Kara Yazgılı Kara Benizli İçecek: Kahve

Emtia daha değerli ve farklı ürünlerin meydana getirilmesi için kullanılan ve değerleri tüketici tarafından belirlenen, değerli, yarı değerli, kimyasal, bitkisel, hayvansal ürünler ve enerji ürünlerdir. Dünya tarihinin her döneminde bir veya birkaç emtia ön plana çıkmış, dönemin ekonomik ve toplumsal şartlarının oluşmasında, insanlık koşullarının belirlenmesinde rol oynamıştır. Günümüz piyasalarını belirleyen petrol, bayrağı geçmişte ekonomik, siyasi ve sosyal koşulları etkileyen şeker, kakao ve kahveden almıştır aslında. Şekerin, kahvenin veya kakaonun tarihi, sömürgecilik, kölelik ve kapitalizmin tarihi ile birlikte ilerler. Birbirini besler, birbirinin aracı, yansıması olur. 
15.yüzyıldan itibaren, Avrupalılar artık uzun mesafeli yolculuk yapabilecekleri gemilere sahip oldu. Aydınlanmayı yaşayan, eğitim ve askeri anlamda güçlenen Avrupa, dünyaya açılma, yeni yerler keşfetme ve ticareti sınırlar ötesine taşıma arzusunu gütmeye başladı. İspanyollar ve Portekizliler, neredeyse 100 yıl boyunca tüm denizlere egemen oldular. 16. yüzyılda Fransa, İngiltere ve Hollanda da okyanuslara açılmaya başladı. Keşiflerin de etkisiyle ticaret, devletlerin en önemli uğraşı haline geldi. Deniz aşırı yerlerde emtiaya erişmek, ticaretine egemen olmak için devlet şirketleri kuruldu. Kapitalist ekonomi, böylece yavaş yavaş oluşmaya başladı. Dünyanın dört bir yanından Avrupa’ya akan ürünler, temel maddelerin fiyatlarının artmasına sebep oldu. Yükselen emtia fiyatları ve artan enflasyona karşı merkantilizmin benimsenmesiyle, büyük devletlerin sömürge imparatorluklarına dönüşme serüvenleri başladı.

1502 yılında kökeni Etiyopya olan bir bitkiden yapılan içecek, Yemen’den önce İslam toplumlarına, sonra da tüm dünyaya hızla yayılmaya başladı. Kahve, 1551’de Mekke’ye, 16. yüzyılın sonunda da Avrupa’ya ulaştı. Anavatanı Doğu Afrika olan ve Yemen’de yetiştirilerek ticari bir ürün haline gelen kahve ile ilgili haberler, Avrupa’ya ulaşınca ticari değere sahip her türlü ürünün peşinden koşan Avrupalı ülkeler, ticari üstünlük elde etmek için ürünün kaynağına en hızlı ve ilk olarak ulaşma yarışına girişti. 17. yüzyılın başlarında Avrupalılar, kahve almak için ilk kez Yemen’e geldiler. Baharat ticaretinde istediği konumu elde edemeyen İngiliz Doğu Hindistan Şirketi, 1609 yılında kahve ticareti hakkında detaylı bilgi toplaması için tüccarlarını Yemen’e gönderdi. İngilizler, 1618 yılında, bölgeye hâkim olan Osmanlı İmparatorluğu’nun padişahından izin fermanını alır almaz, Mocha’da ilk kahve fabrikasını kurdu. İngilizlerin ardından Yemen’e gelen Hollandalılar, 1616 yılında Hollanda’yı kahve ile tanıştırdılar. 1660’a kadar ana kara Avrupa’sına kahve, Hollandalılar tarafından getirildi. O yıllarda, İngiltere’de 50 kg kahve 1 pound’dan daha düşük fiyatlar ile satılıyordu.

Avrupalı ülkeler önce kahvenin mevcut ticari ağlarına egemen olmaya çalıştılar sonra da kendi küresel sistemlerini kurmaya başladılar. Kahvenin tohumunu, ilk olarak Hollandalılar Avrupa’ya getirdi, sonra Fransızlar ve İngilizler… 17. yüzyılda kahve, Avrupa ülkelerinin sömürgelerinde yetiştirilmeye başlanan bir meta haline geldi. Böylece, 150 yıl boyunca dünyanın kahve ihtiyacını tek başına karşılayan Yemen’in Mocha limanı, Avrupalı ülkelerin yeni plantasyonları ve kahvenin yeni ticaret yollarına kavuşması ile bu imtiyazlı konumundan mahrum edildi. Bugün mezhep çatışması yaşanan, Şii Husiler ile Sünniler’in, arka planda da küresel güç odaklarının mücadele arenası haline gelen Yemen’de, işgal altında bulunan Mocha Limanı’nın eski şaşalı günlerinden hiçbir iz yoktur. Bundan sonra kahve, acı, zulüm ve esaret ile birlikte tüm dünyayı dolaşmaya başladı.

Antik Yunan’dan beri, en büyük savaş ganimeti olan kölelik, 17. yüzyıl itibariyle Avrupa ülkeleri için daha farklı bir kabuğa büründü ve sömürgecilik olarak yeniden doğdu. Kahve ticaretini de palazlandıran sömürgecilik, başka bir ticaret daha yarattı: köle ticareti. 15. yüzyılda ilk olarak Portekizliler ve İspanyollar, Afrika’dan gemilerle insan taşımaya ve satışını yapmaya başladılar. Yıllar boyunca süren ve milyonlarca insanın vatanından koparılarak, meta gibi gemilerle taşınmasına neden olan bu ticaret, bütün dünya düzenini değiştirdi. Kısa bir süre öncesinde keşfedilen Yeni Dünya’ya ilk köle gemisi, 1505 yılında geldi. Aynı dönemde, Yeni Dünya’ya şekerin gelmesiyle, neredeyse bütün Karayip Adaları'nda köleliğe dayalı şeker plantasyonları oluşturuldu. 1720 yılında kahve fidelerinin Karayiplere getirilmesiyle kahve, köle ticaretine dayalı olarak tarımı yapılan en önemli ikinci tarım ürünü haline geldi. Yüksek yamaçlarda tarımı yapılması gerektiği için şeker plantasyonlarına nazaran daha sınırlı yerde tarımı yapılan kahvenin özellikle Jamaika, Dominika, St. Vincent, Grenada, St. Lucia ve Trinidad’taki tarlalarında binlerce Afrikalı köle çalışıyordu. Kahve üretimi, kısa süre içerisinde Haiti ve diğer Karayip Adaları ile kıtanın güneyine de yayıldı. 1788 yılına gelindiğinde Haiti tek başına tüm dünya üretiminin yarısını gerçekleştiriyordu. 18.yüzyılın sonlarında toprak sahiplerinin kahve üretiminde dönüm başına elde ettikleri kar 25 pounda ulaştı. Bu, %400 civarında bir kara karşılık geliyordu.  18.yüzyılda Afrika’dan şeker ve kahve plantasyonlarında çalışmak üzere 400.000’in üzerinde köle getirildi. Amerika’dan yola çıkan kahve ve şeker yüklü gemiler, Avrupa’da yüklerini bıraktıktan sonra dönüş yollarında Afrika’dan köle alırlar ve yine Amerika’ya getirirlerdi. Diğer Avrupa ülkelerine göre denizlerde üstünlüğü olan İngiltere, aynı zamanda köle ticaretinde de üstünlük elde etmişti. Çok zengin kesim köle gemilerini finanse edip tüm gelire sahip olurken, daha az gelirli tüccarlar köle gemilerinden hisseler alırlardı. Bununla birlikte, yoksullaşan ve çatışmalara sürüklenen Afrika ülkelerine silah satışı yapılırdı.

18. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, Amerikan bağımsızlık fikirlerinin Boston’da başlayarak, Amerika’nın belirli yerlerinde hızla yayıldığı bu dönemde, ticareti İngilizlerin tekelinde olan çay yerine, kahvenin içilmesi vatanseverlik olarak nitelendirilirdi. Hatta bazı meyhanelerde çay bilinçli olarak servis edilmez, çay talep edenlere kahve önerilirdi. Çaya uygulanan yüksek vergiyi protesto etmek amacıyla, 16 Aralık 1773 yılında İngiltere’den gelen tonlarca çayın Boston Limanı'nda Amerikan özgürlükçüler tarafından denize dökülmesi yani Boston Çay Partisi ile Amerikan Bağımsızlık Savaşı da başlıyordu. Savaşın kazanılması ile üzerinde güneş batmayan ülke, çay imparatorluğu Büyük Britanya, büyük bir darbe aldı, 20. ve 21. yüzyılda tüm ekonomik ve siyasi dengeleri değiştirecek Amerika yani 'Kahve İmparatorluğu' sahneye çıktı. 1776 yılında Amerika bağımsızlığı ilan ettiğinde, Amerika’da 700.000’nden fazla köle bulunmaktaydı. Bu sayı, köleliğin Amerika’da yasaklandığı 1808 yılına kadar da bir hayli arttı. Amerika kıtasının kahve üretimindeki üstünlüğü, köleliğe dayalı tarımın sonucu oldu.

Günümüzde dünyanın en büyük kahve üreticisi Brezilya'dır. Ülkenin kahve ekonomisi 1881 yılında, yani diğer ülkelere göre nerdeyse yarım asır sonra yasaklanmasına kadar köleliğe dayanır. Çok yaygın bir söylem vardır:
 

Vietnam kahve üretiminde Brezilya'yı takip eder.  1857 yılında Fransa tarafından sömürgeleştirilen ve böylece kahve ile tanışan Vietnam, 20.yüzyılın sonuna kadar vasat bir kahve üreticisiydi. 1973 yılında sona eren savaşta, Amerika'nın Vietnamlı askerlerin gizli sığınakları bulmak için Portakal Gazı denen herbisiti püskürtmesi sonucu ormanlarının %14'ünü ve 4,5 milyondan fazla ekili alanını kaybetti. Savaşın sonunda Vietnam bir enkaza dönüştü. 2000'li yılların başında Dünya Bankası ve diğer fon kuruluşlarının da desteğiyle, ucuz iş gücünün de katkısıyla kahve üretimine, plantasyonları arttırarak devam edildi ve 2001 yılında dünyanın en büyük 2. kahve üreticisi oldu. Yüksek  rekolte ile birlikte, ucuz işgücü ve düşük maliyetli üretim sayesinde, küresel kahve fiyatlarını oldukça düşürdü. Vietnam'ın en büyük 2. kahve üreticisi olarak yükselişi, günümüzde küresel kahve piyasasının içerisinde bulunduğu darboğazın nedeni olarak gösterilir.

Kahve tüketimi dünyada hızla yayıldığından ve kahve çok çabuk bayatlayan bir gıda olduğu için sektör temsilcileri, 1800'lü yılların başında kahve esansını üretti. Bu ürün, aslında içecek haline getirilen kahvenin, kahve aroması eklenen konsantre halidir. Hazır kahve, I. ve II. Dünya Savaşlarında siperlerde, askerlerin en büyük yoldaşı oldu. Hazır kahveyi, 1960'lardan sonra spesiyalite kahve izledi. Dev firmalar farklı aromalar katarak genellikle düşük kaliteli ve düşük maliyetli kahveleri "spesiyal kahve" olarak, yüksek fiyatlar ile tüketiciye sunmaya başladılar.

Köle ticareti ve sömürgecilik ile elele günümüze kadar gelen kahve sektörü, günümüzde yine kölelik benzeri bir sistem üzerine kuruludur. Zengin bir azınlık zümrenin hakim olduğu kahve sektörü kadın, erkek ve çocuk demeden, uzun çalışma saatleri, buna karşılık bir hayli düşük ücretler ile insan çalıştırmaya devam eder. Özellikle ABD baskısının ve darbelerin yoğun olduğu Latin Amerika ülkelerinde hem devletin, hem de ABD'nin siyasal gücü kahve sektörü üzerinden halka empoze edilir. Benzer bir durum soğudaki üreticiler için de geçerlidir.

Kaynaklar:
  1. Anthony Wild, Kahve: Bir Acı Tarih, MB Yayınevi, 2004
  2. Oral Sander, Siyasi Tarih: 1918-1994, Ankara, 1989.
  3. “What is Slavery, the Abolition Project”; http://bit.ly/1EtdJqK
  4. “How sugar changed the world”; http://bit.ly/1bWh8yI (26.07.2015)
  5. “Coffee”, http://bit.ly/1MVw5BS (26.07.2015)
Görseller:
  1. http://bit.ly/1Jrwtnc
  2. http://bit.ly/1Ev9FWU
  3. http://bit.ly/1O350eJ
  4. http://bit.ly/1NIpNqJ

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.