Tüketmeden Yaşamak, Üretmek; Yaşarken de, Öldükten Sonra da Yarar Sağlamak.

Merhaba değerli okuyucular,

Yaşam felsefemi ifade etmeye çalıştım yazımın başlığında. Bu felsefedir ki beni tarımda ‘organik’ seçeneğine yöneltti. Uzun zaman önce seçtiğim bu yolda oldukça mesafe aldım. Tecrübelerimi zaman zaman sizlerle paylaştım. Karşılaştığım pek çok zorluğa rağmen hiç bir zaman verdiğim kararı, tuttuğum yolu değiştirmeyi aklıma bile getirmedim. Başladığım ilk zamanlarda kendimi çok yalnız ve garip hissettiğim oldu. Ancak zaman haklı olduğumu gösterdi. Gıda güvenliği üzerine tartışmalar gündeme oturdukça, güvenli gıda arayan tüketiciler organik ürünün farkına varmaya başladıkça organik besin, ürün kavramı daha çok dillerde artık. Elbette savunucuları kadar, sorgulayan tüketici oluşumundan korkan rakiplerini de yaratmaya başladı bu farkındalık. Doğruya ulaşmak için yanlışları da tartışmak gerekir elbet, ama bilimin ışığında.

Sağlık ve çevre sorunları arttıkça nedenleri de tartışılmaya başlandı. Bu konular toplumu doğrudan etkileyen medyada hemen her gün yer alıyor. Beni deriden etkileyen medya haberlerinin biri yine geçenlerde çıktı ve uzun bir süre gündemde kaldı. Konu organik tarım ürünlerinin daha yüksek besin değeri taşımadığını iddia eden bir araştırma raporu...

Ben de yıllarını bu uğurda tüketmiş bir üretici olarak bu günkü yazımda bu konuyu ele almayı uygun buldum. Umarım yazının devamında okuyacaklarınız sizin için de yararlı olur.
 
Kusurlu Araştırmalar Organik Gıdanın Önemini Gölgeleyemez

Stanford Üniversitesi tarafından yayımlanan “Organik besinlerin sağlığa faydalarıyla ilgili çok az kanıt var” başlıklı açıklamayı, ABD’de olduğu gibi Türkiye’de de pek çok uzman, “yetersiz” ve “taraflı” bir araştırma olarak niteledi.

Günümüzde tüm dünyada ve ülkemizde de gerçek gıdaya ulaşmak giderek zorlaşıyor. Tüketiciler, doğal olarak gıdanın güvenilirliğini ve besin değerini sorgulama konusunda daha hassas davranıyorlar.

Geçtiğimiz günlerde Stanford Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü uzmanları tarafından yayımlanan “Organik besinlerin sağlığa faydalarıyla ilgili çok az kanıt var” başlıklı basın açıklaması, ABD’de olduğu gibi Türkiye’de de pek çok uzman tarafından yetersiz ve taraflı bir araştırma olarak nitelendi. Türkiye’de organik gıda ile doğa dostu üretim ve tüketim alışkanlıklarının yaygınlaşması ile tüketiciler, organik gıdanın besin değerlerinin sadece yasalarla belirlenmiş yetiştirme yöntemleriyle değil; tohumuyla, yetiştirildiği toprakla ve ürünlerin yerel çeşitliliğiyle doğrudan ilişkisi olduğunun farkına varıyor.

Geçen hafta ABD’de yayımlanan ve Stanford Üniversitesi’nin yaptığı araştırmanın “kusurlu” olduğuna işaret eden Minnesota Üniversitesi’nden Jim Riddle, Stanford Üniversitesi’nin raporu hazırlanırken hiçbir yeni araştırma yapılmadığını, çalışmayı yapan ekibin sadece 2002 yılından önce yapılmış araştırmaları incelediğini, incelemenin sonucunda  organik gıdaların kesin olarak daha az zirai ilaç (böcek zehri ya da pestisit) artığı ve antibiyotiğe dirençli bakteri ihtiva ettiği ve organik sütte faydalı besinlerin belirgin bir şekilde daha fazla olduğu sonucuna varıldığını belirtiyor ve 2003’te yayımlanan Tarımsal Sağlık Raporu ile Çevresel Sağlık Perspektifleri raporlarındaki endüstriyel tarımda kullanılan zirai ilaçların kanser yapıcı etkilerine de dikkat çekiyor.

Stanford’un yayımladığı raporda zirai ilaçların çiftçiler, toprak işçileri ve yerel halkın sağlığına etkisi üzerinde de hiç durulmamış. Oysa, zirai ilaçlara maruz kalınmasının prostat kanseri riskini artırdığı biliniyor. Tıp araştırmaları  zirai ilaçlara maruz kalan çifçilerin çocuklarının, diğer çocuklara oranla iki katı fazla çocukluk çağı lenf kanserine yakalandığını ortaya koyuyor.

Yıllarını organik tarım ve sağlıklı, güvenilir besin üretimine vakfetmiş bir üretici olarak bence, tarafsız  sonuçların elde edilebilmesi için, besin değerlerinin karşılaştırılması sırasında aynı şartların sağlanması gerekir. Karşılaştırılan ürünlerin tohumu, çeşidi, toprağı, suyu, yetiştirildiği coğrafyanın  farklı olması besin değerlerinde de farklılıklar yaratır. Bu türlü araştırmaların çok hassas terazileri olması gerekir.  Aynı yöntemle yetiştirilmiş salkım domates ile pembe domatesin ya da ayşe kadın fasülye ile nazende fasülyenin bile tadı gibi besin değeri de aynı olmayabilir.

Tohumun Besleyici Rolü

Gıdaların besin değerleri öncelikli olarak tohumla, yetiştirildiği topraktan, sulandığı sudan aldığı mineraller ve olgunluğu  ile ilgilidir.  Tohumun organik  olması besin değerleri açısından elbette önemlidir ancak tek tip, endüstriyel tarım ile paralel gelişen hibrit ve GDO’lu tohum teknolojileri, yaşanan besin değeri kayıplarının en birincil nedenlerinin başında gelir.

Araştırmalar tohum ıslah çalışmalarında verim artışı sağlanırken besin maddelerinde düşüş meydana geldiğini açık ve net olarak gösteriyor.

İngiltere’de 1930’da ve 1980’de Tarım Bakanlığı’nın gerçekleştirdiği sebze ve meyvelerin mineral madde değerlerini içeren araştırmaların sonuçları karşılaştırıldığında, arada geçen zaman içerisinde sebzelerde kalsiyum, magnezyum, bakır ve sodyum, meyvelerde ise magnezyum, demir, bakır ve potasyumda göz ardı edilemeyecek gerilemeler olduğu görülmüştür. Çalışmaların sonuçları bu düşüşlerin endüstriyel tarımın gelişmesinden veya çeşitlerin değişmesinden meydana gelebileceği şeklinde yorumlandı. ABD’de ise 1950–1999 yılları arasındaki süreçte 43 sebze ve meyvedeki 13 besin maddesindeki değişimler incelendi ve protein, kalsiyum, fosfor, demir, riboflavin ve askorbik asit düzeylerinde düşmeler görüldü. Örneğin ıspanakta C vitamini düşme oranının %52 olduğu ortaya çıktı.

Endüstriyel tarımda gerek aşırı kimyasal kullanımı ve tek çeşit uygulanması, gerekse çoğunlukla kendini üretebilen yerel tohum yerine kısır (tek atımlık) tohum çeşitlerinin  yüksek verim hedeflenerek tercih ediliyor olması, organik ürün üretiminin zor ama temiz ve güvenilir bir seçenek olduğunu daha açık bir şekilde gösteriyor. Organik ürün üretmeyi seçen üreticiler, yaptıkları işin değer ve önemini anlatmaya çalışırken “Ana rahmindeki bebeğin beyin oluşumuna bile kötü etkileri belirlenmiş zirai ilaç kalıntılarından, hormonlardan, fenni gübrelerden, ürünün raf ömrünü uzatmak için kullanılan zararlı koruyuculardan ve tatlandırıcı, lezzetlendirici, bağımlılık yapan  katkı maddelerinden, ürün işlenirken kullanılan insan sağlığına  zararlı olabilecek  her türlü maddeden uzak üretilmiş organik ürünler yetiştirmek, üretmek; gelecek nesiller için temiz su kaynakları, yaşanabilir bir dünya, sürdürülebilir tarım yapılabilir topraklar bırakmaktır amacımız’’ sözleri ile ifade ediyorlar kendilerini. 

Daha fazla tüketerek  daha az besin almak,  nasıl doğru beslenmek olabilir ki?

Tüm dünya ölçeğinde gıda politikaları, ucuzluk ve hep daha çok verimin ötesine geçebilecek, geniş bir açıdan ele alınmalıdır. Belirlenmesi gereken ekonomi politikaları, gıdaya ucuzluk ve kısa vadede bolluk değerlendirmesinden değil, sürdürülebilirlik esası ile ve uzun vadeli olarak planlanmalı. Halka ucuz gıda kadar kaliteli ve besleyici gıda ulaştırarak sağlıklı nesillere sahip olmak, organik tarım yaparak toprak, su gibi yaşamsal kaynaklarımızı uzun vadeli korumak, enerji tüketimini, petrol esaslı kimyasallara dayalı tarımı azaltmak, kuraklık, hastalıklar, stres ve iklim değişikliklerine dayanıklı yerel türleri kullanmak tarım politikalarımızı ve gıda güvenliğimizi çok yakından ilgilendiriyor.

Organik tarımı seçen üreticilere göre, tarım politikalarında yaygın olarak kabul gören “verim” kavramının sadece birim alandan kısa vadede alınan kilo birimiyle ölçülmemesi gerekiyor. Birim alandan alınan vitamin, mineral, vb. besin değerleri, toprağın sürdürülebilir kullanımı ve sağlık giderlerinde azalan veya artan maliyetlerin de verim hesabına dâhil edilmesi gerekiyor.

Politikalar ticaret, ticarette kârlılık üzerine kurulu olduğu sürece daha fazla verim, kısa vadede daha çok para kazandırabilir ancak bedeli daha az besin, daha sağlıksız bireyler, uzun vadede çöken bir tarım politikası ve kıtlık, açlık olacaktır. Gerçek o ki, üretim-kullanım döngülerini dönüştürecek en büyük güç tüketicidir. Organik üreticiler yerel tohumları destekleyen projelere dikkat çekiyor ve organik ürün tüketimine özen göstererek üretiminin ülkemizdeki gelişimine, tüketicileri destek olmaya davet ediyorlar.

Değerli çiftçi dostlar,
Damlaya damlaya sarnıç dolarmış, üreterek dönüştürmeniz dileklerimle.
 
Görseller:
  1. http://bit.ly/1MXS6NH
  2. http://bit.ly/1IhCRlS
  3. http://bit.ly/1OnPtJm
  4. http://bit.ly/1jraKF4

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.