MASTER of WINE OLMA YOLUNA TÜRKİYE'DEN ÇIKARKEN

Master of Wine (MW) ünvanı tartışmasız bir şekilde şarap sektörü ile ilgili dünyada ulaşılabilecek en yüksek nokta olarak kabul ediliyor. MW sınavı ilk olarak 1953 yılında İngiltere’de yapıldı. Daha sonra ise 1955’te Masters of Wine Enstitüsü kuruldu. 1980’den beri uluslararası bir organizasyon olarak yaygınlık kazanan bu kuruluşun halen 319 tane üyesi var. Yani dünyada şu anda 319 kişi MW ünvanını taşıyor. Bu üyelere geçen yıl uzun yıllardır ABD’de yaşayan Dilek Caner de eklendi ve ilk Türk Master of Wine’ı ünvanını kazandı.
Dünyadaki şarap profesyonellerinin pek çoğunun hayallerini süslemekte olan bu ünvana sahip kişiler teorik bilgi birikimi ve tadım yeteneklerini şarabın sanatsal, bilimsel ve ticari alanlarında yoğunlaştırarak profesyonel anlamda mükemmel olmaya kendini adamış kişiler. Bu ünvanın prestiji de eğitim programının ve bu eğitim sonunda girilen sınavların yıldırıcı içeriğinden geliyor. Örneğin Alsace’lı ünlü şarap ailelerinden birinden gelen ve aynı zamanda Fransa’nın ilk MW ünvanına sahip kişisi olan Olivier Humbrecht bu başarıyı hayatının en büyük iki başarısından biri olarak niteliyor (diğeri ise ilk hasatı ve evliliğiymiş).
 
Şarapla ilgili belirli bir uzmanlık düzeyine gelip birtakım ön koşulları da yerine getirdikten sonra MW adaylığı için başvurulabiliyor. Örneğin WSET-Diploma sahiplerinin sadece %10’u MW başvurusunda bulunuyor. Aday adaylarından MW adaylık ön sınavını geçebilenler de (sınavda oldukça yüksek bir eleme oranı var) MW adayı olarak MW eğitim programına başlamaya hak kazanıyorlar. MW heveslisi, meraklı şarap turisti istemeyen enstitü bu yıl yeni bir sınav sistemine geçti ve eleme koşulları çok daha ağırlaştırıldı. Gerçi bu değişim kendini şaraba adamış çılgınları durdurmayı başaramadı ve -benim de aralarında bulunduğum- başvuranların sayısı geçen yıllara oranla daha da arttı.
 
MW programı en az üç yıllık bir süreyi kapsıyor. Bu eğitim süpervizyon altında-her MW adayı için bir MW, mentor olarak atanıyor-kendi başına çalışarak sürdürülebilen bir süreci içeriyor. Senede bir kez yapılan ve 7 gün süren seminerler ve 3 gün süren dersler dışında bütün çalışmayı kişi kendisi yapmak zorunda. Ne bir ders notu, ne de bir kaynak kitap veriliyor.
 
Zorluk derecesi oldukça yüksek olan MW sınavına girebilmek için eğitimde ikinci yılı tamamlamak gerekiyor. Bunun için de eğitimin ilk yılındaki pratik ve teorik yeterlilik testlerinden geçmek gerekiyor. Tabii bu süre zarfında zorunlu seminerlere katılıp verilen ödevleri yapmak da ayrıca şart. MW olabilmek için her biri 3’er saatten olmak üzere toplam 12 saatlik vitikültür, şarap yapımı, şarap ticareti ve güncel konuları içeren teori sınavını, 3 tane de 12’şer şaraplık her biri 2 saat 15 dakikadan toplam 6 saat 45 dakika süren ve üzüm çeşitleri, orijin, şarap yapımı, kalite ve stil olarak şarapların kör tadım ile değerlendirilmesini kapsayan sınavlar silsilesini başarıyla geçmek gerekiyor. Bu sınavlar 4 güne yayılıyor. Sınavları başarıyla tamamladıktan sonra bir de ayrıca on bin kelimelik şarapla ilgili özgün bir konu hakkında tez yazmak gerekiyor. Sınav her yıl Haziran ayında London, Sydney ve Napa’da yapılıyor. Teorik ya da pratik sınavlardan yalnızca birinden geçildiği taktirde diğerine bir sonraki yıl girilebiliyor. Bu arada işi daha da zorlaştırmak için 2015’den itibaren sınav sistemi yenilenecek.
İngiltere, Fransa, ABD, Avustralya gibi dünya şarap endüstrisinin odağındaki ülkelerde yaşıyor olmak her türlü şarabı tatmak ve kendini bu konuda daha da geliştirmek için şaraphane-bağ gezileri, fuarlar ve çeşitli şarap etkinliklerini yakından takip etmek, sürekli MW’larla etkileşim halinde olabilmek için çok büyük bir avantaj sağlıyor. Bu yarışa –hele de şimdiki- Türkiye’den katılmak ise dolayısıyla büyük zorluklar içeriyor.
 
Zira tadım sınavında başarılı olabilmek için dünyanın her bölgesinden çok sayıda ve çeşitli şarap tatmak zorundasınız (şu ana kadar tadım sınavlarında hiç Türk şarabı sorulmadı!).
 
Türkiye’de şarap ithalatı yapan bütün şirketlerin bütün ürünlerini biraraya getirseniz bile bu çeşitliğe ulaşmak mümkün değil. Çeşit kısıtlılığı bir yana, ithalat şirketleri ellerindeki ürünler tüketilmedikçe yeni rekolteleri de getirmiyorlar. Ellerinde var olanların tadımlarının yapılabileceği mekanlara da Türkiye’deki var olan mevzuat izin vermiyor. Bu şarapları ya piyasadan satın alacaksınız ya da satıldıkları restaurantlarda tadacaksınız. Bu da zaten eğitimin ana mantığının çok dışında olmasının yanı sıra uygulanabilir değil. Ülkemizde dünya şaraplarının internet yoluyla ve kargo ile yurt dışından edinilmesinin önü de yasal olarak kapalı. Dolayısıyla burada yaşayarak Avrupa ve Amerika kıtasında yaşayan kişilerle aynı hedefe yönelmek olimpiyatlarda maratonda son teknoloji ürünü ayakkabılarla koşan rakiplere karşı çıplak ayakla yarışmaktan farksız.
MW yoluna Türkiye’den çıkan ilk kişi olarak yürüdüğüm bu yoldan benden sonra geleceklere de birkaç hatırlatmada bulunmak istiyorum. Türkiye’den ikametgahımı kalıcı olarak ayırmadan Londra Wine and Spirit Education Trust-WSET’da Diploma eğitimini tamamladım. Ardından İngiltere merkezli iki önemli şarap yarışmasında International Wine and Spirit Competition (IWSC) ve International Wine Challenge (IWC)’da asistan jüriliğim süresince yapılan değerlendirmeler neticesi asil jüriliğe yükseltildim. Peşinden de Masters of Wine Ensititüsü başvurularında zorlu tadım ve teori sınavlarını geçerek MW adayı olarak kabul edildim. Önümde çok uzun, zevkli ama oldukça engebeli bir yol var. Bu noktalara belli bir zaman ve bolca emek harcanarak gelinebiliyor. Bütün bu aşamalarla ilgili tek bir sır var: belirli bir sistematik içinde çok çalışmak. Ülkemizde halen mevcut olan siyasi iklimin ülkeyi hızla ortadoğululaştırmasının altında bize ait bazı önemli özellikler yatıyor kanımca; herşey kestirmeden olsun istiyoruz, çalışmadan, fazla emek vermeden, parasıyla ya da adamını bularak... Hırslıyız, ama eğer hırsımız yeteneklerimizden fazlaysa -ki çoğu zaman öyle- ulaşmak istediğimiz yerle ilgili hayaller kurmayı, o hayallere ulaşmış gibi iddialarda bulunmayı ve etrafımızdakileri de buna inandırmaya çalışmayı seviyoruz. Batı’daki şarap eğitimlerinin hiçbir safhasında aranan özellikler değil bunlar. Orada şarap eğitiminin rasyonel bir hedefi var. Sizden şarapla ilgili temel bir bakış açısı kazanmanızı, temel bir felsefe sahibi olmanızı istiyorlar. Eğer şaraba ait yegane bildiğiniz üç, dört ünlü şarap markasının farklı rekoltelerinin tadım özelliklerini kendinizden menkul bir terminolojiyle sayabilmekten ibaretse bunu değiştirmek zorundasınız. Eğitimin her aşamasında -dersler,tadım ve teori sınavları, makale ve tez yazımları-arka planda temel bir felsefenin olduğunu hissediyorsunuz. Şarabı öğrenme isteğinizin kaynağını sorguluyorlar, şarabın dünyanın her yerindeki çeşitlerini, üretimini, pazarlamasını, sorunlarını, geleceğini kendinize dert edinmenizi, merak etmenizi, araştırmanızı istiyorlar; adım adım bu temel akıl yürütme önerisinin eşiğinde ilerliyorsunuz. Dolayısıyla bu tür bir düşünceye zihnen açık ve yatkın değilseniz, şarapla ilgili olarak MW olma yolunda Türkiye’den yola çıkma hayalleri kurmadan önce bir kere daha düşünmelisiniz. 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.