YAŞAMIN TEMELİ: TOPRAK - 3

Toprak Tanrıçası (Toprak Ana) olarak bilinen Gaia’nın oğlu yarı dev Antaeus yenilmez bir savaşçıdır. Kahramanımız Herkül (Herakles) 11. Görevini yerine getirmek üzere yola çıkar. Ancak Kuzey Afrika’da Libya civarında bir ülkenin kralı olarak da bilinen Antaeus ile karşılaşır. Anteus rakip olabileceği herkesle güreş tutmakta ve onları öldürmektedir. Herkül, Anteus’a karşı güreşinde onun neden yorulmadığını ve kolayca iyileştiğini anlamaya çalışır. Sonunda onun topraktan güç aldığını anlar (dedikodulara göre Athena’dan tüyo almıştır. Ama biz yüzüne vurmayalım, ne de olsa yarı tanrı…) Sonunda Herkül Anteus’u havaya kaldırarak onun toprakla ilişkisini keser. Gücünü topraktan alan Anteus kısa süre sonra efsanevi gücünü kaybeder ve Herkül tarafından öldürülür. 
Beham, Hercules Slaying Antaeus
Biliyorum şimdi ‘çok film adamsın’ diyeceksiniz ama yazıya yine bir filmle başlayacağım. Uyumsuz (Divergent, Neil BURGER, 2014) bir edebiyat uyarlaması gençlik filmlerinden (insanlığın dünyayı nereye sürüklediğine ilişkin serilerden biri; Resident Evil -  Ölümcül Deney, The Hungers Game - Açlık Oyunları, The Maze–Labirent vb.). Yaşanmaz hale gelen bir dünya... Yüksek duvarlar arasında güvenli bir şehir… İnsanları erdemlerine göre ayrı gruplar halinde tutan bir gelecek… 16 yaşına gelen her çocuk bir testten geçer, testin sonucuna ve kökenine bakmaksızın kendine bir grup seçer. Bu grup hayatı boyunca ait olacağı gruptur.

Test sonucunda birden fazla erdemi olanlar ‘uyumsuz’ olarak adlandırılır. Uyumsuzlar sistem için tehlikelidir. ‘Uyumsuz’ çıkan kahramanımız Beatrice (Shailene Dian Woodley) riskli bir karar alarak ailesinin içinde yer aldığı ‘Fedakar’lar grubunu bırakıp toplumun güvenliğini sağlayan ‘Korkusuz’ları seçer ve Tris adını alır. Tris, sorunlara kolayca çözüm bulabilmektedir. Ancak, ondan beklenen çözüm geliştirmek değil, kendi grubunun erdemine uygun çözümler bulmaktır.

Her zaman başka türlüsü mümkündür. Buna karşın devlet belirsizlik olarak gördüğü değişimin karşısında, her şeyi kesin sınırlarla belirleyip değişimi (ya da sistemi dönüştürebilecek ve güçler dengesini değiştirebilecek değişimleri) engellemeye çalışır. Uyumsuz denilen ve değişim dinamiği taşıyan unsurlar kesin bir şekilde elenmekte, toplumdan dışlanmakta, hatta yok edilmektedir. Neyse ki biz böyle bir toplumda yaşamıyoruz… Yoksa(?)…

Kastlar, sınıflar neolitik çağdan itibaren ortaya çıkan toplumlarda her zaman bulunur. Bu toplumlarda tarımsal faaliyetleri gerçekleştiren kesim giderek aşağı seviyelerde görülmeye başlamıştır. Neolitik çağdan bu güne tarım gıdadan, giyime yakıttan, alet yapımına pek çok konudaki katkıları sayesinde insanın toplumsal düzeninin temeli olmuştur.

Tarımdaki her gelişme nüfus üzerindeki baskıları azaltmış, insan ömrünün uzamasına, insanın fiziksel ve zihinsel özelliklerinin gelişmesine, nüfusun artmasına olanak sağlamıştır. Tarımsal ürünlerin ticareti kentlerin doğmasını sağlamıştır. Tarımsal faaliyetler doğası gereği küçük birimlerde yaşayan ve topluluk yaşam biçimi özellikleri gösteren birimlerde yapılmaktadır. Bu özellikler sosyal bir ironi olarak, toplumsal değişimin kaynağı olan tarım kesimini en geleneksel, en muhafazakâr ve değişime kapalı kesimi olarak şekillenmesine neden olmuştur.

Kentlerin dışında yaşayan, güçlü örgütlenme gelenekleri bulunmayan, toplumsal olanaklardan yararlanma şansları yetersiz olan dolayısıyla toplumda bir güç haline gelemeyen bir toplum kesimi… Üretimdeki değişim köylerde gerçekleşse de, kentlerin ihtiyaçları doğrultusunda gerçekleşir. Kentlerin yönlendirmesi ilekentlilerin ön gördüğü yöntemlerle… Dolayısı ile toprağı, tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilirliğini, üretimin geleceğini düşünmeden yapılan üretimdir.

Toprağı Yaşatmak

Tarımsal faaliyetlerde bulunanların kentlerden uzak olsalar da, devrimsel gelişimlerden etkilenmemeleri mümkün değildir. 1900’lü yıllarda kitle kültürünün ve tüketim toplumunun gelişmesi ile tarım ürünlerinin ticari niteliği ön plana çıkmaya başlamıştır. Sanayi ve ticaretteki baş döndürücü gelişmeler ve sınır tanımaz, doymak bilmez girişimcilik ruhu çiftçi ailelerini tüketici haline ve tarımsal faaliyetleri de pazar (alet makineden, gübre ve ilaçlara, tohumdan hasat ve depolama donanımlarına pek çok girdi) unsuru haline getirmeyi başarmıştır.

Tarımın karın doyurmak yerine çok kazanmak için yapılan bir faaliyet haline gelmesine ‘Yeşil Devrim’ gibi şaşalı bir isim verilmiştir. Yeşil Devrimle çiftçilerin maddi kazancı artacak, tüketiciler daha ucuza, daha fazla gıda tüketecektir. Bu şaşalı reklamasyonla piyasaya sunulan yeşil devrimden en çok tarımsal girdi (tohum, İlaç, gübre, traktör, alet-makine vb.) üreten firmalar kazanır. Daha sonra da üreticiden ürünü ucuza alıp, tüketiciye ulaştıran aracılar, bu ürünleri işleyen işletmeler diğer kazananlar oldu. Tarım ürünlerini üreten çiftçiler ve tüketenler de belki bir miktar kazançlı görünüyordu. Tabii, bu kazancın da harcanabileceği yeni ihtiyaçlar üretildi. Ancak, bu gün sanayinin, ticaretin, reklamın, kitle iletişim araçlarının çözemeyeceği sorunlar baş göstermiştir.

Daha önce incelediğimiz bu sorunlara karşı çözüm geliştirmeye çalışanlar aslında işin başında da vardı. Başka türlüsünün olabileceğine inanlar, yani ‘Uyumsuz’lar yaşananların sonuçlarını en başından tahmin edip, tarımın doğayla uyumlu yapılması gerektiğini söylediler. Tabii, ön yargı okları ile delik deşik edilmeyi hak ettiğine inandığımız çevreci veya toplumcu araştırmacı ve bilim insanlarından söz ediyoruz.  Aslında “Kökten Uyumsuz” (Radical Divergent) bir devlet olan Küba bu yöntemlerin geliştirilmesi ve uygulanması açısından en önemli merkez konumundadır.

Üretim Materyali
 
Doğru üretim materyali (tohum, tohumluk, anaç, aşı, fide, fidan vb.) kullanmak önemlidir. Varsa yerli alt tür veya genotipler, dayanıklı, bölgeye uyumlu çeşitlerle çalışmak kaliteli ve sağlıklı ürün yetiştirmek açısından önemlidir. Bu tür ürünlerde daha az işlem ve girdi ile verim elde etmek mümkündür. Üretim materyali, yörenin doğal koşullarına uygun, yöredeki hastalık zararlılara dayanıklı, verim düzeyi yüksek olmalıdır. 

Ekim-Dikim
 
Bitkinin isteklerine uygun, güneşlenmeyi ve havalandırmayı önlemeyecek şekilde, mümkün olduğu kadar eşit aralıklarla ekim–dikim yapılması önemlidir. Güneşlenme, fotosentez (bitki de besin birikmesi) açısından önemlidir.Havalanma hastalık ve zararlıların yayılmasını önler. Aralık ve mesafelerin dengeli olması bitkilerin topraktan yararlanma kapasitesini arttırır. Verim ve kalite üzerinde olumlu etki sağlar.

Toprak işleme
 
Minimum toprak işleme, yani en az enerji ve emek kullanılmı ve toprağa en az zarar veren alet-ekipmanla toprak işleme tercih edilmelidir. Hatta canlı, organik madde oranı yüksek ve dengeli bir strüktüre sahip olan topraklarda toprak işlemesiz tarım yapılması daha uygundur. 

Toprak işlemede yüzlek sürüm yapan, daha hafif, toprakta daha az sürtünmeye neden olan aletler kullanılmalıdır. Toprağı işlerken daha küçük traktörler tercih edilmeli, en azından gerekmedikçe toprak işleme yapılmamalıdır. Toprağın yapısına ve yetiştirilecek bitkilerin özelliklerine göre toprağı yırtarak işleyen kaz ayağı veya ağır toprağı olduğu yerde parçalayan rotovatör (toprak frezesi) gibi toprağı yüzlek süren alet ekipman tercih edilmelidir.

Erozyonun önlenmesi
 
Erozyon en çok eğimli arazileri etkilemektedir. Teraslama, sekileme gibi yöntemler önerilse de, dar gelirli, yeterli iş gücünden ve ekipmandan yoksun üreticilerin bu tür maliyetli önlemleri yerine getirmesi çoğu zaman zor olmaktadır. Genelde yeterli taş bulunabilen yerlerde uygulanan teraslama ve sekileme, taş bulunamayan yerlerde uygulanamamaktadır. Malçlama, toprağın işlenmeden bırakılması, yabancı otların gelişmesi önlenerek (otlatma, merdane geçirme, biçme vb.) bırakılması en uygun yöntemlerdir.

Eğimli araziler eğim yönüne çapraz işleme yapılması hem erozyonu önlemek ve hem de yüzey akışı ile kaybedilen yağmur sularını kısmen toprakta tutmak adına önemlidir.

Toprağın güçlendirilmesi
 
Toprak yapısının iyileştirilmesi, organik madde oranının arttırılması, bitki besin maddelerince zenginleştirilmesi karlı bir bitkisel üretim için önemlidir. Bunların kimyasal gübreler yerine organik maddelerle yapılması tavsiye edilir. Böylece toprakta bitki besin maddelerinin dengeli ve istikrarlı bir şekilde bulunması sağlanır. Toprak canlılığı arttırılır. Toprak strüktürü iyileştirilir. Güçlü topraklarda yetişen bitkiler daha dirençli olur. Ürün kalitesi ve dayanıklılığı artar. Bu amaçla ahır gübreleri, torf, kompost, yeşil gübreleme, bitki artıklarının toprağa karıştırılması gibi yöntemlerden yararlanılır.

Kültürel Tedbirler
 
Doğada toprakta tek tür bitki yoktur. Canlı organizmaların artıkları toprak canlıları tarafından toprağa karıştırılarak çürür ve bitki besin maddesine dönüşür. Kültür yetiştiriciliğinde farklı bitkileri bir arada yetiştirmek ve artıkları toprakta çürütmek verimliliğin düşmesine, hastalık ve zararlıların çoğalmasına neden olabilir. Ancak bu sakıncaları gideren bazı yöntemler vardır.

Hasat Artıkları
 
Tarladaki kurumuş otlar, dökülmüş yapraklar, budama artıkları, hasat arıkları, çürümüş meyve ve bitki artıkları mutlaka temizlenmelidir. Bu tür artıklar hastalı zararlı etmenleri için uygun kışlama ve gizlenme ortamı sağlamaktadır. Bu tür artıklar parçalanarak kompost yapımında kullanılabilir.

Yabancı otlar
 
Özellikle meyvecilikte yabancı otlarla mücadele etmek yerine, otların baskı altında tutularak muhafazası önerilebilir. Yabancı otların oluşturduğu örtü erozyonu önlemek, topraktaki su ve besin maddelerinin muhafazası, suyun yüzey akışı yoluyla kaybının önlenmesi, toprak canlılığının korunması açısından uygun bir yoldur. Biçme, otlatma, merdane geçirme gibi yöntemlerle yabancı otların gelişmesi önlenerek topraktan fazla miktarda su ve besin maddesi kaldırmaları önlenir. Biçilen, sökülen otlar kompost yapımında kullanılabilir.

Herbisitler toprak kirliliği açısından önerilmez. Toprağa zarar vermeden yabancı ot kontrolü açısından bitkisel ürünlerden yararlanmak, malçlama, yeşil gübreleme bitkilerinin biçildikten sonra yüzeyde bırakılması, en çok önerilen yöntemlerdir.

Kompost
 
Toprak en iyi şekilde, çürütülmüş hayvan gübresi ve kompostlaştrılmış bitki artıkları sayesinde güçlenir. Bitkisel (budama, hasat, yemek artıkları, kuru ot, biçilmiş çim, dökülmüş yaprak, sap saman, vb.) ve hayvansal (mezbaha artıkları, ahır gübreleri, kıl, tüy, yün, tırnak) artıklar, mutfak artıkları ile kül, kireç gibi maddelerin azot/karbon dengesi gözetilerek (1/25 ila 1/30)yeterli havalandırma ve nem koşulları sağlanarak çürütülmesi ile elde edilen kompost toprağı güçlendirmek amacı ile kullanılabilecek önemli bir materyaldir.

Kompost yapımında eğer solucanlardan yararlanılırsa bu komposta “vermikompost" adı verilir. Vermikompostta çürümüş artık oranı daha az ve topraklaşmış organik madde daha fazladır. Solucanların salgıladıkları antibiyotik özellikli madde sayesinde topraktaki pek çok patojen etkisiz hale gelir. Besin maddelerinin büyük kısmı bitkilere yarayışlı hale getirir. Vermikompost yapımında yöredeki solucanlardan yararlanabilse de en verimli solucanlar "Kırmızı Kaliforniya Solucanları"dır. 

Kompost adı verilen materyal toprağın yapısını iyileştirerek su tutma ve havalanma özelliğini geliştirir. Toprağın besin maddelerini tutmasını sağlar. Topraktaki organik madde miktarını arttırır, toprak canlılığının kısa sürede artmasını sağlar. Kompostun bir avantajı da çöp (evsel ve işletme atıkları) olarak koku, hastalık etmenleri için üreme zemini, hava, toprak ve su kirliliğine neden olabilecek organik maddelerin 3-4 ay gibi bir sürede yararlı materyale dönüştürülmesidir. Ayrıca biyoteknolojik yöntemlerle kompost elde edilirken oluşan yanıcı gazlar ‘biyogaz’ elde edilmesinde kullanılmaktadır.

Kompost o kadar değerli bir materyaldir ki çöl kumunda tarım yapabilmek için bile komposttan yararlanılmaktadır. Kumsal arazilerde su ve besin maddelerini tutma kapasiteleri düşüktür. Ayrıca köklerin kuma tutunma kapasitesi de azdır. Dolayısı ile bitkilerin çoğu kumsal alanda dik duramaz. Bitkisel üretim için gerekli toprak canlılığı da bu ortamda oluşamaz. Kompost hem su ve besin maddelerini tutmayı sağlayan, toprağı organik maddece zenginleştirerek bu ortamda dahi hızla toprak canlılığını arttıran ve bitki kökleri için sağlıklı bir ortam sağlamakta ve çöl kumunun mineralizasyonu sayesinde çöl kumunun yapısını düzeltmektedir. Çöl kumunu kısa sürede tarım toprağına çeviren bir materyalin tarım için uygun bir toprağı nasıl etkileyeceğini gözönünde bulundurmak lazım.

Münavebe
 
Toprağın sağlıklı, verimli kalması açısından tek yıllık bitkilerde münavebe (ekim nöbeti) yapılmalıdır. Münavebe en az iki yıl sürmeli (ikinci ürün yapılan yerlerde), en az üç bitki çeşidi kullanılmalıdır. Nöbetleşecek bitkilerin belirlenmesinde, bitkilerin kök sistemleri, ihtiyaç duydukları ve toprağa bıraktıkları besin maddeleri, hastalık zararlılar gibi özellikleri değerlendirilmelidir.

Münavebede en az dört yılda bir yeşil gübreleme yapılmalıdır. Yeşil gübreleme çok yıllık bitkilerde ara ziraatı biçiminde yapılabilir. Yeşil gübrelemede asıl bitki, toprağı azotça zenginleştiren baklagillerdir (fiğ, yonca, üçgül, bakla, tırfıl, bezelye, vb.). Bazen baklagillerle birlikte veya ayrı olarak hububat ve yem bitkileri de ekilebilmektedir yYulaf, çavdar, mısır, darı, arı otu, soya vb.). Yeşil gübrelemede bitki üçte bir oranında çiçekleneme döneminde iken toprağa parçalanarak gömülür.

Bitki üçte bir oranında çiçeklendiğinde azami derecede besin maddelerini ihtiva ederken, bu süreçten sonra besin maddelerini tohum oluşturmak amacıyla harcamaya başlar. Yeşil gübreleme topraktaki besin maddelerini bitkiye yarayışlı hale getirir. Kış sezonunda toprağın boş kalmasını önler. Toprak canlılığını ve topraktaki organik madde miktarını arttır.

Malçlama
 
Toprak örtüsü (malçlama) erozyonun yanında, suyun korunması, toprak canlılığının sürdürülmesi, yabancı ot kontrolü ve toprağa değen ürünlerde toprağa değen yerde oluşan çürümenin önlenmesi gibi yararlar sağlar. Malçlama, organik veya sentetik maddelerle yapılabilir. Organik malç malzemeleri yavaş bir şekilde çürüyerek toprağa organik madde sağlar. Ancak toprağa değme riski olan ürünlerin üretiminde kullanılacak sentetik ürünlerin toprakta ve üründe kalıntıya ya da başka zararlara neden olmayacak materyalden seçilmesi gerekir.

Sulama
 
Damlama sulama, yağmurlama sulama yöntemleri kullanılması önerilmektedir. Özellikle damla sulama maliyetli olsa da en uygun yöntem olarak görülmektedir. Çıplak toprakta buharlaşma yüksek olmaktadır. Böyle topraklarda sadece suyun damladığı yerlerde nem kalmakta, toprak yapısı etkilenmekte, organik maddeler özelliğini yitirmekte, üst katmandaki canlılar yok olmaktadır. Damla sulama yapılan arazilerde topraktaki su kaybının önlenmesi önemlidir.

Üretilen bitki türü/türleri, toprağın yapısı, eğim, kullanılan suyun özellikleri, vb. unsurlar dikkate alınmadan sulama yöntemi ve uygulanacak sulama projesi hakkında karar verilmemelidir.

Bitki Sağlığı
 
Bitki sağlığının temel ilkeleri sağlıklı ve dirençli bitki yetiştirme, hastalık etmenleri ile zararlıların kontrol altında tutulmasıdır. Hastalığın yayılmadığı topraklara hastalığın yayılmasını önlemeye ilişkin daha fazla özen gösterilmeli ve kontrol yöntemleri geliştirilmelidir. Öncelikle bu ilkelerin üreticilere benimsetilmesi önemlidir. 

Sentetik kimyasal ilaçlar son çaredir. Bu tür mücadelede, ilaçlama yalnızca doğru zamanda, yeterli miktarda yapılırsa işe yarar. Bazı canlılar belli dönemlerde müdahale edildiğinde zararları önlenebilir. Bazı canlılar için ise zarar eşiği aşılmadan yapılan mücadele gereksizdir. Tuzaklama ile zararlı yoğunluğu kontrol edilerek, yalnızca gerektiği zaman ilaçlı mücadeleye başvurulmalıdır. İlaçlamanın etkinliği açısından, teknik elemanlar tarafından verilen ilaç, verilen dozda kullanılmalıdır. Kullanılacak ekipman seçilirken ilaç, arazi, üretilen bitki , vb. unsurlar dikkate alınmalı ve ekipmanın temiz olduğundan emin olunmalıdır. Ekipman ayarlarını doğru yapmak, öğle saatlerinde ilaçlama yapmamak, ilaçlama sırasında orada bulunan veya yoldan geçenlerin etkilenmesini azaltacak önlemler almak, yan tarlalara bulaşmayı önlemek ve ilacın parçalanma süresi ile hasat zamanı arasındaki dönemi dikkate almak gibi konulara mutlaka dikkat edilmelidir.

Tarımsal ilaçlar hastalık zararlılardan çok, yararlı canlıların yok olmasına neden olmaktadır. Oysa bitki sağlığı açısından en doğru yöntem doğanın kendi dengesi içerisinde hastalık ve zararlıların çoğalmasının önlenmesidir. Bu açıdan bölgede görülen hastalık ve zararlılarla mücadelede doğal düşman olan böceklerin üretilerek doğaya salınması bir yöntemdir. Ancak bölgede doğal düşmanlar üzerinde zararlı etki yaratacak pestisitlerin kullanılmamasına dikkat edilmelidir.

Mücadelede tuzak, uzaklaştırıcı, üremeyi veya beslenmeyi önleyici, rahatsız edici, bitki direncini arttırıcı (biyoteknik mücadele) ürün ve yöntemler kullanmak en iyisidir. Sentetik kimyasal ürünler yerine organik (bitkisel, hayvansal, mikro organizmalardan elde edilmiş) kökenli veya doğal materyallerden elde edilen bitki koruma ürünleri genel olarak doğaya zarar vermemektedir. Bu tür ürünlerin çeşitliliğinin artması ve fiyatlarının da düşmesi devletçe teşvik edilmelidir.

Evde bulunabilen malzemelerle yapılabilecek ev yapımı ilaçlar da söz konusudur. Rahatsız edici, beslenmeyi önleyici, koku almayı önleyici, hareketi zorlaştırıcı acı biber, sarımsak, ısırgan otu, arap sabunu, zeytinyağı, vb. maddelerden yararlanılarak hazırlanan ilaçlar da hem ucuz, hem de doğal dengeye zarar vermeyen, toprağı koruyan yöntemler olarak tavsiye edilmektedir.

Tüm bu yöntemler daha da çoğaltılabilir. Tabii sadece fikir vermek ve ışık tutmak adına konu başlıkları olarak saydıklarımız derinleştirildikçe, aslında doğaya saygılı üretimin, verim ve gelir kaybının olmayacağını görürüz. 
 
Hepimiz Anteus’yuz

Daha fazla tarımsal ürün üretimine yönelik faaliyetler üreticinin tüketici olmasını, daha bol ve ucuz gıda ise tüketicinin yeni ‘ihtiyaç’ların müşterisi olmasını sağlamıştı. Bu arada ihtiyaç kavramının temelindeki gerek duymanın yerini talep etme, refah kavramın temelindeki rahatın yerini de sahip olma duygusu almıştı. Bu da çevremizi sadece ekonomi kavramlarıyla algılayan, daha fazla kazanma hırsı karşısında cansız varlıklardan başlayarak giderek bitkiler, canlılar ve insanların ekonomiye feda edilebilir hale geldiği bir süreç bu.

Neyse ki herkes bizim gibi uyumsuz değil. Mesela gayet uyumlu bir veteriner hekim arkadaşımız, ticari etlik piliç üretiminde kesim yaşının 45 gün olmasını bilimsel ve sağlığa ilişkin (sahi bu etin bir olgunlaşma süreci yok mudur? Civciv yaşta sayılacak hayvanların sindirim sistemleri yeterince gelişmiş midir? Gelişme çağı hormonlarından bu hayvanların etleri etkilenmez mi?) herhangi bir kaygı duymadan, maliyet üzerinden değerlendirmekte; ‘Bunun için şuanda en ekonomik, canlı maliyetlerinin en düşük olduğu dönem 40-42 güne kadar yapılan yetiştirmelerdir.’ diyebilmektedir.

Yani, ekonomi sağlığın önünde, hayvan refahının önünde… Tabii, bu şekilde bakınca bu güzelim sahillerin, yeşil alanların, tarım alanlarının böyle başıboş bırakılması yazıktır, değil mi? Mesela bir kaç değersiz kuş oralarda fink atacak diye (hepsi hepsi 300 türden bir kaç yüz bin kuş) koca alanı heba etmeyelim. Hem kuş cenneti nedir ki? Gerekirse biz o kuşları da kafeslerde besler, ticaretini yaparız. Orayı insan cenneti yapalım.

Yazımızın konusu değil ama bir Uyumsuz olarak affınıza sığınıyorum. Aynı yazıda belirtilen antibiyotik kalıntıları ile söylenen sözler doğruysa ne mutlu… Ancak bir sorunun da yanıtlanması gerekiyor. Eğer hayvansal ürünlerinde antibiyotik kalıntısı yoksa üniversitelerimizin veterinerlik bölümleri neden antibiyotik kalıntısı konusunda bu kadar makale yayımlıyor ve bu konudaki her makalede koruyucu olarak antibiyotik kullanımının sona ermesi neden isteniyor? 

İnsan toprağa sımsıkı bastığında, topraktan güç alıp iki ayağının üzerinde durmaya başlamıştır muhtemelen. Tıpkı Gaia’nın (Toprak ana) oğlu Anteus gibi gücünü topraktan almıştır insan. Ve toprağın kendine bahşettiği güçle başı dönen Anteus bir süre sonra gücünü topraktan aldığını umursamadan bu gücü başkaları üzerinde üstünlük kurmak için kullanmaya başlamıştır. Anteus’un sonu Herkül’ün elinden olsa da, sonunu getiren gücünün gerçek kaynağını unutmuş olmasıdır.

İnsanın toprakla olan ilişkisi de Anteus’ya benzer. Belki de ‘Hepimiz Anteus’yuz!’. Ancak güçlendikçe gücümüzün gerçek kaynağını unuttuk. Geç olmadan gücümüzün gerçek kaynağına, toprağa sahip çıkmalıyız.
 
KAYNAKLAR:
1. FelixREİCHMAN;HerculesandAntaeus ; InCollegeandResearch Libraries v.14 no.1, January 1953: 22-25; http://hdl.handle.net/2142/36523
2. Mehmet DIKKAYA, Fatih  DENIZ; Ekonomik Küreselleşmenin Yol Açtığı Problemler: Teorik Bir Bakış. ZKÜ Sosyal Bilimler Dergisi,Cilt 2, Sayı-3, 2006, ss. 163-181
3. Mehmet YİĞİT ve Arkadaşları; Küreselleşme ve Tarım Politikaları Bağlamında Küba Ekonomisi; Akademik Bakış (Uluslar arasıHakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi), ISSN:1694 – 528X Sayı: 13 Ekim – 2007
4. Ahmet BALKAYA ve Arkadaşları; Türkiye Sebze Fidesi Üretimindeki Son Gelişmeler; TÜRKTOB Türkiye Tohumcular Birliği Dergisi, 2012: 6-9.
5. Erdem AYKAS ve Arkadaşları; Koruyucu Toprak İşleme Yöntemleri ve Doğrudan Ekim; Ege Üniv. Ziraat. Fak. Derg., 2005, 42(3):195-205, ISSN 1018-885
6. Orhan DOĞAN; Türkiye’de Erozyon Sorunu Nedenleri ve Çözüm Önerileri; Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi, 2011, 134: 62-69.
7. Serap SOYERGIN; Organik tarımda toprak verimliliğinin korunması, gübreler ve organik toprak iyileştiricileri; Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü. İzmir, 2003.
8. Ahmet ALTINDİŞLİ ve Arkadaşları; Allelopatik Etkiye Sahip Bazı Kültür Bitkileri ve Bitki Artıklarının Organik Bağda Yabancı Otlara Karşı Kullanımı;  Türkiye IV. Organik Tarım Sempozyumu, Erzurum/Türkiye, 28 06 - 01.07 2010
9. Mine AKKOYUN "Organik Atıkların Değerlendirilmesi; KOMPOST." Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği, http://eski.tarimkredi.org.tr/guncel_goster.php?id=24
10. Yurdagül ŞİMŞEK-ERŞAHİN;Vermikompost Ürünlerinin Eldesi ve Tarımsal Üretimde Kullanım Alternatifleri;GOÜ. Ziraat Fakültesi Dergisi, 24 (2), 99-107, 2007.
11. Uygun AKSOY ve Arkadaşları; Organik Çiftlik Yönetim Modeli; GAP Organik Tarım Kongresi, Şanlıurfa, 17-20 Kasım, 2009.
12. Sümer Horuz ve Arkadaşları; Tarım ilaçları kullanımı ve riskleri. ; Erciyes Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi 26.2 (2010): 154-169.
13. Sevcan COŞKUN ve Tuncel ÖZTEMİZ; Organik Tarımda Biyolojik Mücadele; Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi 2008.2 (2008).
14. Burhan HEKİMOĞLU,Mustafa ALTINDEĞER;Organik Tarım ve Bitki Koruma Açısından Organik Tarımda Kullanılacak Yöntemler; Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü, Samsun / 2006
15. Bülent MİRAN, ZerrinKENANOĞLUBEKTAŞ,"Manisa ve İzmir İllerinde Geleneksel ve Organik Çekirdeksiz Kuru Üzümün Karşılaştırmalı Ekonomik Analizi." JOTAF/Tekirdağ Ziraat Fakültesi Dergisi 3.3 (2006): 285-295.
16. Erdal TOKMAK; Beyaz Et Gerçeğimiz ; Apelasyon e-dergi, Sayı-16, Sıra 11; Mart2015, http://www.apelasyon.com/Yazi/228-beyaz-et-gercegimiz
17. Ece SOYUTEMİZ, Aytun YIBAR; Gıda Değeri Olan Hayvanlarda Antibiyotik Kullanımı ve Muhtemel Kalıntı Riski;  Atatürk Üniversitesi Veteriner Bilimleri Dergisi 8.1 (2013).
18. http://e-dergi.atauni.edu.tr/ataunivbd/article/view/1020009138/1020007631
 
GÖRSELLER:
1. Hans Sebald Beham, http://bit.ly/1KptJLJ
2. http://thechristians.com/?q=node/313
3. http://slate.me/1eeWo8p
4. Yazarın arşivi
5. Yazarın arşivi
6. http://www.resimde.com/resimlerimiz/col_kumlari_56880_1.jpg
7. http://bit.ly/1dsX5Kz
8. Önallar Resmi İnternet Sitesi, http://bit.ly/1GIoDmR
9. http://bit.ly/1eeZ71J
 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.