Klinik Psikolog Ayşe Bombacı Röportajı

Uzun zamandır düşünüp düşünüp bir sebep bulamadığım sorulara cevap oldu klinik psikolog Dr. Ayşe Bombacı. Okuyacağınız yazı sizi bir yerden alıp bir yere götürecek. Belki de sizin içinizde de o konuşan kişi cevaplarını bulacak ya da çok geçmişlere yolculuk yaptıracak. Sebep bulmak çözüme giden ilk adımdır. Umarım hayatınızın akışını engelleyen ya da sizi siz yapmaktan uzak tutan her ne varsa burada sebebini ve çözüm yolunu bulursunuz. 
 
Neden zayıf olmak istiyoruz ve neden yeme alışkanlıklarımızda bozukluk var?

İlk akla gelen sebepler arasında birinci olarak kişinin kendini değerli hissetme arzusunu, ikinci olarak ebevynlerin fazla kontrolcü olmasını, üçüncü olarak da kişinin duygusal sinyallerini yanlış cevap vermesini sıralayabiliriz.

Kişinin çocukluk yaşantısındaki ebevyn ile olan ilişkisi buna sebep olabiliyor. Toplumsal baskı komponentinde ise idealize edilmiş bir görüntü ve buna bağlı bir beden algısı var. Bunu zayıf olmak, ince olmak, XXS beden giymek gibi tanımlayabiliriz. Dolayısı ile ergenlik döneminde genç kızlar kendi bedenlerini algıladıklarında güzel olmak nedir bununla ilgili bir arayışa girerler. Tabii ki ilk yaptıkları şey çevreye bakmak ve model almak oluyor. Çünkü çocukluktan beri en önemli öğrenme şekli model alarak öğrenmedir. Zayıf olmak bulunduğu arkadaş çevresinde yüceleştirilmişse, kişi  buna uyum sağlamak ve o beklentiyi karşılamak istiyor. Belki de psikolojik açıdan en kritik olan nokta güzel olmak ile ilgili geliştirdiğimiz benlik inancıdır. Eğer ben zayıfsam “güzelim”, 'zayıfsam güzelimin' altında yatan beklenti de “değerli hissetme” bekleyişidir. Yani ,değerli olma ihtiyacının da güzellik üzerinden karşılanıyor olması durumu hakimdir burada. Ben önemliyim, ben değerliyim hissini yaşamak ve bu konuda tatmin olmak. Bu pozitif benlik inancı eğer dış görüntü ile nasıl gözüktüğümüze bağlı olarak yapılanmış ise,  o zaman aslında çok kaygan zemine inşaa edilmiş bir inanç bu. Çünkü düşünün ki kilo aldığınız zaman kendinizi daha az güzel ve dolaylı olarak daha az değerli hissedeceksiniz. Aslında işin özü şu ki; çocukluk yaşantımızdan itibaren, ilk olarak anne ve babamızın gözünden algılarız kendimizi. Annemin gözüne baktığımda orada gördüğüm insan benim nasıl biri olduğum ile ilgili bana hep ilk ipucunu verir. Ve eğer anne ya da babamın o bakışlarında olduğum gibi kabul edildiğimi hissediyorsam, onlar tarafından biricik olarak algılanıyorsam ve sen önemlisin, değerlisin mesajını alabiliyorsam sağlam bir zemine oturuyorum demektir. Ancak, olduğu gibi kabul görmüş değil de; “evet sen bizim istediğimiz gibi bir çocuk olduğun sürece“ değerlisini içselleştirmişsek, o zaman kişilik kırılgan bir zemine inşaa edilmiş oluyor. Dolayısı ile görüntünün bu çok kadar önemsenmesindeki faktörlerden bir tanesi, yeme alışkanlıklarını biçimlendirirken gerçekten idealize edilmiş olan, o anki toplumsal figür imajı neyse o, bunun üzerinde de genç kızların kendini değerli ve de tercih edilebilir hissetmesi. Oysa ki o değerlilik inancı başka kriterlerden beslenecek olsa beden tek yatırım alanı olmayabilir ya da burada sonuca ulaşılmadı diyelim ki kilo aldı kişi, ya da istediği ideal kiloya ulaşamadı bunu çok da önemsemeyebilir. “Aa denedim olmadı, tamam bu benim alanım değil” diyebilir.

Bir ikinci nokta da, bedenim benim hakimiyetimi sağlayabileceğim, kontrol edebileceğim yegane alanlardan biri. Buraya aslında hiçbir güç nüfuz edemez. Çatışmalı bir ilişki yaşadığımda, çok fazla neyi nasıl yapmam gerektiği söyleniyorsa bana, sürekli değersizleştiriliyorsam, bana inanılmadığını ve güvenilmediğini hissediyorsam, "Ben daha iyi bilirim" diyen bir anne ya da herşeye müdahele eden helikopter ebeveyn tarzında bir anne varsa, bu ilişikide ben annenin isteklerine sadık kalmaya onunla çatışmamaya çalışıyor isem yani bağlanma, ilişkide kalma ihtiyacımı karşılıyor isem, bu durumda özerkliğimi ilan edebileceğim tek alan ile yani, bedenim ile tepki vermeye başlayabilirim.
Üçüncü olarak, yeme alışkanlıklarını değiştiren noktalardan bir tanesi de benim aslında bedenimden gelen sinyalleri doğru okuyamam olabiliyor. Duygu regülasyonunda, duyguları yönetmekte kendimizi sakinleştirmekte ve stresin üstesinden gelmekte de ilk başvurduğumuz yer çok çabuk ulaşabildiğimiz ve kolay tüketebildiğimiz için ve bunun örneklerini de çevremizde gördüğümüz için yemek oluyor. Bedenimden sinyal geliyor, diyor ki bana bedenim “dinlenmeye ihtiyacın var, daha fazla çalışma ara ver”. Ben de dinlenmek, bir 15 dk. gözlerimi kapatmak yerine gidip bir şeyler yiyorum. Bu çözüm o an işe yarar ama uzun vadede çözümün kendisi probleme dönüşebilir. Çünkü her yorulduğunda, her sıkıldığında, her stresli olduğunda bedeninde bir duyum oluşuyor, gidip yemek yersen bir süre sonra kilo almana sebep olabilir. Böylece anlık yarattığın çözüm sana yeni bir problem olarak dönebilir. 

Çoğunlukla karşılaştığımız sebepler bunlar oluyor. Tabii ki yemek bozukluğunun altındaki sebepleri bunlar olarak genelleyemeyiz ancak sebepleri ararken ilk dikkate almamız gerekenler arasındadır bunlar. Çünkü sebep ararken her vakanın biricik olarak ele alınması gerekir. Bu bozukluğun yaşanmasında nasıl bir ilişki örseliyici olmuş? Anne ile olan ilişki, baba ile olan ilişki, geçmiş çocukluk yaşantısı, onlara bakmak gerekir ve bugünün tetikleyicileri nelerdir? Şuanki arkadaşları arasında bu önemli bir tema mı? Ya da yeme bozukluğu yoğunlaştığı zamanlarda neler oluyor hayatında? O tetikleyiciler neler, hangi anlarda böyle oluyor? Bütün o noktaları iyice ele almak gerekir.
 
Yeme bozukluğu farkındalığını nasıl sağlayabiliriz? Bu çarpıklığı nasıl fark ediyorum? 

BMI indeksi önemli bir kriter. Onu hesapla,yıp oraya bakmak gerekir öncelikle. Bakıyorsun ki aslında 32 bedensin ancak aynada kendilik algın bozulmaya, çarpılmaya başladı ise insanlar seni zayıf görüyor ama sen kendini yeterince zayıf değilim gibi algılıyorsan, yani bedeninle ilgili algıda bu tip bir çarpıklık varsa bu noktada dikkat edilmesi gerekiyor. Şöyle ki, etrafındaki kişiler sürekli çok zayıf olduğunu söylüyor ve sen hala kilolu olduğuna inanıyor ve iddia ediyorsan, ne yediğini sürekli kontrol ediyor, artık bir şey yeme ihtiyacı hissetmiyorsan, yedikten sonra kendini suçlu hissediyorsan ya da kusup yediklerini çıkartıyorsan, bulimik ataklarda olduğu gibi, bir anda çok yiyip sonrasında kusmaya çalışıyorsan bunun saplantı olduğunu artık tehlike çanlarının çaldığını fark etmen lazım. İşte tam da bu noktada yardım almak şart oluyor. Özellikle ergenlerde  bu duruma çok rastlıyoruz. Sorunun psikolojik açıdan aile içi ilişkilerin incelenip değerlendirilmesi gerekiyor. 
 
Başarıya gitmek için motivasyon gerekiyor, yarı yolda onu kaybetmemek için neler yapmamız gerekir? 

Motivasyon diyince akla ilk içsel motivasyon geliyor. Koyulan o hedef kimin? Bana empoze edilen, benden beklenen bir hedef mi, yoksa herkesden bağımsız, benim içimden gelerek koyduğum bir hedef mi? Eğer ikincisi ise, o hedef bana ait olduğu için ben ona inanıyorum ve hedefe giden yoldaki yapmam gerekenleri hevesle yapıyorum. Aslında işin sırrı hedefi koyarken,  o hedefe bir anlam yüklemem. Benim için bana özel bir anlamı olması lazım ki o hedefe ulaşabileyim. Onun o duygusal kompenenti olduğunda en büyük enerji devreye giriyor ve beni motive ediyor . Çünkü enerji, anlamdan gelir.

Karar vermek ve buna karar vermede sebep olan nedenlerin adını koymak ve bu hedefe ulaştığımda hayatımda ne değişecek ona bir gözatmak...  Orada nasıl bir ben var?  O gelecekteki sigarayı bırakmış ya da fazla kilolarını vermiş bana baktığımda, yani kendime baktığımda hayatımda ne var, orda kendimi nasıl görüyorum, başkaları beni nasıl algılıyor,  yapmadığım neleri yapıyorum? Zihnimiz, nörobilimcilerin söylediği gibi resimlerle  çalışıyor. Gerçekten neye inanıyorsam o gerçeğim oluyor benim. İnandığım şeyin hep bir imaji oluyor. O yüzden  motivasyon odaklı yaklaşımlarda , pozitif yönde filmi ileri sarmak çok katkı sağlayabiliyor.

Bir taraftan da tabii ki engelleri de deşifre etmek lazım. Bu gelecekteki pozitif görüntüye , vizyona ulaşmandaki bugün yaşadığım engeller neler,  tuzağa düşürebilecek ya da  motivasyonunumu azaltabilecek hem içsel hem dışsal faktörler neler? Sıkıldığım zaman olabilir; o zaman sıkılmamaya çalışmam lazım. Sıkıldığım zaman yemek yiyorsam o zaman onun yerine yeni bir yol bulmam lazım. Sıkıldığım zaman yemek yeme davranışı aslında o an sistemin ürettiği bir çözüm önerisi, kısa vadede bunu çözüm olarak hayatıma katıyorum çünkü sıkıntımı gideriyor. Yemek yiyerek ya da atıştırarak kısa vadede problemimi çözüyorum ama her sıkıldığımda sürekli bir şey yersem o ürettiğim çözüm stratejisinin kendisi uzun vadede yeni bir probleme dönüşüyor. O yüzden, eğer ben bir çözüm stratejini problem olarak tanımlayıp onu ortadan kaldıracaksam, önce bir alternatif çözüm hareketi yaratmam gerekiyor; yani sıkıldığımda yerine ne yapacağımı bulmam lazım. Mesela yürüyeceğim, yakın arkadaşımı arayacağım, müzik dinleyeceğim gibi alternatif yeni öneriler bulmam lazım ve bu önerilerin de yarın bir gün tekrardan kapıma dayanan bir yüke dönüşme potansiyeli olmayan çözümler olması lazım ki bütün de işe yarasın.

Neden mutsuzuz? Ne yapmamız lazım mutlu olmak için?

Giderek bir kendin ol, kendini bul, sen farklı ol trendi var. Etrafımızda “i” lar üretilmiş durumda “iPad”ler, “iPhone”lar. Dolayısı ile “i”ye fazla yatırım yapılıyor. Daha ben merkezci toplumlar oluşuyor, giderek daha bireysel bir yapıya  doğru güçlenen bir gidişat var. Böylece kalabalıklar arası yalnızlaşan insanlar oluşuyor.

Harvard Üniversitesi'nde 75 yıllık bir araştırmanın sonunda mutluluğun sırrı keşfedildi.  Mutluluk ne başarı, ne güç , ne de zenginlikte. Eşleri, aileleri, arkadaşları ve içinde yaşadıkları cemiyet ile yakın ilişkiler ve güçlü bağlar kurabilenler mutlu olabiliyor. Aslında mutluğun temeli kendini gerçekleştirmekten geçiyor. Şöyle ki psikolojide ihtiyaçlar piramidi vardır, fizyolojik hedeflerden başlar bu piramit;  ıssız bir adaya düştük, önce sevgi peşine mi düşeriz? Ne yiyeceğim, ne içeceğim ilk bunu düşünürüz sonra güvenlik ihtiyacı gelir, eminiyette mi hissediyorum, sonra sevilmek ve onaylanmak, bir bütünün parçası olmak, takdir edilmek. Sonra kendini gerçekleştirme geliyor (Maslow'un ihtiyaçlar piramidi/hiyerarşisi). Kişi kendini gerçekleşitrebildiği noktada yani, tüm ihtiyaçlarını karşılayabildiği noktada yüzünü yanındakine çevirebiliyor ve sağlam ilişkiler kurabiliyor. Aslında gidişatın tam tersine, ben merkezden çıkıp etrafımıza daha çok ilgi gösterirsek mutlu olabiliyoruz. Aslında çok da zor değil varmak istediğimiz nokta.

Görseller:

  1. http://bit.ly/2f0n4Qk
  2. http://bit.ly/2ubIM5S
  3. http://bit.ly/2vdSfh1

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.