçok sorunumuzu, defalarca çözebilir kooperatifler. Uzman bir kişinin elinde hayat kurtaran mucizevi bir alet bile olabilir. Eğer çakı bir işe yaramıyorsa; kullanan kişi ya ne kullandığını bilmiyordur, ya beceriksizdir ya da daha kötü bir durum vardır. Çakı misali sektörün her alanında bütün sorunların çözümünde harika işler çıkartabilecek kooperatifleri, kullanılamadığı için çöp olarak nitelemek yanlıştır.

Ülkemizde çöp durumuna düşmüş altın misali ne kadar kooperatif olduğuna bakalım. Farklı kanunlarla 3 bakanlık bünyesinde, 38 farklı türde kurulmuş 50 binden fazla kooperatif ve bunların 6,3 milyon ortağı bulunmaktadır. Sayı olarak gelişmiş ülkelere yaklaşmakla birlikte ortak sayısının nüfusumuza göre az olduğu ve pek halkımızdan rağbet görmediği söylenebilir kooperatiflerin. Ama durum tarım sektörüne gelince durum bir anda değişmektedir. 2 ayrı bakanlık bünyesinde, 3 farklı kanuna göre, 8 ayrı faaliyet alanında toplam 12.828 adet tarımsal kooperatif ve bunların ortağı olan 3.725.286 çiftçi bulunmaktadır. Yani ülkedeki kooperatiflerin %25’inin, bir kooperatife ortak olanların da %60’ının tarım sektöründe olduğu söylenebilir.

Burada kooperatifler ile birlikte tarım sektöründe piyasada yaşam mücadelesi veren tarımsal amaçlı diğer örgütleri de hesaba katmak gerekmektedir. Bu durumda 4 bakanlığın sorumluluğunda, 13 kanuni dayanakla 18 farklı türde 15.700 adet tarımsal amaçlı örgüt bulunduğu söylenebilir. Bunlara üye ya da ortak olan toplam çiftçi sayısı 10,3 milyona yakındır. Yani bir çiftçi en az 2 veya daha fazla tarımsal amaçlı bir örgüte bağlıdır. Tarımda gelişmiş ülkelerde bu bir örgüt zenginliğidir. Bütün bu örgütlerin hepsi aynı anda girdi temini, üretim, işleme, depolama, pazarlama, kayıt tutma, desteklemeleri kullandırma, üretimi pazara göre planlama, sözleşmeli tarım, politika yapma, lobi gibi hemen her işi yapabilmeye gayret etmektedirler.

Yukarıda bahsedilen bu zenginlik, piyasada örgüt kirliliği denilen bir yapıya dönebilmektedir. Bu ortamın da etkisiyle kooperatifçiliğin hemen her alanında birçok sorun bulunmaktadır. Literatürde kooperatifçilikle ile ilgili yapılan bütün kongre, sempozyum, bildiri, araştırma, akademik yayın ve uzman makalelerinde sorunlar yaklaşık 75 maddede toplanmaktadır. Kooperatifçilikle ilgili çalışmaların içeriği incelendiğinde bir çoğunun basmakalıp aynı olduğu görülmektedir. Çalışma sonunda hazırlanan dokümanın neredeyse %90’lık kısmını sorunlar oluşturmakta, çözüme çok az değinilmekte ve genellikle sorumluluk hep devlete atılmaktadır. Özellikle devlete üç görev yüklenmektedir.
  1. Destekleme yapmak,
  2. Mevzuat çıkartmak,
  3. Sorumlu birim kurmak.

Halbuki devlet bu 3 görevi de son 50 yıldır yapmaktadır ve bu süreçte sorunlar daha da artmıştır. Çeşitli krediler adı altında geçmişte binlerce destekleme yapılmış, milyarlarca lira para harcanmıştır. Sonuçta hibeyi alan kooperatif terk edilmiş, geride sadece kooperatif tabelası kalmıştır. Mevzuat deseniz; birkaç bakanlık sorumluluğunda kim bilir kaç tane bağımsız kanun ve bunların altında uygulama yönetmelikleri, tebliğ, genelgeleri, yönerge bulunmaktadır. Hepsi neredeyse bir duvar büyüklüğünde kütüphane doldurmaktadır. Mevzuatı uygulayanların bu kadar çok hükmü bilmesi, takip etmesi imkansız hale gelmekte ve hatta kararlar keyfileşmektedir. Bu nedenle uygulamada bir birinin siyah dediğine diğeri beyaz diyebilmektedir. Artık daha fazla mevzuata ihtiyaç yoktur. Mevcutlar zaten fazlasıyla engel çıkartmaktadır. Bir diğer husus Kooperatif Bakanlığı-Genel Müdürlüğü kurulsun, devletten birileri sorumlu olsun, sorunları bizim adımıza çözsün gibi bir beklentinin varlığıdır. Ülke tarihi bu tip kuruluşlar ile doludur. Sonuç ortadır!

Aslında kooperatifçilikte en önemli sorun zihniyet sorunudur. Yukarıdaki çakı misali sektörün her alanında bütün sorunların çözümünde harika işler çıkartabilecek kooperatiflere, kullanılamadıkları için hor gözle bakmak yanlıştır. Eğer biri size kooperatifler çöplüğünden bahsederse ve çözümü devletten beklerse; bu kişilerden uzak durun. Ya ne dediğini bilmiyordur ya da kötü niyetleri vardır.

Burada zihniyet değişikliği ile ilgili bir diğer husus ise; tarımın hangi alanında çalışıyor olursak olalım mevcut çözüm önerilerimizin sahada çiftçi ve diğer paydaşların katılımı olmadan başarılamayacağını altın kural olarak benimsemektir. Sorunu yaşayanların çözüme yönelik uygulamaları sahiplenebilecekleri organizasyonel yapının öncelikle ve ağırlıkla kooperatifler olduğunu kabul edilmelidir. İçinde kooperatif olmayan bir çözümün başarısızlığa mahkum olduğunu ön koşul olarak görülmelidir.

Bu zihniyet değişim sağlanırsa ve toplumdaki en büyük gücün örgütlenerek sağlanabileceği fark edilebilirse; sorunlar kısa sürede çözüme ulaşacaktır.
 
Kapak Görseli:

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.