İZMİR'DE YAŞIYOR MUYUZ?

Bütün kentlerin öyküleri vardır, bütün kentlerin şiirleri… Her kentin ritmi vardır kendine özgü. O öykülerin izlerini görmüyorsan baktığın yerlerde; o şiirleri hissetmiyorsan; o ritimler yön vermiyorsa hayatla dansına, yaşayabilir misin o şehirde? Evet o şehirde bulunursun, kalırsın, çalışırsın, karnını doyurur, çocuklarını okutursun da yaşamak bundan ibaretse…
 
İzmir deyince aklımıza pek çok imge birikir. Konak, Karşıyaka, Çeşme, Dikili… Gevrek, Boyoz, Kumru… Saat Kulesi, Kadifekale, Kemeraltı... Tabii Körfez, yarım ada… Bunlardan ötesi İzmir köy gibidir. Yağmurlarda seller akar. Alt yapısı yetersizdir. Mağduriyet kentidir. İzmir’de midir sorun, İzmir’e kimliğini verenlerde mi?  Ya da bildiklerimizden-gördüklerimiz kanıtlar mı İzmir’de yaşadığımızı?
İzmir’in öyküleri var. Anlatılmasına gerek olmayan yaşadıkça hissedilen öyküler… Bu öykülerden anlarsınız neden gevrek, neden boyoz, neden kumru… Neden bu şehir de yaşamak ister insan?
 
Belki bildiğimizi sandıklarımızdan başlamalı İzmir’i anlatmaya.  Mesela Kemeraltı… Yoksa Agora mı? Gerçekten biz tarihi Kemeraltı Çarşısı’nın bize anlattığı öyküyü görebiliyor muyuz?
 
İzmir’in Tarihi Ticaretin Tarihi
 
Çin’den Anadolu’ya gelen İpek yolunu ya da Hindistan’dan gelen Baharat yolunu duymuşsunuzdur. Bu yolların son durağının İzmir’de tarihte Agora olarak anılan tarihi Smyrna kentinin çarşısı ve sonra da bu gün Kemeraltı Çarşısı olarak adlandırdığımız çarşıda son bulduğunu ne kadar biliriz. Anadolu’nun ve doğunun bütün tarım ürünlerinin ve tarım ürünlerinden elde edilmiş tarımsal ürünlerinin Akdeniz’in en güvenli limanlarından İzmir Körfezi’nin ucundaki İzmir Limanı’ndan Eski Dünya’ya yayıldığını da unutmamalıyız.
Kemeraltı Çarşısı ya da buluntulardaki Agora’yı bir araya getirdiğinizde bu ticaret tarihinin 3.000 yıllık geçmişi ortaya serilir. İzmir’in ticaret tarihi belki de İzmir’in anlaşılmasında, konumlandırılmasında öenmi olan ve bizim kentliler olarak İzmir’le ilişkimizi anlamlandıracak olan belki de bu tarihtir.
 
İzmir o süreçte ticaretin ana konusu olan tarım ve tarım ürünlerinden elde edilen gıda, kumaş, baharat ve özellikle de o zamanın en önemli aydınlanma aracı olan zeytinyağının Akdeniz limanlarına taşındığı önemli bir limandı. İzmir bugün de Anadolu ve çevresindeki yerleşimlerin tarım, gıda ve tarıma dayalı sanayi ürünlerinin önemli limanlarından biridir.
 
Karadeniz’in kıyısında yetişen fındığın, Malatya’da yetişen kayısının, Siirt’te, Antep’te yetişen Antep Fıstığının İzmir’den ihraç edilmesinin bir nedeni olmalı. 3500 yılda bu ticaretle şekillenen bir şehir İzmir.  İzmir’in Levantenlerine bakmak gerekir belki. Yalnızca İspanyol, İngiliz, İtalyan, Portekizli veya Rodos’lu aileler mi vardı İzmir’de? Yalnızca Hristiyan veya Yahudiler mi ticari nedenlerle İzmir’e gelenleri? Aslında Mısırlı, Tunuslu, Faslı aileler de var, İzmirli zenci yurttaşlar da… Müslüman oldukları için yabancılıklarını, farklılıklarını anlayamadığımız; isimleri bize benzeyen insanlar da var. Onlara Levanten demesek de… Peki, neden bu insanlar İzmir’e yerleşmeyi tercih etti? İzmir’e elbette ticaret amacıyla yerleştiler. Yani İzmir’e getirilen ürünler arasında kendilerinin müşterileri için ihtiyaç duyduklarını bulmak için gelip yerleştiler. Üstelik İzmir binlerce yıldır bu tür konuklarla, yerleşimcilerle büyüyen bir şehirdi. İzmir’i Osmanlı döneminde de Gâvurluğundan, çok dilli, çok dinli, çok kültürlü bir yapıdan kopmadan ayakta durmasının nedeni buydu. İzmir tüm Anadolu ve doğunun namusuyla para kazanmak isteyen insanları için bir umut kapısıydı bu haliyle. Bu yüzden İzmir’in gâvurluğundan en çok rahatsız olanlar da her zaman dürüstçe kazanılan paradan haksız pay isteyenler olmuştu.
 
Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren Anadolu’yu terk etmek zorunda kalan, Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında mallarını burada bırakıp gitmek zorunda kalan, yangınlar, linç girişimleri ve korkunç cinayetlerle sarsılıp köşesine çekilen bu insanlar halen bu topraklarda yaşıyor olsa idi, İzmir’in değil tüm Türkiye’nin kaderi belki de değişirdi. Zira Türkiye’nin sadece ticareti değil, kendine özgü el sanatları, tarımsal faaliyetleri de kesintiye uğradı. Belki İzmir’in gelişmesinin sekteye uğramasında bu birikimden mahrum kalması rol oynamıştır.
 
Osmanlı döneminde kurulan ilk iki ticaret borsası da İzmir’de tüccarların girişimi ile kurulur. Bu iki borsanın 1892 yılında birleşmesiyle bugünkü Ticaret Borsası kurulmuştur. Yine Türkiye İktisat Kongresi’nin İzmir’de toplanması da İzmir’in ticaretin merkezi olmasındandır.
 
Evet gelelim bu güne. Türkiye’nin önemli gıda işleme firmaları, gıda laboratuvarlarının önemli bir bölümü, İyi Tarım Uygulamaları, GAP, HACCP ve Organik Tarım gibi güvenli gıda üzerine üretim standartlarına ilişkin firmaların önemli bir bölümü halen İzmir’de. Yine gıda üzerine önemli laboratuvarlar ilimizde kurulmuştur. Gıda Çarşısı ve Çiğli Organize Sanayi Bölgesi ve Serbest Bölgeden başlayarak, İzmir’in her yerinde halen tarım ve tarıma dayalı işletmeler hâkimdir. Bornova ve Kemalpaşa bölgesi adeta geniş bir gıda sanayi bölgesi gibidir.
 
Tarıma yön veren şehir
Ancak İzmir’in tarım ve gıda ticaretinin merkezi olmasının tek nedeni üzerinde güvenilir hanların, kervansarayların olduğu İpek ve Baharat yolları olmasa gerek. Osmanlı döneminde Aydın Vilayeti olarak adlandıran İzmir Merkezli bölge için “Ovalarından yağ, dağlarından bal akar” denirmiş. İzmir’in kuzeyi en iyi zeytinyağının yetiştiği bölgedir. Güneyinde ise dünyanın en iyi kurutmalık incirleri yetişir. Yine bölgedeki kuru üzüm üretimini de buna ekleyin. Egenin ekolojisi korunmuş yaklaşık on ay arı için uygun habitat bulunabilen orman, çalılık, çayır-mera gibi doğal alanlarında bu gün bile fazla gezdirmeden arıcılık yapılabilmektedir.
 
İzmir’e önerilen bütün kimliklerin ötesinde İzmir Türkiye tarımına yön veren şehirdir aslında. Hem bitkisel, hem hayvansal üretim alanında pek çok ürün çeşidi ve farklı yöntemlerle üretilmektedir ilimizde. Ama daha önemlisi sertifikalı fidancılıkta en önemli üretim merkezidir İzmir. Tohum ve tohumluk üretimi, süs bitkileri üretimi gibi konularda liderdir. İzmir Türkiye’nin pek çok yerinde hastalık nedeniyle üretilmesi neredeyse mümkün olmayan ürünlerin üretilebildiği bir şehirdir aynı zamanda. Bursa’da yapılan kestane şekerinin kestanesi İzmir’den gider. Orta Anadolu’nun kaybettiği patates önemli miktarlarda ilimizde yetişmektedir.
 
İzmir pek çok özgün ürünü de olan bir şehirdir. Enginar, Çeşme sakızı, anasonu gibi İzmir’de kültüre alınmış ürünlerin yanında; Bornova Misketi, Foça Karası gibi üzüm, Karaburun Hurması gibi zeytin, Kınalı Bamya, Ödemiş Sarı Patates’i, Çeşme Kavunu İzmir’in bilinen ürünleridir. Tabii Kırıklar Kavunu, Karadut gibi çok duyulmamışlar da bulunur. Kimi yetiştirilmeye de başlayan doğadan toplama ürünleri de unutmamak gerekir. İzmir’in pek bilinmeyen ama endemik veya yaygın ıtri ve tıbbi bitkilerle dolu doğal alanlarından elde edilebilmektedir. İzmir denince ilk akla gelen kekik olsa da, 130’dan fazla endemik bitkinin İzmir doğal alanlarında varlığın sürdürdüğü bilinmektedir. Cibez, turpotu, hindiba, ısırgan, radika, şevketi bostan, yemlik, vb. yemeklik ve salatalık otlar ve çıntar ve kuzu göbeği gibi mantarlar… Şevketi bostan, kekik, beyaz çıntar (kayın mantarı) gibi bazıları kültüre de alınmıştır.
Bitkisel üretimde olduğu gibi hayvansal üretimde de önemli illerden biridir İzmir. Süt sığırcılığında lider konumundadır. İlimizde hayvancılığa bağlı olarak yem bitkileri üretimi ve hayvancılık ekipmanı üreten işletmeler de gün geçtikçe artmaktadır. Tire, Ödemiş, İğdeli (Kiraz), Bergama (Çamavlu) ve Foça’da kendi mandıra tesislerinde süt işleyip pazarlayan önemli kooperatiflerin bulunması da bu konuda gelinen aşamayı göstermektedir. Doğal olarak İzmir her yıl Ulusal Süt Zirvesine ev sahipliği yapmaktadır. Tabii su ürünleri avcılığı ve üretimi konusunda da önemli bir şehir olduğu unutulmamalıdır.
 
Turizmin her türü
 
İzmir’in ortasına kadar gelen İzmir Körfezi ve Yarımadası ile Kuşadası-Selçuk sınırından Dikili-Ayvalık Sınırına uzun bir sahil şeridi olduğunu herkesin bildiği İzmir’deki sulak alanlar, hayvan (fauna) ve bitki (flora) zenginliği pek bilinmez. Akdeniz fokları üreme alanı (Foça kayalıkları), 291 kuş türü yanında, su samuru, saz kedisi, vaşak gibi nadir hayvanların yaşam alanı olan ve Karşıyaka’dan Foça’ya uzanan Gediz Deltası (İzmir Kuş Cenneti), Bayındır’daki Karaca (Küçük geyik) üreme merkezi, ekolojik özellikleri ile ender bitki ve hayvanların üreme alanı olan Karaburun, Bozdağ, Nif Dağı, Yamanlar Dağı, Bergama’da Madra Dağı ve Kozak Yaylası gibi özgün doğal güzellikleri saymakla bitmez.
 
Tabii Frigya, Lidya ve İyonya antik uygarlıkları, efsanelerle karışmış Kybele (Ana Tanrıça) ve Kadın Savaşçılar’ın yönettiği Amazon Uygarlığı (Ephesos-Selçuk ve Smyrna-Halkapınar yerleşimlerini kurdukları iddia edilir.) İzmir’in çeşitli yerlerinde kalıntılarıyla karşılaşabileceğiniz uygarlıklardır. İzmir’in merkezinde Bayraklı Höyüğü (Smyrna), Bornova Yeşilova, Yassıtepe ve İpeklikuyu höyükleri İzmir’in 8.500 yıllık tarihine ışık tutmaktadır. Ancak hemen her ilçesinde tarihin izlerine rastlamak mümkündür. İzmir’in kendi ismi Smyrna antik kentinden gelmiştir. Bergama adı Pergamon devletinden, Foça adı akdeniz foklarından dolayı kente verilen Phokia’dan, Kiraz ismi Keles’ten, Ödemiş’in tarihi yerleşimi Birgi’nin adı Pirgion’dan gelirken bugün başka isimlerle anılan ilçelerde de pek çok antik kent vardır.
 
Torbalı’da yer alan ve bütün büyükşehirlerin isim babası olan Metro Polis’ten söz edilebilir. İzmir Kuş Cenneti sınırları içerisinde de Leukai antik kentinin kalıntıları bulunmaktadır. Bu küçük kentin dünyadaki bilinen ilk halk ayaklanmasının merkezi olduğu söylenmektedir. Pergamon antik kenti de dünyanın bilinen ilk hastanesi olarak tarihe geçen Askilapion, ilk parşömen kağıdı, psikoterapi yönteminin kullanılmaya başlaması, ilk eczacılık faaliyetleri ile İzmir’in “öncülerin şehri” unvanını tarihsel olarak ta haklı çıkarmaktadır.
 
Tabii kaplıcaları, ılıcaları ile sağlık turizmini, özgün tarımsal faaliyetleri, el işçilikleri ve organik tarım sayesinde agroturizmi, dağcılık, doğa yürüyüşleri için uygun doğasıyla, flora (bitki örtüsü) ve fauna (vahşi hayvan çeşitliliği) ile eko turizmi ve hatta Bozdağ’da yer alan kayak tesisleri ile kış turizmini de içine alan zengin bir turizm çeşitliliği vardır İzmir’de.
İzmir’i Anlamak
 
İzmir’in öykülerin ötesine geçen tarihsel anlatısı İzmir’in bir sanayi kenti olmasının imkânsızlığını bize gösteriyor. İzmir tarihsel olarak bir tarım ve ticaret kentidir. Yerleşim olarak farklı özelliklere sahip dağlık alanları, yaylaları ve bu dağların arasında akarsuların oluşturduğu ovaları denizle ve rüzgarlarla olan ilişkisine göre yüzlerce tarım ürünün, süs bitkisinin, doğal yenebilir otların, tıbbi ve aromatik özellikte endemik bitkilerin yetişmesinin önünü açar. Bu bitkisel zenginlik her tür hayvansal üretim faaliyetinin ekonomik olarak yapılabilmesini sağlar. Kıyılarının uzunluğu ve girintili yapısı balıkçılık ve su ürünleri üretimini desteklemektedir.
 
Tarımsal kültür 8500 yıllık yerleşmiş bir kentlilik kültürünü, ticaret ise dünya kültürünün mirasının İzmir’de birikmesini sağlamıştır.  Yerleşime uygun olmayan dağlık bölgeler ile koruma altına alınmış alanlar sayesinde üçüncü büyük şehir olmasına rağmen halen ekolojik özelliklerini koruyabilmiştir.
 
İzmir’i anlamak için İzmir’deki çeşitliliği, çok kültürlülüğü anlamak gerekir önce. Ama bu yalnızca toplumsal çok kültürlülük değil; doğal yaşamla ilişkisi, denizle ve dağlarla ilişkisi ve polikültür tarım üretimi ile tarıma dayalı sanayi ve ticaretin İzmir’e verdiği bir kimlik olarak farklılıkların bir arada olmasının zorunluluğudur İzmir’in öyküsünü belirleyen.
 
İzmir’i anlamak bazı sorunların doğaya rağmen çözülemeyeceğini öğrenmek, anlamaktır. Örneğin dağların kıyının hemen kenarından başladığı bu kentte doğa, derelerin yatakları üzerindeki evin sahibine hiç acımamıştır. Üstelik günlük 120 milimetreyi bulan yağışlarda ve her bir milimetresi asfaltla kaplanmış derelerden aşağı doğru aktıkça büyük hacimlere ulaşarak akan sel sularını taşıyabilecek büyük ve hatta mega kanallar çaresiz kalacaktır.
Öyleyse İzmir’e yön vermek isteyenlerin İzmir’in üçüncü büyük şehir olmasını avantaj olarak görmemesi gerekir. Mümkünse İzmir daha fazla büyümemelidir kanımca. Ancak İzmir’e çizilecek gelişme ekseninde de tarım, ticaret, kültür ve turizm ön planda tutulmalıdır. Sanayi ve teknolojinin İzmir’i ön plana çıkarması neredeyse imkânsızdır ki o rolleri üstlenebilecek şehirler giderek ortaya çıkmaktayken bu girişimlerin gereksizliği de ortadadır.
 
İzmir’e yeni yerleşimler açarak doğasını yok etmek yapılabilecek kötülüklerin en büyüğü olur. İzmir doğal alanlarıyla, tarımsal faaliyetleri birbirini destekler hale getirilerek kendini dünya şehri olarak ifade edebilir. Sanayileşmesi artık tarım alanları ve doğal koruma alanları gözetilerek ve tarıma dayalı sanayi ön plana alınarak desteklenmelidir. İzmir’in şu anki nüfusu İzmir için sorun haline gelmeye başlamıştır. O halde bu nüfusu arttırmamak ve bu nüfusun şehir içerisinde daha yaşanabilir bir İzmir’i hedefleyecek şekilde yerleşmesinin sağlanması kentsel dönüşümün hedefi olmalıdır.
 
Yani İzmir’in doğal ve tarihi güzelliklerini koruyamayacağı, tarımı ihmal ettiği bir gelişme ekseni İzmir’i yaşanamaz bir şehir haline getiren ana unsurdur. İzmir’in geleceğini belirleyecek olan sahip çıkamadıkları olmamalıdır.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.