Bahar ve Çevre

Apelasyon Kampüs öğrencilerimizden Vildan SARI'nın hazırladığı çalışma "Bahar ve Çevre"
 
Baharın son ayı geldi ama ilkbahar geleli daha birkaç gün oldu. Pardon, ben bahar mı dedim? Elbette bahar ama hissedilen sıcaklığa bakıldığında bahardan ziyade yazmış gibi mevsim... Ama olsun, her yer rengarenk. Baharın değişmez cümlesi. Elbette her yer rengarenk (bir kısmı sonradan ekleme olsa da), insanı mutlu eden renkler. Çiçekler açtı çünkü. Su yürüdü, gözler uyandı, canlandı, çiçeklendi hatta döllenme de tamamlandı çoğu bitkide. Meyvesini olgunlaştırmaya başlayan bitkiler bile var, badem ve erik gibi. Biliyorsunuz çağla olarak yani olgunlaşmadan tüketilebilen ya da olgunlaşması beklenilemeyen meyveler bunlar. İkisi de ilkbaharın vazgeçilmezi. Çiçekler ve meyvelerden başka müjdeleyen şeyler yok mu baharı? Var olmaz mı!? Kuşlar da müjdeler. Ama bugün bunu gören insanlar çok değil. İlgilenenler bilir ve görür sadece. Bitkiler gibi kuşlar da pek çok şey anlatırmış. İzmir Kuş Cenneti’ne gitmemiş olsam bunları yazar mıydım bilmiyorum, belki de yakın tarihte gitmiş olmanın verdiği bir etkidir.
                                                     
Her neyse; yalnızca gelen, yalnızca baharda giden ya da sadece ilkbaharda üreyen kuşlar da varmış. Tabii ki onlar da bitkiler gibi iklime göre hareket ediyor. İklime göre yaşayacakları yerleri seçiyorlar ya da beslenme ihtiyaçlarına göre.

Hal böyle ise iklimde bir değişiklik olduğunda etkilenmezler mi?

İklimde değişiklik oluyor ve etkileniyorlar, evet. İnsanoğlunun doğaya müdahalesi sonucu iklimde değişiklikler olmaya başladı. Yani hava kirliliği, havadaki gazların oranının değişmesi, bazı zararlı gazların havaya karışması vs. nedeni ile iklimde değişiklikler oluyor. Ve doğal olarak bitkiler ve hayvanlar da buna göre hareket etmeye başlıyor. Daha önce İzmir’de hiç görülmemiş kuşların geldiğinin görülmesi, bazı bitki türlerinin dayanıksızlaşması, bazı canlı türlerinin yok olması gibi.

Esasında bu değişmenin pek çok sebebi var ama en büyük sebep olarak çevre kirliliği gösterilebilir. Çevre kirliliği; atıklar, egzoz gazları, fabrika dumanları, beton yığınları, birtakım tarım ilaçları, kirli sular vs... Tabii bunların yanında yapay çevre de var. Yapay çevre, sonradan oluşturulmaya çalışılan doğalmış gibi gösterilen çevre... Beton yığınlarından daha mı iyi? Şüphesiz.

İşte artık tüm doğallığı ile kalmış yerler çok önemli. İnsanlar bu yerlerin kıymetini yeni yeni fark etti belki ama olsun, fark etti. Gediz Deltası da yani Kuş Cenneti’nin bulunduğu bölge de bütün güzelliği ile kalmış bir yer. Kuş cenneti olarak adlandırılması yalnızca kuşların bulunduğu anlamına gelmesin.                                                
Başta kuşlar olmak üzere memeliler, sürüngenler, iç su balıkları ile tatlı su, tuzlu su ve acı su ekosistemleri, kumullar, lagünler, tuzcul kıyı çayırları, sazlık alanlar, geçici sulak çayırlar gibi bir çok önemli kaynağı bünyesinde barındıran İzmir Kuş Cenneti (Gediz Deltası), sadece ülkemiz için değil uluslararası öneme de sahip bir alandır. Ülkemizdeki 179.898 ha.'lık alanı kaplayan 13 Ramsar (özellikle sukuşları açısından önemli sulak alanların korunmasına yönelik uluslar arası sözleşme) alanından biri olan Gediz Deltası 15.04.1998 tarihinde 14.900 ha.lık alanı ile sözleşmeye dahil edilmiştir.

Bunun dışında 8.000 ha.'lık kısmı Orman Bakanlığı tarafından 1982 yılında Yaban Hayatı Koruma Sahası ilan edilmiştir. Bu alan şu anda Türkiye'nin tek Yaban Hayatı Koruma Sahası'dır. Üç Tepeler mevkiinde Leukai Antik Kentinin bulunduğu alan 1985 yılında 1. Derece Arkeolojik Sit, Sazlıklar kısmı ise 1. Derece Sit Alanı olarak tescillenmiştir.

Büyük bir bölümünde tuzcul habitatları barındıran deltada, tatlı su ekosistemleri daha çok eski nehir yatakları, sulama, tahliye ve drenaj kanaları ile tuz tavalarının hemen kuzeyinde yer alan Sazlıklar adı verilen alanda yoğunlaşır. Bu alanlar birçok canlı türü için beslenme ve barınma alanıdır. Kıyı kesimlerde deniz börülcesi, tuz oranını daha düşük olduğu bölgelerde ılgın gibi çalı vejetasyonları bulunmakla birlikte tatlı suyun bulunduğu yerlerde sazlıklar bulunmaktadır.  Delta sınırları içerisindeki en büyük tatlı su gölü ise Menemen ilçesinin Seyrek Mahallesi'nde bulunan Sazlı Göl'dür.

Önemli bir bölümü Çamaltı Tuzlası içerisinde kalan ve Orta Gediz Deltası olarak adlandıran alan her ne kadar yapay olarak canlandırılsa da kuşlar için önemli bir beslenme ve üreme alanıdır. Tuzcul ekosistemlere bağımlı olan ve Türkiye'de sadece Tuz Gölü ve Gediz Deltası'nda üreyen flamingolar, tuz yoğunluğunun yüksek olduğu adacıklarda yavrulamaktadır.

Neyse bu kadar bilgi yeter. Bu bilgiler İzmir Kuş Cenneti’nin internet sayfasından. Merak eden elbette devamını okumak için açıp bakacaktır, merak etmeyen için de diyecek bir şey yok.

Benim bunları yazma niyetim okuyanları bilgilendirmek ve böyle bir yerin varlığından haberdar etmek. Belki İzmirli olup da bilmeyen, uzun yıllar İzmir’de yaşamış olmasına rağmen haberi olmamış insanlar vardır. Utanarak söylüyorum bir ay öncesine kadar ben bilmiyordum. Doğal Yaşam Parkı’na kadar gitmiş, gezmiş, görmüş ama ilerisinde tüm doğallığı ile birçok canlıya ev sahipliği yapan Gediz Deltası’nı görmemiştim. Şimdi ise böyle başka yerlerin de olmasını isteyerek, karşılaştığım her insana burayı anlatıyorum.

Diyeceksiniz ‘bilmek önemli mi?’ ya da 'görmek’. Elbette önemli. Kendimden ve çevremdeki insanlardan yola çıkarak söylüyorum, böyle doğallığı korunan yerleri gördüğünde insan daha bir çevreci oluyor. Çevreye, doğaya, canlıya daha da önem veriyor. Çevre canlı ilişkisinin önemini kavrayıp kirlilik sorunu için çözümler arıyor. Bunu için illa görmesi mi gerekir? Hayır. Görmese de düşünüyor ve yapıyordur ama gördüğünde etkilenip daha güçlü düşünüp, çevreyi daha büyük aşkla koruyacağı kesin.

Tamam itiraf ediyorum; ziraat mühendisliği okuduğum için çevrenin önemi ilk öğretilen şeydi ama herkesin böyle dersler alma imkanı olmuyor. Bu sebepten ötürü herkes gidip görmeli, görenler görmeyenlere anlatmalı. Doğal Yaşam Parkı'na kadar gidip bir tur atmakla olmuyor bu iş. Gidilmeli, görülmeli, anlamalı, bilinçlenilmeli ve anlatılmalı. Sonrasında farklı düşünülecektir. Bahar da elbette farklı karşılanacaktır. Çevreye olan saygısı arttığında insanın, bir gülü farklı karşılayacağı, ağacın gölgesinde dinlenirken dala konan kuşa başka gözlerle bakacağı muhakkak.

Aslında önemli nokta çevreye duyarlı, saygılı insanlar olmak. Çok insan. Pek çok. Çok çok çok. İki üç kişi yeterli değil. Çevreyi korumaya çalışıyorsak tüm insanların aynı duyarlılığa sahip olması aynı saygıyı, hassasiyeti göstermesi gerek. 'Bugüne baktığımızda' gibi bir cümle ile başlayıp da insanların içini karartmak istemiyorum. Tüm insanların doğru duyarlılık derecesine Sahip olduğunu düşünüp biz de duyarlı olalım. Böyle bakarsak ve uygularsak fevkâlâde bir toplum olmaz mıyız? Yeni en azından büyük ilerleme kaydedilir diye düşünüyorum.

En başından beri söylemek istediğim ama bir yığın kelimelerden sonra ancak söyleyebildiğim şeyler bunlardı. Ha, bir de tabii ki temiz ve doğal bir çevrede bahar daha güzel, insanlar daha mutlu olur, inanın…
 
Görseller:
  1. http://bit.ly/1O19rWM
  2. http://bit.ly/1pPRlkt
  3. http://bit.ly/1Ww2gg0
  4. http://bit.ly/1SUPqbM

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.