Çekirdekten Yetişmek: Hayata Bir Bakış

Türkçe'de “çekirdekten yetişme” denince bir beceriyi veya mesleği küçük yaşta ve fiilen o işin içinden yetişerek öğrenmiş kişi kastedilir. Örneğin, “çekirdekten yetişme gazeteci” deyince erken yaştan itibaren bir gazetede çalışarak mesleği öğrenmiş birinden söz ederiz. Doğada ve tarımda ise çekirdekten yetişen şeyler izleyeni ilginç gözlemlere götürür. Önce “tohum” ve “çekirdek” farklılığını göz önünde tutalım: sebze ve tahıllar tohum yoluyla ürer. Çekirdek demek için meyveden söz ediyor olmak gerekir.

Bazı meyvelerin çekirdeklerini dikerseniz o meyveyi üreten ağacın aynısını elde edersiniz. Örneğin badem, ceviz, incir, Malta eriği, Trabzon hurması gibi meyvelerin çekirdeklerini diker ve büyütürseniz o ağaç bu meyveleri geç de olsa verir. Ağaç yaprak, dal ve görünüş olarak “aşılı” olandan da farkı olmaz.

Ama öyle çekirdekler vardır ki diktiğiniz zaman çıkan ağaç aşılı ağaca hiç benzemez. Örneğin armut çekirdeği dikerseniz muhteşem bir ahlat ağacı yetişir. Meyveleri küçük ve sert, şekersiz, yenilemeyecek kadar lezzetsiz olur. Kayısı çekirdeği dikerseniz zerdali ağacınız olur. Meyvesi küçük olur ama tatlıdır. Kiraz çekirdeği dikerseniz yabani kirazınız olur. Yaprağı, çiçeği, dalları ve meyvesi kiraza hiç ama hiç benzemez. Tamamen farklı bir bitki görünümündedir. Zeytin çekirdeği dikerseniz yabani zeytin çıkar. Buna deli zeytin de denir. Yaprağı ve dalı zeytin ağacına hiç benzemez ama meyvesi kekremsi, genzi yakan ve ufak bir zeytin görünümündedir.  Yenmesine yenir ama seveni azdır. Erik çekirdeği dikerseniz yabani erik olur ki buna Ege’de domuz eriği denir. Meyvesi küçük ve çok ekşidir ve kaynatılarak ekşi sos yapılır. Portakal veya mandalina çekirdeği dikerseniz yabani bir narenciye ağacınız olur ki herkese öneririm. Yaprak olarak “üç yaprak “denen bir şekli olan bu ağaç tüm narenciye ağaçlarının atası ve anacıdır. Tüm narenciye türleri böyle çekirdekten yetişme ağaçlara aşı yapılarak üretilir ve satılır.

Çekirdekten yetişme ağaçlar sağlam olur. Nazlı ağaçlar gibi soğuktan, sıcaktan ve başka doğa olaylarından fazla etkilenmezler. Çıtkırıldım olmazlar. Toprağa sağlam tutunurlar ve yaşamaktan kolay kolay caymazlar. Evet, geç meyve verir veya meyvesi ticari bir şey olmaz ama aslan gibi büyür, her iklim koşuluna dayanır ve nane molla aşılı fidanlar gibi hemencecik solup gitmezler. Bahçenin has ağacı olurlar. Yıllarca gölge verir, neşe verir, güvenilir bir eski dost gibi arkanızda dururlar. Kasım ayı geldiğinde sarıp sarmalamanız, gelecek bahara çıkacak mı diye endişe etmeniz gerekmez. Yanında yöresinde onlarca nektarin, şeftali limon falan ölüp ölüp giderken o cevval zerdali daha da güçlenir, daha da dallanır. Bahçenin bir ucundan baktığınızda işmar eder size sanki.  “Boşver allasen o hünnap fidanını! Sekiz senedir gözüne bakıyorsun; daha hala gelişemedi mıymıntı!” der gibi bakar.

Çekirdekten yetişme ağaçlara ticari meyve veren ağaçların sürgünlerinden aşı yapılır ve kaliteli meyve vermesi sağlanır. Yani “deli” ağaç “akıllı” ağaç haline dönüştürülür. Ama biz bazı deli ağaçlarımıza ısrarla aşı yapmayarak, onları deli halleriyle bırakarak büyütüyoruz. Çekirdekten kendi ellerimizle ve saksıda yetiştirdiğimiz bu ağaçlarımız bahçemizde öylesine yabani, kendi havasında, başına buyruk büyüyorlar. Gelip giden komşularımız “yahu, şuna artık aşı yapalım” diye ısrar etse de aldırış etmiyoruz ve doğanın vahşi yüreğinin sesini duyabilmek adına bu deli ağaçları kendi deli özsularıyla rahat bırakıyoruz. Bu deneyden çok şey öğrendik ve hala da öğreniyoruz.

Arada eğitimci yanımla bakıyorum deli ağaçlarımıza. Eğitim de saf ve kendi özüyle bağımsızca var olan bireyi “topluma yararlı ve özellikle de verimli” olması için maruz bıraktığımız bir süreç değil mi? Eğitimi tümüyle yadsıyan romantik ve safça bir düşünce değil benimkisi. Ama eğitimin pek çok kez doğal insanın özünü geri dönülemez şekilde değiştirdiği de doğru. Kim bilir, belki o yok ettiğimiz “deli fidanlar” toplumun dayattığı meyveleri vermeyecekler ama çok daha farklı ve çok daha ilham veren üretimlerde bulunacaklar. Yıllar içinde yüzlerce değil, binlerce öğrencim oldu. Bu soruyu hep sordum içimden. Bugün de soruyorum, bahçemde ağaç yetiştirirken.

Çekirdekten yetiştirdiğimiz ağaçların bir özelliği de kocaman dikenleri olması. Yanına yaklaşılamayacak kadar sert ve büyük, sevgiyi caydırıcı dikenler. Hele bir narenciye ağacımız var ki dikenlerin boyu 10 santime yakın. İsmini Naciye koyduk onun ve dikenlerine rağmen çok seviyoruz. Bunca yıl öğrettik, şimdi öğreniyoruz. Dikenlerden, deli fidanlardan, aşılı ağaçlardan öğreniyoruz. Aydınlanma Çağı filozoflarının en ünlüsü Voltaire’in 1759 yılında yayınlanan Candide isimli eserinin son cümlesi “Il faut cultiver notre jardin” diye biter, yani “bahçemize bakım yapmalıyız”. Biz de yaşamın bu evresinde bahçemizi yetiştiriyoruz. Yabaniyi ve yola gelmişi yan yana gözlemliyoruz. Ve umuyoruz ki pek de başarılı sonuç alamadığımız, yaşken eğriltemediğimiz dikenli deli fidanlar bir yerlerde öyle vahşi, öyle bağımsız, öyle canlı yaşayıp gidiyorlardır.
Kocaman dikenleriyle dünyayı süsleyen deli ağacımız Naciye gibi.
 
Görseller:
  1. http://bit.ly/1KiHwF6
  2. http://bit.ly/23BoosD
  3. Yazara aittir.
     

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

Tolga Han - 30.08.2017 10:38
Harika bir yazı olmuş, kaleminize sağlık.