TOPRAĞIMIZIN KIYMETİ

Çalışırken veya evdeyken penceremizden baktığımızda birçok bina ve beton yığını karşılıyor bizi. Bazılarımızın toprağa duyduğu özlem burada başlıyor. Gelecek bir nesil var fakat biz en değerli toprakları yok ediyor, ağaçları kesiyor, yollar ve alışveriş merkezleri inşa ediyoruz, güzelim ormanları yok edip köprüler yapıyoruz. Hatta site inşa ediyoruz, içine ağaç dikiyor ve reklamlarda yeşile özlem duyanlar diye sesleniyoruz. Bizler bir avuç ağaç topluluğu için yollar katediyoruz, şehirden uzaklaşıyor ama yeşili uzaklaştırdığımızın, yok ettiğimizin farkına varamıyoruz.
Kanalda program yaparken bir konuk geldi; Kimya Mühendisi Mustafa Koca ve bana bir kitabını armağan etti: Toprağın Ölüm Çığlığı... Kendisine bu kitabı yazdığı için teşekkür ederim.
 
Kitabında diyor ki; tarımsal üretim, erozyon ve yapısal sebepler dolayısıyla toprağın organik madde düzeyi  % 1 oranındadır. Demek istiyor ki şu anda bir üretici toprağına analiz yaptırdığında büyük ihtimalle ph 8, organik madde ise zayıftır. Genellikle kireçli topraklarda organik madde düzeyi düşüktür, yani mikroorganizma aktivitesi gerilemiştir.
İnsan vücudundaki elementler ve maddeler ile topraktaki maddeler birbirinin neredeyse aynıdır. Yani toprakta da demir var, vücudumuzda da. Bağırsak floramızda prebiyotikler varken, toprakta da canlı mikroorganizmalar var. Bu durumun matematiksel açılımı şöyle: toprakta olan problemler yiyeceklere yansıyor, yiyeceklerdeki bozukluklar da insan vücuduna. Sonuç olarak ne mi oluyor? Hücre mutasyonu ve sonuç olarak KANSER!
 
Hep kötü senaryolardan bahsediliyor. Özellikle FAO’nun açıkladığı 2050 yılında dünyadaki nüfus patlaması ve açlık tehlikesi, Türkiye’de ise gelecek yıllarda 4 kişiden birinin kanser ile boğuşması… Sigara paketinin üzerinde sağlığa zararlı ibaresi yer alırken, trans yağ içeren mamullerin üzerinde ne yazmalı acaba?
 
Tüketicilerin bir kısmı bilinçlendi, gıda alırken biraz daha hassaslar. Hele bir kitle var ki evine kimyasal deterjanları bile sokmuyor. Biri çıksa da medyada deterjanlar hastalandırıyor dese o kişi kısa zamanda aforoz edilecektir. Nasıl GDO konusunda zararları açığa çıkaran profesörler işlerinden oldular ve susturuldularsa, aynılarını onlara da yapacaklar.
 
Biz toplum olarak sanıyoruz ki dünyadaki tekeller teknolojiyi elinde tutanlar. Hayır! Asıl tekeller tarımı ve gıdayı elinde tutanlar. Ülkemizden örnek verelim; çiftçimiz ithal gübre, ithal tohum, ithal zirai ilaç kullanıyor. Bunları üreten firmalar acayip para kazanıyor, haklarında konuşanlara da dava açıyor, hükümetleri ve ülkeleri eziyor, toplumları ve halk sağlığını hiçe sayıyorlar. Yerli tohumlar nerede? Dedelerimizin ninelerimizin bahsettiği o tatlar, o lezzetler nerede? Saman tadında domates tüketiyoruz ve hepsi tornadan çıkmış gibi muntazam. Kabak tadında karpuz yiyoruz. Hadi bunları geçtik, tarım toprakları imara açılıyor, talan edilen doğa ve zeytinlikler, köleleştirme politikası hızla sürüyor.
Ey şehirdeki insan!
 
Bırak elindeki akıllı cep telefonunu da gelecekte aç kalacağının hesabını yap, doktora harcayacağın paraların hesabını yap. Çünkü böyle sus kalırsan beton ve zehir yemek zorunda kalacaksın! Toprağın kıymetini unuttun mu yoksa? Yediğin ekmeğin mimarını unuttun mu? Seni doyuran milletin efendisini unuttun mu?
 
EY ÜRETİCİ KARDEŞİM!
 
Sen toprağının kıymetini biliyor musun?
 
Toprağını neden zehirliyorsun? Zehirlediğin gibi cebinde kalan az para da uçup gidiyor. Tarlaya fide dikiyorsun, sebzelerin dev kökler salınca seviniyorsun. Neden seviniyorsun? Organik madde yok ki toprakta, kök bulamıyor ki! Bulmak için çabalıyor, çabaladıkça bitkiler kökleniyor da kökleniyor. Sen de sanıyorsun ki toprak verimli; hâlbuki gün geçtikçe ticari gübre kullanımın artıyor, toprağın fakirleştikçe fakirleşiyor, anlam veremiyorsun. Her yıl kırmızı örümcek ilacı kullanıyorsun ama gittikçe zararın ve ilaçlama sayın da artıyor. Haklısın kimse seni yönlendirmiyor; harcıyorsun, kazanamıyor ve şikayet ediyorsun, her kafadan ayrı bir ses çıkıyor.
Kazanmak için;
 
• Toprağını devirerek işleme, derin işleyen pulluğu tarlana sokma, alt üst etme! Sen bütün organik maddeyi derinlere gömüyorsun, solucanları kuşlara yedirtiyorsun. İnsanlar solucana para veriyorlar. Anıza dikim yap ne olacak? Sadece dikim yapacağın kısmı 20 cm derinlikte yırtarak işle.
• Ticari gübreyi tarlana yığma, hayvanların varsa gübresini kullan, evindeki sebze artıklarını kompost yap, tarladaki dal, bitki, yabani ot parçalarını göm bir yere ve gübre yap, ayrıca toprak analizi yaptır, ihmal etme. Toprağını nitratla bu kadar zehirleme, boğma.
• Her gördüğün zararlıya ilaç atma, gözünü para bürümüş insanlardan tavsiye isteme, cezbedici tuzak kullan, bakanlığın dağıttığı organik mücadele kitabını edin, ev yapımı ilaç kullan, doğada zaten senin yardımcıların var.
• Sulamada modern sistemlerle yap, damlama yap yağmurlama yap, devlet bunlara destek veriyor hem, vahşi sulama yapma, suyun kıymetini bil hem de böylece tasarruf et. Benim suyum bol deme sakın, bugün varsa yarın olmayacak, çoluğuna çocuğuna çöl bırakma, verimli topraklar bırak.
 
Ey Çiftçi sen ne yapıyorsun?
 
Şimdi tarlanı satıyorsun, zeytinini kestiriyorsun, çocuğuna ve torunlarına bir gelecek bırakmıyorsun. Çocuğuna gelecek bırakmadığın gibi yok fiyata şehirlerde çalışıyor, acı çeken emekçi oluyorsun. İş kazası geçiriyor, tütün yetiştirmeyi bırakıyorsun ama sigaradan değil madende kalarak ölüyorsun. Hayat kömür karasından daha da kara oluyor. Sen kim olduğunu unuttun mu?

      

Ey köylü söylüyorum sana; Milletin Efendisi olduğunu unutma, unutturma!

 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.