BİYODİNAMİK TARIM

Biraz felsefe…

Biyodinamik tarım, organik tarım konusundaki en eski yaklaşımlardan biri ve en fazla sürdürülebilir niteliğe sahip tarım yöntemidir. Biyodinamik tarımın öncüsü Rudolf Steiner (1861-1925), Avusturya’lı bir filozof, bilim adamı ve sosyal reformcudur. Biyodinamik tarım Steiner’in doğa ve insana dair holistik (bütünsel) ve sipiritüel (tinsel, duyu üstü) yaklaşımını esas alan dünya görüşünden kaynaklanan araştırmalarına dayanmaktadır. Çalışmalarında doğal bilimlerle ilgili mevcut parametrelerin ötesine geçerek yaşamın fiziksel olmayan ve ruhani gerçekliklerinin etkisini ve denemelerinden edindiği bu bilgiyi ecza, eğitim, sanat, sosyal reform, ekonomi ve tarım alanlarına uygulamıştır. Sunmuş olduğu bu yeni bilim dalına Yunanca “İnsanın Bilgeliği” anlamına gelen “antroposofi” denilmektedir.  Bu yaşam tarzının temel ilkesi insanın dolayısıyla insanlığın ön plana çıktığı bir yaşam tarzıdır. Buna göre insanların yaşam standartlarını yükseltmek, doğruluğun, dürüstlüğün, barışın, paylaşmanın yanında doğanın saflığını temizliğini ve dengesini korumak gibi ilkelerin tek bir çatı altında toplanmasıdır. Bu felsefenin bir de ziraat kolu vardır. Bu şekilde doğaya, insana, çevreye önem veren bir yaşam tarzında ekolojik (organik) tarım esastır ve bu kendi içerisinde Biyodinamik Tarım olarak anılmaktadır. Steiner ilk olarak 1924 yılında Koberwitz’deki tarım kursunda belli başlı preparatlar hazırlanması ve kullanılması talimatını vermiştir. Biyodinamik tarımda kullanılan preparatların etkileri sadece maddesel materyallerden değil, aksine esasen evrensel kuvvetleri de içerdiği belirtilmektedir. Eski Yunanca’da ‘Dynama’ güç, Bio “hayat” anlamına gelmektedir.
 

Niş içinde niş...


Dünyada her şeyin karşıtıyla var olduğu ve birindeki gelişmenin diğerini de yükselttiği gözlenmektedir. Nitekim konvansiyonel tarım ve biyo teknoloji alanındaki son gelişmeler bir yandan karşıt görüş olarak tanımlayabileceğimiz organik tarımın da gittikçe daha fazla yaygınlaşan ve bir yöntem olmasına neden olmaktadır. Organik tarımın dünyada 2007 yılı itibariyle pazar büyüklüğü yaklaşık 46 milyar dolar olmuş, 2010 yılında ise 60 milyar dolara ulaşması beklenmektedir. Ayrıca 2000’li yıllarda 18 milyar dolar olan ihracat hacmi 2006 yılında 38,6 milyar dolara ulaşmıştır. Gıda sektörü dünyada ortalama yüzde 5 oranında büyürken organik gıda pazarının yüzde 20’ler seviyesinde büyüyor olması da sektörün ciddi bir ivme kazandığına işaret etmektedir. Hernekadar organik üretimi kazanmış olduğu bu ivmeyle hala bir niş pazar olarak değerlendirmek zor olsa da; organik tarımı niş olarak tanımlıyorsak, biyodinamik tarımı da niş içinde bir niş olarak ifade etmek çok yanlış olmayacaktır. Ancak kanımca biyodinamik tarımda uygulamanın oldukça katı prensiplere bağlı olması ve özel uzmanlık gerektirmesi ve maliyetlerinin daha yüksek olması nedeniyle uygulayıcıların konuya sadece ticari olarak değil de bir felsefe ve yaşam biçimi olarak da yaklaşmaları ve benimsemeleri gerekmektedir.

Organik tarımın bir adım ötesi...


Öncelikle her biyodinamik ürün aynı zamanda organiktir. Ancak her organik ürün biyodinamik üründür denemez. Biyodinamik tarım organik tarıma göre daha sıkı kurallara bağlıdır ve topraktaki, bitkideki enerji yoğunluğunu artırarak bir canlılık, bir dinamizm katmak amacıyla bazı özel preparatların kullamınını gerektirmektedir. Çok küçük dozlarda kullanılan bu preparatların tamamı doğadan özümsenerek elde edilmiş, içerisinde hiçbir kimyasal ve sentetik katkı barındırmayan maddelerdir.

Biyodinamik preparatlardan fayda sağlanabilmesi için uygulama zamanı ve tekniğinin iyi bilinmesi gerekir. Biyodinamik tarımın organikle karşılaştırdığımızda öne çıkan farklılıkları şunlardır,

  • Her biyodinamik çiftlik kompost, gübre ve hayvan yemi konusunda kendi kendine yeterli olmayı amaçlar,
  • Dış girdilerin minimum düzeyde tutulması hedeflenir,
  • Komposta özel bitki bazlı preparatlar verilir,
  • Doğal gübre ve kuvars minerali içeren preparatlarla ürün kalitesi geliştirilir,
  • Ekolojik çeşitlilik hedeftir,
  • Uygun ekim, dikim ve hasat tarihlerini belirlemek için ayın hareketlerini izleyen astronomi takviminden yararlanılır.

Biyodinamik tarımda ne tür preparatlar kullanılıyor?


Biyodinamik preparatlar toprakta humus oluşumunu yönetmek, bitki gelişimini canlandırmak ve arazinin yakın ve uzak çevreyle uyumunu güçlendirmek amacıyla kullanılan özel şekilde fermente edilmiş doğal ve organik maddelerdir.  Preparatlar insan müdahalesi olmadan doğada kendiliğinden bulunmazlar ve üç tane bileşenden oluşurlar:

  1. Bitki kısımları, genelde çiçekler,
  2. Preparatın hazırlanmasında hayvansal kökenli kap,
  3. Güneş yılında, toprakta ve preparatların uygulandığı toprak üzerinde çevresel etkiler.


Preparatlar arazi (field sprays) ve kompost preparatları olmak üzere iki kısımdır. Kompost preparatlarında tıbbi bitkilerden olan civanperçemi, papatya, ısırgan otu, meşe kabuğu, karahindiba ve kediotu kullanılır. Bunların topraktaki özel fermentasyon işlevine yardımcı olması amacıyla bazı hayvan organları da beraberinde katalizör olarak kullanılır. Hazır olduğunda bu humus benzeri maddeler kompost materyaline çok küçük miktarlarda ilave edilirler. Bu hazırlıklar toprakta çözünmeye ve humus oluşum sürecine yardımcı olarak bitki besleyici elementlerin (kükürt, potas, nitrojen, kalsiyum, silis, fosfor) sağlıklı bir bitki gelişmine yeterki düzeyde olacak şekilde toprakta bulunmasını sağlar.



Arazi sprey preparatları boynuz gübresi (Horn manure)  ve beyaz tozdur (Horn Silica). Boynuz gübresi kış boyunca inek boynuzu içerisinde toprak altında fermente edilen inek gübresidir. Beyaz toz ise yaz boyunca inek boynuzu içinde toprak altında kalarak hazırlanan kuvars tozudur. Boynuz gübresi ekim dikim işleminden önce akşam saatlerine doğru doğrudan toprak üzerine püskürtülür. Bitkinin topraktan ihtiyacı olanları temin etmesine, toprağın canlılık kazanmasına ve bitkide sağlıklı kök gelişimine yardımcı olur. Beyaz toz ise sabah saatlerinde bir sis bulutu gibi büyümekte olan bitkinin üzerine püskürtülür ve bitki metobolizmasının düzenlenmesine ve ürünün niteliksel gelişimine katkı sağlar.

Biodinamik Ekim ve Dikim Takvimi Nedir?


Bundan yüzyıllar önce tarım yapan atalarımız bitkilerin güvenli bir şekilde yetişmeleri, sağlıklı büyümeleri ve iyi verim almak için kimyasal ilaçlar ve yapay gübreler kullanmak yerine doğanın temel döngülerine güvenmişlerdi. Mevsimsel değişimlerin yanısıra ayın safhalarına ilişkin aylık döngülerin ve yıldızların konumlarına göre aylık, yıllık ve daha uzun süreli döngülerin sonuçlarını gözlemleyerek, bunları günlük hayatlarında uygulayabilecekleri takvimler oluşturdular. Bu takvimler belli türden bitkilerin ekim ya da bakımı için en uygun tarihleri göstermekle kalmıyor, belli gıdaların saklanması, toprakla ilgili bazı işlerin yapılması, ağaç kesilmesi, dam çatılması gibi bir çok iş için uygun koşulların belirdiği zamanları da gösteriyordu. Bu takvimler çok uzun süre birçok eklemeler ve değişiklikler yapılarak kullanıldılarsa da günümüzde kimyasal tarımın “mucizeleri” bu bilgileri büyük bir hızla tarihe gömmeye girişti.

“Hepimiz, pastırmanın hazırlanacağı pastırma yazının, kocakarı soğuklarının ya da kırlangıç fırtınasının tarihlerinin yazılı olduğu Rumi takvimleri hatırlar ama bunların nereden geldiğini ve ne anlattığını bilmeyiz. Oysa dünyanın ve Anadolu’nun birçok yerinde bu bilgiler doğayla yakından temasa güvenen çiftçiler tarafından halen kullanılmaktadır. Anadolu köylerinde de iyi bilinen ancak günümüzde unutulmaya yüz tutmuş olan ay takvimi (kameri takvim) konumuzla yakından ilişkilidir. Ayın ilk hilal şeklinde çıkışı yeni ay, 15’i dolunay 15’inden sonrası ise eski ay kabul edilirdi. Ayın ilk ve sonlarındaki hilal, genç kızların, hanımların kaş güzelliğini, ortasındaki 14-15 ler ise yine genç kızların yüz güzelliğini anlatırdı. Onun için aşıklar, şairler “Bugün ayın on dördü, kız saçını kim ördü”, “Yaktı yandırdı beni, yarin hilal kaşları” gibi türkülere konu ederlerdi, eski ay ile yeni ayları…

Ağaçlardan gerek kavak olsun, gerekse meşe veya daha başka ağaç cinsinden olsun, kullanılacak ağaçların mutlaka ayın eskisinde kesilmesi gerekirdi. Atalarımıza göre ayın eskisi Rumi takvimdi. Anadolu’da hasat işleri, ağaçların kesilmesi vb işlemler “ayın eskisi” olarak tabir edilen, ayın dolunaya doğru dönmeye başladığı dönemlere denk getirilirdi.. Herhangi bir iş için kullanılacak ağaçların kesim zamanı çok önemlidir köylüler için. Çünkü yeni ayda kesilen ağaçlara çabuk kurt girer ve yer bitirirdi. Evdeki ağaçlar fazla dayanamaz, zayıflayınca insanların üzerine yıkılırdı. Saban yapacağın ardıçtan, oku yine ayın yenisinde kesersen bu sefer seni tarlada üzerdi. Saçtığın tohumu toprağa işleyemezsin çünkü oku kurt yemiş, ortasından kırılmıştır. Onun için atalar derdi ki “bunda bir kurt yeniği var” Gizli yürüyen zararlı işler için işte böyle derlerdi.”



Ay, dünya çevresinde yaptığı 28 buçuk günlük yolculuğu sırasında bedenimizde, bitkilerde, hayvanlarda, toprakta, havada, suda bir çekim yaratmaktadır. Buna göre de ay takviminde, bitkinin yaprağı, kökü, çiçeği veya meyvesi gibi bölümlerinden hangisinden faydalanacaksa ona uygun bir ekim dikim zamanı bulunur. Eski Anadolu insanı bunu gözlem ve deneyimle keşfetmiş ve üretimde yüksek verim almak için kullanmıştır. Bugün bu bilgilerin Avrupa’da daha sistematik bir hale getirilmiş biçimde Biyodinamik tarımın temelinde uyguladığını görüyoruz. Biodinamik Ekim-Dikim takvimi her yıl Maria and Matthias Thun tarafından yayınlanan bir yayındır. Ayın, gezegenlerin ve takım yıldızların bitki gelişimine etkilerini inceleyen 40 yıldır süre gelen araştırmalara dayanır. Her ürün için uygun ekim, dikim ve hasat tarihleri bu takvim rehberliğinde belirlenir.

Bu konu ile detaylı ilgilenenlerin bakmak isteyeceği birkaç link vermekte fayda var; /

http://organikoop.com/bahcivanin-ay-takvimi-
http://www.the-gardeners-calendar.co.uk/Moon_Planting.asp

Biyodinamik tarım batı astrolojisinin kullandığı tropikal* takvim yerine, gökyüzü döngülerinin gerçek zamanlarının kullanıldığı ve doğrudan gözlem yoluyla kolayca okunabilen sidereal bir takvim kullanır. Sideral ay, arka plandaki yıldızlara göre ayın dünya çevreindeki tam bir tur yapma zamanıdır. Ancak dünyanın Güneşin yörüngesinde hareket ediyor olması nedeniyle bir yeniaydan diğerine geçerken ayın 360 dereceden biraz daha fazla seyahat etmesi gerekmektedir. Dolayısı ile Synodic ay (kameri ay), sideral aydan daha uzundur. Sideral ay 27.322 gün iken, Synodic ay 29,531 gün sürmektedir.

Biodinamik ürünler daha mı yararlı?


Sağlıklı toprak ve hayvanlardan elde edilen gıdalar sağlıklı insanı yaratır. “Ne yersen, osun” şeklinde çevirebileceğimiz bir İngiliz deyimi konuyu açıkça ifade etmektedir. Araştırmalar biyodinamik ürünlerin daha uzun süre taze kaldığına, daha lezzetli olduklarına, kuru madde içeriğinin daha yüksek olduğuna, nitrat içeriğinin daha düşük olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca biyodinamik gıda tüketiminin insanlarda canlılığı artırdığı, alerjik reaksiyonları azalttığı ve genel olarak sağlığın iyi gelişimine neden olduğuna dair birçok anektot kanıt sunulmaktadır. Üretim aşamasında da biyodinamik tarımın dikkat çeken yönü ise bu ürünlerin kuraklık gibi bitki gelişimindeki bazı stres faktörlerine ve hastalıklara karşı daha dayanıklı olmalarıdır. Dünya çapında konuyla ilgili birçok araştırma enstitüsünde biyodinamik organik ve konvansiyonel çiftlik sitemlerinin karşılaştırıldığı araştırmalar 80 yıldır süregelmektedir.

Örneğin, Yeni Zelanda’da biyodinamik tarımla, artık ‘geleneksel’ hale gelmiş olan, yani zirai ilaçlar kullanımına dayalı tarımın toprak üzerine olan tesirleri ve ekonomik neticeleri karşılaştırılmıştır. Yapılan analizlerde, biyodinamik olarak işletilen tarlalardaki toprakların geleneksel olarak işletilenlere göre; organik madde yönünden daha zengin, daha gevşek yapılı ve birim hacimdeki toprak kütlelerinin daha hafif olduğu tesbit edilmiştir. Ayrıca toprağı sürekli işleyerek onua gevşek bir yapı kazandıran doğal tarımcılar olarak niteyebileceğimiz solucan sayısı ve birim ağırlıklarının da biyodinamik tarım yapılan tarlada daha fazla olduğu belirlenmiştir. Bütün bu unsurlar sağlıklı ve verimli bitki gelişimini destekler niteliklerdir. Yine aynı araştırmanın sonuçlarına göre, geleneksel olarak işletilen tarlalara suni gübre ve ilaç verilmesine rağmen, biyodinamik olarak üretim yapılan tarladakilerle aynı seviyede verim elde edilmiştir. Diğer yandan biyodinamik olarak işletilen tarlalardan elde edilen ürünler, piyasada organik ürün olarak yaklaşık yüzde 25 civarında daha yüksek fiyatla satıldığından daha fazla gelir sağlamaktadır.

Bir gıdanın biodinamik üretim olduğunu nasıl anlarız? Biyodinamik ürünler “Demeter” sembolü kullanılarak pazarlanır ve bu ürünün uluslarası biyodinamik üretim ve işleme standartlarına uygun olarak imal edildiğine dair garanti sunar. Demeter, adını eski Yunan’da bereket ve bolluk sembolü olan bir Tanrıça’dan almaktadır.

Günümüzde Demeter Int. Avrupa, Amerika, Afrika ve Yeni Zelanda’daki Demeter organizasyonlarından 18 üyeye sahiptir ve yaklaşık 52 ülkeden 4,742 üreticiyi temsil etmektedir. Tabi bu rakam Demeter sertifikasyonu almış biyodinamik yöntemi uygulayıcılarını temsil etmektedir ancak Hindistan, Avustralya ve Amerika’da sertifika almamakla beraber bu yöntemi kullanan ve sayıları binlerle ifade edilebin küçük ölçekli birçok tarım işletmesi de bulunmaktadır.

Organik üretimde yetkili uluslarası sertifikasyon kuruluşlarından Demeter üyesi olanlar (ör: IMO; Ecocert, BCS vs) faaliyette bulundukları ülkelerde Demeter sertifikasyonu hizmeti de vermektedir. Bağımsız bir Demeter sertifikası veren kuruluşun bulunmadığı ülkelerde Demeter Int’in kendisi sertifikasyondan sorumludur. Elbette sertifikasyonun belli bir maliyeti bulunmaktadır. Bu gider kalemleri, yıllık denetim ve sertifikasyon ücreti, Demeter adı altında satılan ürünlerin toplam hasılasının yüzde 1’i (ilk yıl için yüzde yarım)’dir.

Türkiye’de Biyodinamik Üretim


Demeter istatistiklerine göre sertifikalı olarak Türkiye’de 1,176 hektar alanda yaklaşık 149 çiftlikte biyodinamik üretim yapılmaktadır. Türkiye’de 2008 yılında 485 ha olan alan ve 101 adet olan çiftlik sayılarında artış olurken, dağıtıcı ve işleyici sayılarında artış olmamıştır. Rapunzel, Işık Tarım gibi ülkemizde önde gelen organik tarım üretimi yapan firmaların bir kısmı sözleşmeli üreticiler vasıtasıyla biyodinamik üretim gerçekleştirmektedir. Ayrıca Afyon’un Başmakçı ilçesinde 1972 yılında kurulmuş olan S.S. Başmakçı 1 Nolu (Gül) Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başmakçı ve çevre köylerinde 1991 yılından bu yana ekolojik gül yağı projesi yürütmektedir. Kooperatif belli bir dönem biyodinamik tarım da denemiş ancak gerek uygulamanın daha zor ve detaylı oluşu, gerekse de fiyat farkının kendilerine yeterince yansımaması gibi nedenlerle bu yöntemi devam ettirememiştir.
Dünyada ve ülkemizde Biyodinamik tarımın öne çıktığı üretim alanlarından biri de şarap üretimidir. Son yıllarda düzenlenen dünyadaki şarap fuarları biyodinamik şarapların gövde gösterisine sahne olmakta ve haliyle fiyatları da neredeyse konvansiyonel bir üretimin fiyatının iki katına kadar çıkabilmektedir.

Ülkemizde de biyodinamik şarap üretimi ve denemeleri başlamış durumdadır. Doğal yöntemlerle üretilen bu şarapların tadlarının da çok daha özel ve özgün olduğu ilgili çevrelerce kabul görmektedir. Biyodinamik bağcılıktan söz ederken bu akımın en şiddetli savunucusu ve yayınladığı birçok kitap ile de bu işi tüm dünyaya öğreten Nicolas Joly’den bahsetmeden olmaz elbette. Fransa’da Loire Valley-Savennieres apelasyonunda Coulee de la Serrant adlı Chateau’nun sahibi. Tamemen biyodinamik ilkelere bağlı kalarak oluşturduğu Chenin Blanc bağlarından son derece sıra dışı buruna sahip şaraplara imza atmakta. Kendi görüşüne göre biyodinamik bağcılık, organik bağcılıktan farklı olarak her şeyi doğadan kendi kendine yapmasını beklemeden, uygun radyo frekansını ayarlar gibi doğaya ince ayarlar vererek onun işini yapmasında yardımcı olmaktır. Bu noktada biyodinamik bağcılığın doğal şarap üretimi ile mutlaka taçlandırılması  gerekiyor.


Son söz


İnsanoğlu varlığını sürdürmek için beslenmek zorunda bunun için de tarımsal faaliyetleri sürdürmesi gerekiyor. Hızlı nüfus artışı ve artan refah düzeyi tüketimi kamçılayınca daha fazla üretim için yeni yollar bulmak gerekti. “Yeşil devrim” adı verilen konvansiyonel üretim metodlarıyla daha fazla kimyasal ve gübre kullanarak daha çok üretmek amaçlandı ve bu amaca ulaşıldı da. Ancak gelinen noktada nicelik artışı, ne yazık ki nitelik artışını getirmedi. Bu şekilde üeretilen gıdalarla beslenen insanlarda birtakım alerjik reaksiyonlar, hastalıklar ve bağışıklık sistemlerinde zaafiyetler ortaya çıktı. Aşırı işlemeden dolayı artan toprak su kirlilikleri de birçok çevre sorununa neden olmaya başladı.

Bu gelişmelerin bir sonucu olarak tüm dünyada sayıları artmakta olan bir grup insan gerek çevre, gerekse sağlık kaygıları ile tekrar doğayla uyumlu üretim metodlarına yöneliyor. Bu da organik tarım, biyodinamik tarım gibi yöntemleri yaygınlaştırıyor. Ülkemiz nispeten daha az kirlenmiş su ve toprak kaynakları ile organik üretim alanında avantajlı bir konumda ancak sözkonusu avantajı ekonomik değere dönüştürmenin yolu tecrübeyi bilimsel yaklaşımla destekleyerek üretim gerçekleştirmekten ve pazarlama becerisinden geçiyor. Nitekim biyodinamik tarımın temelindeki birçok öğreti Anadolu köylerinde de bilinmesine rağmen ne yazık ki bunları sistematik bir hale getiremediğimiz ve bu tecrübelerin zaman içinde yitip gitmesine seyirci kaldığımız görülüyor. Kayıt tutmadığımız ve etkilerini bilimsel olarak yeterince araştırmadığımız için de, eskilerin birçok tecrübesini hor görüp sonraki kuşaklara aktaramıyoruz.

Evet, dünya büyük bir hızla değişiyor, daha fazla üretelim daha çok tüketelim çılgınlığı da aynen devam ediyor ancak kanımca Türkiye gelecek kuşaklara miras olarak sağlıklı bir çevre ve yaşam bırakmak istiyorsa, organik tarımı destekleyerek organik üretimi ve tüketimi artırmak zorundadır.


KAYNAKLAR     :
• Sinem (Çelikten) Acar- İzmir Ticaret Borsası Dergisi, Yıl 2008, Sayı 62
www.biodynamic.org.uk
www.demeter.net
www.isiktarim.com
www.rapunzel.com.tr
• Sızıntı Dergisi - Prof.Dr. Harun AVCI "Tarımda Eskiye Dönüş mü?”
http://vinografi.com/2011/12/biyodinamik-bagcilik/
• İsmail Detseli “Ayın eskisinde,yenisinde Ağaç Kesimi”

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

Beceste - 19.07.2015 17:50
Bildiğim kadarıyla Ne yersen osun sözü Michael Pollan'a ait!
murat özaltaş - 11.07.2014 16:26
çok beğendim ve ilgilendiğim konu, dilerseniz üzerinde çalışabiliriz.
coskun yildirim - 07.12.2013 19:33
Elinize saglik aydimlatici olmus