HAVADAN TOZDAN: HAMSİ

Neden olmasın?
 
Ne, neden olmasın hemen akla gelen soru değil mi? Bakalım bu sefer neler yaratacak bu yazar demiş olmalısınız. Eh, ben de daha ilk satırlarda ilginizi çekmezsem sayfayı neredeyse çevireceksiniz ve benim yazı da boşa gidecek. Onun için hemen konuya geleyim ki sizi kaybetmeyeyim.
 
Mevsim kış havalar soğuk protein ihtiyacımız var; et pahalı, tavuk nispeten ucuz ama her ikisine de güven giderek sarsılıyor. Yok ete su basarlar, tavuk 45 günde gelişir, kemikleşme tamamlanmaz, yok kolajen eksikliği olur. Bu mevsimde geriye kala kala balık kalıyor. Oh, nihayet konuya yaklaştım ama hala neden olmasına gelmedim. Az sonra geleceğiz onun için okumaya devam lütfen. Balık var balıkçık var biz şimdi o balıkçıklara daha yaklaşalım ve kış mevsiminin en ucuz protein kaynağı olan o küçücük boyutlara uygun olmayan hamsiye odaklanalım.
Şimdi bu fotoğrafta bir muziplik yok mu sizce? O göz o kafaya göre biraz büyük değil mi? Fıldır fıldır bakan bir çift göz. Hem emin olun bizden de becerikli. Bence her ikisi de ayrı ayrı görebiliyor. Bizimki gibi aynı yeri göremiyor ki. Düşünün arada; burnumuz çok çıkıntılı olsaydı ve iki göz aynı yeri görmese ve iki ayrı dünyayı algılasaydı. Mesela hamsiye bir balık hücum etse, o emin olun ki her iki taraftan yaklaşan düşmanı görecekti. Ya biz? Neyse konu da bu değil zaten. Ama hamsi dediğin de ne ki hocam tut kafasını cart diye kopart parmağınla içini de temizle al sana tavalık hamsi eti. Mis gibi de kılçık var bilmeyenlerin yemediği kalsiyum deposu. Biz içini temizleyip yiyoruz ama Ruslar tüm hali ile balığı konserve yapıyor ve yiyor. Aslında hiçbir mahsuru da yok; yediği sadece ve sadece kopepod adında bir hayvancık. Neyse daldık uzattık hala konuya gelemedik.  Konu şu efendim. O kafasını cart diye koparttığınız hamsicik neden yumurtlar?
 
Bilindiği kadarı ile her yaz sezonunda mayıs ekim döneminde ve de her seferinde bin sayıları ile tanımlanan yumurta bırakmakta.  İşte garibimin derdi de burada başlıyor zaten. Yumurtluyor ve ondan sonra da neslinin devamını sağlayacak olan yavrularına 'hadi bye bye'. Eh böyle olmaması lazım değil mi? O da canlı, onun da annelik içgüdüleri olmalı.  Annelik içgüdüsü sadece bildik canlılara mı ait ki? Her bir canlı neslinin devamını sağlayacak olan yumurtasına çocuğuna adı artık her ne ise ona bakmak onu daha emin ellerde yetiştirmek için bir beceriye sahip. Hemen akla gelen soru durum böyle ise neden hamsi denizin ortasına kendi neslinin devamını sağlayacak olan yumurtasını gelişi güzel bıraksın olmuyor mu? Bir nedeni olmalı mı acaba? Havaların ısınması suyun ısınması aklınıza gelmesin; yumurtlamaya başladığı ve durduğu zamanlardaki su sıcaklığının birbiri ile ilgisi yok. Bilinen bir başka gerçek ise, hamsinin yumurtalarının sudan hafif olması bu nedenle su yüzeyinde kalması ve akıntılar ile oraya buraya gitmesi. İyi de hamsicik, yavrusunu besleme özelliğine sahip değil. Tamam yumurtasında ona ilk 24-48 saat yetecek kadar besincik veriyor ama gerisini doğadan bulması gerekiyor. İyi de, yumurta sonrası da larva zaten milimetre boyutlarında ne yiyecek ne içecek bu yavru? Eğer hamsi bir nedene bağlı yumurtluyor ise, bu sadece Karadeniz’e de has olmamalı. Hamsinin yumurtlamasına her ne neden oluyor ise bu her yerde geçerli olmalı. Hamsi bizim coğrafyamızda Karadeniz ile bütünleşmiş durumda ama her denizde de var. Akdeniz’de de var, Atlantik’te de, Büyük Okyanus’ta da var ve her yerde de hamsi yumurtlar ve neslini devam ettirir.  İyi de neden yumurtluyor? "Ay benim yumurtlamam geldi gideyim bir yumurtlayayım geleyim mi diyor yoksa onun da analık hisleri var mı? Aman hocam hamsinin de analık hissi olur mu demeyin, neden olmasın ki? Analık hissi sadece annelere mi ait, etrafta bildik tanıdık canlıların analık hisleri yok mu? E, o zaman hamsinin neden olmasın ki?
Şimdi bu konuyu bırakalım bir denizde kalsın ve biz sizinle atmosfere çıkalım hele. Nereden nereye değil mi? Hamsinin yumurtasını anlatan hoca durdu ve bizi aldı atmosfere taşıdı. Herhalde denizi de oraya çekmek için hortumu kullanır falan demeyin sakın. Bundan sonrası denizi atmosfere çıkartmakla ilgili değil tam da tersi atmosferi denize indirmekler ilgili. Hani bazen yağmur yağar ve de sonrasında evlerinizin camları arabalarınızın üzeri sarı tozlarla kaplanır ya işte tüm bunların nedeni Sahra'dan kalkan tozlar. Hani geçen sayımızda bahsi de geçmişti çöl tozlarının atmosferdeki serüveni. Koskoca Sahra Çölü. Kendine hayrı olmayan acımasızlığın olduğu işe yaramaz bir yer olarak bilinse de neler yapabileceğini vahalarda açık açık gösteren bir yer. Öyle ya o acımasız kupkuru alanda bir yerde ufacık bir su çıkıyor ve etrafında hemen ağaçlar oluşuyor. İşte geçen sayımızda bahsi geçen bulutların içerisinde helva yapma sanatı. O helva hem bulut oluşumuna neden oluyor hem de yağışların bereketli olmasına neden oluyor. İşte bu yazımızda bu bereketli yağışların suya inmesinden bahsedeceğiz ve bunu hamsilerle ilişkilendirmeye çalışacağız. İşte o içerisinde bir canlının oluşumuna neden olacak her bir öğeyi taşıyan o bereketli yağışlar eğer denize inerse hemen o muazzam tuzlu suyun içerisinde yok olup gitmiyor. Doğa öyle bir kurgulanmış ki eğer bu bereketli yağışlar denize yağarsa deniz yüzeyinde mikroskobik canlıların oluşumuna neden oluyor. Hem de çok özel bir canlının. Adı Emiliania huxleyi; boynu eğik değil tam tersine dimdik ama biyolojide böyle yazılıyor işte.  Bu dünya harikası canlının boyutu ergenlik çağında büyüyor büyüyor ancak 10 mikron oluyor. Eh 1000 mikron bir milimetre ederse gerişini siz düşünün. Şekli de harika hep derim örgü ören bayanlara harika bir model, işte burada bakın.
Bereketli yağış denize inerse deniz yüzeyinde 10-15 metre kalınlığında bu algler oluşuyor. O kadar yoğun oluyorlar ki denizin rengi değişiyor o masmavi lacivert renk gidiyor yerini turkuaz renk alıyor.  Topu topu 15 gün de hayat süreleri var. İlk 6 günde en üst seviyeye ulaşıyorlar ve denizin rengini de o dönemde değiştiriyorlar. Sonra da yavaş yavaş hayatları sona eriyor. Ama o kadar etkili oluyor ki deniz yüzeyindeki rengi değiştiriyor. İşte bir daha denizin rengini turkuaza dönmüş görürseniz bilin ki o rengin nedeni bunlar. Bilin ki oraya 6-7 gün önce yağmur yağmıştır. Hem o günlerde deniz de deniz kokar. Deniz kokmaz aslında ama ancak bu dönemlerde bu canlıların ortama saldıkları sülfürlü bir maddeden dolayı kükürdümsü bir koku olur bunu da biz deniz kokuyor zannederiz. İşte bereketli yağışlar sonunda denizde bu canlılar oluşuyor ya işte o kafasını cart diye koparttığımız hamsicik bu bereketli yağışları her nasılsa algılıyor ve hemen oraya yumurtasını bırakıyor. O su hareket halinde hamsinin yumurtası da hareket halinde ve 24 saate larva aşamasına geçiyor. İlk 24 saat besini yeterli annesi ona sağladı ama sonrası? İşte ilk 24 saate hemen çoğalan, zaten de ömrü 15 gün olan bu canlılar hamsinin yavrusunun da besini oluyorlar. Su nereye giderse besin de yumurta da daha sonra larva da beraber gidiyor. Tek yapacağı şey ağzını açıp kapatmak ve her seferinde bu besini almak.  İşte hamsi bu bereketli yağmurları algılıyor da nasıl beceriyor onu bilemiyoruz. Daha bunu da bilen az o da başka ama ben şimdi ne oluyor da hamsi bu bereketli yağışları algılıyabiliyorun peşindeyim. Yağmur kışın da yağıyor ama balık yumurta bırakmıyor. Ne zaman yağış güneş enerjisinin de belirli bir eşik değeri aşması (cemre düşmesi) ve yağmurları bereketli hale getirmesini takiben her yağışta o bölgeye yumurta bırakıyor. Yağmurun denize vurması ile oluşan basınç yani ses desek o zaman kışın da yumurtlaması gerek. Peki nasıl oluyor da o minnacık hamsicik bu doğa olayını hem de bizden çok daha iyi algılayabiliyor, burası hala muamma. Ama çözmemiz halinde de sonuçları devrim yaratabilecek ölçeklerde.
 
Yağış ile balık yumurtası arasında bir ilişki öneriyorum. O zaman bunu veriler ile desteklemem lazım değil mi? Öyle ya, bilim yapıyoruz; bu ancak veriler ile desteklenebilir. Tarihsel veriler bizde maalesef nadir bulunmakta ama burada doğa yine imdadımıza yetişmekte. Ağaçlar bol yağışlı dönemlerde halkalarını daha geniş kurak dönemlerde ise daha dar yapmakta. İşte Anadolu’dan alınan ağaç halkası örneklere göre 1936 yılı Mayıs-Ağustos dönemi aşırı yağışlı geçmiş. Karadeniz’de ne olmuş derseniz 1937 yılı hamsinin karaya vurduğu bolluk yaşandığı kova kova toplanıp satıldığı sene olarak tarihe geçmiş.
 
1936 yazında yağış, 1937 yılı hamsi sezonunda hamsi bolluğu. Aradaki bağlantıyı yakaladınız mı? Demek ben yağışları bereketli hale getirirsem Karadeniz’i türkülerdeki gibi dalgalardan çırpınan halden çıkartır hamsi bolluğu ile çalkalarım. Hocam peki Atlantik’te Büyük Okyanus'ta nasıl olacak derseniz oralarda da Sahra etkili. Sahra tozlu her bereketli yağış sonrası oradaki hamsi de yumurta bırakmakta. "Peki bu ilişkiyi bilirsek ona nasıl müdahale edebiliriz?" derseniz; nasıl olacak demeyin, ona da gelecek sayıda bulutları yağışa zorlamak adındaki patentimi anlatarak devam ederim.
 

 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

ali mesut karslı - 26.03.2015 21:59
Ben emiliania huxleyi daha önce araştırma fırsatı bulmuştum. Emiliania huxle yaşadığı o kısa donemde fotosentez yaparak yağmur ormanlarına eşdeğer çalışıp havamızdan karbondioksiti toplayıp oksijenle dolduruyor. Sadece hamsi yavrularını değil, öldükten sonra da bir çok balığa besin sağlıyor. Hatta bazı firmalar bu minikleri denizin dibinden toplayıp besin takviyesi olarak satıyor. :)
hatice zeybek - 07.03.2015 11:52
teşekkürler
murat ozaltas - 01.03.2015 10:52
Kitabinizi da, bastan sona her sayfasini keyifle okudum. Emeginize saglik hocam.