DİSLEKSİ ve DİKKAT EKSİKLİĞİ ve HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU OLANLARDA BESLENME

Akademi Disleksi Kurucusu Pedagog “Gökhan Karatepe” ile “Disleksi” ile ilgili röportajımızı ve “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan Çocuklarda Beslenme” ile ilgili Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Emel Bellibaş’ın bilgilendirmelerini merakla ve soluksuz okuyacağınızı tahmin ediyoruz.
Disleksi, en sık rastlanan öğrenme bozukluklarından biridir. Ancak zeka ile hiçbir alakası yoktur. Asıl sorunları hafıza ve dil ile ilgilidir. Disleksi olan kişiler her şeyi unutur ve dil ile ilgili derslerde sıkıntı çektikleri bilinmektedir. Yani disleksi olan kişilerde zeka geriliği yoktur. Bilakis çoğunluğu zekidir. Hatta bir kısmı üstün zekalı, dahi insanlardır. Ünlü olanlarda vardır; Albert Einstein, Walt Disney, Leonardo Da Vinci, Bill Gates bunlardan bazılarıdır
 
Disleksi ile ilgili ilk bulgular, 1896 yılında bir İngiliz doktor olan W. Pringle Morgan tarafından elde edildi ve British Medical Journal'da yayımlandı. Morgan makalesinde 14 yaşında olan Percy adındaki erkek çocuğunun her zaman akıllı ve zeki bir tutum içinde olduğunu, yaşıtlarıyla kıyaslandığında oyunlarda hızlı olduğunu ve arkadaşlarından geride kalan hiçbir yönü olmadığını ancak okuyamadığını belirtiyordu. Bu dönemlerde disleksinin görme sistemiyle ilgili olduğu düşünülüyordu. Çünkü disleksinin en belirgin özelliklerinden biri harflerin ve kelimelerin karıştırılması ve tersten algılanmasıydı. Bu bakış açısından yola çıkan bir düşünceyle disleksiyle baş etmek için göz eğitimleri yaptırılıyordu. Daha sonra yapılan çalışmalar ise disleksinin görmeyle ilgili bir bozukluk olmayıp dil sistemiyle ilgili bir bozukluk olduğunu ortaya koydu. Bugün göz eğitiminin disleksiyle yaşamayı kolaylaştırmadığı da artık kesinlikle kabul gören bir gerçek. Bugünkü bilgilerin ışığında, disleksi, fonem adı verilen dil birimlerinin birbirinden farklılıklarının ayırt edilmesi sırasında ortaya konmasıdır.
 
 
Tüm bunların ışığında, disleksinin tanımını birde sizden öğrenebilir miyiz?
 
Disleksi, bireylerin normal veya normal üstü zekaya sahip olmalarına rağmen okuma-yazma, aritmetik ve sosyal ilişkilerde yaşıtlarına oranla gerilik göstermesi halidir. Herhangi bir şekilde zeka ve onun düşük düzeyinle ilgisi yoktur. Disleksi, ülkemizde genellikle okul çağında fark edilir çünkü disleksinin etkilerini çocuk okuma-yazma ve eğitimsel faaliyetlerin içinde yoğun olarak hisseder ve zamanla ailelere ve öğretmenlere hissettirir. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde daha çocukların anaokulu çağlarında disleksi riski var mı, yok mu diye taranır ve erken tespit yapılır. Bu çok önemlidir çünkü dil ve onun parçaları olan fonemlerin kavranması bu çağlarda yoğun olarak çalışılmalıdır ki çocuk okuma ve yazma çağına geldiğinde zorluklar yaşamasın. Buna benzer bir çok belirti aslında çocuğun dislektik olup olmadığını gösterir. Anaokulu çağlarında bir çocuk, kelimelerin içindeki hecelerin yerlerini konuşurken değiştiriyorsa, (örneğin, sandalyeye salyande, salyangoza salganyoz gibi) bu dili etkin kullanmada o çocuğun problem yaşadığının bir belirtisi olabilir. Yine müzikli oyunlarda müzik ve tempoya bir türlü ayak uyduramaması, verilen görev ve sorumluluklarda organize olamaması, resimlerde uzamsal çizim hatalarını yoğun olarak yapması, sağını solunu, günleri ayları ve renkleri öğrenememesi çocuğun disleksi riski olduğunu işaret edebilir. Özellikle anaokulu ve ilkokul öğretmenlerinin bu konuda uyanık ve yönlendirici olması çok önemlidir.
 
Kısaca kendinizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
 
Üniversite öğrenimimi çeşitli düzeylerde eğitim programları yazmak-uygulamak üzere yaptım. Uzun yıllar zihinsel engel yaşayan bireylerin eğitimiyle ve eğitim programlarıyla ilgilendim. Her düzeyde engel gruplarıyla çalıştım. Daha sonra öğrenme güçlüklerini araştırdım ve dislektik bireylerin eğitimi alanında çeşitli eğitim programları ve eğitim materyalleri kurguladım. Türkiye’de eğitim alanında özellikle özel eğitim alanında önemli şanssızlıklar yaşayan dislektik çocuklar için sadece disleksi ve dikkat eksikliği alanında çalışan akademidisleksi merkezlerini özel eğitim uzmanı meslektaşlarım ve dostlarım olan Mine Gür ve Anıl Tüzün ile kurdum. Halen disleksi özelinde eğitim süreçlerini araştırmaktayım. Bu süre içerisinde eğitim süreçlerinde kullanılacak ve Türk dislektiklere uygun eğitim materyalleri tasarlayıp üretmekteyim. Bunlardan en önemlisi AD metodu / okuma penceresi/Disleksi okul kiti’dir.
                                                                                   Gökhan Karatepe
 
Türkiye’de anlaşılması ve bilinçlenmek adına ne gibi çalışmalar yapılıyor?
 
Türkiye’de son 5 yıla kadar disleksi konusunda kitlelere hitap edecek çalışmalar yoktu, şimdilerde çeşitli disleksi dernekleri ve “Türkiye Disleksi Vakfıbu alanda ellerinden gelen bilinçlendirme çalışmaları yapmaktadır. Fakat bu halen kamuoyu yaratmak adına yeterli değil maalesef. Biz Akademidisleksi olarak toplum bilincini bir misyon olarak belirledik. Ne kadar bilinçli insan olursa disleksinin fark edilmesi de kabul edilmesi de o kadar kolay olacak. Bu düsturla geçen sene merkezler olarak süresiz bir proje başlattık. Projemizin adı “Disleksi dostu okul Disleksi dostu öğretmen”. Proje ulaşabildiği kadar okula ve öğretmene ücretsiz olarak ulaşmayı ve disleksi konusunda seminerler vermeyi hedefliyor. Proje kapsamında 3.000 öğretmene ve yüzlerce okula ulaşıldı. Merkezimiz uzmanları davet edildiği okullara giderek seminerler veriyor ve semineri alan okulu Disleksi Dostu Okul, semineri alan öğretmenleri ise Disleksi Dostu Öğretmen ilan ediyor. Yine bu amaçla geçen yıl Türkiye Disleksi Vakfı ve Akademidisleksi önderliğinde İstanbul’da 1.Uluslararası Disleksi Kongresi düzenlendi. Kongreye birçok ülkeden yabancı uzmanlar katkı sağladı. Güzel bir etkinlikti, 2 gün boyunca Disleksi özelinde önemli paylaşımlar gerçekleştirildi. Fakat bunlar da konu özelinde yeterli kitlelere ulaşamamaktadır.
                                                                              Gökhan Karatepe
 
Bu bireyler nasıl tanılanıyor?
 
Disleksi okul öncesi ve okul çağlarında kolaylıkla tespit edilebilmekte ve bunun için formal testler ve informal gözlemler kullanılmaktadır. Öncelikle anne baba ve öğretmenlerden alınan anemnezler yol gösterici bir niteliğe sahip Disleksi Özgül Öğrenme Güçlüğü bataryası – WİSC-R zeka testi uygulanarak tespit edilmektedir. Ülkemizde bu tanılama sürecini 2 kurum gerçekleştiriyor. Her ilçede ve ilde bulunan Rehberlik Araştırma Merkezleri (RAM) ve Çocuk Psikiyatristi bulunan ve yetki verilen hastanelerde bu süreç takip ediliyor.
 
Türk Eğitim Sistemindeki yeri nedir?
 
Maalesef Türk eğitim sisteminde hiç de azımsanacak sayılara sahip olmamasına rağmen eğitimciler bu konuda çok da yeterli sayılmazlar. Disleksiyi daha önce hiç duymamış öğretmenler sınıflarda bulunan en az 2 dislektik çocuğa yardım etmekten çok uzak. Eğitim sistemi içerisinde kaynaştırma uygulamasına tabi olan bu öğrenciler öğretmenlerce sadece dislektikler değil, -dikkat eksikliği vakalarında- kaynaştırmaysa engellidir denilerek anlaşılmaya bile çalışılmıyorlar. Milli Eğitim tarafından çeşitli hizmet içi eğitim kursları düzenlense de kaynaştırma uygulamaları ve süreçlerle ilgili öğretmenlerin çok ta etkili olduğu söylenemez.
 
TÜBİTAK Yayınları’nın bastığı “Bende Disleksi Var” adlı kitap çocuklarımızın karşılaşabileceği bu soruna dikkat çekiyor.
 
Öğretmenlerin dislektik bireylere yaklaşımı nasıl sizce?
 
Çoğu öğretmen dediğim gibi disleksinin tanımını dahi bilmiyor. Bilmedikleri bir durumu yönetmek ve çocuğu eğitebilmek onlar için daha zor bir hal alıyor. Süreç içersinde bilgisizlikten kaynaklanan psiko-pedagojik yanlışlar çocukların eğitim yaşantılarının ya çok kötü olmasına ya da sürecin bitmesin sebep oluyor. Bu bilgisizlik sınıf içerisinde dislektik çocukların gerek öğretmenlerinden gerekse akranlarından çeşitli baskı ve zorbalıklar yaşamasına sebep olmaktadır.
 
Yeni projeleriniz var mı?
 
Projeler bitmemeli fakat etkili projeler üretmekte çok önemli bahsetmiş olduğum “Disleksi Dostu Okul”,Disleksi Dostu Öğretmen” projesi büyüyerek devam edecek fakat kitle iletişim araçlarının içine sokulduğu daha etkili projeler olmalı. Örneğin bundan 5-10 sene önce otizmi kimse bilmezdi fakat şimdi sokaktan geçen herkes için söylenecek bir şeyler var. Çünkü bu konuda etkili çalışmalar yapıldı. Kısa filmler, kamu spotları vs.. Yakın zamanda ALS hastalığı için yapılan sosyal medya tanıtımı nasıl ses getirdi hepimiz fark ettik. İşte bunun gibi şeyler aramak-üretmek lazım. Fakat bu konuda finansal anlamda size yardımcı olacak ya da yeni fikirleri ile ortaya atılacak birileri lazım. Tek başına yapılacak işler değil.
 
 
Disleksi Dostu Okul projesine bir okul daha destek veriyor. “Özel Martı Koleji” (Resim1 soldan ilk kişi /Martı koleji İlköğretim müdürü Seyhan Çabuk / ilköğretim sınıf öğretmeni Günay Ayhan,  Akademi Disleksi müdürü Mine Gür)
 
Bu özelliği taşıyan birey geç fark edilip, eğitim ve süreçten faydalanamaz ise ne gibi sorunlar ile yüzleşir?
 
Disleksi çocukların eğitim yaşantılarını ve sosyal ilişkilerini bozan doğru orantılı olarak da psikolojik problemlere de davetiye çıkarabilen bir durumdur. Anlaşılamayan ve özel eğitim sisteminden faydalanamayan çocukların eğitim yaşantıları pekte istedikleri gibi gitmemekte, çoğu zamanda eğitim süreçleri bitmektedir. Ülkemiz genç suçlu oranının fazla olduğu bir ülke ve buradan hepimiz mutlaka bir sonuç çıkarabilmeliyiz.
 
Yerdeki Yıldızlar” (Taare Zameen Par)
Adlı filmi dislektik bireyleri anlamanızı sağlayacak tavsiye edeceğimiz bir film.
 
 
Yetişkin ve disleksi olduğunun bilincine sonradan varan birey ne yapmalı?
 
Dislektik insanlar çok başarılı olmuş ve önemli meslekleri icra eden insanlar. Bizlere ulaşıyor ve söyledikleri küçükken kendilerinin de bu özellikleri sergiledikleri ama şanslı popülasyonda bulundukları kesin. Sohbetlerimin sırasında hala dislektik durumlardan etkilendiklerinden bahsetmekteler. Yani bu durum zaten geçici bir durum değil. Yetişkin bireyler sosyal ilişkilerde, organizasyon becerilerinde, dikkat konsantrasyonda, günlük randevu ve işlerinde disleksinin olumsuz etkilerini yaşarlar. Fakat artık çocuk olmamaları, yaşadıkları olumsuzlukları daha hızlı tolore etmelerine sebep olur.
 
Disleksili ünlüler arasında;
Albert Einstein, Mozart, Leonardo da Vinci, John Lennon, Stephen Hawkings, Alexander Graham Bell, Thomas Edison, Agatha Christie, Robin Williams ve Tom Cruise yer alıyor.
Devlet desteği var mı?
 
Evet; ülkemizde engel gruplarında var olduğu gibi, dislektik bireylere de özel eğitim desteği devlet eliyle sağlanmakta. Bu destek haftada 2 saatten ayda 8 saat sınırına kadar. Fakat özel eğitimde yoğun eğitim süreçleri çok daha çabuk ve kalıcı sonuçlar vermekte o yüzden bu sayı çoğu çocuk için yeterli olmuyor maalesef.
 
Son olarak tavsiyeleriniz ve izlenecek yol ne olmalı?
 
Anneler, babalar ve her kademedeki öğretmenler çok uyanık olmak zorundalar. Gözlemler ve tespitler çok önemli. Disleksi ne kadar erken tespit edilirse müdahalesi de o kadar etkili ve hızlı olmaktadır. Herkesi disleksi konusunda küçük bir araştırma yapmaya ve empati kurmaya davet ediyorum, çünkü disleksiyi anlamak için disleksiyi hissetmek gerek.
 
 
Apelasyon okuyucuları için;
 
 Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu çocuklarda beslenmeyi araştırdık.
 
“Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu”nun kendine has bir beslenme biçimi vardır. Bu konuda, Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Emel Bellibaş, DEHB olan çocuğa özel beslenme hakkında bilgiler verdi.
DEHB beslenme önerileri:
  • Yapay gıda renklendiricileri, yapay aromalar, basit şekerler ve tatlandırıcılar DEHB çocuğun dikkat, algı ve hafıza özelliklerini olumsuz yönde etkiler.
  • Protein ağırlıklı beslenme, genel uyanıklık ve dikkat düzeyini artırır.
  • Yumurta ve peynir içeren bir kahvaltı tercih edilmelidir.
  • Kahvaltıda fındık kreması, aromalı ve şekerli sütler, şekerli meyve suları gibi gıdaların bulunması doğru değildir. Bu gıdalar çocuğun hareketliliğini artırarak dikkat süresini azaltır.
  • Yüksek oranda yağ içeren poğaça, kruvasan, börek gibi gıdalar çocuğun DEHB tedavisi için kullandığı ilaçların emilimini geciktirir. Böylece ilaçların dikkat artırıcı etkileri beklenenden uzun süre sonra ortaya çıkar.
  • Tedavi almakta olan, DEHB olan çocuğun kullandığı ilaçlar yan etki olarak gerginlik, sinirlilik, uykusuzluk yapabilir. Bu yan etkiler de çocuğun beslenmesindeki protein miktarı artışıyla azaltılabilir.
  • Tüketilen ekmek, pirinç, makarna gibi karbonhidrat kaynaklarının tam tahıllı ya da kepekli olanlarından tüketilmesi, ani kan şekeri düzeyi değişikliklerinden koruyacağından, dikkatin sürekliliği de artırır.
  • Margarin, ayçiçek yağı ve kanola yağı tüketimi önerilmemektedir. Tereyağı ve zeytinyağı kullanımı tercih edilmelidir.
  • Kuruyemişler, badem, ceviz ve fındık gibi yağlı tohumların tüketimi hem dikkat süresinde artış sağlar hem hafızanın güçlenmesine yardımcı olur. Özellikle öğrenilmiş bilgilerin unutulmaması, kalıcı hafızaya yerleştirilmesi için yağlı tohumların tüketilmesi önemlidir. Ayrıca DEHB tedavisi sırasında alınmakta olan ilaçların aileleri endişelendiren ciddi kilo kaybıyla birlikte büyüme, gelişme geriliği gibi ortaya çıkabilecek yan etkileri bu yağlı tohumların düzenli tüketimiyle en aza indirilebilir.
  • Akşam yemeğinin yüksek karbonhidrat içeren bir öğün şeklinde hazırlanması yararlıdır. Bu şekilde DEHB olan çocuklarda sık görülen uykusuzluk, aşırı hareketlilik şikâyetleri azaltılabilir.
  • Çocuğun beslenme listesinde balık, badem, ceviz, semizotu, keten tohumu, gibi omega-3 içeren besinlerin bulunması büyük önem taşır.
  • Sadece beslenme önerileri DEHB'nin etkili bir tedavi yöntemi olarak kabul edilemez ancak tedaviyi destekleyici, ilaç yan etkilerini azaltıcı besin gruplarından yarar sağlanması mümkündür.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

Görkem Çakır - 09.02.2015 13:34
Kalitesi yüksek ve öğretici bir makale.. Teşekkür Ederiz..