Paradigmalarla Yaşamak

"Bilimi yapısı ve evrimi açısından yaşayan bir organizmaya benzetiyorum."
Emilio Segre

Paradigma en yaygın haliyle bir model, bir kuramsal çerçeve, veya bir dünya bakışı anlamında kullanılmaktadır. Yunanca Paradeigma’dan gelen ve geniş bir düşünsel evreni oluşturan paradigma terimi tarihsel süreç içinde Herodot, Platon ve Aristoteles tarafından vurgulansa da bilim felsefesindeki yerini Thomas Samuel Kuhn ile almıştır. 

Kuhn metodik çalışmaların yapıldığı bilim döneminde bile özgün ve objektif bilimin azınlıkta olduğunu savunmuştur. Buradan yola çıkarak bilim dünyasında mevcut olanı sorgulayan fikirlere önem verilmeyip, işe yaramaz kabul edilmesi Kuhn’a  paradigma olgusunu düşündürmüştür.

Kuhn’a göre paradigmalar herhangi bir olguya yeterli açıklamaları yapamadığında yıkılır ve bir paradigma kayması ya da değişmesi  gerçekleşir. Bu olay ise artık bir bilimsel devrim olarak kabul edilebilir.

Bilimde paradigma değişmeleri yaratanlara ilişkin örnekler oldukça fazladır. Einstein ve Freud bu konuda farklı bilimsel alanlarda adeta ikon olmuş iki önemli isimdir. ‘Dünya güneşin çevresinde döner’ diyen Kopernik’in başlattığı paradigma,   Galileo ve Kepler ile daha da ileriye doğru yol almıştır.

John Locke ve Adam Smith, doğa yasaları ile insanlar arasındaki ilişkiyi çözümlemeye yönelmiş, Locke devlet ve toplum işleyişine kafa yorarken Smith ise  benzer durumu ekonomi için yapmıştır.

Yeni bir paradigma başladığında bunun etkisiyle ivmelenen başka çalışmalar ortaya çıkmakta ve bu süreç hem kendine hem de yaşama dair yeni yollar oluşturmaktadır. Konu paradigma olunca bilim dünyasında küresel devrim yaratan iki önemli paradigmayı burada vurgulamadan geçmemek  gerekir. Bunlardan biri Newton paradigması (Mekanik paradigma) diğeri ise Kuantum paradigması’dır. Newton paradigması doğanın mekanik işleyişini açıklarken bilimsel düşüncenin yükselmesine de muhteşem bir etki yapmıştır. Öyle ki sosyolojinin kurucusu Auguste Comte bile toplumsal incelemelerinde Newton fiziğini model almıştır. Endüstri toplumuna şekil veren ancak atom altı parçacıkları açıklamakta yetersiz kalan bu paradigmadan sonra doğa ve evrenin algılanmasında olağan üstü değişimler yaratan ışıltılı bir paradigma ortaya çıkmıştır: Kuantum paradigması.

Herşeyin her şeyi etkilediğini söyleyen, bağlantı ve ilişkilerin sistem içinde şekillendiğini varsayan ve holistik etkileşim anlayışını benimseyen Kuantum paradigması araştırmacının sezgilerini de bir ilişki ağı içinde değerlendirmiş ve doğruya birçok farklı yollarla ulaşılabileceğini göstermiştir. Kısacası kuantum bizleri gerçeğin çok boyutluluğuna ve çok renkliliğine yönlendirmiştir.

Kuantum düşüncesi çok sayıda değişkenin birbirini etkilediği sosyal olgularda da daha gerçekçi yaklaşımlar ve analizlerin yapılmasına olanak sağlamıştır. Newton’un yerine kuantum geçince denge algımızda da bir anlamda değişiklik olmuştur. Artık dengenin statik iki karşıtlık arasındaki eşitlik olmadığını, grift haldeki birçok parametrenin etkisinden çıkan karmaşanın içinde de farklı bir düzen olduğu görüşü ortaya çıkmıştır. Sosyal bilimlerin içinde liderlik, yönetim ve organizasyon anlayışlarında da  kuantum düşüncesinden derin etkilenmeler gözlenmektedir.

Bu bağlamda Newton paradigması için kullanabileceğimiz anahtar sözcüklerden bazıları planlama, kontrol, kurallar, bireysellik, materyalist, pozitivist yöntemler ise, kuantum paradigması için kullanabileceğimiz kelimeler de kaos, esneklik, proje takımı, fedakarlık, cesaret, ekolojik denge, görecelilik, çoğulculuk, sinerji, takım ruhu ve demokratik katılımcı yaklaşımdır. Günümüzde kuantum paradigması içinde duygusal zekaya da yer açılmasıyla ivmelenen yeni fikir ve hayaller hayatımızda birçok görkemli yaratımları teşvik etmiş, olmayanı araştırmak ve yeniliği yakalamak giderek daha fazla önem kazanmıştır.

Küreselleşen gezegenimizin kimi sorunlarının çözümünde sosyal ya da matematiksel modelleme sistemleri de devreye girmiştir. Günümüzde, çözüm yolları üretmede gerek sosyal bilimler gerekse mühendislik bilimlerinde bilgisayar destekli araştırma ve simülasyon modelleri başarıyla kullanılmaktadır. Modelleme konusu genel olarak sorun yaratan bir durumun modelini oluşturma sürecidir ve bu süreç sonunda ortaya çıkan model ise ürün olarak tanımlanabilir. Kuşkusuz bu aşamada bilinenin ötesine geçebilen modelleri üretebilmek anlam taşımaktadır. Aksi halde modelin hiçbir değeri yoktur. Yeni çözümler, yeni bakış açıları için önümüzde duran tüm yeni konular ve çözüm isteyen tüm sorunlarda basit, hızlı ve ekonomik çözüm yolları üretme önceliği vardır. Tüm yenilikçi fikirlerin genel olarak bizi kısıtlayan sınırları kaldırdığımızda ve güvenli adalarımızdan ayrıldığımızda ortaya çıktığını söylememiz mümkündür. Steve Jobs ‘un bu konuya paralel olarak söylediği ‘’insanlar çoğunlukla siz onlara gösterene kadar ne istediğini bilmiyorlar’’ sözü çok anlamlıdır.

Yenilikçiliğin imgelem gücü ve bilgi isteyen bir zemini olsa da bu zeminin temeli olan bilim, sanat gibi doğaçlama yapılan bir yaratıcılık da değildir.  Tam tersine kendine göre çalışma yöntemleri ve prensipleri olan bir etkinliktir. Yeni paradigmalar oluştururken veya ihtiyaçlara daha uygun çözümler üretirken başarılı modeller ortaya koyabilecek insanların eleştirel düşünceye de sahip olması beklenir. Aslına bakarsanız eleştiri bilimin yapısında zaten olmak zorundadır olmaması da düşünülemez.

Peki şans veya tesadüfün bilimde karşılığı var mıdır? Bunun yanıtını Louis Pasteur çok güzel bir şekilde vermiştir. ‘’Bilimsel buluşta şans ya da tesadüfün rolü ancak buna hazır bir kafa için vardır’’.

Küreselleşen dünyada, gerek teknolojik anlamda ve gerekse sosyal yaşamda sürekli olarak çığır açıcı gelişmeler yaşanmaktadır. Genetik ve moleküler çalışmaların bize sunduğu yeni ufuklar, sürdürülebilirlik ilkeleriyle kendini yenileyen tarım sektörü, çevreye duyarlı üretim yapan teknolojiler, gıda güvenliği ve güvencesi için oluşturulan sistemler, çevre dostu kimyasal teknolojiler (yeşil mühendislik), bilginin vazgeçilmezi bilişim sektörü, tıp dünyasındaki tanı-tedavi yöntemleri ve her türlü üretim için gerekli olan enerji teknolojileri global ölçekte yeni paradigmalar ve modeller yaratmada öncü alanların başlıcalarıdır.

Kuantum paradigması ile şekillenen evren algısına farklı yaklaşımların getirilmesi, yaşadığımız çevrenin karmaşık yapısının ağ etkileşim sistemi ile açıklanmaya çalışılması, yapay zeka çalışmaları, çevreci elektrikli taşıtlar, nano teknolojik uygulamalar, 3D baskılar, tarım robotları ve daha niceleri yakın gelecekte bizleri yepyeni yaşam alanlarına götürecektir.

Doğa bilimleri ya da sosyal bilimlerde paradigmalar değiştikçe inançlarımız, düşüncelerimiz, yaşam biçimlerimiz kısacası dünyaya ve bize ait ne varsa onlarda bir şekilde değişim geçirmektedir. Sadece teknik anlamda değil, sıradan yaşama dair yeni olarak her ne varsa kısa sürede onlarda yerini yeni bir yeniye bırakmaktadır. Yenilerin hayatımıza yavaş, yavaş girdiği yıllarda; gençlerle yaşlılar arasında kuşak çatışmaları olurdu. Günümüzde ise yaşı ve eğitimi ne olursa olsun değişimlere ayak uyduramayan herkesin post modern kültürle başı derttedir. Bu nedenle değişimlerin getirdiği tartışmaları yalnızca anne-baba ve çocuk ilişkisinde görmek artık nostalji olmuştur. Üniversitelerden mezun olanlar okulda öğrendiklerini iş yaşamında uygulama şansını tam bulamıyor. Çünkü öğrenim sürecinde oluşan yenilikler herkesi yeniden yeni şeyler öğrenmeye zorluyor. Bu yüzden meslekle ilgisi olan ya da olmayan her türlü kurs/eğitim, hayatımızın sıradan aktivitelerine dönüştü hatta alışkanlık yaptı diyebiliriz. Adeta bisikletin üzerinde durabilmek için hepimizin sürekli pedal çevirmesi gerekiyor.

Sonuç: Hep uyum sağlama zorunluluğu aksi halde en zayıf halka ya da oyun dışı kalma korkusu… Bu hızlı, yorucu ve değişken yaşamlar belki de çoğu insanda yetersizlik ve gelecek korkusu da yaratıyor.

Paradigma dedik, model dedik yazının sonunda nerelere geldik. Bu kadar değişime uyum sağlayacak gücü verecek ve  de anlama kapasitemizi geliştirecek bir paradigma ya da model çıksa da bizlerde biraz soluklansak, biraz rahatlasak.

Kaynaklar:
  1. Yıldırım, C. 1999. Bilimin Öncüleri. Tübitak popüler bilim kitapları. İstanbul.
  2. Güneş B.2003. Paradigma Kavramı Işığında Bilimsel Devrimlerin Yapısı  ve Bilim Savaşları: Cephelerdeki Fizikçilerden T:S Kuhn ve Alan D. Sokal.
  3. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, Cilt1, Sayı. 1, 23-44.
  4. Yücel. D. M. 2015. Thomas Kuhn Felsefesi. www.dmy.info › Felsefe › Filozoflar
  5. Erkan,.C., Erkan H. 2017. Bilimsel Paradigmalarda Duygusal Zeka http://bit.ly/2tjUQFA
Görseller:
  1. http://bit.ly/2spgcgF
  2. http://bit.ly/2spkowH
  3. http://bit.ly/2sp9siQ

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

Ali Naci Ülkü - 23.08.2017 17:09
Yine güzel bir yazı olmuş. Kutlar, saygılarımı sunarım, hocam. Ali Naci Ülkü