ÖZETLE: URLA

Egenin incisi İzmir şehrinin göz bebeği sahil ilçelerindendir Urla. Hem kültürel tarihi, hem cennet gibi havası, hem de şehir merkezi ile yakınlığı ile çoğu kişinin gözdelerinden biridir. Şimdi bu özelliklerinin yanınaa bağcılık ve agroturizm de ekleniyor.
 
İzmir ilinin batısında, Urla yarımadasının başlangıç noktasında kurulan İlçe Merkezi İzmir’e 38 km uzaklıkta. Yüzölçümü 728 km2 olup deniz seviyesinden 65 metre yükseklikteki ilçede hakim bitki örtüsü delice, zeytin, koca yemiş, defne, mersin ve makidir. Arazi yapısı dağlık ve tepeliktir. Dağlar bozuk baltalık ormanlarla kaplıdır. Denize dik inen ve yaz kış yeşilliğini koruyan tepelerin eteklerinde meydana gelen düzlükler ve koylar değerlendirilmesi gereken önemli turizm potansiyeline sahiptir. Yaz aylarının sıcak ve kurak, kış aylarının ılık ve yağışlı olduğu Akdeniz ikliminin hüküm sürmekte olduğu Urla’da, yıllık hava sıcaklığı ortalaması 16,8 derece, nispi nemlilik ise yüzde 61 oranında. Yılın 195–200 gününün açık ve güneşli, 30–39 gününün kapalı, 120 gününün ise parçalı bulutlu geçtiği Urla’da etkili olan rüzgârlar ise poyraz ve lodos. Nüfus 8 bin civarı kırsalda, 46 bin civarı merkezde olmak üzere toplamda 54bindir.
 
Urla tarihi ile de çok köklü ve eski bir yerleşim bölgesidir. Tarihi M.Ö. 2000li yıllara kadar uzanır ve dönemdeki ismi Klazomenai’dır. On iki İon kentinden biri olan Klazomenai, bugünkü Urla iskele mahallesinde kurulur. Daha sonra, MÖ 499-494 arasında İonya kentlerinin Perslere karşı ilk isyanının başarısızlıkla sonuçlanması sonrasında Perslerin ılımlı politikalarının sona ermesinden Klazomenai de etkilenmiştir. Şehir sakinleri anakaradaki topraklarını terk etmişler, Pausanias'ın aktardığı şekilde "Pers korkusu yüzünden adaya geçmişlerdir".
İlçenin ismini nereden aldığına dair çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Halk dilinde Latince ve Rumca bataklık-sazlık anlamına gelen “Vurla” kelimesinden ve Osmanlı Padişahı Mehmet Çelebi’nin komutanlarından İbrahim Beyin sefere çıkarken kendisine “Uğurola”, “Uğurlu geldi” demesinden üretildiği söylenmektedir. Ayrıca Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde şehrin Kıdafe Kralının kızı “Ulice” tarafından kurulduğu ve şehre “Urli” adının verildiği zamanla halk dilinde değişerek “Urla” dendiği yazılmaktadır.
 
Urla’nın bu kadar derin bir tarihe sahip olması tesadüf değil aslında. Bildiğimiz gibi eski zamanlarda insanlar özellikle tarım ve hayvancılığa uygun arazilerden yaşamlarını sürdürmeyi tercih ediyorlardı. Gerçekten de bu cennet gibi hava ve elverişli toprak şartları birçok bitkinin yetişmesine izin veriyor.
 
Özellikle son yıllarda gelişmekte olan bağcılık ve buna bağlı olarak agroturizmi bu elverişli şartlara borçlu olduğunu unutmamamız gerekiyor. Aslında tarihte çok da eskiye gitmeye gerek yok. I. Dünya Savaşı öncesinde yalnızca Karaburun Yarımadası’nda gayri Müslimler tarafından 72 milyon litre civarı şarap üretilirmiş. Sanırım şuanda ülkedeki toplam kapasitenin 130 milyon litre olduğunu ve bunun en az 25%-30% eksik üretim ile sonuçlandığını söylesem bölgenin önemi daha rahat anlaşılmış olunur. Urla; toprak yapısı, iklim koşulları, denize sokulmuş girinti çıkıntılı yamaçları ve iyotlu havası ile etrafı denizle çevrili bir yarımada olmanın verdiği avantaj ile müthiş bir teruar kapasitesine sahip. Önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin agroturizminde en önemli duraklardan biri olacak gibi görünüyor. Potansiyeli ile ilgili aklımızda daha kolay canlandırabilmek adına bir örnek vermek istiyorum. Amerika’nın Napa vadisinde, Urla kadar bir alanda 100 den fazla üretici bulunurken teruar özellikleri olarak geri kalmayan Urla’da şuan için iki elin parmaklarını geçecek kadar üretici yok maalesef. Yazın gündüzleri güneşlilik ve sıcak, geceleri ise serin havası, devamlı esen meltem rüzgârları, üzümde meyvemsi aromaları arttırarak çok iyi kalitede rekolteleri sağlıyor. Bu şartlar Urla’da başta Cabernet Sauvignon, Merlot, Shiraz(Syrah), Cabernet frank, Granache, Alicante Bouchet, Cincault, Sangiovese, Chardonnay, Sultaniye ve Bornova Misket olmak üzere daha birçok üzüm türüne uygun ortam sağlamakta. Şuan için yaklaşık olarak 600 hektar şaraplık bağ alanı ekilidir ve bu alandan yaklaşık 2500 ton şaraplık üzüm elde edilmektedir.
 
Urla’nın bu cennet gibi havası ve verimli toprağı bağcılıkta olduğu gibi zeytincilikte de tarihin derinliklerinden beri çok elverişli bir bölge olmasına neden olmaktadır. Bilinen en eski zeytinyağı işliği (fabrikası) bundan yaklaşık 2600 sene evvel İzmir’in Urla ilçesinde kurulmuştur. MÖ 6. yüzyılın son çeyreğinden itibaren ise, Klazomenai'de özellikle zeytinyağı ihracatına dayanan canlı sanayi ve ticaret faaliyetleri bilinmektedir. Bu işliğin yaklaşık olarak 25 yıl üretim yaptığına ve yaklaşık olarak 11-12 kişi çalıştırıldığı düşünülüyor. Ayrıca kullandıkları kendilerine özgü kuşak bezemeli amphoralar ile markalaşmalarını göstermişlerdir. Günümüzde maalesef diğer tarım dallarında olduğu gibi zeytincilikte hak ettiği değeri görememekte (Çok daha detaylı bilgiyi bir önceki sayımızdaki ………………….. okuyabilirsiniz).
 
Son olarak gerek İzmir gibi büyük bir şehrin merkezine çok yakın olması, gerek tarihi dokusu, gerekse de büyük bir teruar potansiyeli ile Urla’nın yakın zamanda ülkemizdeki önemli agroturizm duraklarından biri olacağına inanıyorum. Agroturizmin gelişmesi ile sadece üretici değil bütün bölge halkı 12 ay boyunca sürdürülebilir bir şekilde gelişme gösterecektir.
Kaynaklar :
 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.