FÜTÜRİSTİK BEKLENTİLER

Hayattan çok fazla beklenti sahibi olduğum için mi yoksa beklentilerim 21. yüzyılın başında yaşayan bir insanın beklenti düzeyinin tabanına vurduğu için mi bilmiyorum, bir terslik var bu dünyada. Çocukluğumda hayalini kurduğum 21. yüzyıl hiç de şu anki halim ve içinde yaşadığım dünya gibi değildi.

Stanley Kubrick’in 1960’larda yönettiği 2001: A Space Odyssey filmi ile yaptığı dünya kurgusuyla 2014 ne kadar da farklı yerlere düştü. Yıl 2014, hatta bitti gitti bile. Biz hala Mars’a değil Marmaris’e tatile gidiyoruz. Uçaklarda yerçekimsiz ortamda yemek servisi yapan hostesler yerine, Türk Hava Yollarının bol makyajlı hostesleri ile uçuyoruz. Futbol hala Helenistik dönemde yapılan spor faaliyetleri gibi belgesellerde izlenen bir şey değil. Çocuklar hala sokaklarda futbol denen oyunu oynuyorlar. Büyükler hala cam ekrana bakıp futbol seyrediyorlar. Buna rağmen, futbolla ilgili en fütüristik gelişme de bizim ülkemizde oldu: Şu anda bir futbol takımı ve taraftarları dışında ülkede siyaseten muhalif bir duruş içinde olan örgütlü bir siyasi hareket kalmadı. Benim 21. yüzyıl Türkiye’sine dair tespit ettiğim en fütüristik gelişme de sanırım bu durum oldu.

Hiç tanımadığımız komşularımız hala kapımızı çalıp bize aşure getiriyor ve bu durumu yadırgamıyoruz. Çünkü hala aşure ayı diye bir şey var. Çok garip, çok… Hadi burası Türkiye diyelim; yani hep gelişmekte olan ülke statüsünde olup, sürekli gerilemekte olan bir ülke.

Dünyaya bakıyorum, dünya da pek iç açıcı değil. Eski düşmanlıklar, sömürge düzenleri, ön yargılar, korkular hala yerlerini koruyor. Onların yerini bile uzaylı istilası ve yeni sömürge gezegenler bulma telaşı almamış. Kâinat güzellik yarışmalarında hala dünyalılar yarışıyor. Devlet başkanları ulusa sesleniş konuşmalarında ya da basın açıklamalarında hala aynı hamaset içindeler. Sanki ortaokul müsameresinde bir kral rolü kapmışçasına repliklerle tebaalarına sesleniyorlar. Bir de vatandaş olmakta ısrarcı olanlar var, ellerinde mumlar, kitaplar, tencere tavalar kralın askerlerinin karşısına dikilmiş olanlar. Herşeyin gösteri ve gürültüden ibaret olduğu bu dünyaya bir gösteri daha katıyorlar. Ertesi gün, ertesi yıl ve bir sonraki ve bir sonraki yıl yine aynı kralın hoyratça yönettiği bu dünyaya uyanacaklarını bile bile.

Tüm bunlar bunaltıyor insanı. Hâlbuki ben böyle mi hayal etmiştim? Benim düşlediğim gelecekte hiç kimse okula gitmek zorunda kalmayacaktı. Herkes evinde holografik sınıf ortamında istediği zaman istediği konuyu öğrenecekti. Elektrikler hiç kesilmeyecekti çünkü enerji maddenin sonsuz döngüye girdiği bir tür reaksiyondan elde edilecek ve ücretsiz olacaktı. Bu durumda üniversitelerin fizik bölümlerinden mezun olanlar Tedaş’ın tahsilât bölümünde memur olarak çalışmayacaktı. Kendi kendini temizleyen evler ve yemek kapsülleri olacaktı. Ev hanımları ahşap boyama kursuna değil, Mars’ta alg serası kurmaya gidecekti.
Firmalar sizin onlar için çalışmanızı sağlamak adına rekabet edeceklerdi. Çünkü böyle bir refah ortamında iş değil, çalışan bulmak zor olacaktı. Anne baba olmak bu kadar yorucu ve kaygı verici bir şey olmayacaktı. Çocuk yetiştirmede başarısız olanlar, çocuklarını formatlama çiftliklerine bırakacaktı. Anne ve babanın hatalı davranışları ile ilgili çocuktaki duygusal izler ve hatıralar silinecek, aileye ikinci bir şans daha verilecekti. Öyle galaksi savaşları falan da olmayacaktı. Her galakside galaksi nüfusunun milyonlarca yıl tüketmesi mümkün olmayan kaynaklar olacaktı. İnsanlar evlerde yaşayan kedi ve köpeklerin serbest bırakılması için eylem yapacaklardı. Temsili köpek sahibi kuklaları lazerle yakılacaktı. Türkiye’nin bir uzay ve havacılık dairesi olacaktı. Astronot olmak isteyen tüm çocuklar yedi yaşından itibaren orada eğitime alınacaktı.

Bütün bunlar olmadı tamam ama en azından Fütürizm yerine Historizmin peşine takılmış olmayaydık…

 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.