Hayvancılığın Şeytan Üçgeni

Yem, et ve süt fiyatları hayvancılığın üç bilinmeyenli denklemi. Bunlar arasındaki zincirin herhangi bir halkasında kopukluk olduğunda, kriz oluşur ve bu durum domino etkisi yaparak tarımın bütün dinamiklerini etkiler. Hayvancılığın “şeytan üçgeni” diye de adlandırabileceğimiz bu durumun normal seyretmesi, sektörü oluşturan her kesimin pastadan uygun dilimi alabilmesine bağlı.

Örneğin hayvan yetiştiricisinin ürettiği sütü, kestiği hayvanı kazanç sağlayacak şekilde satması gerekiyor. Şu anda et fiyatları yüksek, ancak çiğ süt fiyatları dengesiz seyrediyor. Fiyat 1 lira ile 1 lira 20 kuruş arasında değişiyor. Maliyet ise 1 lira civarında. Yani, 1 liradan sütü satan yetiştirici sadece kendi emeğinin karşılığını alabiliyor, desteklemelerle de hayatını devam ettiriyor.

Aslında, AB ülkelerindeki çiğ süt fiyatları Türkiye’den fazla değil. Hatta çoğunda ya eşit ya da Türkiye’den daha düşük. Ancak AB’de başta yem olmak üzere mazot, tohum, ilaç maliyetleri Türkiye’dekilerden çok daha ucuz. Üstelik bir de yetiştiriciye daha fazla destekleme yapılıyor.

Bu yıl, özellikle batı bölgelerinde yaşanan kuraklık nedeniyle, Türkiye’de mera ve yem bitkileri alanları da dahil olmak üzere, tarım alanlarında büyük hasarlar oluştu. Bu durum hayvancılıkta yeni maliyet artışını beraberinde getirecek. Üstüne üstlük hayvancılıkta kullanılan ve ithal edilen birçok yem hammaddesi ile katkı maddesi fiyatı yükselen doların ateşi altında eziliyor ve bu da yetiştiriciye daha yüksek maliyet olarak geri dönecek. 

Yem fiyatlarının artması, geçimini zor sağlayan yetiştiricinin ekonomik olarak zor durumda kalmasına neden olabilecek. Yetiştiricinin ekonomik olarak zor durumda kalması, hayvanını yeterince besleyememesine ve bu durumda et ve süt üretiminin azalmasına neden olabilecek.

Bu arada geçen ay açıklanan “Milli Tarım Projesi”nde buğday ile birlikte yem bitkilerine ayrı bir paragraf açılması olumlu. Bunun gelecekte üretimi arttırıcı etkisinin olacağını söyleyebiliriz.

Sektörün diğer aktörleri olan sanayiciler de bazı durumlardan şikayetçiler. AB ile rekabet şansları çok düşük. Hedef iç tüketim. Şu anda yaşanan ekonomik durum nedeniyle tüketicilerin öncelikleri ya değişiyor ya da daha aza düşüyor. Tüketici gıdadan vazgeçmiyor ancak lokmasını küçültüyor. Bu durumda da sanayicilerin depolarındaki mallar erimiyor.

Yetiştirici kazanmıyor, sanayici şikayet ediyor, o zaman kim kazanıyor? Marketler mi? Türkiye’de market paylarının oldukça yüksek olduğu bilinen bir gerçek. Ayrıca aldıkları ürünü uzun vadelerle ödedikleri de gizli değil. Hipermarketçilik büyüdükçe paylar daha da artacak. Bunu tüketici pek hissetmeyecek ama sanayici mağdur olacak. Bu durumun düzelmesi ancak yasal düzenlemelerle olacak.

Yetiştirici açısından para kazanmanın yolu ise kooperatifçilikten geçiyor. Bugün Türkiye’deki yetiştiriciler gibi şayet örgütsüzseniz, güçsüzsünüz.
 
Görseller:
  1. http://bit.ly/2gOUlO6
  2. http://bit.ly/2gP2JgH

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.