Zirai İlaçlar Arıları da Zehirliyor

Konvansiyonel tarımda yaygın olarak kullanılan zirai ilaçlar sağlığımızı ve ekosistemi tehdit ediyor. Her geçen gün bilimsel araştırmaların gösterdiği yeni bir etki, yasaklanan yeni bir etken madde veya zirai ilaç, indirilen kalıntı limitleri gösteriyor ki; ekoloji, sağlık, adil ticaret gibi ilkeler dikkate alındığında tek gerçekçi ve sürdürülebilir tarım yöntemi: ekolojik ilkelere dayalı organik tarım. Zirai ilaçlardan en çok etkilenen ve dünyada nüfusu hızla azalan arılar için de yapacak çok şey var. Buğday Derneği yeni projesi “Ekolojik Arıcılık Eğitimi” ile arıları yaşatmak için herkese açık, ekolojik arıcılık eğitim platformları oluşturuyor ve iyi bilginin yayılması için çalışıyor.

Birleşik Devletler Çevre Koruma Ajansı (EPA), daha önce kullanımını onayladıkları bir böcek ilacı sınıfı olan neonik (Neonicotinoid) lerle ilgili yayınladığı yeni bir raporla [1], bu tip kimyasalların arı ve diğer tozlaştırıcılara zarar verdiğini sonunda kabul etti. EPA, uzun bir süredir bu değerlendirmeyi yapması için çevreciler ve arıcıların baskısı altındaydı.
 
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) uzmanlaşmış kanser kuruluşu olan Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (International Agency for Research on Cancer- IARC) GDO’lu ürünlerin %80’inde kullanılan ot ilacı (herbisit) etken maddesi olan (Glyphosate) Glifosat'ın insanlarda muhtemelen kanser yaptığını açıkladı [2]. Dünya Sağlık Örgütü’nün bu açıklamasının hemen ardından ise ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) yetkili mercilerin, gıdada ilgili ilacın kalıntılarını test etmeye başlayabileceğini duyurdu [3].  Ayrıca yapılan araştırmalara göre glifosat sadece “muhtemelen kanserojen” olmasının dışında, sağlık açısından pek çok kötü etkiye ve soruna yol açıyor.

Sağlığı ve ekolojik sistemi tehdit eden bir diğer etken madde ise “Chlorpyrifos’’. AB, bağcılıkta salkım güvesi başta olmak üzere, çeşitli zararlılara karşı kullanılan chlorpyrifos etken maddesinin sofralık üzümde dolayısı ile kuru üzümde de maksimum kalıntı limitini 0.5 ppm’den 0.01 ppm’e düşürme kararı aldı [4] . Peki neden yıllardır bu zehir için verilen kabul edilebilir doz birden bire 50 kat aşağıya çekildi? Yapılan deneyler sonucu, “Farelerde kolinesteraz enzimini engelleyerek kırmızı kan hücrelerini, sinir sistemini olumsuz biçimde etkilediği” tespit edildiği için… Chlorpyrifos üzerine yapılan araştırmalar arasında arasında söz konusu maddenin, anne karnındaki bebeğe dahi ulaştığı ve beynini olumsuz etkilediğini tespit edenler var. (5) . 

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, her yıl 3 milyon kişi zirai ilaç zehirlenmesine maruz kalıyor. Her yıl en az 20 bin tarım işçisi zirai ilaç uygulamaları nedeniyle ölüyor [6]. Bu zirai ilaçların diğer faktörlerle birleşerek tüketicilerde zaman içinde yarattığı hastalıklar ve ölüm vakalarının ise sayısal bir değer olarak tespit edilebilmesi mümkün değil. Kullanılan kimyasalların gıdada bıraktığı kalıntılar vücudumuza alınarak birikiyor. Biriken kimyasallar; kanser, üreme bozuklukları, hormon dengelerinde bozukluklar, bağışıklık sistemi sorunları, sinir sistemi rahatsızlıkları (beyin gelişiminde zarar, depresyon, konsantrasyon bozukluğu vs.), alerjiler, astım gibi birçok sağlık sorununa sebep olabiliyor.

Yukarıda paylaştığımız veriler bu konuda sadece birkaç örnek ve buzdağının görünen kısmı. Ekolojik bütünün sürdürülebilmesi için arıların ve tozlayıcıların, zirai ilaçların olumsuz etkilerinden korunmasına çalışmalıyız. Çünkü paylaştığımız veriler insan merkezli olsa da arıların ve diğer tozlayıcıların insanlara göre çok daha hassas olduğunu ve zirai ilaçlardan çok daha fazla etkilendiğini unutmamalıyız.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2011’den 2014 yılı sonuna kadar tam 177 etken maddenin kullanımını yasakladı. Sayının bu derece yüksek olması AB’ye uyum süreci ile ilgili. Tabii bu durumda ‘‘Ya AB’ye uyum süreci devrede olmasaydı?’’ sorusu geliyor insanın aklına.
 
Yaşasın Arılar!

Neyse ki bu korkutucu gidişata dur diyebilecek dostlarımız var: Arılar! Arı deyince aklınıza sadece bal mı geliyor? Oysa arılar, gıdamızın en az üçte birinin üretiminin ardındaki gizemli ve alçak gönüllü ekip aslında. Biyo-çeşitliliğin devamı da büyük ölçüde arılara ve diğer tozlayıcılara bağlı. Arı yoksa gıda da yok! Tarım ilaçları ve etken maddelerine yüz çevirerek, doğanın kendi döngüsü içinde zaten var olan akışı destekleyerek durumu terse çevirebiliriz. Buğday Derneği, AB Erasmus+ tarafından desteklenen "Live and Let Bee - Arıları Yaşatalım" projesiyle, Türkiye'de doğa, arı ve insan dostu arıcılık yöntemlerinin yaygınlaşması için çalışıyor.

Arıları yaşatmak için şehirli-köylü, çiftçi-tüketici hepimize iş düşüyor. Zirai ilaçlar kullanmak yerine ekolojik, sağlığa zararı olmayan alternatifler deneyerek, bahçemize, balkonumuza, pencere önüne arıların sevdiği bitkileri dikerek başlangıç yapabiliriz. Online ve birebir eğitimler, konferanslar, web siteleri ve haber paylaşımları bizden, uygulaması hepimizden.

Kaynaklar:
  1. http://bit.ly/1N9KxcJ
  2. http://bit.ly/1LARUbt
  3. http://tmsnrt.rs/1SABLVg
  4. http://bit.ly/1YXukb3
  5. http://bit.ly/1AZtRxv
  6. http://bit.ly/1SEjran
Görseller:
  1. Logo
  2. http://bit.ly/1XZlPfy
  3. http://bit.ly/1VFe2Wk

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.