Bart ve Tekerlekli Yürüteci

Apelasyon'un bu ayki sayısı için yazmaya çalıştığım ve yarım bıraktığım üç ayrı yazım var. Biri isli et, diğeri küllü su ve keçi sütüyle sabun, bir diğeri ise sakız... Bir türlü elim gidip bu üç yazıdan birini bile tamamlayamadım. Halbuki kalemi elime aldığımda genellikle frene basmakta zorlanırım. Ama nedenini şimdi anlıyorum. Bir veda yazısı yazmam gerekiyormuş. On dört yıllık beraberliğimizin sonuna gelmişiz meğerse. BART, canım koca oğlanım benim…
 
Maalesef dün kaybettik. Siz bu yazıyı okurken Bart’ı kaybedeli iki hafta olacak. Ailemizin beşinci ferdi... Çok üzgünüm çok! İki sene önce veterinerimiz uyutmayı teklif etmişti. Çok büyük bir ırktan geldiği için yaşlılığında kalça sorunu yaşamaya başlamıştı. Daha da kötüleşeceğini düşünüp, uyutma fikrini ortaya atınca, neredeyse ailecek biz veterinerimizi uyutacaktık.  ''O, bizi ne zaman bırakmaya karar verirse, o zaman gider'' demiştik. Ve gitti!
 
 
Biz Urla' da, bir site içinde yaşıyoruz. Kapalı bir site değil. Önümüzden yol geçiyor ve yolun öbür tarafı tarla. Issız, kuş uçmaz, kervan geçmezdi bir zamanlar. Ben ve eşim iş hayatının içinde, oğlum İstanbul'da üniversite eğitimindeyken, kızımsa evde ilkokul çağında, tek başına. BART olmasa hayatta yalnız bırakamayacağım bir yer. Öyle korumacı ve kollayıcı idi ki...
 
Tanrım, geçmiş zamanı kullanıyorum şimdi yazarken. İnsanlar Beethoven filminin etkisi altında, paspas gibi sürekli yatan, munis bir köpek zannedip '' Aaa, Bethoveen '' dedikleri anda feleklerini şaşarlardı. Yeri göğü inleten koca sesiyle öyle bir havlardı ki... Bize gelenler tembihliydi, gelmeden ararlardı ki, biz Bart’ı kulübesine koyalım. Sıkıysa o serbestken bahçe kapısından çekirdek ailemiz dışında içeri biri girsin. Tanıdık tanımadık bir sürü insanın yakalarına yapışıp, evin içine nasıl çektiğimizi bilemezdik. Şoka girerlerdi. Bizi sapık filan zannetmişlerdir herhalde evin içine yaka paça çekilirlerken. ''Nooluyooo?!'' diye canhıraş bağırdıklarında, biz sadece kapıyı gösterebiliyorduk o panikle (Kapımız kuzuluklu, camlı. Dışarısı olduğu gibi gözüküyor.)
 
Dönüp kapıya baktıklarında, kalpten gitme eşiğine gelirlerdi. Dişlerini göstererek hırlayan, burnu cama dayanmış bir BART. Vaktinde yetişemediğimiz zamanlar da olmuştur. Örneğin, şahitliği için eşime mahkeme davetiyesi getirmiş, dikkat köpek var uyarısına rağmen bahçeye bodoslama girmiş bir polisin bacağı gibi. Polis çok sinirlenmişti o gün. Bir köftelik işi var diye de tehdit etmişti!!!
 
BART'ı eşim ve eğer evdeyse oğlum gezdirirdi dışarıda. Asla tasmasız çıkarmazlardı. Bir köpeğe bakıyorsan her an, her şekliyle bakacaksın. Saldım çayıra, Mevla’m kayıra, dolaşsın gelsin diye köpeklerini serbest bırakanları, bir şey yapmaz diyenleri gerçek anlamda protesto ediyorum ve üzerine basa basa, sorumsuz olduklarını söylüyorum.
 
Ben ve kızım ne yazık ki BART'ı dolaştıramıyorduk, gücümüz yetmiyordu. En son yedi aylıktı, beni çöp konteynırının üzerinden Süpermen pozisyonunda uçurup, omzumun çıkmasına neden olduğunda. Ve bu son dolaştırmam olmuştu.
Birçok insan bizi eleştirmişti. "Bir St. Bernard' ın ne işi var bu iklimde?", "İzmir' in sıcağına dayanır mı?" Bunda bizim bir hatamız yoktu. Foça'daki köpek çiftliğinde üretilmiş, Alsancak'ta pet shopa verilmiş. Pet shoptan Karşıyaka'da bir apartman dairesine gitmiş, orada bir hafta kaldıktan sonra Urla'ya, bize geldi. Hiç olmazsa bahçede ve yaşam ortamı şehirden 2 - 3 derece daha serindi. Ve daha sadece altı haftalıktı.
 
Urla'da Kurt köpeği üreten ve eğiten çok ünlü bir çiftlik var. Oranın sahibi hanımefendinin söylemine göre, köpeğinize, sürü başının kendinizin olduğunu öğretmeniz gerekirmiş. Köpeğinizin ağzını ve burnunu elinizle kavradıktan sonra ısırarak yapmanız gerekiyormuş. Bunu bana niye söylediler, çünkü ben köpeklerden aklımı kaçırırcasına korkan biriydim. Evlat hatırına eve köpek almayı kabul etmiştim. Eee, bunu söylediler de doğru mu acaba ve doğru olsa bile yapmak kolay mı?
 
Şimdi bunları yazarken hem ağlıyorum, hem de yaptıklarım aklıma geldiği için gülüyorum. Önce kendimi hazırlamıştım, şu gün yapacağım, yok yok bu gün yapabilirim diye. Allahım, delilik... Sonra sırasıyla ağız antiseptiği, içinde bir kaç damla çamaşır suyu olan bir bardak su ve gargarayı önüme dizmiştim. Minik Bart'a sürü başı olduğumu öğretmek için alt çenesinden ağzını kavrayıp, dilimi de değmesin diye mümkün olduğunca geriye çekip, panik ve tiksinti içinde nasıl ısırdığımı bugün gibi çok net hatırlıyorum. Ve hemen akabinde de deli gibi arka arkaya antiseptikler, gargaralarla ağzımı doldurup titreme krizi geçirdiğim anı. Sonuçta sürü başı olup olmadığımı bilmiyorum. Bildiğim, benden çekindiğiydi koca oğlanımın.
 
Son iki, iki buçuk yıldır önce yürümekte zorlanır, sonra da yürüyemez olmuştu. Ama belden yukarısı sapasağlam ve hayat doluydu. Önce arka bacaklarına bir aparat taktık. Kalçasından kaldırarak yürütüyordu eşim. Ama ona da BART'a da zordu bu olay.
 
Ben de internetten araştırarak bir tekerlekli yürüteç (dog wheelchair) yapmaya karar verdim. Arka bacaklar yerine tekerlekler dönecek ve o istediği yere gidebilecekti. Hafif olması ve BART' a ağırlık yapmaması gerekiyordu. Ben de pvc boru ve çocuk bisiklet tekerleği kullanmaya karar verdim. Önce BART' ın ölçülerini aldım.
  
Heyecanla BART' ın rahat ve özgür olacağı günleri hayal ederek çalışmaya başladım.
 
Ana hatları bittikten sonra sıra modifiye işlerine geldi. Güzelce boyadım. Ayakları yerde sürünmesin diye kadife kumaştan kelepçeler monte ettim. Artık bitmişti.       
                                                 
Sırada BART'ı alıştırmak ve kabul ettirmek vardı. Ama olmadı, kabul etmedi. Rodeodaki atlar gibi, o aleti üstünden atmak için çırpınmaya başladı. Başaramadık maalesef. Kerelerce denememiz olumsuz sonuçlandı. Mutsuz olmasın daha fazla diye denemekten vazgeçtik.
Arkasındaki aparattan kaldırarak, gün geçtikçe dolaşma mesafesi azalarak devam etti. Ta ki düne kadar… Eşim 14 yıldır ev haricinde hiçbir yerde kalmadı. Ne gideceğimiz yer BART'ı kabul edebilirdi ne de biz koca cüssesi sayesinde onu alıp götürebilirdik. Dün evden birkaç saatliğine ayrılmak zorundaydık. Sadece üç saat... Üç saat sonunda döndüğümüzde bizim koca oğlan maalesef hayatta değildi.
 
Dünden beri hiçbirimizin gözünün yaşı dinmiyor. Acısını anlatabilmem mümkün değil. Eskiden, köpek sahibi olmadan önce, bu gibi duyguları yaşayan insanları hiç anlamazdım. Hatta şımarıklıkla suçladığım bile olmuştur. Benim eski halim gibi bir dolu insan var. Şu andaki hüznümü, kederimi anlayacak pek çok kişi de var. Nereden mi biliyorum? BART'ın kaybı için üzüntülerini dile getirmek isteyen birçok dostumun söylediğinden; '' Yaşayan bilir ''.
 
BART'ım, canım, umarım özgürce koşup, yürüyebileceğin bir yerdesindir şimdi. Huzur içinde uyu koca oğlanım...
 
Not: Tekerlekli yürüteç fotoğraflarını paylaşmamın nedeni, ihtiyacı olabilecek birine fikir verme amaçlıdır. Bizdeki tekerlekli yürüteci de yürüme sıkıntısı yaşayan bir köpeğe vermek istiyorum. Umarım bu yazı vesile olur, umarım bir can özgürlüğüne kavuşur.
 
Görseller:
Yazara aittir.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

Müge Göksoy - 15.07.2016 19:58
Sayın Eren Güven, çok teşekkür ederim. İsli eti ileride bir yazımda anlatacağım. Saygılar.
Eren Güven - 04.07.2016 15:28
Müge Hanım kaybınız için üzüldüm. Yeteneğinizi ve becerilerinizi de saygı ve hayranlıkla izledim. Bizlerle paylaştığınız için teşekkür ederim. Bu arada "isli et" mi demiştiniz, merakla bekliyorum.
Müge Göksoy - 02.07.2016 10:12
Hepinize çok teşekkür ederim. Saygılar, sevgiler.
Tolga Hotamış - 01.07.2016 09:11
Son zamanlarda okuduğum en duygusal yazı... Acınızı paylaşıyorum...
Nur Alpseymen - 01.07.2016 01:53
Koca Bart bebekken 2 ay kadar baktım ona.. Kızımın ayağı alçıda idi..ilk defa bir köpekle haşır, neşir Oluyordum....kendisini ancak hareketsiz yatarken okşayabildiğimi öğrendi...ve bu böyle devam etti....inanıyorum ki,Bart ailesini çok üzmemek için,onlar yanında değilken hayata veda etti...Seni unutmayacağım koca oğlan....
Tülay Alpseymem - 01.07.2016 00:27
Harika. ..harika. .. yine harika. ..