Kirazın Babavatanı Sultandağı

Kirazın anavatanı Giresun’dur, fakat yetiştiriciliği İzmir Kemalpaşa’dan başlayıp, Manisa, Bursa, Denizli, Isparta, Afyon-Sultandağı, Konya, Kahramanmaraş ve Mardin olarak devam etmektedir. Ülkemizde yetiştirilen kirazın %70-80’e yakını “0900 Ziraat” çeşididir. Bu çeşit Ege Tarımsal Araştırma Enstitü Müdürlüğü'nün seleksiyon ıslahı çalışması sonucu bir okul bahçesinde bulunmuştur. Yani mektep görmüş ilim irfan öğrenmiş ender yerli çeşitlerden birisidir. Buna rağmen çok nazlı, her şeye burun kıvıran, birkaç farklı dölleyici çeşit isteyen oldukça iri bir çeşittir. Bunun dışında yurtdışından ülkemize getirilen pek çok kiraz çeşidi de vardır ama dediğimiz gibi arabada Mercedes neyse kirazda da şuan için 0900 Ziraat odur.
Bir de Stark Gold dediğimiz bütün çeşitlere dölleyici olarak kullanılan beyaz renkli bir kiraz vardır ki bu çeşit Konya-Ereğli bölgesinde farklı tekniklerle işlenmekte ve pastaların üzerinde sofralarımıza gelmektedir. Bir de özellikle bayanların kullandığı rujların renklerinin elde edilmesinde kullanılan Sultandağı’nın GILLİ isimli ufak tefek ama kullanışlı bir kirazı vardır. Bunların yanında Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilerek tescil ettirilen BURAK ve ALDAMLA kiraz çeşitleri ile Eğirdir Meyvecilik Araştırma Enstitü tarafından geliştirilen DAVRAZ çeşitleri çok yakında piyasada yerini alacak olup, oldukça ses getireceğe benzemektedir. Bunların dışında bir de coğrafi işaret almış kirazlar vardır ki bunlar Akşehir ve Salihli kirazlarıdır. Her ikisi de aslında 0900 Ziraat çeşididir. Tek farkları bir orada biri burada yetişmektedir, isimlerinin piyasa yansımasını şuana kadar ben göremedim. Bununla birlikte Napolyon kirazı diye bilinen bir kiraz daha vardır. Bu nerde diye soracaksınız hemen cevabını vereyim; kirazın babavatanı Sultandağı’nda 0900 Ziraat çeşidine Napolyon kirazı denilmektedir. Bundaki amaçta sanırım ilk yetiştiricilik yıllarında iyi ücrete satılıp çok para getirdiği için direk Napolyon akla gelmiş olmalı ve Para, Para, Para demek yerine parola gibi Napolyon ismi kullanılmaya başlanmıştır.

Gelelim Sultandağı ve kirazın yolculuğuna. Sultandağı’nın Dereçine kasabasında 1940 yıllarında başlayan yetiştiricilik 1980’lerden itibaren tamamen ticarete konu olacak şekilde kapama bahçeler şeklinde yapılmaya başlanmıştır. Kullanılan anaçlar ise o bölgelerde BARAZİT olarak isimlendirilen dağlarda kendiliğinden yetişen yabani kirazlardır. Bu anaçların en büyük özelliği yüksek taç yapmasıdır dolayısıyla kavak ağaçlarıyla aynı boylarda kiraz ağaçları elde edilmiştir. 90’lı yıllarda Sultandağı kirazını İngiltere Kraliçesi 2.Elizabeth'in yediğine dair haberler gazete manşetlerini süsleyince arpa, buğday ve haşhaş ile uğraşan bölge çiftçisi çok para kazanmak ümidiyle nerdeyse bütün tarlarını kiraz bahçelerine dönüştürmeye başlamıştır. Arpa ve buğday yetiştiren çiftçinin meyveciliği öğrenmesi de oldukça güç olmuştur. Babam bahçe yapmaya karar verdiğinde babaannem “Kuzum bahçeyle uğraşması zordur. Bunun yaşlılığı da var; ek arpa, buğdayını sadece hasadında iki gün yorulursun” demişti. Ne kadar hakkı olduğu şimdilerde ortaya çıkmaktadır. Tarlalara yabani vişne ve kirazlar dikilmiş, bölgede en iyi verimi olan kiraz ağaçlarından kalemler alınarak iki sene sonra yarma aşıyla anaçlar aşılanmıştır. İlk başlarda salma sulamayla yapılan sulama, şimdilerde damla sulamayla yapılmaktadır. Bölgedeki tek birlik su kooperatifindeki birliktir.
Bölge çiftçisinin kirazla imtihanı ocak ayında başlar. Kışın yağan karlar mutluluk kaynağıdır. Fakat son yıllarda özelikle geç ilkbahardaki kar ve don olayları çiftçinin boynunu bükmesi için ilk sebeptir. Mart ayında Kemalpaşa ve civarında meydana gelen don olayları dikkatle takip edilir ki kiraz fiyatları hakkında yorumlar yapılabilsin. Tam kirazlar çiçek açmıştır ki birde bakmışsınız ya yağmur vardır ya da don olayı. Yağmur çiçek tozlarını ve dişicik tepesi yıkadığı için döllenme olmaz, don olayı varsa yoğun bir doğal seyreltme olur. 0900 Ziraat çeşidinde açan çiçeklerin ancak %40’ı döllenme için müsait olduğundan varın gerisini siz düşünün. Artık geceleri don nöbetleri başlamıştır. Bir yandan “bu sene Çin alım yapacakmış, Rusya alım yapacakmış” diyerek çiftçiyle toplantılar yapan hem fidancılar hem de ihracatçılar bölgededir. Nisan ayında Akşehir’den yola çıkıp Afyonkarahisar’a kadar giderseniz her yer gelinlik giymiş kiraz ağaçlarıyla bezelidir. Mayıs ayında meyveler tutmaya başlamıştır. Şimdi sıra yabancı otla ve kirazın kurtlu olmasına sebep olan kiraz sineğiyle mücadele zamanıdır. Bir yandan da Kemalpaşa’da kiraz olgunlaşmış ve fiyatlar gelmeye başlamıştır. Kiraz konusunda bir nevi eğitim yuvası olan kahvehanelerde konu artık fiyatlardır. Bir ziraat mühendisinin ikna edemediği çiftçiyi çay servis eden garsonun 5 dakika da ikna ettiğine tanıklık edebilirsiniz. Haziran ayında erken olgunlaşan Gılli dediğimiz ve sanayide boya hammaddesi olarak kullanılan kirazların hasatları başlar.
Bölgede kiraz alımı yapacak birlik ya da kooperatif yoktur. Bunun yerine bölge halkını çok iyi tanımış pazarcılar ve ihracatçılar, belediyelerin yapmış olduğu 15-20 bölmesi olan kasaba hallerine yerleşirler. Bunların bir tane kiraz eksperi diye tanımladıkları; kendileri adına alım yapan uzmanları vardır. Bunların da tek bir amacı vardır ki bu da çiftçinin elindeki kirazı kötüleyerek ucuza alma telaşıdır. Pazarcıların vazifesi de ihracatçıların beğenmedi kirazları yok pahasına almak için pusuda beklemektir. Bu kiraz eksperleri ile pazarcıların aralarında anlaşıp sonradan çiftçinin kirazı hiç ederek aradaki komisyonu paylaştıklarını çok duyulmuştur ama yapabilecek maalesef çok bir şey yok. Firmalar kendi kasalarını getirirler fakat üretim o kadar fazladır ki eğer sabahın beşinde kasa kapmak için sıraya girmezseniz o gününüz boşa gitmiş demektir. Kasa kaptınız diyelim şimdi sırada bölge ilçelerin dağ köylerinden gelen işçilerden kapma zamanıdır. Sabahın yedisinde patpat sesleri duyulmaya başladığında herkeste bir telaş başlar. Bir iki senedir kirazı tanımayan doğu illerindeki tarım işçileri ve Suriyeli göçmenler de potansiyeli görmüş olmalılar ki kiraz toplamak için yoğun bir şekilde yöreye gelmeye başladılar. Fakat bölge çiftçisi kültürü kendisiyle aynı olan bölge insanının iş gücünden faydalanabilmek için her türlü çabayı sarf etmektedir. Bu amaçla 20 km uzaklıktaki insanları (kiraz işçilerini) evlerinden almaya gidenleri biliyorum.
Günlük 5-6 işçi ve kasa alabildiyseniz artık iş zamanıdır. İşçilerin günlük ücreti yemek veriyorsanız 50 TL, yemek vermiyorsanız 55 TL’dir. Bu rakama bir kilo kiraz için yaklaşık 1,5 TL maliyete tekabül eder. Bölge insanı kiraz toplama zamanı kendisine bile zor bakarken bir de bu işçilere her ne kadar yemeksiz almış bile olsa bir kap yemek uzatabilmek için kendini parçalar desek yeridir. Hatta bazı bahçe sahipleri tanıyorum ki, kiraz toplamaya gelenlerin hallerine o kadar acımışlar ki her türlü kıyafetlerini temin etmişler bayram içinde bayramlıklarını almışlardır. Artık ne toplanabilirse akşam saat 5’e kadar mesai devam eder. Şimdi sıra koskoca 6 aylık çilenin semeresini almaya gelmiştir. Toplanan kirazları satmak için hale gitme zamanıdır. Herkes de bir stres bir heyecan bir telaş. Sıraya girilir, sıra size gelince kasalar teraziye indirilir. Kendini kiraz uzmanı olarak gören kişi gelir, kasaları dökmeye başlar ve “acaba kasanın altta kalan yerlerine kalibresi küçük kiraz koyuldu mu?” diye bakar. Herhangi bir şey bulamazsa gözden kaçan bir kaç çatlak kirazı alır “iyi seçememişsiniz” der, o da olmadıysa “kirazınız kararmış” der. Yani illa ki bir kulp bulmak zorundadır ki fiyatını düşürebilirsin. Bu esnada diğer sırada bekleyenlerde olayı sabırla izleyip ona göre gardını alma peşindedir. Fiyat 3 TL ise 2,50-2,70 TL civarında anlaşılır. Sonuçta kilogramı, fiyatını ve satış sonunda alacağın miktarın yazılı olduğu belgeyi alırsın eve sevinçle gidersin. Ya satamadıysan? O gözü dönmüşlükle sonradan pişman olunacak her türlü kazalar başa gelmektedir. Yine de en azından ürününün bir miktarını pazarcıya düşürmeden satmanın haklı gururu ve yorgunluğuyla eve gelmişsindir.
 
Eve gelince erkekler duşunu alıp, biraz uzanırlar; bayanlar ise bir yandan bahçede oluşan dağ gibi bulaşıklarla uğraşmaya başlarken bir yandan da o yorgunlukla akşam yemeğini ve yarın ki bahçe yemeğini hazırlama telaşına düşerler.  Erkeklerin kimileri yorgunluktan nereye yattığını fark edemeden ertesi sabah 5’te kalmak üzere uyumaya başlar kimileri de ürününü iyi fiyata sattığını düşünüp, kahvehaneye arkadaşlarına nispet yapmaya giderler. Hiç kimse gerçek sattığı fiyatı değil hayalindeki daha yüksek fiyatı söylediği için herkeste bir mutsuzluk oluşur. Asıl sorun bu değildir, satılan ürünlerin parasının tüccardan alınmasıdır. Elinde sadece belgesi vardır ve artık tüccarın keyfi ne zaman isterse ya da parası ne zaman gelirse o zaman alacaktır. Bölgede batan firmalar, karşılıksız çıkan çekler, dolandırıp giden pazarcılar çok olduğu için çiftçi eline parasını almadan mutlu olamaz. Bazılarının eline hiç para geçmediği için köşe başlarında birileri yardım etsin diye bekleşir dururlar. Bu kiraz bölge çiftçisinin gerçekten bir senelik geçim kaynağıdır. Hasat zamanını bulgur pilavı ve soğanla geçiştirip, kış aylarında rahat etmek isteyen çiftçiye tüccar sadaka verir gibi paralarını verirler. Kazasız belasız hasat zamanını bitiren her çiftçi şükredip gelecek sezonu düşünmeye başlar.
İhracat yapan firmalar 2016 yılı içinde Kemalpaşa’dan 11-12 TL civarında 0900 Ziraat çeşidi kirazının alımına başladılar, en kötü ürünün bile en düşük 4-5 TL civarında alımı yapıldı. Afyon ve Isparta bölgesine gelindiğinde fiyat ilk gün 6 TL’den açılmış olup, ihracatçı firma yetkilisiyle satıcı arasında Isparta’da yaşanan üzücü olaydan sonra fiyatlar 3 TL’ye kadar düşmüştür. Sonraki günler birazda olsa fiyatlar yükselse de İzmir’de en kalitesiz kiraza verilen fiyata maalesef ulaşılamamıştır. O yüzden sultanların ağzına layık SULTANDAĞI kirazı ihracat yapan firmaların alım fiyatlarını ayarladıkları ve bölge çiftçisinin de kendi arasında birlik olmadığı sürece emeğini yok saymaya devam edeceği bir ürün olacaktır.
 
Bölge çiftçisi ağaçlarla birlikte yaşlanmış durumdadır. Sulama suyu ücretlerinin yüksek olması, ayrıca kiraz ağaçlarının bakımının zor ve masraflı; kirazın da istenilen düzeyde gelir getirmemesinden dolayı birçok kiraz ağacının ölüme terkedildiğini gördüğümü söylemek isterim…

Son olarak “Niye babavatanı?” derseniz: Babalar çınar gibidir meyvesi olmasa bile gölgesi yeter!

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

emre kemik - 02.08.2017 11:12
Sultandağındaki durumu anlatan çok güzel bir yazı olmuş