Organik Tarımsal Üretime Başlamak

Bizde kervan yolda düzülür anlayışı hâkimdir. Eğer başarılı bir iş hayatınız olduysa, elinizde sermayeniz varsa siz işe başlayın gerisi gelir, birileri yapabiliyorsa biz neden başaramayacakmışız ki? Fizibiliteye hacet yok. İşin fizibilitesi sermayemiz ve kişisel başarımızdır.

Gönül, tüm tarımsal üretimin organik tarımın asgari standartlarına uyularak yapılmasını ister. Tabii bu o kadar kolay değil. Organik tarımsal üretime ilişkin yeterli girdi bulmak mümkün değil. Girdi üretimi konusunda yeterli çalışma da yok. Kompost, minimum toprak işleme, münavebe gibi kültürel uygulamaların çitçi bazında yaygınlaştırılması üreticiye benimsetilmesi ciddi bir çabaya muhtaç. Bilgi ile deneyimin harmanlanmasını gerektiren uygulamaların çiftçi şartlarında örnekleri çok az.

Arzı da talebi de olan organik tarımın, arzla talebin kavuşamadığı hüzünlü bir hikâyesi var. Buna ‘Organik Tarımın Pazar Sorunu’ diyoruz. Organik ürün üretip pazara sürmek isteyen çiftçimiz üç yıllık geçiş sürecinden sonra ürününü organik olarak satabilecektir. Konvansiyonel üretimden organik üretime geçiş aşamasında, toprak canlılığı, organik madde, strüktür gibi özeliklerindeki bozulma ile hastalık zararlıların etkisinden verim düşmektedir. 

Öte yandan kontrol sertifikasyon masrafları var. Tabii bu gün için var olan müşterinin üç yıl bekleme ihtimali pek yok. Bu yüzden pazarlama ile ilgili belirsizliği de göze alabilirseniz organik tarıma başlamak kolay. Bu arada artık bu zor döneminizde Bakanlığımızı destekleme ödemelerinden yararlanamayacaksınız. Olur da ürününüzü organik sertifika ile satmayı başarırsanız Bakanlığımız destekleme verebilecek. Para kazanmayana destekleme yok(!)

Bu kadar zorluğa, sıkıntıya rağmen hala organik tarım yapacağım diye diretiyorsanız yapacak bir şey yok. Bizde size yardımcı olmaya çalışalım.

Organik Tarım Yapmalı Mıyım?

Rantabl olarak düşününce organik tarım yapmazsınız. Ancak, duygusal, vicdani, toplumsal yönleri güçlü olan insanlar böyle maceralara atılabilir. Ekonominin duygusallık kaldırmayacağı söyleyenler yanıldığının en önemli kanıtı organik tarımdır. Ekonomide gelişme farklı yapılardaki işletmelerin rekabet ve ilişkileri üzerine kurulabilir.  Eğer organik tarım macerasından kimse galip çıkmasaydı ne organik tarım olurdu, ne de organik ürünler büyük marketlerin rafında yer alırdı.

Organik tarım genel itibarı ile çevre, sağlık, ekoloji, doğa gibi kavramları ticaret, kâr, tüketim gibi modern çağın değerlerinin üzerinde gören insanlar tarafından başlatılmıştır. 1800’lerin sonlarında ortaya çıkan doğayla uyumlu tarım yöntemleri dar bir çevreyi ilgilendirir. Ancak, bu insanların inatçı ve inançlı çabaları sayesinde boş uğraş olarak görülen organik tarım, standartlara dayanan dünya çapında ticari bir sisteme dönüşmüştür.

1960’ların sonunda organik ürün ticareti gelişmiş ülkelerde perakende sektörünü etkileyecek büyüklüğe ulaşır. 1970’lerde perakende şirketleri, uluslararası kuruluşlar ve giderek devletler işin içine girmeye başlar. Uluslararası organik ürün ticaretinde ortaya çıkan sorunlar IFOAM (Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu) tarafından oluşturulan asgari standartlar sayesinde en aza indirgenir 2014 yılında uluslararası organik ürün ticaret hacmi 72 milyar dolarlara ulaşmıştır. (Anonim 3, 2012 Sayfa 6)

Organik tarım faaliyetleri ülkemizde ‘Organik Tarım Mevzuatı’ olarak niteleyebileceğimiz Organik Tarım Kanunu (Anonim 1, 2004) ve yönetmeliği (Anonim 2, 2010) çerçevesinde yapılmaktadır. Organik tarım mevzuatına göre organik tarım konularında Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı (Bakanlık) görevlendirilmiştir. Ülkemizde yönetmelik çerçevesinde oluşturulan asgari standartlar denetime tabidir. Organik tarım faaliyetleri üretimin en başından itibaren tüketiciye ulaşıncaya kadar, her aşamasında standartlar doğrultusunda Bakanlıkça yetkilendirilmiş kuruluşlarca denetlenir ve belgelendirilir.

2014 yılında 72 Milyar Doları bulan organik tarım piyasasına karşın Türkiye’nin organik ürün ihracatı 86 milyon Dolardır. Ülkemizde organik tarımın ekonomik hacmi yaklaşık 350 milyon dolar olarak hesaplanmıştır. Organik ürünlerin tüketimi için harcanan para 50 milyon dolar civarıdır Tüketimin önemli bir bölümünün organik tarımda kullanılan sertifikaya tabi girdiler olduğu hesaplanırsa Türkiye’nin kat etmesi gereken yol daha iyi anlaşılacaktır.

Organik Tarıma Başvuru

Organik tarımsal üretime başlayacaksanız çiftçi olmanız zorunludur. Ülkemizde bir miktar arazisi olan, bu araziyi ekip diken, Ziraat Odasına ve Çiftçi kayıt Sistemine kaydını yaptıran herkese çiftçi denmektedir. Eğitim, bilgi birikimi ve maharet gibi konulara fazla takılmamak gerekir. Bu sorun tarımsal üretime başlama süreci kadar, geleneksel aile çiftçiliği anlayışı açısından da sorunlu olduğunu görmek gerekir.
Organik üretime başlama kararı alan üretici Bakanlığımızca organik tarımın kontrolü ve sertifikasyonu amacıyla yetkilendirilmiş kuruluşlardan birine başvurmalıdır. Yetkilendirilmiş kuruluşlar işletmenin organik tarım için uygun olup olmadığını araştırır, eksiklerin giderilmesini ister. Organik üretim yapılacak arazilerin anayol, uçak güzergâhı, sanayi tesisi, maden işletmesi vb. bulunan bölgelerden, kirletici özellikteki su kaynaklarından yeterli uzaklıkta olması gerekmektedir. Çevredeki tarım alanlarında yapılan işlemlerden olabilecek bulaşmalara karşı gerekli önlemler kontrol ve sertifikasyon kuruluşunca değerlendirilerek, uygulanması sağlanmalıdır.

Organik tarıma başlamak isteyen çiftçi kimlik ve kullanacağı arazilerle ilgili gerekli belgeleri hazırladıktan sonra, organik tarım mevzuatına, organik tarım ilkelerine ve kontrol sertifikasyon kuruluşunun uyarılarına uygun üretim yapacağına dair sözleşmeyi imzalar.

Eğer organik tarım faaliyeti yapılması planlanan arazide üretim sürüyorsa, organik tarımsal faaliyet ilk hasadın tamamlanmasından sonra başlayacaktır. Bitkisel üretimde ürünün organik olarak nitelendirilebilmesi için tek yıllık bitkilerde 2 yıl, çok yıllık bitkilerde 3 yıl geçiş süreci uygulanmaktadır. Bu geçiş süreci konusundan mevzuata uygun olmak koşuluyla yetkilendirilmiş kuruluşlar değişiklikler yapabilir.

Kontrol ve sertifikasyon işlemleri bir yıllık sözleşme ve taahhütlere dayanır. Kontrol sertifikasyon çerçevesinde yıllık denetim işlemleri, gerekli analizler, bu iş için personel ve yolculuk masrafları dikkate alınarak bir fiyat belirlenir. Küçük ölçekli işletmeler için bu maliyetin karşılanması zordur. Bu soruna çözüm olarak ‘Üretici Grubu’ sistemi getirilmiştir. Üretici grupları bir tüzel kişilik (Kooperatif, Dernek, Vakıf, Oda, Belediye, Şirket vb.) çatısı altında faaliyet gösterebilmektedir. Üretici grubu içersindeki üreticiler toplu olarak denetlendiklerinden denetim maliyetleri düşmekte, sertifikasyon maliyeti üreticiler arasında bölüşülmektedir. Bakanlık bu alanda ortaya çıkan boşlukları gidermek üzere bir tebliğ çıkartmak üzere çalışma başlatmıştır.
 
Bakanlığın organik tarımdaki rolü yetkilendirme, izleme değerlendirme faaliyetleri ile sınırlı değildir. Denetim ve cezai işlemlerin yanında, destekleme, yaygınlaştırma, eğitim, tanıtım, projeler, enformasyon, ilgili kurum ve kuruluşların işbirliğini, koordinasyonunu sağlamak gibi sektörün bütününe ilişkin sorumluluklar üstlenilmiştir.
Kontrol sertifikasyon kuruluşları organik tarım sistemine kabul ettikleri üretici ve organik üretimle ilgili bütün bilgileri Organik Tarım Bilgi Sitemine (OTBİS) yükler. OTBİS bitkisel üretim, hayvansal üretim, organik tarım firmaları ve bu firmalarca mevzuat kapsamında üretilen ürünlerin yanı sıra, kontrol sertifikasyon faaliyetleri ve İl Müdürlüklerince gerçekleştirilen izleme faaliyetlerinin de kaydedildiği geniş bir veri tabanı içerir. Bu veriler bu gün Bakanlıkça yönetilen kayıt sistemleri ile bütünleştirilmektedir.

Bakanlık organik üretimi çeşitli şekillerde desteklemektedir. Organik üretimin sübvanse edilmesi açısından bitkisel ürünlerde dekar başı desteklemelerin yanında küçükbaş büyükbaş hayvanlarda hayvan başına, arıcılıkta ise kovan başına destekleme uygulanmaktadır. Kırsal kalkınma desteklerinden yararlanmada organik tarım yapanlara öncelik tanınmakta, kredilerde faiz indirimi uygulanmaktadır.  Hassas tarım alanlarında uygulanan Çevre Koruma Amaçlı Tarım Alanlarının Korunması Programı (ÇATAK) kapsamında organik tarıma başlayan üreticiler de dört yıl boyuna dekar başı destekleme ödemesinden yararlanabilmektedir.

Başarı İçin

Organik üretimde başarılı olmak için öncelikle toprağınızın sağlıklı olması gerekir. Tarımsal üretimde en fazla 35 cm derinliğe kadar uzanan organik maddece zengin ve canlı toprak tabakası önemlidir. Buradan sonra yeterli hava yoktur. Derine giden köklerin ana işlevleri su bulmak ve bitkinin dik durmasıdır (GÜLER Ç, 1997). Tarımsal üretime uygun toprak: su ve hava tutma kapasitesi yüksek, organik maddece zengin, canlı, asitlik değeri yetiştirilecek bitkiye uygun, taban suyu yükselmeyen, tuzluluk problemi olmayan arazilerdir. Organik üretimde kullanılacak toprak ve suyun giderilemeyecek derecede kirlenmemiş olması da gereklidir.

Toprak yapısını iyileştirmek için uygulamalar yeşil gübreleme, kompost kullanımı, kompostlaştırılmış çiftlik gübresi kullanımı, bitki artıklarının toprağa karıştırılması gibi yöntemler önerilmektedir.

Derin ve devirerek işleyen pulluk, diskaro gibi aletler maliyeti arttırmakla kalmaz, verimli toprağın gömülüp ve ham toprağın üst tabakaya çıkmasına neden olur. Mümkün olan topraklarda toprak işlemesiz tarım yapılması önerilir. Ancak konvansiyonel tarımdan organik tarıma geçiş sürecinde; toprak canlılığı ve topraktaki organik madde miktarı düşükse; Topraktaki kil oranı yüksek olduğu durumlarda aşamalı olarak minimum toprak işlemeye geçilir. Toprak işlemesiz tarım uygun ürünlerde uzun vadede tercih edilebilir. (AYKAS E. ve arkadaşları, 2005)

Toprağı erozyona karşı korumak da önemlidir. Toprağın üzerindeki yabancı otların baskılanması suretiyle bırakılması son dönemde çokça uygulanan bir yöntemdir. Çiçek sapı çıkardıkları dönemde merdane çekmek, biçmek veya hayvan otlatmak yabancı otların su tüketimini azaltır. Bu yöntemin avcı böceklerin saklanma alanı, toprak canlılığını ve neminin korunması gibi yararları da bilinmektedir. (ÇEPEL N., 1997)

Tohumluk, damızlık olarak nitelenen üretim materyalinin genetik yapısıyla oynanmamış (GDO’suz) ve ilaç kullanılmadan üretime hazırlanmış olması gerekir. Varsa organik tohum tercih edilmelidir. Konvansiyonel tarımdan gelen materyalle ilgili yönetmelikte belirtilen önlemler ve geçiş süreleri uygulanmalıdır.

Tohumluk materyalin yerel tohumluk ve damızlıklardan elde edilmesi önerilir. Ancak bu mümkün değilse yörede yetiştirilen Hibrid (Melez) tohumluklar da belirtilen şartları sağlamak koşuluyla kullanılabilir.  Önemli olan dayanıklı ve ürünü aranan kalite değerlerine uygun çeşitlerin kullanılmasıdır. Verimlilik özelliği de dikkate alınmalıdır. Ancak konvansiyonel tarımda verimli olan çeşitlerin organik tarım sistemine uyum sağlayamaması olasılığı dikkate alınmalıdır.

Hastalık zararlılarla mücadelenin esası doğal dengeye dayanmaktadır. Toprak canlılığının artması doğal düşmanların çoğalmasını, hastalık ve zararlı etmenlerinin diğer canlılarla rekabete girmesine neden olacağından zarar riskini azaltır. Ayrıca toprak ne kadar güçlüyse üretilen bitki de o kadar hastalık zararlılara dirençli olacaktır.

Münavebe, yüzeysel sürüm, üretim artıklarının (hasat, budama, dışkı vb) ortamdan uzaklaştırılması, havalandırma ve güneşlenmeyi sağlayacak şekilde ekim-dikim veya barınak yapılması vb. kültürel önlemlerle sağlıklı bitki ve hayvan yetiştirmek mümkündür. Ancak önceden işletmede oluşmuş bulaşmayı da biyolojik, biyoteknik yöntemler (Avcı böcek, tuzaklar, şaşırtıcı, beslenme ve çiftleşme önleyiciler vb.) öncelikle denenmelidir. Yoksa organik tarımda izin verilen preparatlar kullanılabilir. (YİĞİT F., 2005)

Hasadın zamanında yapılması, hasat malzemelerinin temiz olması, ürünün özelliklerine uygun ekipmanın kullanılması önemlidir. Hasat edilen ürünün nakliyesinde kullanılan kapların ürüne zarar vermeyecek, ezilme, havasız kalma gibi sorunları önleyecek, ürünü dış etkenlerden koruyabilecek şekilde olması gerekir.  

Depolama koşullarında ısı ve nem dikkate alınmalı, azami yığın miktarı bilinmelidir. Tarım ürünlerinin canlılığını hasattan sonra belli süre koruduğu unutulmamalıdır. Birden fazla ürün depolanacaksa ürünlerin depolama koşulları benzer olmalıdır. Soğan gibi bazı ürünlerin solunum sonucu çıkardıkları gazlar diğer ürünlere zararlıdır. Bu tür ürünler bir arada depolanmamalıdır.

Ayrıca üretilen ürün seçilirken pazarın özellikleri ve talepleri dikkate alınmalıdır. Örneğin yakın pazarlarda tercih edilmeyen, nakliye koşullarına dayanıksız bir ürünün üretilmesi anlamsızdır. Eğer uzak pazarlar için ürün üretilecekse depolama ve nakliye koşularına uygun olmalıdır.

Kendine Saygı Duymak

Tarımsal üretim insanın doğal yaşama en yakın olduğu üretimdir. Bu nedenle insanlar kırsal alanda yaşayan insanların doğallığına ilişkin bir algıya sahiptir. Geçmişte köylerin şehirlerle ilişkisinin sınırlı olduğu, eğitimin yaygın olmadığı ve kitle iletişim araçlarının üretilerek köylere ulaştırılamadığı dönemlerde köylerde yaşayan insanların daha doğal, saf olduğu düşünülebilir. Beş parmağın beşi bir olamaz O dönemde bile köy koşullarında yaşayanların tümünün dürüst, saf ve yabancılara karşı güler yüzlü olduğu iddiası yanlıştır.

Köy ortamı ile ilgili köylüyü saf, cahil olarak görmekten kaynaklanan algı, köyde yetişen ürünün de doğal, temiz, sağlıklı olması gerektiği algısına kaynaklık etmektedir. Oysa sağlıklı-sağlıksız, kalıntılı-kalıntısız, GDO’lu-GDO’suz organik, konvansiyonel hemen bütün tarımsal ürünler köylerde ve çiftçiler tarafından üretilir. Üstelik üretici ürettiği ürünün zararlı kalıntılar içerdiğini bilerek kendi ailesi için küçük parsellerde çiftlik gübresi ile ilaçsız ürünler üretebilmektedir.

Tarımdan kaynaklanan kirlilik hava, toprak ve su kaynaklarının da kirlenmesine neden olur. Bu kirlilik tarımsal alan çevresinde ekolojik dengeyi etkileyecek boyuta varıyorsa bu tarımsal üretim açısından da zararlı bir aşamaya gelmiş demektir. Yani tarımsal üretim adına yapılan yanlış uygulamalar doğayı, çevreyi ve tarımın kendisini giderek etkilemektedir. Bu etki giderek daha fazla gübre ve daha fazla ilaç kullanımı ile sonuçlanmaktadır.

Tarımsal ilaçlar en çok ilaçlama yapan kişiyi ve ilaçlamanın yapıldığı çevrede yaşayan insanları etkiler. Zehirlenme vakalarının yaklaşık %7’si tarım ilaçlarından kaynaklanırken, bu oran 8 yaşından küçük çocuklarda  %14’ü bulmaktadır. Bu çocukların büyük kısmı köyde yaşayan çocuklardır. (SÜMER V. ve Arkadaşları, 2011)

Tarımsal üretim sonucu elde edilen ürün ve üründen elde edilen son ürün ağırlıkla insan gıdası olarak tüketilmektedir.  Böyle bir ürünü bilerek, daha fazla gelir için, zehirli kalıntı içerecek şekilde üretmenin toplumsal ahlak üzerine etkileri de düşünülmelidir. Bunun doğal görülmesi ile bir gıda üreticisinin son tarihi geçmiş ürünleri ısıl işlemle bir araya getirip yeniden paketlemesi arasında bir fark yoktur.

Organik tarımla uğraşmak zor olsa da belli bir geçiş dönemine ihtiyaç duyulsa da, toprak, üretim ve hasat gibi işlemlerde bilinçli davranılmadıkça verim kaybı yaşansa da organik ürün talebi oldukça, organik tarım da varlığını sürdürecektir. Vicdani olarak sorumluluk hisseden; kendine, insana, topluma saygısı olan; yaşadığı çevreyi umursayan; doğal yaşama karşı duyarlı olan insanlar organik tarımla ve organik ürünlerle bir şekilde ilişkili olmaya devam edecektir.
 
Kaynaklar:
  1. Anonim1, 2004, 5262 sayılı Organik Tarım Kanunu, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Resmi Gazete, sayı 25659, 03.12.2014. Ankara; http://bit.ly/1oK5orp
  2. Anonim2, 2010, Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik, Resmi Gazete, sayı 27676, 18.08.2010, Ankara; http://bit.ly/1MCDPoc
  3. Anonim3, (2012) Organik Tarım Ulusal Eylem Planı 2013-2016,  Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Ankara, http://bit.ly/1UuPfm4
  4. Anonim 4, (2015) Growth continues (Büyüme Sürüyor), FIBL, Basın Sürümü; http://bit.ly/1Ly7CQS
  5. AYKAS E. ve arkadaşları ( 2005) Koruyucu Toprak İşleme Yöntemleri ve Doğrudan Ekim; Ege Üniv. Ziraat. Fak. Derg., , 42(3):195-205 ISSN 1018-885
  6. ÇEPEL N.(1997) Toprak Kirliliği Erozyon Ve Çevreye Verdiği Zararlar; TEMA,
  7. SÜMER V. ve Arkadaşları, (2011) Çocuk Acil Servisine Başvuran Zehirlenme Olgularının Geriye Dönük Olarak Değerlendirilmesi, Türk Pediatri Arşivi Dergisi, Sayı 46, Sayfa 234-240,  Sütçü İmam Üniversitesi, Kayseri
  8. YİĞİT F. (2005) Bitki Patojenlerinin Kontrolünde Kullanılan Biyokontrol Ürünler Ve Özellikleri, SÜ Ziraat Fakültesi Dergisi,  19.36: 70-77
  9. GÜLER Ç, (1997) Zakir ÇOBANOĞLU; Toprak Kirliliği, TC Sağlık Bakanlığı Çevre Sağlığı Temel Kaynak Dizisi, 40.
Görseller:
  1. http://bit.ly/1T42ivu
  2. http://bit.ly/1Lq4uut
  3. http://bit.ly/1oJ0XNA
  4. http://bit.ly/24wNBEV
  5. http://bit.ly/1Qn6Ham

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.