Festivale Hazırlanırken (Urla Enginar Festivali)

Festivale Hazırım.
 
Bu sene 29-30 Nisan ve 1 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek olan Uluslararası Urla Enginar Festivali'nin ilki geçen sene düzenlenmiş ve çok ses getirmişti. Ben de büyük bir merak ve hevesle gitmiştim. Ama bir ziyaretçi olarak itiraf etmeliyim ki, biraz hayal kırıklığı yaşamıştım.
 
Festivalin kalbi olan meydan neredeyse herhangi bir ilçenin gece pazarına benziyordu. İncik boncuk, takı tuku ağırlıklı tezgâhlar, yaprak sarma, mercimek köfte, gözleme satanlar... Bir iki tezgâhta enginar figürlü önlük, tutacak filan vardı. Hayal kırıklığı ve biraz da öfkeyle karışık ''bu ne ya, bu ne? '' diyerek standlar arasında hızlandırılmış bir tur attım. Çok kalabalık bir ziyaretçi kitlesi ve benim açımdan hüsran…
 
Sonradan öğrendim ki saat 11.00' de her şey bitmiş. İlkler hep tecrübedir. Bu sene festival komitesi de, üretici de hazırlıklıdır bence. En azından enginar üretimi yüzde otuz fazlalaştırılmış.
 
Ben de festivale taaa içinden dahil olmaya karar verdim ve gıda satışı için başvurumu yaptım.  Üreticiyi desteklemek adına, stand kiralarını çok düşük tutmuşlar. Urla dışından başvuru kabul edilmiyor. Geçen sene Urla'da oturmayan pek çok kişi stant açmış ve yöre insanına haksızlık olmuş doğal olarak. Bunlar alkışlanacak kararlar. Tezgâhınızdaki ürünlerin de yüzde sekseni enginar temalı olmak zorunda. Geri kalan yüzde yirmiye ne istiyorsan koy; incik boncuk, kebap, sen bilirsin. Al sana alkışlanacak üçüncü karar; ürünü sunduğun ambalajın da geri dönüşümlü, doğaya zeval getirmeyecek türden olmak zorunda. Pek güzel…
 
Eveet... CV' mi okuduysanız eğer, aşçılık geçmişim olduğunu biliyorsunuzdur. Bu yazıyı yazana kadar devlet sırrı gibi sakladığım festival ürünlerimden bahsedebilirim sizlere. Niye saklıyorum; ben rekabeti severim, standart olmayı sevmem ve biraz da aferin budalasıyım galiba.
 
İşe bir enginar üreticisi ile anlaşarak başladım. 100 tane enginar aldım.
Bütün ürünlerim, önceden işlem görmüş enginardan oluşacak çünkü. Oturdum enginarların başına ayıklamak için. Ve o an nasıl bir işe bulaştığım kafama dank etti. Dile kolay, 100 tane enginar. ''Müge, sen delisin, bu işin ucu bucağı yok. Festival üç gün sürecek, ya yetmezse yaptıkların? O zaman bir B planına ihtiyacın var. Peki ya elinde kalırsa bu yapılanlar? O zaman da C planı devreye girer...'' 
 
Sanırım alfabenin bütün harflerinden oluşan başlıklarla planlarım olacak!!!  Neşet Ertaş'ı rahmetle anmaya başladım. Işıklarda uyusun '' Kendim ettim, kendim buldum. Gül gibi sarardım, soldum, eyvah, eyvah...'' Kendime acımayı bırakıp enginarları ayıklamaya başladım. Eşim de bana sevgisiyle destek verdi. O gazla 60 tanesini bitirebildim ancak. 40 tanesini ertesi güne bıraktım. Çünkü daha enginarlara ön pişirme yapmam lazım.
Size bir şey söyleyeyim mi? Hani enginar kararmasın diye hep limonla ovulur, limonlu suya konur ya. Unutun onları, unutun. PORTAKAL. İşte sihirli kelime bu. Limonla yaptığınız bütün işlemlerin yerine portakal kullanın. Yemeği ekşi istiyorsanız limonunuzu sıkarsınız tabi, o ayrı. Portakal muamelesinden sonra bakın renge... Kehribar rengi almamış bir enginar sofraya konmaz. Konursa da sofraya da, enginara da hakaret olur.
 
Neyse gelelim festival menüme. Enginar şekerlemesi, enginar reçeli, enginar köftesi, tam buğday unundan ekşi mayalı enginarlı ekmek yapacağım. Ayrıca acısı her gözeneğinizden çıkan ev yapımı hardal ve ekşi maya da standımda yerini alacak. Ekşi mayalı enginarlı ekmeklerim tabi ki Kıynaşık Fırın'da pişecekler. 

Deneysel çalışmalarım çoktan başladı. Ev halkı, benim küçük, beyaz laboratuvar farelerim gibi. Ne pişirirsem, ağızlarına tıkıştırıp, gözlerimi de gözlerine dikip, yerlerken çılgınlar gibi inceliyorum onları. Sonuç mu? Valla beğendiklerini söylüyorlar... Enginar reçelini de daha önce defalarca yaptım. O konuda bir endişem yok. Kaymakla birbirlerine çok yakışıyorlar.
İtiraf etmeliyim ki şekerlemeyi ilk defa yapıyorum. Daha önce bazı meyvelerle yapmıştım ama enginarlı şekerleme bir ilk... Şekerlemeleri neye bulayacağım konusunda biraz ikircikli kalmıştım, ama oy çokluğu ile mavi haşhaş tohumuna karar verildi. Yumuşacık şekerlemeyi yerken ağzınızda minik patlamalar hoş oluyor doğrusu.
Eşim endüstri mühendisi. Sağ olsun, maliyet hesaplama, üretim ve stok kontrol gibi benim için ne kadar sıkıntılı konu varsa hesaplayıp önüme koyuyor. Sayesinde hiç ama hiç hesaba katmadığım bir ambalaj maliyetiyle karşılaştım ve ne yapacağımı da şaşırdım açıkçası. Yine çocukluğuma döndüm, aldım elime patatesleri. Birine enginar çizdim, diğerine de geçen ayki yazımda size anlattığım Kıynaşık Fırın'ı. İkisini de oydum. Sonra sür sulu boyaları, bas kese kâğıtlarına. Hani sanki markaymışım gibi... Sonuç; düşük maliyetli ambalaj ve yaşasın patates baskı.

Son olarak, ev yapımı acı hardalım var sırada. Ben uzun yıllardır hardalı kendim yaparım. Yaptığım hardalın benzeri bence (İzmirliler bilir) Alsancak'taki Kalyon'dadır. Yediğinizde bir anda feleğiniz şaşar, sonra birdenbire geçiverir acılığı. Standa koymak için hardalı yaptım ve kavanozladım. Sonra bir şey beni dürttü sanki, bir tanesinin kapağını açıp bakmaya karar verdim. Açtığım anda kabarmaya ve taşmaya başladı.
Şok oldum, fermantasyon başlamış. Nedenini bilmiyorum. Toz hardalı aldığım baharatçıya götürdüm. Adamlar da böyle bir olayla ilk defa karşılaştıklarını söylediler. Tanrım, tam bir kâbus. Daha festival başlamadan aksiliklere merhaba demiş oldum.
 
Demek büyük konuşmayacaksın, bık bık yapmayacaksın. Artık X planı mı devreye girer, Z planı mı bilmiyorum. Tek bildiğim, Neşet Ertaş ışıklarda uyu...
 
Görseller:
Yazara aittir.
 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

Nur Alpseymen - 30.04.2016 23:39
Kutluyorum..