Manolya Özek ile Panik Atak

Bazen başa çıkamazsınız; onca yıl çıkmış olmanıza rağmen bazen başaramazsınız. Şu an belki de hayatınızda var olmayan bu hastalık, yani panik atak yakın bir zamanda çok da gürültülü, patırtılı bir şekilde kapınızı çalabilir. Kapıyı açmamak da olmaz bu misafire, içeri girer bir hışım ve yüzsüzce, tüm evinizi alt üst eder. Bu arada bir defa kapıdan içeri giren bu davetsiz misafir, sizden izin almadan da kendi istediği zaman tekrardan geleceğini söyler. Bu yaşadığınız ani değişiklik sadece sizi değil etrafınızdaki insanlari da şaşırtır. Neyin var ki nerden çıktı bu panik atak gibi sorularla karşılaşırsınız. Gelen tepkiler üzerine kendinize sorular sormaya başlar ve içsel bir yolculuğa çıkarsınız. Aslında, siz de biliyorsunuz durup duruken panik atak olmadınız. Bu bir süreçti ve siz o sürecin içinden çok uzun zamandır geçiyordunuz sadece fark etmek istemediniz ya da belki de itiraf etmek istemediniz kendinize. Bazen gözünüz kapalı yaşamak savaşmaktan daha kolay gelir ancak faturası vadeli olduğunu unutursunuz. Ve gün gelir artık vücudunuz yaşadıklarınızla ilgili size sinyal vermeye başlar. Bu evrede artık profesyonel yardım almanız gerekir. Aksi halde yaşadıklarınız ile tek başınıza savaşmak zordur. Bu zorluğu aşmanıza ışık olmak için psikolog Manolya Özek’den konu hakkında değerli bilgilerini, görüşlerini aldım.
 
Panik atak nedir?

4 temel duygumuz vardır. Mutluluk, öfke, üzüntü ve korku. Korku her canlının hayatta kalmasını sağlayan aslında faydalı bir duygudur. Canlının korku yaşaması için bir uyarı olması gerekir. Kedinin bir köpekle karşılaşması gibi, korkmak için bir nedeni olması lazım. Kaygı ise korkunun uyarı olmayan halidir. Tamamen zihinsel bir durumdur. Kaygı da korku gibi faydalı olmasına rağmen kişi taşıdığı ağır yüklerden dolayı düşüncelerini zihninde kontrol edemez, yani kaygı bozukluğu yaşar. Bu da  panik atak hastalığı olarak karşısına çıkar.

Kaygı niye olur?

İnsanın en temel ihtiyacı, kabul edilmektir. Bu ilk olarak anne ile başlar, anne bebeğini kabul etmeli ki bebek hayatta kalabilsin. Annenin öncelikle bebeğini beslemesi lazım. Bebeğin beslenmek dışında annenin temasına da ihtiyacı vardır; öpülmeye, koklanmaya, ağladığında yanında olunmasına ve de kendini güvende hissetmeye... Özetle, bağlılık hissedeceği birine yani anneye ihtiyacı vardır. Hiçbir canlı, özellikle de insan yalnız var olamaz. Bu yüzden tüm insanların sosyalleşmeye ihtiyacı vardır. İlk, anne ile atılır bu adım. Kişi ilk olarak kendini anneye kabul ettirir. İkinci aşama baba, sonra arkadaşlar, öğretmen, karşı cins olarak devam eder. Gelişimsel olarak farklı yaşlarda kabul edilme ihtiyacımız vardır. Temelde bu ihtiyaçtan dolayı kaygı duyarız.
Neden bazılarımızda kaygı fazladır ve kişide sıkıntı yaratır?

Herşeyin temeli 0-7 yaş. Çocuk bu yaş döneminde kişiliğinin, kimliğinin tanındığı, anne ve baba tarafından manevi ve duygusal ihtiyaçlarının karşılandığı bir ortamda büyürse, kendini daha fazla güvende hisseder. Varlığının kabul gördüğünü düşünüp, kendi gibi olur. Böylelikle gelişim evresi yani ilkokul dönemine daha rahat girer. Eğer çocuk böyle bir ortamda değilse yani kavga edilen, kişiliğinin tanınmadığı, fikirlerine önem verilmeyen, önemsenmeyen bir ailede büyürse küçük yaşta kaygının temelleri atılmış olur. Kaygı, stres performansını arttırmak için gerekli ancak sürekli başkalarına odaklanmak, kendisini kabul ettirmeye çalışmak, beğenilme uğraşı içinde olmak kişiyi yorar, üzerinde taşıyamayacağı kadar yük yapar. İşte bu insanlar bir süre sonra panik atak denilen hastalıkla karşılaşırlar.
 
Panik atak yaşayanların ortak özellikleri nelerdir?

Panik atak yaşayan insanlar kendini ifade edemeyen insanlardır. Dışardan baktığında sanki problem yokmus gibi bir tavır sergiler ancak iç dünyasında fırtınalar yaşarlar. Anne baba arasında kavga ile büyüyen, tampon bölge olmak zorunda kalmış bir çocukta görülür mesela. Bu çocuk yaşadığı sıkıntıyı içine atar, paylaşmaz. Bir yerden sonra bedeni yükü kaldıramayıp isyan eder. Yaşadığı panik atak krizi ile aslında bu yükü taşıyamayacağının sinyalini verir.
 
Panik atak nasıl oluyor? O durumda ne yapmalıyız?

Vücut sanki kalp krizi geçiyormuş gibi tepki veririr. Gerçekten de kalp krizi geçiyormuş gibi, o anı olduğu gibi yaşar. Kişi aynı semptomları vücudunda hisseder; kalp hızlı atar, el titrer, nefes alamaz, boğulacakmış gibi olur. O anda saniyeler geçmez. Panik atak yaşanırken kişi sanki saatlerdir koşmuş ya da kaygı yaratıcı bir ortam varmış gibi aşırı tepkiler verir. Atak geldiğinde geçmesi için yapılabilecek bir şey yok, sadece beklemek ve vücudu sakinleştirmeye çalışmak gerekir. Nefes almak sakinleşmeyi başlatır, böylelikle vücut şu mesajı alır “tamam sakin, korkacak bir şey yok” der. Beyin bu kaydı aldığı için nefes alınıp verildikçe, diyafram nefesi duygudan zihne kaymış olur. Kişi mantıklı düşünmeye başladığında böyle bir şey olmadığını algılar ve o anda yatışır.

Peki kurtulamaz mıyız?

Panik atak çözümü olan bir hastalıktır. Psikiyatrist ve psikolog eşliğinde hastanın çabası ile atlatılabilir bir hastalıktır. Kişi öncelikle hastalığı nasıl kontrol edebileceği öğretilir. Bunu başarabilen hasta ilerleyen zamanlarda panik atağı tamamen hayatına çıkartabilmektedir.

İlaçlar çözüm mü ? Bu ilaçları ne kadar süre kullanmalıyız?

Panik atak terapi alınması gereken bir hastalıktır. Psikiyatrist ve psikolog eşliğinde ilerlenilmesi gerekir. Hasta ayaklanıp harekete geçebilmesi için ilk önce ilaca ihtiyacı olabilir ancak ona ilaç iyi geldiğinde kolaya kaçıp bu sefer iyileşmek için  kendi çaba göstermeyebilir. Bu tip hastalara çok rast geliyoruz. İlaç içtiğinde iyi hisseden hasta bu şekilde ilaç içerek yıllarca hayatına devam edebiliyor. Ancak panik atak kişinin çaba göstermesi gereken bir hastalıktır çünkü psikiyatriste gidip ilaç almak yaşamı değiştirmiyor. Yaşamı değiştirecek olan kişi, hastanın kendisi. Şunun unutulmaması gerekir ki psikiyatristler ve psikologlar sadece el veren kişileridir. Onların rolü hastanın yanında olmak, güç vermek, destek olmak, doğru soruları sormak, farkındalığını arttırmak. Hastanın kendini keşfetmesini sağlayan yardımcı bir roldür. Aslında çözüm hastada, onun kendi gücü, farklı yetenekleri, bir birey olarak dünyayı algılaması var. ve o algıda bir takım şeyler onu bu hastalığa itti. Sebep belki başkaları tarafından kandırılma ya da yaşamındaki duygusal eksiklikler, kötü ilişkilerdi. Tüm bu yaşadıkları onu bugünkü kişi yaptı, bu zor durumun içine soktu. Ama istedikten sonra, değişmek mümkün. Hasta değişme yolculuğunda ilerlerken uzmanlar ile çalışır, bedenine iyi davranır, içsel olarak da kuvvetlenip nefes, yoga, meditasyon vs. hayatına katar, beslenmesine dikkat eder, yediği abur cubur, içtiği sigaranın yarattığı hasarın farkına varırsa aslında çok da zor değil bazı şeyleri değiştirip, hayatının direksiyonuna geçmek.
 
Görseller:
  1. Uzman psikolog Manolya Özek
  2. Murat Boztaş'a aittir.
  3. Yazara aittir.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.