YAŞAMIN TEMELİ: TOPRAK - 2

Toprağın üzerine iki ayağı ile bastığında kendinde dünyayı değiştirecek gücü bulmuş olan insanın, beton yığınları arasında doğadan izole yaşadığını düşündüğü bir dönemdeyiz. Oysa doğa insanın biyolojik yapısında, metabolizma faaliyetlerinde, organlarında, kendisinde… ve insanın doğası modern insanın yaşam biçiminin karşısında…

***

Yine bir filmle girelim. The Gods Must Be Crazy (Tanrılar Çıldırmış Olmalı, Jamie Uys, 1980) filminde boş bir kola şişesinin dünyayı bizim gördüğümüz, duyduğumuz ve bildiğimizden farklı algılayan bir kabilenin hayatını nasıl kolaylaştırdığını görürüz. Kalahari’de yaşayan avcı ve toplayıcı Bushman [1] kabilesinin hayatına tanrıların hediyesi olarak giren boş kola şişesi kısa süre sonra bir belaya dönüşür. Çünkü bu kabileler için sahip olabilecekleri kadar değerli olan her şey fazladır. Ya sahip olmak isteyeceğiniz değerli bir şey varsa, herkes ona sahip olmak isteyeceğinden kabilenin bütün düzeni bozulacaktır.

Bu kabilelerdeki insanlar için yaşam sürelerinin kısa ve ağırlıklarının az olması avantajdır. Filmimizde kadın başrol oyuncusu (Sandra Prinsloo, tabii ki 1980’deki hali) zehirlenir. Kabilemiz kurtardıkları (bize göre gayet fit) kadın oyuncumuzun iriliğindeki bir vücudu beslemek için ne kadar fazla gıdaya ihtiyaç duyulacağını düşünerek endişelenirler. Onlar için tüketim doğa koşullarının şekillendirdiği bir süreçtir. Dolayısı ile yaşamı belirleyen gıdadır.

İnsanların tarım (neolitik dönem) öncesi yaşam biçimleri muhtemelen Bushman kabilelerine benzer. Onlar için doğal koşulların hazırladığı bir yaşam biçimi ana unsurdur [2]. Burada toprağın yaşam açısından önemine geçiş yapabiliriz. Doğa koşullarının toprak üzerindeki etkisi yaşamı şekillendiren ana unsurdur. Kalahari gibi bölgelerde kurak mevsimde bir çölü andıran alanlar, yağmurlu dönemlerde büyük otlaklara dönüşür. Ekosistem de bitkiler başroldedir. Hem toprağın canlılığını korunması, hem de topraktaki besin maddelerinin hayvanların beslenebileceği ot, yaprak, meyve gibi ürünlere dönüşmesi toprağın muhteşem özellikleri sayesinde olmaktadır.
Yaşatan Toprak

Toprak çeşitli etkenlerle ortaya çıkan kayaçların, fizyolojik ve biyolojk etkilerle parçalanması ile oluşan farklı kimyasal özelliklere ve iriliklere sahip taneciklerden oluşan bir yapıdır. Bu tanecikler suyu çeşitli kuvvet etkileri ile tutar ve fazlasını süzer. Havanın 25-35 cm derinliklere ulaşmasını sağlar ve ışığın birkaç santimetrelik derinliğe kadar sızmasına izin verir. Isıyı muhafaza eden toprak yapısı 10- 15 cm derinliğe kadar yüzey sıcaklığını saklayarak ısı ihtiyacı yüksek canlılar ve derinlerde yumuşak yapısı sayesinde yüzey ısısındaki değişimlere duyarlı canlılar için yuva özelliği taşır. Aynı zamanda av olmak istemeyen canlılar için korunma, avcı canlılar için de pusu amaçlı gizlenme yeridir tüm bunlara ek olarak küçük canlılar için de önemli bir yaşam alanıdır toprak [3]. 

Mikro organizmalar dendiğinde genelde olumsuz çağrışımlar aklımıza gelir. Hastalık etmenleri, gıdalarda bozulmaya, çürümeye neden olan etmenler diye düşünürüz. Oysa pek çoğumuz peynir, yoğurt, şarap, sirke, turşu vb. yaparken bu canlılardan yararlandığımızın farkında bile değilizdir. Gıdaların korunması, lezzetlendirilmesi için en çok başvurulan işlemlerden biri fermantasyondur. Fermantasyon (mayalama) mikroorganizmaların ortamdaki şeker, protein, karbonhidrat gibi ürünler üzerinde etki ederek değişikliğe sebep olmasından kaynaklanır. Süt proteinleri üzerinde yoğurt bakterileri etki ederse yoğurt, peynir mayaları etki ederse peynir elde edilir.

İnsan vücudunda da yararlı mikro organizmalar vardır. Bağırsak florası dendiğinde sindirime yardımcı olan mikroorganizmalardan bahsedilmektedir. Bağırsak florası basit bir eko sistem gibidir. Eğer bu ekosistemdeki denge bozulursa sindirim sistemi çalışmaz. Bozulan [4] denge sonucu yararlı bakteriler azalır ve ortamdaki zararlı etmenler baskın hale geçerek diyare (ishal, amel) denilen duruma neden olur. Bu durum ekolojik dengenin bozulmasının sonuçlarına iyi bir örnektir. Toprakta da benzer şekilde toprak ekolojisi bozulduğunda bitkiler için yararlı canlıların azalması, zararlı canlıların çoğalması için zemin oluşturmaktadır.

Ancak toprağı yaşamın sürmesi ve çeşitliliğin korunması açısından daha elverişli hale getiren ve toprak üstündeki besin zincirinin temelinde yer alan bitkiler, genelde toprak olmadan varlıklarını sürdürememektedir. Toprak üstünde gördüğümüz kısımlarının dışında onun yaşam kaynağı daha fazla topraktır. Elbette toprak altındaki canlılar açısından da üstündeki canlılar açısından da toprağın çevrimi açısından da bitkiler önemlidir.
Bitkiler yer yüzündeki aksamları ile besin biriktirip, üreseler de asıl yaşam kaynakları olan suya ve minerallere kökleri ile ulaşırlar. Pek çoğu üremede köklerinden yararlanır ve bu ikili sistem sayesinde hem toprak üstündeki, hem toprak altındaki yaşamın temelinde bitkilerin yeri önde gelmektedir.

Çok yıllık bitkilerin yer üstündeki aksamları zor şartlarda (kış, kuraklık, vb.) neredeyse ölürken, toprağın derinliklerindeki kökleri sayesinde yaşama tutunurlar. Yazın veya uygun koşullarda biriktirdikleri besinler köklerde depolanıp, uygun koşullarda tomurcuklara ulaştırılır. Böylece kökler bitkinin mitolojideki Anka Kuşu [5]  gibi yeniden doğmasını sağlar. Kim bilir belki yeniden doğuş mitleri de bitkilerin bu adaptasyonundan etkilenmiştir.

Kökler sadece beslenme değil, toprak üstündeki aksama bir temel taşıması açısından da önemlidir. Sekoya Ağacı gibi dev bir ağaç dahi toprağın üstünde yükseliyorsa bu köklerinin sayesindedir. Kimi bitkilerde buzullar gibi yerin altında görünenin üç-dört katına varan kazık kökler vardır. Bu kazık kökler bitkinin su ihtiyacının karşılanmak için daha da derinlere gidebilir. Afrika’da bulunan yabani bir tür incir ağacının köklerinin 120 metre derinliğe uzadığı tespit edilmiştir.

Pek çok toprak canlısı leş, hayvan gübreleri, bitki artıkları gibi atıkları temizlemekte, toprağa karışmalarını sağlamaktadır. Böylece doğa kendisinden kaynaklanan kirliliği, kendi içinde temizlemektedir. Örneğin Amazon Ormanı gibi devasa bir ormanda bazı bölgelerde yerde hiç yaprak görülmediği dikkati çekmiş. Yapılan araştırma sonucu, sürekli yeşil ağaçların olduğu bu bölgede "yaparak kesen karınca" kolonilerinin,  yere düşen yaprakları düşer düşmez parçalayıp yuvalarına götürdükleri saptanmış. Bu yaprakları gıda olarak kullandıkları bir tür mantarın beslenmesinde kullanmakta oldukları ortaya çıkmış. Eğer bu atıklar toprak üstünde kalsa hızla çürüyeceğinden, çürüme sırasında oluşan kimyasal ayrışma ile karbon gazı açığa çıkacaktı. Bu durum küresel iklim değişikliğini etkileyebilirdi. Ayrıca ortamdan uzaklaşan karbon besin zincirini de etkileyebilirdi. Oysa toprağa karışan organik maddelerin ayrışması ile oluşan karbon toprak tarafından tutulmakta ve bitkiler tarafından gerektikçe kullanılmaktadır.
 
Toprağı Kaybetmek

Giderek artan insan nüfusu ve insanın tüketim konusunda büyüyen İştahı son yüzyılda topraklara büyük zararlar verdi. Şehirlerin tarım alanlarını zapt ederek büyümesi, sanayi ve maden tesislerinin üretim yöntemleri ile atıkları ve hatta yoğun tarım faaliyetlerinden kaynaklı toprağın, havanın ve suyun kirlenmesi sonucu ekolojik dengede sorunlar oluştu. Tarım yapılan topraklar canlılığını yitirdi ve organik madde miktarı azaldı.

Toprak yapısının bozulmasına, toprak canlılığının azalmasına ve topraktaki neden olan ‘modern’ tarım yöntemlerini (konvansiyonel tarım) yazının kapsamını aşamadan kısaca incelemek ne yapmak gerektiği konusunda bize fikir verebilir [6].

1) Erozyona sebebiyet verme,
2) Tohumluk,
3) Ekim-dikim,
4) Derin ve devirerek toprak işleme,
5) Aşırı alet-makine kullanılması,
6) Tek tür bitki ekimi,
7) Vahşi Sulama,
8) Hastalık ve zararlıları yok etme düşüncesi,
9) Sentetik kimyasal girdilerin aşırı kullanımı,
 
1) Genelde toprağın boş bırakılması, yapısının bozulması, yeterli organik madde bulunmaması ve toprak canlılığının yok olması erozyon riskini arttırır. Eğimli arazilerde riski daha fazladır. Sürüm yaparken eğim yönü dikkate alınmaz eğimle paralel olarak sürüm yapılırsa erozyon riski artar. Yanlış sulamada erozyon kontrolünü zorlaştırmaktadır [7].

2) Genelde çeşit seçimi verim özellikleri dikkate alınarak yapılır. Bu şekilde seçilen çeşitler, toprağa, coğrafi koşullara ve iklim koşullarına uyum sağlayamayabilir. Bölgedeki hastalık zararlı popülasyonuna karşı adapte olmamış bu çeşitler, hastalık ve zararlılara karşı direnç gösteremeyebilir. Bu da daha fazla toprak işleme, daha fazla girdi kullanımı demektir ki aşağıda bunlardan bahsedeceğiz.
3) Ekim dikimde çeşidin, toprağın özellikleri dikkate alınmaması en önemli problemdir. Ekim dikimde yapılan hatalar yeterli havalanma ve güneşlenmeyi önlemektedir. Bu durum hastalık ve zararlıların yayılmasını kolaylaştırmaktadır. Sık dikim bitkilerin topraktan yararlanmasını zorlaştırırken, seyrek dikim boş kalan bölgelerde erozyon riski doğurmaktadır.
4) Derin ve devirerek toprak işleyen pulluk gibi aletlerin kullanımı en fazla yapılan hatadır. Toprağın bitki için en elverişli ortam oluşturan bölümünün 25-35 cm’lik bölümü olduğunu söylemiştik. Pulluk tipi aletler toprağın bu elverişli kısmını derine gömerek, derinden bitki için elverişsiz ham toprağın ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
5) Aşırı işleme ile toprağın yapısı bozulmaktadır. Toprak ve toprak işleme aletleri arasında oluşan direnç toprağın parçalanmasına, kil ağırlıklı bir toprağın oluşmasına neden olur. Bu tip topraklar yeterince havalanmaz. Daha fazla toprak işleme ister. Toprak işleme sayısı arttıkça toprakta sıkışma olur ve kökler derinlere inemez. Bu da bitkinin iyi gelişmesini önler. Ayrıca bu tip toprak işleme aşırı enerji tüketimine neden olur. Üretim maliyetini arttırır.
6) Tek tür bitki ekimi, tek yıllık bitki üretiminde araziye her yıl aynı bitkinin ekilmesidir. Aynı bitkini her yıl ekilmesi sonucu bitki kökleri belli bir derinliğe ulaşacağından bu derinliğin altında toprak sıkışması oluşur. Bitki aynı tür besin elementlerini tüketeceğinden toprakta bu tür maddeler yeteri kadar bulunamaz. Toprakta bitkinin sevmediği, kullanmadığı maddeler birikerek bitkinin gelişimini zorlaştırır. Her yıl üretilen bitkiye zarar veren patojenler bölgede çoğalacağından hastalık ve zararlılarla mücadele zorlaşır.
7) Sulamada yapılan en büyük yanlış vahşi sulama uygulamasıdır. Salma sulama en çok gereksiz su tüketimi nedeniyle zararlıdır. Ayrıca topraktaki besin maddelerinin ve organik maddelerin yıkanması ile sonuçlanır. Bölgedeki su kaynaklarının hızla azalmasına ve yer altı sularının kirlenmesine neden olur. Vahşi sulama yöntemleri toprağın sıkışmasına, topraktaki hava miktarının azalmasına da neden olmaktadır. Ayrıca toprak canlıları açısından hava oranının azalması ve ortamdaki yapışkanlık etkisinin artması sonucu uygun ortam kalmadığından topraktaki eko sisteme zarar verir.

8) Hastalık ve zararlıları yok etmeyi hedefleyen sentetik kimyasallara dayanan mücadele stratejisi sıkça rastlanan bir durumdur. Hastalık etmeni görülür görülmez ilaçlama yapmak, canlının ilaca dayanıklılığını arttırır. Dayanıklılığı ve ortama uyum sağlamayı teşvik eden en önemli olgulardan biri beslenmedir. Yani sürekli üretilen tarımsal ürünlerle beslenen canlılar İlaçlama yapıldığında doğadaki avcı böcekler ve patojenlerle rekabete giren ve dolaylı olarak onların çoğalmasını kontrol eden canlıların azalmasına neden olur, ürünleri ve toprağı kirletir. En dayanıklı patojenlerin ortamda baskın hale geçmelerini sağlar ve zararlılarla mücadeleyi zorlaştırır [8].
9) Sentetik kimyasal girdilerin aşırı kullanımı, toprak ve su kirliliğine neden olmaktadır. Kimyasal gübreler ağırlıklı olarak bitki besin maddelerinin tuz formları ile hazırlandığından topraklarda tuzluluk sorununa neden olmaktadır. Topraktaki dengeyi bozarak bitkilerden elde edilen ürünlerin kalitesinin bozulmasına ve gıdalarda kalıntı oluşmasına neden olmaktadır [9]. 

Bu liste daha da uzatılabilir. Ancak gereksiz yere yapılan her tür işlem emeğin ve maddi imkanların boşa harcanması olduğu kadar toprağı yoran, kirleten, aşındıran, sağlığını, canlılığını yok eden unsurlardır. Belli bir yüzeyde bir santimetre toprağın oluşması için en az 150 yıl kadar süre geçmesi gerekir. Kaybetmek içinse (insan faaliyetleri dikkate alındığında) birkaç yıl yeterlidir.

Toprak ‘Tanrılar Çıldırmış Olmalı’ filminde izlediğimiz ilkel kabileler gibidir. Gerçekten ‘ihtiyaç’ duymadığı her şey onun için fazladır. Toprağı korumak için gereksiz uygulamalardan vazgeçip, doğaya uygun yöntemlerle toprağın kendini idame etmesine yardımcı olmak önemlidir. Ne ilgisi var diyeceksiniz ama en sevdiğim şairlerden biri Özdemir ASAF. Hemen bir de Özdemir ASAF’a kulak verelim.
 
“DÜN SABAHA KARŞI
Dün sabaha karşı kendimle konuştum
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum
Yokuşun başında bir düşman vardı
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum”
 
Bir gün yokuşun başındaki düşmanın kendimiz olduğunu anladığımızda geç kalmış olmayalım. Son bölümde toprağı yaşatmaktan bahsedeceğiz. Kirlettiğimiz, öldürdüğümüz, yapısını bozduğumuz toprakları tedavi edebilecekken tedavi etmekten… Yani moda deyimle konumuz tarımın sürdürülebilirliği…
 
KAYNAKLAR:
1. Bushmanlar Kalahari çölünde yaşayan Güney Afrika halklarına verilan addır. Khwe Khoe, Basarwa veya San olarak da bilinirler. Bu halkaların dillerinde kendilerine topluca verilen bir isim bulunmamaktadır. Arkeolojik kanıtlar bu halkların güney Afrika'da (ve muhtemelen Afrika'nın diğer bölgelerinde de) en azından 22 bin yıldır yaşadıklarını göstermektedir.
2Metin ÖZBEK, 50 Soruda İnsanın Tarihöncesi Evrimi, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 1. Baskı, İstanbul, 2010
3. Necmettin ÇEPEL,. Ekosistem Kavramı ve Ekosistem Amenajmanı. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, Sayı 61,  Sayfa 139-152
4. Nur CEYHAN, Halime ALIÇ; Bağırsak Mikroflorası ve Probiyotikler; Türk Bilimsel Derlemeler Dergisi 5 (1): 107-113, 2012; ISSN: 1308-0040, E-ISSN: 2146-0132
5. Anka, Phoneix; Simurg, Zümrüdü Anka, Simurg-u Anka isimleri ile de bilinen mitolojik kuştur. Farklı mitolojilerde farklı şekillerde anlatılan bu kuş ölmeden önce kendini ateşe verir ve küllerinden yeniden doğar. (Doç. Dr. Ali Duymaz. Anadolu ve Balkan Türklerinin Halk Anlatmalarında Mitolojik Bir Kuş: Zümrüdü Anka.". Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt: 1 Sayı: 1 Yıl: 1998. http://sbe.balikesir.edu.tr/dergi/edergi/c1s2/makale/c1s2m6.pdf.
6. Erdem AYKAS ve arkadaşları: Koruyucu Toprak İşleme Yöntemleri ve Doğrudan Ekim; Ege Üniv. Ziraat. Fak. Derg., 2005, 42(3):195-205 ISSN 1018-885
7. Necmettin çepel; Toprak kirliliği erozyon ve çevreye verdiği zararlar; TEMA, 1997.
8. Fahri Yiğit. Bitki patojenlerinin kontrolünde kullanılan biyokontrol ürünler ve özellikleri. SÜ Ziraat Fakültesi Dergisi, 2005, 19.36: 70-77
9. Çağatay GÜLER; Zakir ÇOBANOĞLU; Toprak Kirliliği ;TC Sağlık Bakanlığı Çevre Sağlığı Temel Kaynak Dizisi, 1997, 40.
 
GÖRSELLER:
 
1. http://images.sciencedaily.com/2015/03/150306102714_1_900x600.jpg
2. http://static.communitytable.com/wp-content/uploads/2014/07/cheese-and-yoghurt-ftr.jpg
3. http://downloads.smilinggardener.com/files/images/articles/water/rain-harvesting.jpg
4. http://www.harftamircisi.com/wp-content/uploads/2011/09/hg-2.jpg
5. https://www.google.com.tr/url?sa=i&rct=j&q=&esrc=s&source=images&cd=&cad=rja&uact=8&ved=0CA UQjhw&url=http%3A%2F%2Fwww.foundationrepairlasvegas.com%2Ffoundation-repair%2Ffoundation-services%2Fmud-jacking.html&ei=95FpVbm8NIrzUO7Ig-gO&bvm=bv.94455598,d.bGg&psig=AFQjCNGK5pV9ynFwHqIJY1rIoymegs7usg&ust=1433068371147644
6. http://www.fotografturk.com/upload/fotograf/2012/4/19/2974-karatan-erozyon-7157-950px.jpg
7. http://www.drt.com.tr/blog/uploaded_images/image001-703951.jpg
 

 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.