TOHUM ve TOPRAK: Balkonumda Biberler

Birkaç ay önce Kemeraltı’ndan acı biber aldık geldik eve. Dalında kurutulmuş, ezilmeden paketlenmiş kırmızı kırmızı biberler ki nalet acı. Biberlerin acıyla kıvrandığı bir 'Biber Cehennemi' varsa, bu kızıl şeytanlar oradan bile kovulmuştur; eminim. Bir tanesini yiyince bile kulaklardan ateş yalaz yalaz fışkırıyor; ellerin, burnun gözlerin, topyekûn yangın... Hayata küsmüşlere can veriyor; karı boşamaya kalkanları vaz geçiriyor. Ne Meksika’sı kalıyor, ne Louisiana’sı, ne Macar ovalarının bebek yumruğu gulaş biberini aratıyor, ne de Adanalı'ya gözyaşı döktüreni. Biberlerin acılık sıralamasını gösteren Scoville Skalasında helalinden birkaç milyon birim basacak zehir zemberek bir şey yani.
Aman dedik, iyi. Şunların tohumlarından ekelim balkona, birkaç saksıya. Öğünlere can gelsin. Taze taze, çıtır çıtır koparır, masamıza koyarız ki, hayatımız renklenir. Eşim özenle birkaç saksıya ekti tohumları; organik gübre falan da koydu; artık geleceğe dair umutları olan bir aileydik. Kısa sürede çimlendi biber tohumları, hiç naz niyaz etmeden. Bir sağlıklı, bir gümrah... Özenle yeni yerlerine göçerttik; e hadi artık gelecek sizin falan diyerekten.
 
Şöyle on beş santim olmuştu ki biber fidelerimiz, kedimiz Yama gide gele yarısını yedi. Çok da kızamadık çünkü yapraklar domuz inadı yeşili; öyle canlı, öyle kendinden emin. Uzun saksıya diktiklerimizi annemin balkonuna kaçırdık çünkü Yama’ya kalsa tüm fideleri salata niyetine mideye gönderecekti. Annemin balkonunda daha da büyüdüler; kırk santimi geçtiler; dallanıp budaklandılar ki komşu balkonlardan sarkıp bakan insanlar yakaladım “bunlar ne böyle?” bakışlı. Her biri azman birer ağaççık oldu. Ege’nin akşam imbatında salınıp komşu çatlatan... Biz hala bekliyoruz, biberimiz olacak da tatsız taamlara eşlik edecek falan diye.
Ama olmadı. Biberlerimiz çiçek açmadı; meyve vermedi. Uzmanların televizyona çıkıp veryansın ettiği “ebter tohum” işte buydu. Üremesi yasaklanmış, kim bilir hangi genetik materyaliyle oynanmış; bir kez kullanılan, ama sonra ürün alınamayan. Geleceğe kalamayan. Her mevsim yeniden tohum almak için avuç dolusu paraları ödeyip üstelik de ürettiğiniz türün içeriğinden emin olamadığınız. Asırlardır bu topraklarda üretilen tohumun ve ürünün kaybolmasına hatta yasaklanmasına neden olan o ihanetler zinciri. Çok uluslu canilere muhtaç olduğumuz kıyım ürünleri.
 
Umutlarımız yeşerdi, fidanlarımız yeşerdi, ama sonuç hüsran. Ya komşu çatlatmaya devam edeceğiz kısır fidanlarımızla, ya da getirip koyacağız Yama’nın önüne saksıyı, “al kızım, bize yaramadı, bari sana yarasın” diyeceğiz. Bize yaramayan kediciğimize yarar mı? Tohumu kendini yenileyemeyen ucubeden hayır gelir mi?

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

İbrahim SARI - 01.09.2014 09:54
Sevgili Toprak cadısı; Durum uzun süreden beri böyle. Sizinle aynı hüsranı canım Manisa biberinde ben de yaşadım. Ürünlerini pazara getiren köylülere sorduğumda yerlilerin verimsiz olduğunu, çok ürün alamadıklarını vs. vs. bahane ediyorlardı. Bir bilge arkadaşımıza göre GDO tohum istilacıymış. Umarım Nevşehir'de kaybettiğimiz patates tarlalarımızı Ege de de kaybetmeyiz.