Neden Apelasyon?

Gerçeğin size gösterilen yüzü hiçbir zaman gerçeğin büyük kısmını ifade etmez. Tarım ve gıda her insanın tüketici olarak en çok ‘bilmesi’ gereken konulardandır. Medya için tarım zaten önemsizdir. Gıda popüler hekimlerin, güzellik uzmanlarının ve mutfak erbabının alanıdır. Genelde medya ekonomistleri ve her türlü medya kalemşörü tarım hakkında fikir beyan etme hakkına sahiptir. Hepsi de kesinlikle ‘doğru’dur da… Her doğru gerçeğe temas edecek değil ya, çoğu teğet bile geçmez tarımın, gıdanın gerçekliğine… 

Bu kez bana ayrılan köşede "Apelasyon" üzerine bir şeyler söylemek istedim. Bilge Keykubat daha önce tarım konusunda çeşitli toplantılarda, çalışmalarda ve projelerde karşılaştığım, tanıdığım biriydi. İzmir Ticaret Borsası ile yaptığımız bir proje dolayısı ile Borsa çalışanlarıyla bir hayli ortak mesaimiz vardı. Ve Bilge de proje çalışmalarında yer almış arkadaşlarımızdan biriydi. Demek, ben de bir ‘Yazar Işığı’ görmüş ki bana ‘Apelasyon’ diye bir e-dergi kurduk. Yazar mısın abi?’ dedi… Ne bilsin zaten dolmuş taşmışım..  Yazdım mı sayfalarca yazarım. Bazen okumaya çalışıyorum da ben de sıkılıyorum. Yazarken bu kadar sıkıcı değildi diyorum. Demek ki hatıra binaen…

İşin şakası bir yana 10. sayıdan bu yana Apelasyon E-Dergi'de onyedi yazım yayınlanmış. Bu da yayınlanırsa on sekiz olacak. Aslında yazacak daha bir sürü konu var. Tabii bir konuyu yazmak için araştırmak, okumak gerekiyor ve bu aralar yeni konulara girebilecek durumda olmadığımdan, daha bildiğim konulara odaklanmalıyım diye düşünüyorum. Ha, ben, şey, konu Apelasyon’du değil mi?
Tarım Üzerine Yazı Yazsam Kalır mı?

Tarım üstüne, gıda üstüne olmasa da daha önce de çeşitli platformlarda yazı yayınlama ihtiyacı duyduğum olmuştur. Bilimi dikkate alsam da, bilimsel bilgilere ters düşmemek için özen göstersem de sonuçta bir akademisyen değilim.  Araştırmadan çok, deneyim, gözlem ve düşünme süreçlerine dayanan bir yazma süreci benimkisi…  Tabii kaynak taraması olmadan, literatüre bakmadan asla yazmamak konusunda inatçıyım.

Nasreddin Hoca'yı kadı yapmışlar. Memleketin ileri gelenlerinden biri, bir diğeri ile hasım... İlki öfkeyle girmiş içeri, hasmı hakkında vermiş veriştirmiş. Sonra da ‘Haklı değil miyim?’ diye sormuş? Hoca ‘Haklısın’ demiş. Adam sinirleri yatışmış olarak gitmiş. Arkasından hasmı gelmiş. Bu defa da o başlamış atıp tutmaya ve Hoca’ya ‘Haklı değil miyim?’ demiş. Hoca ‘Vallahi çok haklısın, diyerek onu da sakinleştirmiş. Tüm bunlara tanık olan hanımı ‘Senin kadılığında bir garip Hoca Efendi. İkisine de sen haklısın dedin. Hiç öyle şey olur mu?’ diy sormuş Hoca'ya. Nasreddin Hoca hanımının yüzüne bakıp, ‘Hatun, demiş, sen de haklısın!’

Gerçek ve doğru arasındaki ilişki filmle sahne arasındaki ilişkiye benzer. Doğru bir olaya baktığınızda gördüklerinizdir. Sonra bildiklerinizle (size anlatıldığı kadar), inandıklarınızla, bilgi birikiminizle olayı değerlendirerek sonuçlar çıkartırsınız. Dolayısı ile gerçeği deşmek yerine doğrulardan hareket ederseniz, Nasreddin Hoca gibi herkese hak verebilirsiniz.

Bir paket kibritin tam sekiz yüzü var. Bakış açınızdan yerde duran, durağan bir kibrit paketinin en fazla üç yüzünü görebilirsiniz. Eğer bu doğrultudan hareket etseydiniz, küçük bir kutudan başka bir şey değildir. Elinize alıp diğer yüzlerini gördünüz. İçinden gelen sesi duydunuz ve kibritleri de çıkardınız. Eğer kibritin ucunu nereye ve nasıl sürteceğinizi bilmiyorsanız, olayı hala kavrayamamışsınız demektir.  Bir kutunun içersinde bir grup tahta kıymıklarıdır gördüğünüz.

Hayatımızı ilgilendiren konular kibrit kutusundan çok daha boyutlu ve karmaşık bir içeriğe dayanır. Doğrularla asla gerçeğin sınırlarına bile yaklaşamazsınız. Konun size yansıtılan yüzü gerçeği algılamanızı bile önleyebilir. Dahası gerçeğin kendisine ulaşmak için pek çok kanal olsa da, bu kanallardan çıkan çok sayıda sesin önemli bir kısmı, sizi yanlış yöne sürükleyebilir. Gerçeği kendi istediği biçimde tahrif edebilecek maddi güce sahip olanlar farklı şekillerde kendi haklılığını ifade edecek yayınlar hazırlatabilir.

Hiçbirimizin gücü bir gerçeğin tamamını bilmek, anlamak açısından yeterli değildir. Orhan Veli’nin dediği gibi kelimelerin kifayetsizliğini üzerine ekleyin. Bildiğinizin de ne kadarını aktarabilirsini ki yazı ile? Karşımdaki de benim yazdığımı anlamlandırabilecek kadar benle paralel deneyimler yaşadı mı? Kelimelerden aynı anlamı kurabiliyor muyuz?

Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de bilgi kirliliği, gürültü faktörleri, iletişim parazitleri paylaşımlarınızın anlaşılırlığını ortadan kaldırıyorsa… Gerçekten tarım üstüne, gıda üstüne yazı yazsam, ne işe yarar diye sormadan edemiyorsunuz kendinize!
 
Medya Erbabı Her ‘ŞEY’i bilir

Medyada bir köşeniz varsa, her konuda her ‘ŞEY’i bilirsiniz. Bu bildiğiniz ‘ŞEY’ Allah vergisi olarak gökten zembille iner. Araştırmak soruşturmak zaman kaybıdır. Tarım ve gıda gibi insanın hayati ihtiyaçları konusunda da yazılması gereken bir ‘ŞEY’ler varsa siz ‘ŞEY’ edersiniz. 

Üstelik zaten tarım ekonomik bir faaliyet olarak öncelikle iktisatçıların konusudur. Gıda, sağlıkla ile ilgili olduğuna göre hekimlerin konusudur. Sonrası zaten gazeteciler ve siyasetçiler tarafından halledilebilir. 

Oysa tarım ve gıda alanında akademik eğitim almış, tecrübe sahibi, sektörü, mevzuatı iyi bilen akademisyen ve teknik elemanlar var. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yanında Ziraat Mühendisleri Odası, Gıda Mühendisleri Odası, Türkiye Ziraatçılar Derneği gibi birikimli mesleki örgütleri var.

Son dönemde gıda mevzuatında bayağı bir aşama kaydedildi. Pek çok şey düzeltildi. Uluslararası standartlar gıda mevzuatında mevcut. Ancak, gıda etiketleri ne kadar düzeltilse de, tüketici etikette neye bakacağını bilmiyorsa bu boştur. Mesela sucuk alacaksınız. Etiketinde ‘Isıl işlem görmüştür.’ yazanlar ve ‘Fermente sucuk’ yazanlar var. Ne demek fermente? Nedir ‘Isıl işlem görmüş.’? Bunlardan hangisini tüketmeliyiz? Gerçek sucuk hangisi? Sucuk etin zaman içersinde mayalanması ve bir miktar su buharını kaybetmesiyle oluşan bir besindir. Mayalanma ve fermantasyon aynı anlamdadır. Mayalanma bir süreç işidir. Depolanma ve su kaybı nedeniyle bazı kayıplar ve ek maliyet ortaya çıkacaktır. Oysa ısıl işlem maliyeti düşürür. Ancak sucuk fermantasyonla ortaya çıkar. Yani sucuk yiyecekseniz ve maddi durumunuzda iyiyse fermente sucuk gerçek sucuktur. Isıl işlem görmüş olanı ise ‘sucuk benzeri madde’ olarak nitelendirilir. Artık hangisini tercih edersiniz, bilemem. Ama en azından şu ana kadar bilmiyorduysanız, artık biliyorsunuz.
 
Apelasyon çünkü;

Tüm bu yazılanlar, gönüllülüğe dayanan, bağımsız medyaların günümüzde ne kadar önem kazandığının bir göstergesi aslında.  Tarım ve gıda alanında bu tür medyalar daha çok sektörel davranarak reklam kapma peşinde koşarken Apelasyon E-Dergi’nin farklı seslere, farklı duruşlara kucak açması, mevcut tarım ve gıda medyasından Apelasyon E-Dergi’yi ayırıyor.

ApelasyonE-Dergi’de tarım ve gıdanın pek çok boyutu ele rahatça ve özgürce tartışılabiliyor.  Kimi mitolojide tarımı ararken, kimi benim gibi tarımın tarihi üzerinde durabiliyor. Bilimsel makalelerle, neredeyse edebi metinler yan yana yer alabiliyor. Tarım ve gıda sektörü, sektörün sorunları, sektöre ilişkin tartışmalar farklı tarafların gözünden aktarılabiliyor.

‘Apelasyon E-Dergi’ Türkiye’de tarım açısından ihtiyaç duyulan magazin özelliğindeki ilk dergi ve maalesef ki halen değeri yerine oturtulabilmiş değil. Tıpkı Türkiye’de magazin deyince entelektüel bir birikimle özdeşleştirilemeyip, asparagas, çıplaklık, özel hayat gibi magazinin istismar edilmiş kısımlarının akla gelmesi gibi.

Apelasyon yazarlarına, okurlarına bu yayını sürmesine katkıda bulundukları için teşekkür ediyorum.  En büyük teşekkür Bilge Keykubat ve Argun Tanrıverdi’ye… Onların kişisel çabası olmasa bu yayını bu güne gelmezdi... Ben de Apelasyon’un bu güne gelmesinde ufacık bir katkıda bulunmuşsam ne mutlu bana…
 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.