TÜRKİYE'DE ÇÖLYAK ve ŞEKER HASTASI OLMAK

Türkiye’de her 150 kişiden biri çölyak hastası ve yine Türkiye’de her 12 kişiden biri şeker hastası. Bu rakamlar Türkiye’de toplam 700.000 kişinin çölyak, 5 milyon kişinin de şeker hastası olduğunu göstermekte.
Çölyak hastalığı (ya da Gluten Enteropatisi); bağırsaklardaki sindirimi sağlayan villus denilen yapıların bozulmasına sebep olan ve dolayısıyla da yiyeceklerdeki besinin emilmesini engelleyen ve ince bağırsakta hasarlar oluşturan bir sindirim sistemi hastalığıdır.Tanı konulduktan sonraki aşamada uyulması gereken tek tedavi yöntemi size uzman hekim tarafından önerilen gluten içermeyen besinlerle beslenmektir. Gluten buğday, arpa, çavdar ve yulafta bulunduğu için bu gıdalardan ömür boyu uzak durmak gereklidir. Çölyaklı kişiler normal ekmek, makarna, pasta, börek, bisküvi ve benzeri çok sayıda gıdayı yememek durumundadır. Mısır unu, pirinç unu, soya unu, patates unu gibi maddeler gluten içermediği için rahatça tüketilebilmekte lakin bir çölyak hastası gluten unundan kesinlikle yememelidir.
 
Sıklıkla ‘şeker hastalığı’, diğer bir deyişle diyabet olarak adlandırılan rahatsızlık; genellikle kalıtımsal ve çevresel etkenlerin birleşimi ile oluşan ve kan glukoz seviyesinin aşırı derecede yükselmesiyle sonuçlanan metabolik bir bozukluktur. Kandaki şekerin düzenlenmesinde rol oynayan hormonlardan en önemlisi, pankreas tarafından salgılanan insülin hormonudur. Şeker Hastalığı / Diyabet  insülin hormonun eksikliği  veya etkisizliği sonucu oluşan ömür boyu süren bir hastalıktır. Şeker hastalığında da uyulması gereken birçok medikal tedaviye ek olarak tek tedavi yöntemi uzman hekim kontrolünde yapılan şeker, nişasta ve gluten içermeyen besinlerle beslenecekleri diyet programlarıdır. Katı yağlar ve kızartma sonucu elde edilen besinler, hamur işleri, hazır gıdalar kandaki şeker seviyesini yükselteceği için bir şeker hastası bu tip gıdaları hayatlarından çıkarmaları gerekmektedir.
 
Bu iki hastalık birbirinden çok farklı olmasına karşılık, iki hastalık da beslenme süreci paralellik göstermeleriyle aslında benzer yapıda. İki hastalıkta da, hastalığa özel diyet programında beslenme zincirinden gluteni çıkarmak durumunda kalınıyor ki bu Türkiye şartlarında pek mümkün olamıyor. En başta ihtiyaç duyulan temel besin maddesi ekmeğin glutensiz olanı bulunamıyor örneğin. Bu sorunun temel kaynağı da Türkiye’de glutensiz un üretilmesine rağmen Türk markasıyla glutensiz gıda ürünleri üretilememesi.
 
Zincirleme gelişen problemler gluten tüketemeyen kişiler için maddi durumlarına da çok büyük etki ediyor. Yarım kilogram glutenli makarna 40 kuruşa alınabiliyorken, glutensiz makarnanın yarım kilosu ancak 8 TL’ye alınabiliyor.
 
Şeker ve çölyak hastalarına özel servis veren İstanbul’da sadece 14 tane restoran var. Türkiye’de 81 il olduğundan yola çıkılırsa kalan 80 ilde yaşayan hastaların diyetlerine bağlı kalma olasılıkları çok düşüyor. Restoran sahipleri, işletmeciler, aşçılar ve servis personeli de bu konuda hassasiyet göstermeleri için gerekli bilgi birikimine sahip değiller ne yazık ki. Gerekli hassasiyeti göstermemeleri de tabii ki doğrudan hastaların kendilerini konforlu hissetmelerini engellemekte. Yine örnek olarak servis personelinin ve mutfak şeflerinin verilen siparişin garnitürü olarak yemeğin yanında gelen pilav, patates ve makarna gibi diyetlerine uygun olmayan gıda ürünlerinin yerine sote sebze, ızgara ürünlerle gelmesinin mönü dışına çıkılması sayılacağı ve bunun da mümkün olmaması gibi bir sebeple esneklik göstermemelerini verebiliriz.
Koşullar bu iken hastaların aileleriyle birlikte gittikleri en salaş restorandan tutun da en lüks restorana kadar hiç bir yerde hiçbir şekilde verdikleri siparişten keyif alamamaları hayat standartlarını düşürmekte.
 
Bu hastalıklara sahip olanların hayatlarını kolaylaştırmak bir yana dursun, temel ihtiyaçları olan beslenmelerine dahi hiç bir katkıda bulunulmuyor. Durumun tam tersi olarak bugün Avrupa’da bu iki hastalıktan birine sahip olan kişiler özürlü kabul edilip askerlikten muaf tutuluyor, iş bulmaları konusunda kolaylık sağlandığı gibi iş yerlerinde özel mönülerle motive ediliyorlar. Unutulmaması gereken bir konu varsa o da doğuştan şeker ve çölyak hastası olunduğu gibi değişen koşullar, yaş ve yaşam şekillerinden ötürü de bu hastalıklara yakalanılabiliyor.
Yarınki Türkiye’de duyarlılığı ve çevre bilinci yüksek etrafına gözlerini yummayan, kulaklarını tıkamayan otoritelerin olmasını temenni ediyoruz.

 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

ugur kinay - 30.01.2015 23:24
Aciklayi bir yazi tesekkur ederim.