Bestami Köse ile Yeme ve Gezme Üzerine

Bestami Köse dünyayı gezen ve Türkiye’de İnterrail Türkiye Topluluğu'nun kurulmasına öncülük etmiş bir kişi. Dünyanın pek çok ülkesini gezmiştir. Onunla deneyimleri ile ilgili kısa bir sohbet ettik.
 
Uzun zamandır geziyorsunuz, interrail yapıyorsunuz. Sizi gezmeye keşfetmeye iten şey ne?

Ben çoğu zaman plan yapan biri değilim. Herkesin ilk yola çıkma hikayesi vardır ama bu bende yok. Yola ait olmak çok başka bir şey benim için. Seyahat etmek benim için bir okuldan öğrendiğimden çok fazla şey öğrenebileceğim okul anlamına geliyor. İnsanlar üniversitede öğrenemeyeceği çoğu  şeyi yollarda öğreniyor; ırk ayrımı yapmaması gerektiğini, yollarda kısa zaman içerisinde tanıdığı insanlara güvenmeyi, önyargılarının aslında yersiz olduğu gibi konuları... Biliyorsunuz ülkemizde insanlar sürekli birbirlerini ötekileştiriyor ve ülkemizde insanlar  gerçekten gülmüyor.  Ben seyahatlerimde gülmeye ihtiyacım olduğunu, gerçekten gülmem gerektiğini düşünerek daha rahat bir kafada hareket etmem gerektiğini düşünürüm.

Bugüne kadar gezdiğiniz yerlerden sizi en çok etkileyeni neresiydi? Karakterinizde, hayatınızdaki en büyük değişimi yapan yer neresiydi ve nedeni neydi?

Norveç ve İran. Neden Norveç? Ülkenin insanları çok sportif, ülkenin gelir düzeyi çok yüksek ve insanlar kendilerini geliştirebilecekleri daha başka işlere çok fazla yoğunlaşmışlar. Trekking, tırmanış gibi konularda çok gelişmişler ve gerçekten backpacker ruhunu gerçekten hissedebileceğiniz bir yer. Ve gerçekten çizilmiş gibi bir yer. Norveç ve İskandinav ülkelerinin insanlarının mevsiminden dolayı çok soğuktur önyargısını çok çok aşmış insanlarla dolu. İnsanlar birbirlerini gerçekten sevdiği bir ülkeydi; hem doğal güzellikleri hem de insan ilişkileri bakımından  en beğendiğim ülkem diyebilirim.

Onun dışında İran... Dünyanın saf temiz toplumlarından biri diyebilirim. Yemek, kalacak yer konusunda aşırı yardımsever bir toplum. Şimdi biz Türkler misafirperverlik olarak yardımsever olduğumuzu düşünen bir toplumuz ama bunun doğru olmadığını İran’a gittiğinizde anlıyorsunuz. Bunun çok daha farklı  olduğunu, insanların çok daha güzel olduğunu otostopta ya da yolda yürüdüğünüzde o sırt çantalı olmanın verdiği aurayı çok güzel koruduğunu görebiliyorsunuz. O yüzden İran, Türkiye’nin o eskiden anlatılan, yozlaşmış bütün karakteristik her şeyine sahip ki İranlılar Türkleri çok sever, backpackları çok sever ve entelektüellik seviyeleri de çok yüksek insanlar diyebilirim; o yüzden en sevdiğim ülke İran ve Norveç diyebilirim.

Peki asla gitmeyin dediğiniz bir yer var mı?

Ben asla bir gezginin asla şuraya gitmeyin diyeceğini zannetmiyorum. Bence seyahat etmek keşfetmek demek, yolda olmak, bir yere ait olmaktan çok yolda olma hissini yaşamak demek. Barselona çok kötü, Belgrad çok kötü demek diye bir şey söz konusu olamaz. Bizim en büyük sorunumuz zaten yer seçmekten ziyade yola çıkamamamız. Bizim toplumumuzun buna teşvik edilmesi lazım; bizim de (interrail türkiye topluluğu) zaten amacımız insanları yola çıkmaya teşvik etmek.

Seyahatlerinizde gideceğiniz yerleri nasıl belirliyorsunuz?

Aslında çok belirlemiyorum. Çok görmek istediğim, kültürünü merak ettiğim ülkeler için ucuz uçak bileti kampanyalarını yakalamaya çalışıyorum. O yüzden belli kriterim yok. Bir yere uçak bileti aldıktan sonra çok plan yapmıyorum nerede kalacağım, ne yemek yiyeceğim diye. Bir de ben dönüş bileti almam; dönüş bileti aldığım zaman özgürlüğümün kısıtlandığını biliyorum. Gezilerimin  %90’ında dönüş bileti almam.

Peki  seyahatlerinizin olmazsa olmazı nedir? Bir yere gittiğinizde asla yapmadan dönmem dediğiniz bir şey var mı?
 
Beni bir ülkede en çok mutlu eden şey o ülkenin bir tepesine tırmanıp, mesela  güneşin doğuşunu ve batışını izlemek. İnanılmaz derecede sunrise/sunset hastasıyımdır. Burası Arjantin de olabilir, Norveç de olabilir. O ülkenin tepesine çıkıp güneşin doğuşunu ve batışını izlerim. Onun dışında, ben biraz romantik değil de felsefik gezmeyi seviyorum. Norveç’e gittiğim zaman, İspanya’ya gittiğim zaman oranın yerlisiyle şarap içiyorum, insanlarıyla yemek yiyip sohbet etmeyi seviyorum veya o kültüre ait yerel bir şey yapmayı seviyorum. Bunlar olmazsa olmazlarımdır. Paris’e gittiğimde Eiffel’i görmesem olur ama Paris’e gittiğim zaman Paris’e özel bir çikolatanın tadına bakmadan dönersem çok üzülürüm.

Gezdiğiniz yerlerde hiç aç kaldınız mı?

Aç kalmak zorunda kalıyorsunuz gerçekten planlamadığınızda veya az bir bütçeyle gittiğiniz zaman. Ben gezilerime genelde Hatay’dan başlarım; orada bir güzel kilo alırım, çokça yemek yerim. Örneğin bir seferinde dünya turuna 113 kiloyla gittim, döndüğümde 82 kiloydum çünkü başka kültüre ait yemekleri tatsanız da bütçeniz bir süre sonra sizi zorluyor ve açlığa alışkın bir bünye haline geliyorsunuz. Daha çok tatmak ve bir kere deneyimlemek üzerine seyahat anlayışı olduğu için çok aç kaldım diyebilirim. Özellikle Avrupa’da çokça aç kaldım diyebilirim. Ama aç kalmak yolun gerektirdiği felsefeye ait bir şey çünkü yolun bize ne getireceğini asla tahmin edemezsiniz.

Yemeklerini en çok sevdiğiniz ülke neresiydi?

Yani gerçekten  öyle bir ülke yok. Türkiye’deki yemekler hiçbir ülkede yok. Bu benim gezdiğim 58. ülkem oldu. Belki İtalya olabilir, belki o da; bir ikinci ülke yok gerçekten.
 
Tattığınız yemekler arasında en sevdiğiniz yemek neydi?
 
En sevdiğim yemek Norveç’te yediğim somon balığıydı ve harikaydı. Türkiye’de her şehrin kendine has bir yemeği var ama örnek olarak İtalya’da ben iddia ediyorum dünyanın en kötü pizzası İtalya’dadır ki bunu gidenlerin hepsi de söyler çünkü Roma’da bulmuşlar bırakmışlar. İtalya’da pizzalar ya donmuş oluyor ya da mozarella gibi çeşitli şeyler oluyor. Bizimkiler kavurmasına varana kadar sosluyor. Bizim pizzalar gibi değil.

Gezdiğiniz yerlerde köyleri de geziyor musunuz yoksa sadece şehir merkezlerin de mi kalmayı tercih ediyorsunuz?

Avrupa’da köyler en az şehir merkezleri kadar elit ve gelişmiştir, yaşayan insanlar da oldukça cooldur. Ama İtalya’da; mesela hem Toscana hem Bolzana; aşağı Sicilya’ya indiğinizde o Akdeniz kültürünü hissedebiliyorsunuz. Zeytinyağlı mezeler, peynirler... Ama mesela İspanya’ya gittiğinizde ya da Hollanda’da köy kavramı yok, her yer elle çizilmiş bir resim gibi. Hindistan’da bir köye gittiğinizde inanılmaz bir farklılık var. İnsanlar çok farklı yaşıyor köylerde; kabileler var. Nepal’e gittiğinizde yörüklere benzer bir kültür var. Benim aradığım da zaten budur. İtalya’da Roma’ya giderek İtalya kültürünü göremezsiniz, Roma kültürünü görürsünüz. Gerçek İtalya kültürü daha aşağılara gittiğinizde, Akdeniz’e yaklaştıkça görülür. Ama Fransa’da ya da İspanya’da köy kültürü yoktur şehirleşmiş köy kültürü vardır. Fas’ta hastanelerin olmadığı, hizmetlerin olmadığı ama insanların mutlu olduğu köyler var. Gittiğinizde Game Of Thrones’un köyünü görüyorsunuz. Hatta bazen kendi çocukluğunuz aklınıza geliyor, hala böyle köyler var mı diyorsunuz ve dünyanın garipliği görebiliyorsunuz.

Köylere yaptığınız gezilerde hiç rastgele birisinin evinde kaldığınız oldu mu?
 
Çok fazla oldu, bu benim zaten seyahat felsefemdir. Ben dünyada insanların çok fazla birbirlerine güvenmeleri gerektiğini ve iletişim kurması gerektiğini düşünüyorum. İnterrail ailesi olarak Türkiye’de zaten yaratmak istediğimiz felsefe de bu. Biz, birbirine güvenmeyen, sevmeyen, ötekileştiren, genelde yapmacıklık üzerine kurulu olan bir topluma dönüşmüş olmamıza rağmen biraz biraz kendi içimizde İnterrail olarak bunun tersini yaratmaya çalışıyoruz. Bugün Nepal, Srilanka, Maldivlerde yaşayan köylülerin sizi nasıl karşıladığını görünce şok olabilirsiniz. Çok misafirperverler. Halbuki biz övünmemize rağmen gezdiğim ülkeler arasında misafirperverlikte en sondayız.

Yemekle ilgili yaşadığınız en ilginç olay ne oldu?

Tavuk eti diye köpek eti yediğimiz bir yemek var. Köpek eti şekil ve tat olarak tavuk etine benziyor, o yüzden Nepal sınırında köpek eti yemiştik. Çok açtık, "Aaa burda yemek varmış, et varmış hadi yiyelim demiştik ve yemiştik iş işten geçtikten sonra öğrenmiştik. Onun dışında Filipinler’de yumurtanın cenin hali yenir, onu deneyimlemiştim. İlginçti.
 
Bizlere şuraya gidince kesin deneyin dediğiniz bir içecek var mı?

Güney Kore'de Soju denilen bir alkollü içecek var, insanların deneyimlemesi gerekir diye düşünüyorum. Mesela İspanya bölgesinde Sangria meşhurdur. Ben çok alkolden ziyade yemek yeme konusunda meraklıyımdır. Ama yemek yeme alışkanlığım da Hindistan’da körelecekti. Neyse ki Hindistan’dan çıkmak zorunda kaldık. Ben sevdim bazı yemekleri veya sosları desem daha doğru olur. Ama çok farklı yemek yeme şekilleri ve acıya dayanıklılık seviyeleri var ve bütün yemekler acı zaten. Onun dışında yemek konusunda Türkiye’nin yeri çok başka.

Yakın zamanda Güney Amerika’ya gitmeyi düşünüyorum. Güvenlik konusundaki sıkıntılarla ilgili olarak da dünyanın her yeri güvenli. Türkiye’de İstanbul’da yaşıyorsanız gerçekten dünyanın her yeri güvenli hale geliyor. Ben bütün gezilerimin hepsinde henüz güvensiz bir yer görmedim; dünya sandığımızdan çok daha güvenli. City of God ya da Narcos gibi dizilerde güvensiz gibi görünebilir ama NatGeo’nun İstanbul ile yaptığı bir belgesel var; ben yurtdışında yaşayan biri olsam ve bunu izlesem Türkiye’ye gelmem. Yani o yüzden Türkiye’de ya da dünyada basının yarattığı gibi bir dünya zaten yok.
 
Bu hoş sohbet için size çok teşekkür ederim
 
Görseller:
Yazara aittir.
 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.