Yayın Yaşamı İçinden

Bu ayki makalemde ve bu başlık altında siz Apelasyon E-Dergi okur ve takipçilerine biraz kendi düşüncelerimden, biraz çalıştığım ortamdan ve koşullarından, birazcık da günlük iş yaşamı ve koşuşturması içinden deyip sizlerle paylaşım yapmanın çok güzel olduğu düşüncesiyle bugün bilgisayarımın başına geçtim.

Önce yıllar içerisinde başlayan günlük iş yaşamının koşuşturmasında neler yaptığımı neler yaşadığımı düşündüm. İş yaşamı dendiğinde tabii ki ilk aklıma gelen 15 yıl süresince aktif olarak televizyon kanallarında hava durumu bültenlerini hazırlayıp sunmamdı. Diğeri ise özellikle sabah yayınlarımda işime zamanında ulaşmak, İstanbul trafiğine takılmamak için çok erken yola çıkmaktı. Sabahın çok erken saatlerinde başladığım bu günlük koşuşturmam, çalıştığım kuruma adım atar atmaz daha da hızlanmaktaydı. Bilgisayarımı açar açmaz, hava durumu tahminleri için meteorolojik haritaları ve tesbit edilen verileri değerlendirip yayına hazırlamak, yayın için kendimi hazırlamak, yayın yönetmeni, teknik sorumlu arkadaşlarla program ve kamera önü detaylarını görüşmek vb tüm koşuşturmalar yayın yapana dek soluksuz devam etmekteydi. Kameralar hava durumu programının canlı yayını için çekime girip yayın stüdyosunun giriş kapısı üzerindeki kırmızı ışıklı levhada ‘on air’ yazdıktan sonra yayınıma başlamak ve başarıyla sonuna dek ‘takılmaksızın, teklemeksizin, hatasız, kazasız, belirlenen süreleri de aşmadan’ yayını gerçekleştirmek, sonrasında bilgisayarımı kapatıp bir sonraki yayın diliminde görevli arkadaşlara ‘Haydi arkadaşlar ben çıkıyorum herkese iyi çalışmalar, iyi mesailer, başarılı yayınlar’ dedikten sonra İstanbul'un yoğun trafiğine girmeksizin hergün yeni yeni alternatif yollar keşfederek evime çarçabuk ulaşmak günlük yaşamımın temel taşlarındandı.    

Çalıştığım kanallar genellikle 24 saat üzerinden yayın yapan ulusal kanallarımız oldu. Bu nedenle ister sabah, ister öğle, ister akşam, ister gece  haberlerine hatta gün içinde kadınlara yönelik yayın yapan bir çok programa ve ekonomi ağırlıklı yayınlar da dahil olmak üzere davet edilip “meteoroloji mühendisi, uzman” kimliğimle de bu yayınlarda da yeraldım.

Bu programlarda pek çok farklı içerikte dialoglar gelişse de konu uzmanlık alanıma geldiğinde de ilk önce günlük hava durumu hakkında konuşmakla yayınıma başladım. Akabinde gelişen paylaşımlarımda da hep mesleğimi ve detaylarını izleyicilerin bilgisine sunmak, halkımıza ve toplumumuza derin formulasyonlara ve bilimsel detaylara girmeksizin hepimizin günlük yaşama da atıflar yaparak anlam geliştireceği şekillerde aslında bilimsel içeriği çok derin ve yüklü olan meteorolojik olayların sebep ve sonuçlarını yerel, yörel, ulusal ve uluslararası düzeyde irdeleyerek görüşlerimi açıklamadım ve ülkemizde meteoroloji bilminin ve bilincinin daha da ileriye götürülmesi üzerine pek çok öngürümü de farklı yöntemlerle izleyicilerimizin bilgi ve takdirine sundum. 

Başta da belirttiğim gibi TV yayıncılığında gün içinde yayının yapıldığı farklı zaman dilimlerinin büyük bir önemi vardır. Aslında günlük yaşamda bizler bu toplumu oluşturan bireyler olarak zaman dilimlerinin önemini tam anlamıyla bilmeksizin yaşarken, sadece zamanı geri döndüremeyeceğimiz gerçeğinden hareketle soluk aldığımız her saniyenin kıymetli olduğunu düşünüp içinde bulunduğumuz anı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışırız.

Peki TV yayıncılığında yayının yapıldığı farklı zaman diliminin  ne önemi var derseniz, işte bu noktada belirtmek istediğim TV yayıncılığında her saatin kendine özgü ayrı ayrı teknik yayıncılık anlam ve önemi vardır ki bu saatlerin yayın takip ve izlenme oranları açısından değerlendirmeye alınmasında en önemli kriter saat dilimine göre değişkenlik gösteren  ağırlıklı bir izleyici kitlesinin var olmasıdır. Ağırlıklı izleyici kitlesi içinde de geleceğimiz olan gençler, çocuk ve evlatlarımız da apayrı bir kategoride de değerlendirilir. 

İşte belli bir yoğunlukta ve yaş grubunda varolan izleyici kitlesine hitap edecek, izleyicinin beğenisini ve takdirini toplayacak programlar yapmak, içeriğini belirlemek, en ilgi çeker konuları tesbit edip davet edilecek konukları planlamak ve seçmek TV yayıncılığında en güzel emek, zaman ve çabaların sarfedildiği çalışmalardır.
Siz izleyicilerimiz ekran önünde çoğu zaman bir sunucu ve birkaç kişiden oluşan konukları evlerinize ya da ofislerinize bazen 5-10 dakikalığına bazen 1-2 saatliğine  televizyonunuzun ‘aç düğmesine’ basıp anında konuk etseniz de, o programların yapılandırılıp en sonunda da ekranlara taşınmasında TV yayıncılık dünyasının en bilindik tabiri ile “işin mutfağında” onlarca kişi,  mesai saati gözetmeksizin, izleyicilerimiz sabah daha uyanmamışken ya da akşam işten evlerine döndüklerinde günün yorgunluğunu TV'lerinin karşısına geçip zevk aldığı hoşlandığı yayınları izleyip atarken, program hazırlık ve yayınında görev alan tüm çalışanlar canla başla kesintisiz çalışarak, “Allah utandırmasın” temennileri ile canlı yayına girerek her gün, her programda, yayının her saniyesinde bir taraftan çalıştıkları kanal yönetimine bir taraftan da izleyiciye karşı büyük bir ‘sınav’ verirler aslında.

Hergün verilen bu sınavdan da hergün başarılı notlar almak da gereklidir. Hergün verilecek bir sınavdan da hergün başarı elde etmek te takdir edeceğiniz üzere bir o kadar zor olan bir durumdur.  Zaten sınav deyince ister kolay ister zor olsun farketmez sınava giren her insan yada her öğrenci üzerine büyük bir stress ve baskı oluşturduğunu hepimiz biliriz. İş ortamında ise yayınlarla hergün verdiğimiz bu sınavdan aldığımız her başarı ise sınav öncesi ve sınav sırasında yaşanan tüm stresin hemen kaybolup, tüm yorgunlukların unutulup yerini büyük bir coşku ve sevince bırakması ile kendini göstermektedir. Yaptığımız bu işin de en zor ve güzel olan tarafları da bunlardır ki her canlı yayın sonrasında en güzel sonuçların elde edilip yüzlerde büyük bir memnuniyetin gelmesi ise iş ortamında ve yaşamındaki en güzel karelerdendir.

İş yaşamımda, yayınımda görev alan çalışma arkadaşlarıma ek olarak, sadece uzmanlık alanımın meteoroloji olmasından dolayı birbirinden farklı bambaşka sınavlar da vermem gerekti. Bültenini, görsellerini hazırlayıp sunduğum hava durumu programlarımın hemen sonrasında çalıştığım kanal aracılığı ile telefonla bana ulaşan izleyicilerimin sorularına açıklayıcı cevaplar vererek takdirlerini toplamak ayrı ayrı mutluluklardandı.
 
İzleyicilerimden bana ulaşan sorular ise şöyleydi:

‘Özgül Hanım hava durumu izledik yarın İstanbul'da çok yağmur var dediniz. Yağmur saat kaçta başlayacak, kaçta bitecek? sizin değerlendirmenize göre İstanbula seyehatimi ayarlayacağım. Yağmurda bir kere İstanbul'a gitmiştim. Trafik felçti, kaza olmuştu yol tıkandı trafikte kaldım. Toplantıma gidemedim. Yine aynı olumsuzlukları aman aman yaşamak istemiyorum. Yarın İstanbul'da gün boyu yağmur varsa, yağmur da şiddetli olacaksa ben seyehat etmek istemem ama siz bana gelecek haftaki hava durumunu hemencecik telefondan söylerseniz ben ona göre İstanbul'a seyehat günümü ayarlıyayım’.

Ege Bölgesi'nden bana ulaşan bir başka izleyicim ise:
İşçileri buldum Özgül Hanım, yarın zeytin toplamaya gideceğiz. Romörk, traktör, çırpıcı herşey herkes hazır ama siz hava durumunda bizim bulunduğumuz taraflar için hava kapalı olacak yağmur yağma ihtimali olabilir dediniz. Yağmur yağacak mı yağmayacak mı ben şimdi ne yapayım yağmurda zeytin toplatmak istemiyorum. Yağmur yağacaksa çişeleyip geçecek mi yoksa kocaman kocaman damlalar mı atacak, yoksa ortalığı sel mi götürecek’.

Bir başka izleyicim ise:
‘Özgül Hanım, yarın balığa çıkacağız arkadaşlarla. Hava durumunda Karadeniz çok dalgalı olacak, fırtına ihtimali de var dediniz. Biz şimdi tekneyle yarın balığa çıkmayalım mı bu durumda ne yapalım şimdi’.

Bir başka izleyicim ise:
‘Özgül Hanım gelecek hafta Nisan yağmurları başlayacaksa bugün madem hemen doktora gidip migren ve romatizma ilaçlarımı öncesinden yazdırayım. Yağmur yağmadan önce romatizmam, yağarken migrenim tutuyor da...’

Bazı günlerde ise açık havada evlilik töreni düzenleyen organizasyonlar olsun, öğrencileri için açık havada sosyal faaliyetler düzenleyecek okullar olsun ya da hava durumuna göre yerli yabancı konuklarına ülkemizi ve güzelliklerini tanıtan kurum ve kurum kuruluşlar olsun telefonla tarafıma ulaşıp hava durumu hakkında daha da detaylı bilgi isteyerek görüşlerimi paylaştığım çok oldu.

Bazı günler ise arada sırada şakacı ve eğlenceli izleyicilerimlerim de arayıp bana ulaştılar. Bu gruptaki izleyicilerim ise sıkı sıkıya hergün programımı izleyip ertesi günü havada gelişen olayları bir önceki gün akşamı programımda bahsettiğim şekillerde gelişip gelişmediğini kontrol edip işi eğlenceye de dökerek beni aramaktaydılar.
 
Bir görüşmemde izleyicim bana:
‘Özgül hanım dün akşam programınızda sabah İstanbul karla uyanacak dediniz. Şu an saat sabah 6:30 ve Anadolu yakasına ilk kar tanesi salına salına düştü. Bu kar tanesinin fotoğrafını çekip size göndermek istiyorum. Çünkü bu tarihi bir an. Tam dediğiniz gibi bu kar tanesi nasıl gökyüzünden sabahın köründe yeryüzüne düştü. Bu anı belgelemem size göndermem gerekli. Bu kadar nasıl bilebildiniz allahallah ben de hayretler içinde kaldım’.

İzleyicilerimin bana ulaşması ve kendileriyle böyle dialoglarla iletişime geçmek elbetteki beni çok ama çok memnun etti. Memnuniyetimin bir diğer sebebi ise program takipçilerimin günlük yaşamda gelişecek bireysel ve toplu faaliyetlerini meteroloji bilimiyle entegre etme istekleri ve bu isteklerini tümüyle en önce uzmanına sorarak sonuca ulaştırmaya çalışmalarıydı. Gün içinde havanın durum ve gidişatı ile ilgili ulaştıkları detaylı bilgileri koşul ve faaliyetleriyle harmanlayıp hem iş hem yaşam planlarını, standartlarını ve kendilerini stresten uzak tutarak yaşam konforlarını artıracak şekilde yeniden düzenleme gereksinimi duymaları iş yaşamındaki tüm yayın stresini bana unutturup işimdeki motivasyonuma motivasyon ekleyen en güzel ana temalardı.

Bilim alanlarının pek çoğunda öngörülere dayalı olarak ileri sürülen fikirlerin deneyler yaparak ya da uygulamalı tekniklerle tecrübe edilerek doğruluğunun ispatlanması gerekliliğinden hareketle benimle irtibata geçen izleyicilerimin bir önceki akşamda sunmuş olduğum hava durumu bilgilerini sabah kalkar kalkmaz doğru olup olmadığını araştırmaları bana elde ettikleri bulguları bildirmeleri mesleğimi layıkıyla icra etmekten apayrı bir haz verdi.

TV yayıncılığında izleyici kitlesine uygun programlar yapmak kadar izleyicinin ilgisini en üst seviyede çekecek yayınlar hazırlamak ta gerekir. Bazen bazı programlar olur çok ilgi çeker ve insanımız program yayındayken söylenen hiçbir kelimeyi kaçırmaksızın yada hiçbir kısmını atlamaksızın pür dikkat dinleyip günlük yaşamında programdan öğrendiği bilgileri hemen uygulamaya başlar. Bir adım sonrasında da TV programından aldığı bu güzel bilgiyi de hemen en yakın dostu ve arkadaşıyla da paylaşmak ister.
 
Herhangi bir izleyicinin:
‘Dostum, bugün TV de çok güzel bir program vardı. Acayip ilgimi çekti çok güzel bilgiler öğrendim’ diye başlayan muhabbetlerinin bizlere dek ulaşması izleyici ilgisini çekecek programların ne kadar büyük bir başarıyla hazırlanmış, yayınlanmış ve izleyicisinde yankı uyandırmış olduğunu bize gösterir. Bazen bazı programların izleyicinin hiç ilgisini çekmediği de olabilir. İlgisi programa odaklanmamış izleyici çoğunlukla TV sinin uzaktan kumandasına uzanıp, hemencecik başka bir kanala geçer ve kendisinin ilgisini çekecek başka programlar aramaya da başlar. Bu nedenle televizyoncuların sıkça kullandığı bir tabir vardır ki bu durumu net olarak ortaya koyar:
 
Televizyoncular bazen hedeften yakalar bazen de her gün suya yazı yazar“ diye.

Uzmanlık alanım rakamsal verilere ve hesaplamalara ayrıca atmosferik ölçümler ve hareketlilik tesbitlerine ve meteorolojik harita ve radar görüntülerine göre  bazen anlık, bazen ilerleyen saat ve günler için havanın durumu hakkında izleyicilerimize en doğru bilgiyi verebilmek, atmosferin röntgenini çekip onu yorumlayabilmek. Yıl içindeki bazı dönemler olur ki ardı ardına benzer hava koşulları oluştuğunda ve bunları da halkımızın bilgisine sunduğumuzda izleyici ‘nasıl olsa yarın da hava aynı olacak’ düşüncesiyle hiç endişelenmez merak da  duymaz ve hava durumu haberlerine gösterdiği ilgisini azaltır.

Diğer taraftan öyle zaman süreçleri yaşanır ki izleyici bir sonraki gün havanın değişeceğini tahmin ederek ya da hissederek ‘yarın acaba kısa kollu mu giysem ya da üzerime bir ceket alıp mı evden çıksam, şemsiyeyi yanıma alsam mı acaba’ diye düşüncelerle hemen hava durumunu öğrenmek için TV nunun  karşısına geçer. Özellikle mevsim dönümlerinde, kış aylarında  hızlı değişen hava koşullarına en iyi uyumu sağlamak amaçlı izleyicilerde kendiliğinden gelişen  ilgi artışıdır bu bahsettiğim. İşte izleyici ilgisinin yoğun şekilde arttığı böyle dönemlerde  izleyicinin ilgisini en üst seviyede çekecek abartı dolu haber ve yayınlar yapmak malesef dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de en çok tekrarlanan  durumlardandır. Çünkü ‘acaba yarın hava nasıl olacak’ düşüncesiyle TV karşısına geçip bilgilenmek isteyen izleyicilerin farklı kanallarda izlediği hava durumları içerisinde en abartılı olanını dikkate alması, endişe ve heyecan duygularının yayına gösterdiği ilgi derecesi ile ortak paydada yeralmasına neden olur. 

İzleyicinin en abartılı habere beklenenden daha fazla ilgi göstermesi ise meteorolojik haberler yapmak konusunda 15 yıldır özellikle mevsim dönümlerinde gözlemlediğim üzerinde görüş bildirmek istediğim bir başka konuyu da gündeme getirmektedir ki bu noktayı hem haberciler hem de programcılar ısrarla işlerler, camianın tabiri ile “en az 2 gün ekmeğini yerler”. 'Peki nedir bu konular?' derseniz size de eminim çok tanıdık gelecektir. “Bu yaz hava çok sıcak olacakmış. Bu yaz hep çöl sıcakları gelecekmiş, sıcaklık 50-60 dereceyi aşacakmış, nem %90 mış hissedilen 90 dereceyi bulacakmış” ya da ”Bu kış son 10 yılın, son 1000 yılın en soğuk kışı olacakmış” “İstanbul kara gömülcekmiş” …mış, ..mış.... tarzında, reytingi garanti ‘mini kıyamet’ senaryoları oluşturulmaya başlanır.

Meteoroloji mühendisi olarak şahsım ve çoğu meslektaşım da dahil olmak üzere uzmanlık alanımız ile ilgili açıklamalarda dikkat ederseniz hiçbir zaman güzel Türkçemizin özellikle çocuklara masal anlatımında kullandığımız mişli geçmiş zamanını gerekmedikçe hiç kullanmayız. Bunun yerine uzman tahminlerimizi belirtmekte ‘yarın havanın parçalı bulutlu olacağı tahmin edilmekte ya da ediliyor’ gibi cümleler ve açıklamalarla toplum ve bireylerimizi bilgilendirmeyi ve bu türdeki ifadelerimizde de bir sonraki ve/yada takip eden gün hakkında konuştuğumuz için hep  -ecek, -acaklı cümleler kurup gelecek zamanı kullanmayı tercih ederiz.

-Mişli, -mışlı ve içeriği büyük abartılarla dolu hava durumu haberleri ve senaryoları izleyici üzerinde endişe katsayısını tavan yaptırmakla kalmayıp bazı izleyicilerin üzerinde uykusuz kalacak ya da uyuduğunda rüyasına girecek kadar çok büyük bir etki bırakır. Bu türde haberleri izleyenler günlerce bu haberi konuşurlar. Diğer taraftan yazılı ve görsel medya ise böyle haberleri yayınlamaktan büyük bir zevk alır. Neredeyse bütün internet siteleri okuyanı dehşete düşürecek, paniğe sevkedecek,  internet editörü sorumlu kişinin yaratıcı kimliği ile paralel bilimum haber başlıkları ve  nice film afişlerini aratmayacak resimlerle bu türde haberleri  ivedilikle yayınlarlar ki yayın elektronik ortama düşer düşmez “tıklanma rekorları kırmaya” başlar.

Önce internette akabinde dalga dalga haber bültenlerine de taşınan bu türde yayınlar geniş bir kitleye de bu sayede yayılmış olur. Sorumlu habercilik yapan TV kanalları bu işi uzmanlarına anlattırmaya, açıklatmaya çalışırlarken, bazı kanallar özellikle uzmanlara mikrofon uzatmaya, telefonla fikir almaya  gerek görmezler. Ya bu işin uzmanı,” böyle bir şey yok, abartmayın” derse, ya uzman kişi istenilen şekilde felaket senaryoları üretemezse, dillendirmezse  gibi çekinceleri vardır. Bunun sonucunda artık  Haber bültenini hazırlayan editörün meteorolojik okur yazarlığı  ne kadarsa, bu işi ne kadar ‘köpürtmek’ isterse ortaya da o kıvamda bol köpüklü, sağlam bir mesneti olmayan, ama gürültüsü bol bir iş çıkar.

Artık gelenekselleşen bu işin en son örneğini, bu mevsim başında yine yaşadık. Önce denildi ki NASA çok sert bir kış bekliyor, EL NİNO her yere aşırı soğuk ve kar getirecekmiş. Ertesi gün  haberlerde İngiliz meteoroloji uzmanlarının Türkiye’de  çok sert geçecek kışa ve bol kar yağışlarına dikkat çektiği haberi yapıldı. Elbetteki uzmanlık alanım olması dolayısıyle Nasa’nın sayfasına baktım ama böyle bir haberle hiç karşılaşmadım.  Zaten  NASA gibi bir kuruluşun meteorolojik tahmin yapmak ya da yayınlamak gibi bir görev tanımı bulunmuyor.  Aynı şekilde İngiliz Meteoroloji Ofisinin de Türkiye için  böyle bir beklentisi olmadığını internet sitesine bakar bakmaz anlıyorsunuz.

Bu haberler görsel ve yazılı medyada sıkça yer almaya başlayınca, görüş almak için TV kanalları beni aradılar. Konu hakkında iletişimde olduğum kişilerin çoğunluğu birlikte çalıştığım kişiler ya da bu kişiler vasıtası ile bana ulaşan muhabir arkadaşlardı. Olayın dönüp dolaşıp geleceği yeri bildiğim için her irtibata geçen arkadaşa anlayabilecekleri şekilde olayı  anlatmaya çalıştım, bu haberlerin kaynağının ne olduğunu, haberin orijinalini okuyup okumadıklarını sordum. Bana dönüşleri  “her yerde” bu haberlerin olduğu şeklindeydi. “Bir deli kuyuya taş atmış, 1000 akıllı çıkaramamış” atasözünü de bu süreçte sıklıkla hatırladım. Ama siz ne kadar doğruyu anlatmaya çalışsanız da böyle dönemlerde ‘mini kıyamet senaryosu’ yazmadan bir de üstüne üstlük ‘felaket tellallığı’ yapmıyorsanız, Hollywood senaristlerini kıskandıracak açıklamalarda da bulunmuyorsanız,  tabiri caiz ise ‘yanan ateşe bir odun da siz atmıyorsanız’ hemen bu olayı  köpürtecek’ başka birilerine dönüyor mikrofonlar. Bu durumun etik boyutu ayrıca tartışılır. Ne diyelim bu da televizyonculuk sektörünün bizlere ‘bir cilvesi’ olsun.
 
Görseller:
  1. http://bit.ly/1lTZYca
  2. http://bit.ly/1QPfEtS
  3. http://bit.ly/1QPg1ow

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.