Gıda Hukuku ve Güvenliği

"Adalet ancak gerçeklerden, mutluluk da ancak adaletten doğabilir."
Anatole France

Sosyal yaşamımızı düzenleyen kurallardan biri olan hukuk denildiğinde literatürde birçok tanımla karşı karşıya kalıyoruz. Hukukun bu kadar fazla tanımının olmasında hukukçuların aynı olaya farklı bakış açıları oluşturmaları yatmaktadır.

Bu yazıda konumuz olan gıda hukukunun geçmişinin, insanların toplu yaşama kültürü oluşturdukları şehirleşme dönemlerine kadar uzandığını söylemek mümkündür. Bu dönemlerde oluşturulan kurallar gıda ihtiyacının sağlanması, ticaretinin yapılanması, sağlığa uygun olması ve alıcının aldatılmadan korunmasını içeren bir kapsama sahipti.

Gıda hukukunun bilinen en eski kaynaklarından belki de en fazla önem taşıyanı Babil kralı Hammurabi'nin kanunlarıdır. Söz konusu kanunlar M.Ö. 1760 yılı civarında Mezopotamya’da  günlük yaşama geçirilmiş en eski yazılı kanunlardan birisi olarak kabul edilmektedir (Anon, 2015 a). Bunun dışında geriye doğru gidildiğinde, Eski Mısır ve Roma'da gıda hukukuna yönelik uygulamalar yapıldığını görmekteyiz. Bu tür standartların kuşkusuz toplumların gelişmişliklerinin göstergelerinden birisi olduğunu vurgulayabiliriz.

Konuyla ilgili olarak tarihin solgun yaprakları arasında dikkat çeken bir başka belge de yaklaşık beşyüz yıl önce Sultan 2. Bayezid tarafından çıkarılan Kanunname-i ihtisab – Bursa’dır (Bursa Belediye Kanunu). Bu belge de boylama, ambalaj, kalite gibi kavramlar ve ceza hükümleri bulunmaktadır. Ferman,  çeşitli tüketim ürünlerinin fiyat, satış ve kalitelerini standartlaştırma özelliği taşımaktadır (Anon, 2015 b). Bunun yanı sıra, Anadolu’nun pek çok yerinde yerel bölgenin özellikleri ve üretim çeşitleri esas alınarak kimi standart kurallar koyulmuş ve uygulamaya alınmıştır.

Gıda hukukunun halkın sağlığını korumayı hedeflemesi temel prensiptir. Hukuki güvenlik ilkesi temel hak olarak ortak bir değer iken, hukuk devletinin ortaya koyduğu güvenin korunması ilkesi her konuda olduğu gibi gıda endüstrisi için de geçerli bir kavramdır.

Gıda hukuku kendine özgü bir disipline sahipse de yapısında piyasa hukuku, sınai haklar hukuku, ceza hukuku ve rekabet hukukundan parçalarda barındırmaktadır (Thieme,1966).

AB hukuku Türkiye’de gıda ve hukuk ilişkisine hız kazandırmıştır. Ülkemizde gıda hukuku ve güvenliği açısından kayıt dışı üretimlerin en önemli sorunların başında geldiğini söylemek mümkündür. Bu yüzden gıdanın üretim ve tüketimi arasındaki tüm basamakların gıda güvenliği açısından taşıdığı önem, mevzuatı da doğal olarak karmaşık hale getirmektedir.
 
Avrupa Birliği Gıda Politikalarına Kısa Bir Bakış

AB’de Gıda Yasası’nın genel ilkelerini barındıran Yeşil Kitap'ın yayınlanması (1997) Avrupa Gıda Mevzuatı’nın geliştirilmesine ilişkin önemli bir adım olmuştur (Anon, 1997). Yeşil kitap, AB Gıda Mevzuatında şeffaflık ve tutarlılık açısından kimi sorunlar olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu doğrultuda tüketici sağlığının daha yüksek standartlarda korunması ve azalan tüketici güveninin tekrar kazanılabilmesi için yeni bir düzenleme ihtiyacı doğmuştur. Gıda güvenliğine ilişkin olarak bu gereksinim Beyaz Kitap'ın 12 Ocak 2000 tarihinde yayınlanmasına yol açmıştır. Beyaz Kitap, AB’de bilimsel içerikli ve güncel bir mevzuatla desteklenen politikaların oluşturulmasına zemin hazırlamıştır (Gültekin, 2005).

Özetle, AB Gıda Politikalarının geçmiş dönemde tüketiciyi yeterince koruyamadığı gözlenmiştir. Dolayısıyla AB’nin yeni gıda politikalarında birleştirilmiş ve basitleştirilmiş bir gıda mevzuatı ile uygulamada kolaylık getirecek homojen bir mevzuatın oluşturulması hedeflenmiştir. Bu mevzuatla Avrupalı tüketiciyi korumada daha etkili olunması planlanmıştır. AB ülkeleri etiketleme konusuna da detay getirmiş ve etiketlerde açık bilgi verme zorunluluğu kabul edilmiştir.

 
Türkiye'de Durum

Gıda güvenliği, gıda üretim ve tüketiminde insan sağlığını tehdit edebilecek etmenleri ortadan kaldırmaya yönelik her türlü uygulamayı içinde barındıran aynı zamanda da yasal yönü olan geniş kapsamlı bir konudur. Gıda güvenliğini sağlayarak tüketicinin sağlığını korumak, üreticinin ve nihai ürün satıcısının sorumluluğundadır. Üreticinin sorumluluğunu kuşkusuz tedarikçi ile de paylaşması ve gıda güvenliği zincirinin bozulmaması için zincirdeki tüm halkaların üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi esastır.
 
Türkiye'de 1930 yılında çıkarılan 1580 sayılı ‘Belediye Yasası’ gıda güvenliğine ilişkin ilk yasadır (Anon, 2015c). Bu yasanın 15. maddesi gıda üretim, depolama ve satış yerlerinin denetimini belediyenin görevleri arasında saymaktadır. Söz konusu yasanın ardından yine 1930 yılında çıkarılmış olan 1593 sayılı Umumi Hıfsısıhha Yasası’nın 181-199 maddeleri gıdaya ilişkin değerlendirme denetim ve yasakları içermektedir. Bu yasanın 184. maddesi ile tüketicinin sağlığını az ya da çok bozacak gıda maddelerinin üretimi, depolanması ve satışı yasaklanmıştır. Cumhuriyet döneminde gıda hizmetlerine yönelik en temel ve yapısal değişiklikleri getiren 560 sayılı ‘Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararname’ 1995 yılında yürürlüğe girmiştir (Anon, 2015d). Bu kararname ile gıda hizmetlerindeki dağınıklık ve kargaşanın önlenmesi, kurallara uyulmaması durumlarında yaptırımların belirlenmesi amaçlanmıştır. Ülkemiz gıda mevzuatının AB gıda mevzuatı ile uyum sürecinde, bu kararnamenin önemli bir başlangıç oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bu çalışma gıda konusundaki eksikleri tam anlamıyla gideremese de azaltmıştır. Devamında, 27.05.2004 tarihinde 5179 sayılı ‘Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin değiştirilerek kabulü hakkındaki kanun kabul edilmiş ve ‘Güvenilir Gıdanın Temini’ bu kanunun amacı olmuştur (Anon, 2015e). Sonrasında da bu kanunu destekleyen bir dizi yönetmelik ve tebliğ yayınlanmıştır. Ancak AB’nin 2006 yılı ilerleme raporunda da belirtildiği gibi, 5179 sayılı kanun ile de AB gıda mevzuatına uyum sağlanamamıştır. 5179 sayılı kanun, AB tarafından uyum sağlanmadığı ve kimi sorunlar devam ettiği gerekçesiyle Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'nca 13.06.2010 tarih ve 27610 sayılı Resmi Gazete’de ‘5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı Gıda ve Yem Kanunu' yayımlanmıştır. (Anon, 2015 f) . Söz konusu kanun gıda güvenliği sistemini baştan sona değiştirmektedir. Sonuç olarak gıda güvenliği sisteminin temel amacı güvenli gıdanın üretilmesi ve tüketime sunulmasıdır. Bu zincirin sağlanabilmesi için hammadde aşamasından başlayarak üretim, işleme, ambalajlama, depolama, nakliye, pazarlama, satış ve tüketim gibi tüm aşamalarda izlenebilirliğin ve gıda güvenliğinin sağlanabilmesi yönünden gıda mevzuatına uygun çalışma  kültürünün tüm gıda işletmelerine yerleşmesi gerekmektedir. Burada devlet otoritesinin temel amacı gıda işiyle uğraşan işyerlerine çeşitli yaptırımlar getirerek kanunun uygulanmasını sağlamak ve böylelikle tüketiciye güvenli gıdanın ulaştırılmasını sağlamaktır.
 
Gıda Güvenliği ve Güvencesi

Ryerson Üniversitesi'nden Prof.Dr. M. Koç ‘Küresel Gıda Düzeni' (2013) isimli kitabında gıda güvencesinin (food security), gıda güvenliğini de içine alan geniş bir düzlemde düşünülmesi gereken bir kavram olduğunu ifade ederken, gıda güvencesi içinde olması gereken temel ilkelere yer vermektedir. Yazar, bu ilkeler kapsamında herkese yeterli gıdanın sağlanması, gıdanın etkin dağıtımı, dağıtılan gıdanın tüketime uygun ve sürdürülebilir olmasının yanı sıra gıda güvencesinin sağlanması hususunda toplumsal uzlaşının önemine de değinmektedir.

Gıda kıtlığı geçmiş yıllarda dünyada coğrafi bir sorun iken, günümüzdeki düşük gelir grubundaki insanların sorununa dönüşmüştür. Uzmanlar gıda güvenliğinin geleceğini dört önemli tarım kaynağının stabilitesine bağlamaktadırlar. Bunlar:
 
tarım alanı, su, mera ve dünyanın iklim sistemi
 
olarak belirtilmiştir. Bu dört madde de tarımın toprak erozyonu ve tarım dışı kullanımının önemi vurgulanırken, tarımda su düzeylerini aşağıya çeken faaliyetlerin engellenmesinin de altı çizilmektedir. Tarım yapılan topraklarda fazladan su çekilmesi su istikrarını bozarken, aynı zamanda enerji maliyetlerini de yükseltmektedir. Öte yanda meralarda aşırı otlatma nedeniyle yok olan yeşil örtü yerini toz fırtınalarına bırakmakta, bu da çok uzaklardaki tarım alanlarını olumsuz etkileyebilmektedir. İklim sistemlerindeki arzu edilmeyen değişimlerde bilindiği gibi, tüm dünyada yaklaşık on bin yılda evrimleşen tarım üretiminde  kimi sorunlara  neden olmaktadır (Brown, 2009).

Gıda güvenliği oluşturmada sağlık, aile planlaması, dünyada nüfus yoğunluğunun düşürülmesi, su kaynaklarının verimli kullanımı, enerji gibi diğer konular da birbirleriyle bağlantılarıyla dikkat çekmektedir. Gıda güvenliğine yönelik uygulamalar riskleri ortaya çıkararak önlem almayı ve bir sorun ortaya çıkmadan hazırlıklı olmayı şart koşmaktadır  (Brown, 2009).

Günümüzde küresel ölçekte gıda güvenliğini tehdit eden tüm unsurları çağımızın doğasını anlayarak minimize edebilmek ve gelecek yıllarda da oluşabilecek sorunları optimize edebilmek için yeni politikalar ve yeni paradigmalar üretmek gerekmektedir. Giderek artan nüfusumuz ve kirlenen gezegenimizin buna gereksinimi her zamankinden daha fazladır.

Kaynaklar:
  1. Anon,2015a. http://bit.ly/1h2uDBa
  2. Anon, 2015b. http://bit.ly/1P1btJJ
  3. Anon, 2015c. http://bit.ly/1Wt0afH
  4. Anon, 2015 d.  http://bit.ly/1O4OVIQ
  5. Anon, 2015 e. http://bit.ly/1O4OXjU
  6. Anon, 2015 f. http://bit.ly/1Vitzfo
  7. Anon,1997. European Commission, “Commission Green Paper – The General Principles of FoodLaw in theEuropeanUnion”, COM (1997) 176 Final, Brussels
  8. Brown, L. R. 2009. Dünyayı Nasıl tükettik? Türkiye İş Bankası Kültür yayınları, 230 sayfa.
  9. Gültekin, E. 2005. Avrupa Birliği Gıda Politikalarındaki Gelişmeler ve Türkiye. AB Uzmanlık Tezi.  T.C Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Topluluğu Koordinasyon Dairesi Başkanlığı. Ankara
  10. Koç, M. 2013. Küresel Gıda Düzeni, Notabene yayınları. Ankara, 272 sayfa.
  11. Thieme, 1966. Rechtsstaat lebensmittelrecht, Schriftenreihe des Verbandes für lebensmittelrecht und lebensmittelkude. s.87.
Görseller:
Apelasyon

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.