Suayip Dağıstanlı Ropörtajı

Bu ay size hikayesini şaşkınlıkla okuduğum, kendisi ile yüzyüze geldiğimde tanışmış olmaktan gurur duyduğum, başarılarına ise gıpta ettiğim bir alternatif tıp uzmanını tanıtacağım. Yaptığım röportajın her paragrafından kendime bir bilgi kaptım. Umarım siz de keyifle okuyup, faydalanırsınız.

Şuayip Dağıstanlı kimdir,  neler yapar?

48 senelik hayatıma neler sığdırmışım açıkçası ben de şaşırıyorum. Tabii bu kadar çok şeyi hayatıma sığdırmanın sebebi 8 yaşımdan beri ayakta durmaya çalışmam. Bu hayat mücadelesi içinde attığım her adım bir güç ve bir savaştı benim için. Bir metalin çeliğe dönüşmesi için nasıl ateşe sokup çıkarıyorsun, üstüne çekiç vuruyorsun yani belli bir aşamadan geçiyorsun, insanın da olması için belli bir süreçten geçmesi gerekiyor. Her halde hayat da bana öyle bir sınav ve gerçekçilik gösterdi ki bugün kendimi gerçekten çelik kadar güçlü hissediyorum. Ama dikkat edilmesi gereken bir husus daha var ki çelik kadar güçlü olan şey esnek değilse kırılabilir. Şu an hayatta esnek olmaya çalışıyorum.

Kalabalık bir ailenin en küçük çocuğu olarak 26 Ağustos 1969’da Dağıstan’da doğdum. Ailem bana Shuapgadzhi adını verdi, Türkiye’ye geldiğimde adımı söylemenin telaffuzu zor olduğu için, benim adimi Şuayip koydular. Dağıstanlı olduğum için de soyadımı Nurmagomedov'dan Dağıstanlı olarak değiştirdiler. Özetle, Shuapgadzhi Nurmagomedov resmi adım ancak Türkiye’de bana adlandırılan kimlik  Şuayip Dağıstanlı'dır.

Kendimi Şuayip Dağıstanlı adı altında bir savaşçı, bir başarı kimliği olarak görüyorum. 20 yaşımda geçirdiğim kaza sonucunda %80 felç geçirip, klinik ölüm yaşamam benim için hayatımın dönüm noktasıydı. Ve ondan sonra gerçek hayatla karşılaştım, hayatın ne olduğunu gerçekten o zaman anladım.  Aslında hayat bir mücadele alanı, sen de onun kölesisin. Ancak ben sadece bunlarla yaşamıyorum; her şeyi tadını, kokusunu ve frekansını alıp, bunu da insanlara anlatmaya çalışıyorum.

Hayatımda negatif olarak adlandırılacak olayları pozitife çevirmeyi başarmış bir insanım. Heralde benim için de en büyük başarı bu. Yaradana ve kendime olan inancımı hiçbir zaman kaybetmedim. Çünkü hayatta bir insan inancını ve hayal gücünü kaybettiği zaman herşeyini kaybettiğine inanıyorum. Ben bu yüzden bu ikiliyi hiçbir zaman yanımdan ayırmadım.

“Beyaz Karga” adlı romanımda, Nazi kampı gibi bir yatılı okulda okurken, o yüksek 4 duvar arasında sıkışmışlığımı, inancım ve hayallerim sayesinde nasıl atlattığımı anlattım.  Ben o gri, beton duvaları görmedim, onların arkasını gördüm. Belki onun için başardım. Belki beyaz karga inancım sayesinde başardım. O beyaz karga gelecek beni bir gün kurtaracak hayali ile yaşadığım için başardım. Daha cebimde bir kuruşum yokken sadece ve sadece hayal ettim.

Bu bir felesefe, bu bir yaşam şekli ve beni bugüne getirdi. 25 senedir alternatif tıbbın kabul edilmesi için çok çalışıyorum. 90’lı yıllarda bu konu hakkında insanları ikna etmek için çok uğraştım. Fakat o zaman bana inanmayanlar,  kendini savunmaya çalışan zavalli bir göçmen olarak gördü beni. Ancak ben güçlü karakterli bir bilim adamıydım ve hep o sıfatla kendime baktım, belledim.

Ancak o gün bana inanmayanlar bugün beni, yani yaptığım işi en çok savunanlar haline geldiler.  Ben fitoterapi değidiğim zaman kocakarı ilaçlari ile tedavi olmaz diyenler, şimdi benim tedavime inanır, onu uygular oldular. Bu esnada, Türkiye’de bu tedavileri daha sonra iş edinecekler için ben bir nevi  yol açmış oldum. Bugün 25 yıldır verdiğim emeğin karşılığını almaktayım.

Tedavi merkezinizde neler yapıyorsunuz?

Alanımda çok kuvvetli bir eğitimim var. Dağıstan Devlet Pedagoji Üniversitesi’nde okudum ve hayatımda aldığım eğitimlerin en önemlilerinden biri Pedagoji Üniversitesi'nde aldığım eğitimdir. Moskova ve Kiev'de alternatif tıp üzerine eğitim gördüm. Moskova’da Birleşmiş Milletler ve UNESCO tarafından kurulan komisyonca verilen “Alternatif Tıp Doktoru” ünvanını aldım. Kiev’de hipnoz üzerine eğitim aldım. Brezilya’da reflekso terapi öğrendim. Çin’de ise magnetik akupunktur, St. Petersburg’da kirlian terapi üzerine eğitim aldım. Çakraları, aurayı ölçen bir teknolojidir bu bahsettiğim. Yani enerji aktivasyonunu ölçen bir alet ile GDV yani halk dilinde kirlian fotoğrafçılığini yapıyorum. Kişinin önce aurasına bakıyorum sonra teşhis koyuyorum. Yani bir organizma neden hasta, hastalık neden kaynaklanmaktadır buna bakıyorum. O hastalığın temel sebebine inip araştırıyorum. Tabii tabiatın bana lütfetmiş olduğu olduğu içgüdüsel gücümü de ekliyorum bu tedaviyi yaparken,  yani bildiğiniz üzere bio-eneji yapıyorum, İngilizcede “extrasense” olarak adlandırılan yani normal insanların hissedemeyeceği dalgaları ben hissedebiliyorum ve aktarabiliyorum. Rahatsızlıklar sadece bir günde oluşmuyor, bu seanlarla organizmanın katotik durumunu dengeliyorum, bir nevi organizmayı sakinleştirip kendi görevini yapmasını sağlıyorum. Manyetik akapunktur, Shiatsu, reflekso terapi ile organizmanın var olan akupuntur noktalarını stimüle ederek kendi içinde var olan Çi enerjisini harekete geçiyorum. Çi enerjisini, yani hayat enerjisini harekete geçiyorum. Gümüş, altın, bakir iğneler ile çok çeşitli metotlarım var. Bunlar ile desaktif olan enerjiyi aktif hale getiriyorum. Bu tedaviden sonra bildiğiniz üzere organizmanın sağlıklı olması için esnek olması gerekir, ayak üstü asılan bir teknik ile bütün vücuttaki gerginliği azaltmak için streching yapıyorum. Aynı zamanda manuel terapi, traksiyon, boyun fıtık, bel fıtığını, kireçnemeyi yok eden bir sistemdir bu.
 
 
Hasta tedavi edilmesi gereken alanı belirtiyor mu yoksa siz bütünsel olarak mı bakıyorsunuz?

Gelen hastaya şikayet nedir diye sormuyorum. Gelen hastalara tedaviyi uygularken lokal bir noktaya değinmiyorum. Yani kurumuş ağaçların üzerindeki dalları kesmiyorum. Ben o toprağın altındaki kökünü yiyen kurdu yok ediyorum. Çünkü ana sebep olan kurdu görmezsen tedavi başarılı olmaz. Alternatif tıbbın en önemli başarısı budur.

Fitoterapi nedir? Ne gibi hastalıklara tedavi oluyor? Ne kadar sürede geri dönüş alıyor danışanınız?

Fitoterapi doğa terapisidir. Zaten hipokratın 2500 sene önce söylediği çok önemli bir lafı vardır, “Bir doktor hastayı tedavi etmez, doğa hastayı tedavi eder. Tıp da doğanın hizmetkarıdır." Yani  doğru bir merhem, doğru bir ilaç, doğru bitkiyi olması gereken ayarda verdiğim zaman hasta iyleşir. Cerrahi operasyon gerektiren şeyler bunlardan farklıdır, aynı kefeye koymamamız gerekir. Ancak özetlememiz gerekirse, doğada hastalık varsa o hastalığın iyleşmesi için yine doğada bir ilacı vardır. 

Fitoterapi, aromaterapi malzemelerini satıyor musunuz?

Aslında hayır, ancak sadece fitotrepi için Rusya’dan getirtiğim Mumiyo satıyorum. Mumiyo, parlak siyah renkte zifte benzeyen ve insan vücut ısısında eriyebilen acı bir tada ve karakteristik bir kokuya sahiptir. Türkiye'de üretimi yoktur. Orta  Asya'nın dağları ve mağaralarından bulunan ve 100 yıldan fazla bir süre sonra fosilleşerek ortaya çıkan tamamen doğal bir maddedir. Yapısında bir çok mineral vardır ve bir hümik madde olmasından dolayı insan vücudundaki neredeyse tüm rahatsızlıklara iyi gelmektedir. Bağışıklığı ve ayrıca kemikleri güçlendiriyor. Ben grip olmamak için her kış alırım. 10-12 senedir sürekli kullanan hastalarım var.

Depresyonun, kanserin doğada karşılığı var mı? Niye depresyona giriyoruz, neden kanser oluyoruz ? Nasıl öneyebiliriz? 

Evet, tabii ki karşılığı var. Bana kanser için gelen hastalarım oluyor. Metastas yapmadan önceki evrede gelmiş olanlara yardımcı oluyorum. Kemoterapi, radyoterapi sonrası tahribat olmuş organizmanın toparlaması için gelen danışanlarım var. Tümörün tekrar canlanmaması için danışanı güçlendiriyorum. Çünkü bir kanserli hücre aslında herkesde mevcuttur ve gün içerisinde insan 10 defa kanser olup bunu tedavi edip çözebilecek güçte bir organizmadır. Ama kanser hücresinin en çok sevdiği şey duygusal ve fiziksel çöküntüdür. Ve o zaman harekete geçer. Yani zayıf olduğu anda kanser ortaya çıkar. Çünkü biz genetik olarak hep risk taşıyoruz.

Aslına bakarsanız, İslami bir ülkede hiç antidepresan satılmaması gerekiyor. Ama nedense en çok bizde satılıyor. İnançlı bir insanın depresyona girmesi bana biraz garip geliyor. Bence girmez, girmemesi lazım. Niye? Çünkü sen inançlı bir insansın. Kuran’da nasıl yazıyor “Ben sana şah damarından daha yakınım diyor. Ne demek bu? Yani orada burada aramana gerek yok. Kendinde bul beni diyor.

İnsanı en çok öldüren şeylerden biri de, negatif düşünce, kin, hirs, hepsi bir titreşim ve her bir titreşim organizmayı farklı şekilde etkiliyor, biliyor musunuz? Çünkü dünyada kütlesi olan herşeyin bir titreşimi, bir frekansı vardır. Biz konuşuyoruz, anlaşıyoruz bir şekilde, hayvanlarin bir dili var farklı bir titreşimle anlaşıyor. Ama hiç dilini bilmediğimiz biri ile de anlaşabiliyoruz. Bazı insanlar hiçbir şey yapmadan bir bakışla da anlaşabiliyor. Yani demek ki bu herşey dünyada matematiksel olarak 2 artı 2 değil. Farklı bir boyut da var. Bakmak görmek dışında hissedilmesi de gerekiyor. O titreşimi algılaması gerekiyor. Budizm'de hangi mantra var? “Ommmm”, İslamiyet'te ne var? “Amin”. Bunlarin hepsi bir titreşimdir. Her ikisinin titreşimi aynıdır. Tüm dinlerde amin var. Amin bir matradır ve mantra bir titreşimdir.

Peki titreşimi biraz açalım mı?

Mağraya girip bağırdığında geri neyi alırsan, ne yaparsan da karşılığında onu alırsın. Yani kuantum fiziğidir bu. 27 senedir ayrıca ezoterizmle uğraşıyorum. Ben kendimi modern bir şaman olarak görüyorum. Çünkü ben doğadan alıyorum, doğaya veriyorum. Doğayı, çiçeği, böceği sevmek zorundasın. Ağaca sarılmak zorundasın çünkü sen ondan alıyorsun, vermek zorundasın. Sen hayvanı sevmek zorundasın çünkü o sana sevgisini veriyor, sen de ona vermek zorundasın. Dünyada karşıklıdır bu, titreşimlidir bu. Yani sevdiğimiz insana seni seviyorum demek sarılmak zorundayız, çünkü budur biosikülasyon. Bundan ibarettir dünya. Biz mikro, biz kozmosuz, makro dünya ile bağlantımızı kopartırsak hasta oluruz, yok oluruz. Maalesef insanoğlunun çoğu makro kozmostan kopuk olduğu için mikro cosmos hasta. Herkes materyel dünyada yaşıyor. Ona yönlendi bu sistem. Bu hırs yuvalarlana yuvarlana büyüdü ve duvara çarptı. Bu sepele insanlar hasta oluyor. İnsanoğlunun sürüklendiği bir çukurdur bu. Sirlankada bi aborjin başına sorduk ne olacak bu dünyanın sonu diye insanoğlu kendi mezarını kazıyor kendi düşecek oraya dedi. Biz yok ediyoruz çünkü sanki yok etmek için yaşıyoruz. Doğayı yok ediyoruz. 2 katlı binaları yıkıp rant için 15 katlı binalar yapıyoruz. Hava sikülasyonu ne olacak düşünmiyoruz ve bu gidişe engel de olmuyoruz. Gelecek neslin astım problemi artacak çünkü hava sirkülasyonu yok. Kimse yok ederken bir şeyleri, bu tip yapılaşmaya göz yumarken bunları düşünmüyor. Sahilleri doldurup doğanın dengesi bozuyorsunuz. Sahil olmadığı için deniz kendini temizliyemiyor. Bu hataların bedellerini gelecek nesil ödeyecek, asıl bunu kimse düşünmüyor.

Abdest niye vardır? 

Bütün dinlerde su ile arınma ve kutsama vardır. Su mühimdir, azizdir. Abdest alma, sadece hijyen için yapılan bir şey değil aynı zamanda bir sitimüle etme işlemidir. Abdest aldığın zaman vücudunu günde 5 kez sitümüle etmiş oluyorsun. Ayak altı refleksoloji noktarını, kulak içinde ve üzerindeki noktaları sitümülize ediyorsun. Bu durumda enerjiyi temizlemiş olyorsun. Bunun dışında dünyanın en sağlıklı bedeni esnek bedendir. Bunun için namazda esneme vardır.

Din nedir? Neden Müslümansınız?

Sadece okuduğum kitaplardan değil. Sirlanka’da, Çin’de, Mekke’de, Medine’de ve Avrupa’nın çok farklı ülkelerinde insanları görme, tanıma, dinlerini inceleme şansım oldu. Din;  insanoğlunun düzgün, barışık, sağlıklı olması ve kendi fizyolojik yaşını yaşayabilmesi; bir boyuttan başka bir boyuta geçmesi için bu dünyada nasıl yaşaması gerektiği hakkında bir ana yasa ve içindeki kurallarıdır.

Ayrıca şunu belirtmek isterim ki;  Kur'an’da insanoğluna aktarılan bilgiler diğer dinlerde yok çünkü Kur’an hepsini tamamlayarak bize veriyor. En barışçıl, en sağlıklı, en düzgün şekilde iletiyor. Çünkü en son din Müslümanlık'tır. En son inen ve bilgi konusunda en derin olduğu için Kur’an'ın kıymetinin bilmesi gerekiyor.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.