Jeotermal Enerji Gerçeği ve İncir Yetiştiriciliği

Jeotermal enerji su, güneş ve rüzgar gibi Türkiye için önemli yenilenebilir enerji kaynaklarından biri. 20. yüzyılın başına kadar sağlık ve yiyecekleri pişirme amacıyla yararlanılan jeotermal kaynakların kullanım alanları, gelişen teknolojiye bağlı olarak günümüzde çok yaygınlaşmış ve çeşitlenmiştir. Düşük ve orta sıcaklıklı sahalardan üretilen jeotermal akışkan, bugünkü teknolojik ve ekonomik koşullar altında başta ısıtma amaçlı olmak üzere (sera, konut, tarımsal kullanımlar), endüstride (yiyecek kurutulması, kerestecilik, kağıt ve dokuma sanayi, dericilik ve soğutma tesislerinde) ve kimyasal madde üretiminde (borik asit, amonyum bikarbonat, ağır su ve akışkandaki CO2 den kuru buz elde edilmesi) kullanılmaktadır. Bunun yanında orta sıcaklıklı sahalardaki akışkandan da elektrik üretimi için teknolojiler geliştirilmiş ve kullanıma sunulmuştur. Yüksek sıcaklıklı sahalardan daha çok elektrik üretimi amacıyla yararlanılmaktadır.

Ülkemizde jeotermal enerjiden elektrik üretimine ilk olarak 1974 yılında Kızıldere sahasında MTA Genel Müdürlüğü tarafından 0.5 MWe gücünde pilot bir türbinde deneme amaçlı olarak başlanmış, ticari anlamda ilk elektrik üretimi ise 20 MWe kurulu güce sahip Kızıldere jeotermal santralında 1984 yılında TEAŞ tarafından gerçekleştirilmiştir. Süreç içerisinde yapılan yatırımlar sonucunda Aydın ilinde Germencik- Ömerbeyli, Sultanhisar-Salavatlı, Kuyucak-Pamukören, Germencik-Hıdırbeyli, ve Germencik- Gümüşköy sahalarında kurulan santrallerde jeotermal enerjiden elektrik üretilmeye başlanmıştır (EPDK, 2015). Aydın ilinin geneli Türkiye’nin en büyük jeotermal sahası durumundadır. 2015 yılı sonu itibari ile 162,3 MWe kurulu gücü ile Türkiye’nin en büyük jeotermal elektrik santrali Aydın ili Germencik sınırları içerisinde konumlanmıştır (www.enerjiatlasi.com). “Temiz enerji” olarak bilinen jeotermal enerjinin kullanımı ve uygulamalarında da çevresel etkiler önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmakta, etkilerin önlenebilmesi veya en aza indirilmesi için gerekli teknik önlemlerin yerine getirilmesi kaçınılmaz olmaktadır. Zira, su-hava-toprak ortamları üzerindeki çevresel etkilerin tümü sonuçta insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilerde bulunmaktadır.
 
Jeotermal kaynakların kullanılarak elektrik enerjisi üretiminden dolayı oluşan çevresel etkileri kabaca; sondaj süresinde ekosistemin bozulması, kuyu sondajları boyunca jeotermal sıvı ile su ve toprağın kirlenme riski, tesisin işletilmesi süresince CO2 ve H2S (karbondioksit ve hidrojen sülfür) emisyonları, jeotermal sıvının ekstraksiyonu nedeniyle arazinin çökme riski şeklinde sınıflandırılabilir. Debi ve sıcaklık yönünden önem taşıyan jeotermal kaynaklar yeryüzüne çıktığında bulundukları yerin topoğrafik yapısına bağlı olarak en yakın dere yatağına ulaşmakta ve havzaların yer altı ve yer üstü su kaynaklarına karışmaktadır. Yüksek debi ve sıcaklıktaki jeotermal sular kullanıldıktan sonra bir bölümü yeniden yer altına enjekte edilmekte (reenjeksiyon),  ancak önemli bir kısmı da doğal su yolları ile sulama, içme vb. amaçla kullanılan sulara karışmaktadır. Bu yüzden jeotermal sular, bu suların kalitesinin bozulmasına hatta kullanılamaz hale gelmesine sebep olabilmektedir. Reenjeksiyon, başlangıçta rezervuar basıncının korunması açısından yararlı olmasına rağmen, dünyada yapılan uygulamalarda rezervuarın soğuması gibi olumsuz etkileri öne çıkmıştır. Son zamanlarda reenjeksiyon, yüzeye deşarjla ilgili çevresel problemlerden kaçınmak amacıyla uygulanmaktadır. Jeotermal tesislerden atılan sular, doğal su kaynaklarından daha yüksek sıcaklığa sahip olduklarından potansiyel ısıl kirleticilerdir. Bunlar, sıcak ve yüksek tuz konsantrasyonuna sahip olmaları, topraktaki tüm elementlerin çözünmelerini kolaylaştırmaları nedeniyle insan ve hayvan sağlığını tehdit eden As, Hg, kadmiyum (Cd), Pb, krom (Cr) ve çinko (Zn) gibi ağır metaller içerebilmektedir. Jeotermal akışkanın bir nehre ya da göle bırakıldığı durumlarda ise bu kirleticiler su canlıları, bitkiler veya insan sağlığına zarar verecek potansiyele sahiptir. Geleneksel atmosferik basınçlı ya da yoğuşturmalı jeotermal elektrik santrallarında özellikle hava kalitesi açısından çevreye olan etkiler potansiyel olarak fazladır. Jeotermal akışkanların %90’ı meteorik kökenli sudur. Su yeraltındaki dolaşımı sırasında temas ettiği formasyondan ve magmadan kaynaklanan elementleri ve gazları bünyesine almaktadır. Magma kökenli CO2 ve H2S jeotermal sistem içindeki iki önemli zehirleyici gazdır. H2S gazı havadan ağır olduğu için (1.18 gr/ cm3) tabana yakın birikme yapar. Çürük yumurta kokusu ile ayırt edilir. Zehirleyici, yanıcı ve patlayıcı bir gazdır. Ateşlenme sıcaklığı 270 °C’dir. Havadaki konsantrasyonu %4-48 aralığında patlayıcı özelliğe sahiptir. 1 ppm konsantrasyonunda koku hissedilebilir, konsantrasyon yükseldikçe koku hissedilmemektedir. Renksiz kokusuz bir gaz olan CO2 havadan daha ağır olup 1.98 g/cm3 yoğunluğa sahiptir.
Aydın-Germencik-Alangüllü yan havzasında yapılan bir araştırmada 112 toprak, 20 sediment, 97 su ve 78 adet bitkiörneğinde fiziksel, kimyasal, ağır metal ve radyonüklit analizleri yapılmıştır. Bölgede termal otel, çamur ılıcaları, açılmış jeotermal kuyular ve henüz işletmeye alınmamış açık termal kaynaklar bulunduğu bildirilmiştir. Bu termal kaynakların, içme suyu olarak kullanılan su kuyularına ve sulama suyu sağlanan derelere karıştığı belirlenmiştir.  Jeotermal kaynakların etkisi altında bulunan alanlardan alınan bazı toprak örneklerinde pH, suda çözünebilir toplam tuz, bor, Na, K, Cr, Ni, Ra-226, K-40, Th-232 ile su örneklerinde pH, elektriki geçirgenlik, ESP, SAR, B, Cl, Cd, Pb, Ni ve radyum elementi değerlerinin normal sınır değerlerin oldukça üstünde olduğu belirlenmiştir. (Bolca, 2010).
 
Jeotermal santrallerin soğutma kulelerinden verilen buhar ve içerdiği toksik maddelerin (özellikle B) çevredeki ağaçların yaprak aksamlarında stres oluşturduğu yurtdışında yapılan çalışmalarda da tespit edilmiştir. Borun, havaya, doğa ve endüstriyel kaynaklardan yayıldığı ve doğal kaynaklı okyanusların, volkanların ve jeotermal buharların bor içerdiği tespit edilmiştir (Gredel, 1978). Yine Kanada’da yapılan bir çalışmada ile santrallerin soğutma kulelerinden buhar ile verilen Bor’un atmosferde yayılarak ağaçların yaprak aksamları üzerinde birikmesi yapraklarda strese neden olduğunu ortaya koymuştur. Havadan yayılan Bor’un ağaçlara üzerine etkisi santralden uzaklaştıkça azaldığı tespit edilmiştir. (Temple ve ark., 1978; Dağ, 2015).

Büyük Menderes Havzası'nda sulama yapılan bazı alanlarda sulama suyundan gelen B elementinin toprak ve bitkideki durumunu araştırılmıştır. Jeotermal kaynakların oldukça yoğun olduğu bu bölgeden alınan su örneklerinde, B içeriği 0,33-6,41 ppm, bitki örneklerinde 61-957 ppm arasında bulunmuştur. Toprak örnekleri ise 0-30 cm ve 30-60 cm derinliklerinden sulama öncesi ve sulama sonrasında iki farklı dönemde alınmıştır.  I. dönemde alınan toprakların bor içerikleri 0–30 cm derinlikte 1,37-5,96 ppm arasında, 30-60 cm derinlikte ise 1,17-6,25 ppm arasında bulunmuştur. II. dönemde alınan toprak örneklerinde ise 0–30 cm derinlikte 1,24-6,51 ppm, 30-60 cm derinlikte ise 0,93-5,75 ppm arasında değiştiği belirlenmiştir (Aydın ve Seferoğlu 1999).

Başka bir çalışmada, Aydın-Gümüşköy (Ortaklar) bor toksitesi görülen alanlar;  Germencik ilçesinin yaklaşık 1-3 km batısında ve Germencik-Ortaklar karayolunun hemen güneyinde yer bahçeler ile Germencik ilçesinin 1-10 km doğusunda ve Germencik-İncirliova karayolunun hemen güneyinde yer alan bahçelerde şeklinde belirlenmiş ve belirtilen her iki bölgede de yapraklardaki toksite belirtisi göz ile kolayca ayırt edebilecek düzeydedir (M.Aydın, Z. Dalkılıç, M.A.Kaptan, 2014).

Aydın-Germencik Bölgesi çok yüksek tarım potansiyeline sahiptir. Bölgenin ana ürünü incir ve zeytindir. Bölgede küçük aile tipi işletmeciliği şeklinde yapılan incir yetiştiriciliğinde hasat döneminde ihtiyaç duyulan ek iş gücü, işlenmesi ve piyasaya sunulmasında hizmet veren büyük bir kesimin geçimini sağlaması nedeni ile ürünün sosyal önemi de büyüktür. Bunun yanı sıra 1980 yılı ve sonrasında başlayan jeotermal enerji ile ilgili çalışmalar ve yörede her geçen gün sayısı artan jeotermal santraller, pek çok üreticiye göre meyvelerin kalitesi ve veriminde azalma anlamında tehdit yaratırken, incirin bu bölgede geleceğinin tehdit altında olduğu düşüncesini yaratmıştır. Yörede bulunan incir üreticileri konuyla ilgili olarak ciddi endişeleri bulunduğu yönünde açıklamalar yapmaktadır. Yöredeki incir üreticilerinden hem basına, hem de resmi kurumlara, yazılı ve sözlü olarak pek çok şikayet yansımıştır. Tüm bu bilgiler ışığında; Adnan Menderes Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Bahçe Bitkileri Anabilim Dalında Prof. Dr. Engin ERTAN danışmanlığında Sunay DAĞ tarafından “İncirde Verim ve Kalite Üzerine Jeotermal Enerji Tesislerinin Olası Etkilerinin Belirlenmesi” isimli doktora tezi yürütülmüş ve tez 2015 yılında sonuçlanmıştır.

Bu amaçla 2013 ve 2014 yılı incir üretim sezonlarında Aydın İli Germencik İlçesi “Alangüllü” bölgesinde yer alan jeotermal tesise 600-650 m (yakın mesafe), 1100-1150 m (orta mesafe), 1500-1650 m (uzak mesafe) ve ≥5000 m (en uzak mesafe) uzaklıkta seçilen ve her mesafeyi temsil eden ikişer Sarılop incir çeşidi bahçesi belirlenmiştir.

Denemenin yürütüldüğü her iki yılda, bahçelerden incir üretim sezonu boyunca, üç dönemde yaprak ve kuru meyve örnekleri alınmıştır. Tesisten farklı mesafelerde yer alan bahçelerden alınan yaprak ve kuru meyve örneklerinde besin elementleri açısından azot (N, %), fosfor (P, %), potasyum (K, %), kalsiyum (Ca, % ), magnezyum (Mg, % ), demir (Fe, ppm), bakır (Cu, ppm), çinko (Zn, ppm), mangan (Mn, ppm), kadmiyum (Cd, ppm), nikel (Ni, ppm), krom (Cr, ppm), kurşun (Pb, ppm), kobalt (Co), bor (B, ppm) ve kükürt (S, %) elementlerinin analizleri yapılmıştır. Denemede aynı zamanda kuru incir meyve örneklerinde, meyve kalitesi ile ilgili olarak  meyve kabuk rengi (L*, a*, b*, hue° ve chroma* değeri), suda çözünebilir kuru madde miktarı (%), titre edilebilir asit miktarı (%) ve pH değerleri saptanmıştır. İncir bahçelerinde, meyve verim komponentleri ile ilgili olarak ise, farklı mesafelerdeki bahçelerde yer alan ağaçların yıllık sürgünlerinde, sürgün uzunluğu (cm), sürgün çapı (cm) ve sürgündeki meyve sayısı (adet) değerleri belirlenmiştir.

Çalışma sonucu elde edilen veriler değerlendirildiğinde özellikle 2014 yılında ağustos ayı nem değerleri dikkate alındığında, jeotermal tesisten uzaklaşıldıkça nem değerinde düşme eğilimi görülmesi çarpıcıdır. Benzer durumun, en uzak mesafedeki nem değeri dışında, temmuz ayı nem değerleri için de geçerli olduğu görülmektedir. Jeotermal tesise yakın mesafede (600-650 m) bulunan incir bahçelerinde, toprakların pH değerlerinin oldukça düşük olması (her iki yılda 4.79-5.92'den başlayarak tesisten uzaklaştıkça 7.92-7.68'e doğru artma eğilimi göstermesi yani çok kuvvetli asitten hafif alkali, alkali özelliğe doğru eğilim göstermesi) yaprak ve kuru incir meyve örneklerinin besin elementleri ve ağır metaller açısından genel olarak diğer mesafelere göre daha yüksek içeriklere sahip olduğu ve tesisten uzaklaştıkça özellikle meyve örneklerinin ağır metal içeriklerinin azaldığı saptanmıştır.

Toprak reaksiyonunun değişmesinde etkili olan önemli faktörlerin başında CO2 gelmektedir. Bu gaz su ile birleşerek karbonik asiti oluşturur. CO2 basıncı ne kadar fazla olursa, topraktaki H konsantrasyonu o nispette artar. Karbonik asit ve onun oluşturduğu bikarbonatlar, nemli bölgelerde toprağın alt katlarına doğru taşınmaktadır. Böylece topraklar asitleşirler. Asitleşme, toprakta hidrojen ve alüminyum iyonları miktarının artması demektir. Aşırı asitleşme sonucu toprakta Al, Fe, Mn, H ve NH4 miktarları artar ve Ca, Mg, K gibi besin elementlerinin alınabilirliği azalır ve bitki gelişimi olumsuz yönde etkilenir. Çalışma ile özellikle yaprak örneklerindeki B içeriklerinin her iki yılda sınır değeri olan 300 ppm değerinden oldukça yüksek olduğu (2013 yılı yaprak örneklerinde 1. Dönemde: 285.063 ppm, 2.Dönemde: 360.827 ppm, 3. Dönemde: 546.757 ppm; 2014 yılı yaprak örneklerinde ise 1. Dönemde: 318.737 ppm, 2.Dönemde: 450.290 ppm, 3. Dönemde: 482.340 ppm  ), bunun yanı sıra, kuru incir verimi ve kalitesine ilişkin elde edilen sonuçların da değerlendirilmesi sonucu; benzer şekilde kaynaktan uzaklaştıkça olumsuz etkinin azaldığı belirlenmiştir. 2014 yılına ait kuru meyve örneklerinin 2013 yılındaki kuru meyve örneklerinden daha asidik olduğu belirlenmiştir. Genel bir değerlendirme ile 2013 yılı kuru meyve örneklerinin SÇKM (suda çözünebilir kuru madde) (%) içeriklerinin 2014 yılı örneklerinden daha yüksek değerlerde olduğu açıkça görülmüştür. Literatür ışığında genel bir değerlendirme ile yapılan çalışmada, özellikle yakın mesafedeki bahçelerin ağaçlarında sürgünler ince ve zayıf gelişim gösterirken meyve tutum oranı da bu duruma bağlı olarak diğer mesafelerdeki bahçelere göre daha az olmuştur. Sonuç olarak bu çalışma, Aydın ili Germencik ilçesinin tarımsal faaliyetlerini kapsayan Alangüllü Bölgesinde yoğun olarak yetiştiriciliği yapılan ve ana ürün konumunda olan incirin, verim ve kalite parametreleri açısından, yine bu bölgedeki jeotermal faaliyetlerden etkilenip etkilenmediği konusunda bir durum tespiti niteliği taşımaktadır. Bu anlamda çalışmadan elde edilen sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde jeotermal tesise yakın mesafede (600-650 m) bulunan incir bahçelerinde, yaprak ve kuru incir meyve örneklerinin besin elementleri ve ağır metaller açısından genel olarak diğer mesafelere göre daha yüksek içeriklere sahip olduğu ve kaynaktan uzaklaştıkça özellikle meyve örneklerinin ağır metal içeriklerinin azaldığı saptanmıştır. Bunun yanı sıra, kuru incir verimi ve kalitesine ilişkin elde edilen sonuçların da değerlendirilmesi sonucu; benzer şekilde tesisten uzaklaştıkça olumsuz etkinin azaldığı belirlenmiştir.

Aydın ilinde sayıları giderek artma eğilimi gösteren jeotermal enerji tesislerinin gelecekte yörenin ana ürünü konumundaki inciri, gerek yetiştiricilik açısından gerek verim ve kalite ilişkileri, gerekse de fizyolojik açıdan stres faktörü anlamında etkileyebilecekleri düşünülmektedir. Bölgenin yoğun tarımsal faaliyetleri düşünüldüğünde alınacak önlemler, yapılacak denetimler ve ileriye dönük planlamalar iyi etüt edilerek kurgulanmalıdır. Aydın İli ile özdeşleşen ve ilimizin en önemli tarım ihracat ürünlerinden biri olan incirin geleceğini korumak ve ürünün gerek kalite ve verim gerekse de devamlılığına ilişkin koruyucu önlemler alınması için çalışmak hepimizin görevidir.

Kaynaklar:
  1. http://bit.ly/215JbQU
  2. http://bit.ly/1TheIR8
  3. http://bit.ly/215JcV0
  4. Aydın, G., ve Seferoğlu, S., 1999. Aydın Yöresinde Kullanılan Bazı Sulama Sularının Bor Konsantrasyonlarının Bitki Beslenmesi ve Toprak Kirliliği Açısından İncelenmesi, Yer Deniz Atmosfer Bilimleri ve Çevre Araştırma Grubu, Tübitak.
  5. Aydın M., Kaptan M.A., Dalkılıç Z., 2010. Relationship between fruit cracking and nutritional status of fig (Ficus carica L. cv. sarilop) plantations in the lowland of Aydın, Turkey. International Soil Fertility Congress, Germany.
  6. Badruk, M., 2005. Jeotermal Enerji Uygulamalarında Çevre Sorunları, Jeotermal Enerji Semineri Kitabı, MMO Yayın No: E/2005/393-2, 259-271.
  7. Bolca, M., Kılınç, R., Altınbaş, Ü., Saç, M.M., Kumru, M.N., Çolak Estetlili, B., Estetlili,  T., Özen, F., 2010, Alangüllü (Aydın) Bölgesindeki Jeotermal Kaynakların Kimyasal Özelliklerinin ve İçerdikleri Radyoaktif Maddelerin Su Kaynakları, Tarım Toprakları ve Kültür Bitkilerine Etkilerinin Multidisipliner Yaklaşımla Saptanması Üzerine Araştırmalar, İzmir.
  8. Çakın, A, Gökçen, G., Eroğlu, A., 2005. Jeotermal Uygulamaların Çevresel Etlileri: Balçova Jeotermal Bölgesel Isıtma Sistemi Örneği, Jeotermal Enerji Semineri Kitabı, MMO Yayın No: E/2005/393-2, 345-357.
  9. Dağ, S., 2015. İncirde Verim ve Kalite Üzerine Jeotermal Enerji Tesislerinin Olası Etkilerinin Belirlenmesi (Doktora Tezi). Adnan Menderes Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Bahçe Bitkileri ABD.
  10. Graedel, T. F., 1978. Inorganic elements, hydrides, oxides and corbonates. In Chemical compounds in the ainiospheie, NY Academic Pres, New York, pp 35-49.
  11. Kemik, E., 2011, TR32 Düzey 2 Bölgesi (Aydın, Denizli, Muğla) Jeotermal Kaynakları Ve Jeotermal Enerji Santralleri Araştırma Raporu.
  12. Kılınç, R. ve Yokaş, İ., 1987, Toprak, Bitki ve Su Kaynaklarında Bulunan Radyasyon Miktarları ve Çevresel Önemi, E.Ü.Z.F. Dergisi.
  13. P. J. Temple, S. N. , M. L. Smith., 1978. Fluorine and boron effects on vegetation in the vicinity of a fiberglass plant. Water, Air, and Soil Pollution August 1978, Volume 10, Issue 2, pp 163-174.
  14. Saner, B., Popovski, K.,2005. Environmental Advantages of Geothermal Energy, Post Conference Course, World Geothermal Congress, Antalya Turkey.
  15. Tokgöz Güneş, S., 2006. "Jeotermal Enerji ve Çevre",1. Dikili Yöresi Jeotermal Enerji Kaynaklarının Değerlendirilmesi Sempozyumu, Dikili, Mayıs.
Görseller:
  1. http://bit.ly/1QfqqHL
  2. http://bit.ly/215IfMi
  3. http://bit.ly/1oIHMmZ
  4. http://bit.ly/215IQxw
  5. http://bit.ly/1LPfOeF

 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

Mustafa Tosun - 19.03.2016 11:49
Jeotermal ,incirin köküne kibrit suyu ekecek.
teyfık akpınar - 18.03.2016 16:39
bu karbondıoksıt onlenebılırdaha evvel taş kırmadan dogan karbonat tozunu onlenmesı için bır proje yaptık ve uyguladık burada incır bahçelerının gaz karbondioksıtten kornması için emınım bır proje yapabılır ve netıce alırız konuyu detayl incelemeye hazırım 05424340466 aksumakina@hotmail.com
ibrahim sarı - 01.03.2016 08:20
Ellerinize ve aklınıza sağlık; "..stres faktörü anlamında etkileyebilecekleri düşünülmektedir. " Sadece düşünceden mi ibaret? Somut sebep-sonuç ilişkisi kurulacak bulgu yok mu elimizde? Sevgiler.