Sürdürülebilir Kalkınmada Kooperatifler ve Yerel Yönetimler

Küreselleşme eğiliminin 1980’li yıllardan itibaren hız kazanmasıyla birlikte, geleneksel kalkınma uygulamalarına duyulan güven sarsılmaya başlamış, böylece yerel ekonomik kalkınma yaklaşımı ön plana çıkmıştır. Ulusal kalkınma planlarının merkezden taşraya doğru değil, taşradan merkeze doğru olması zorunluluk haline gelmiştir [1]. Merkezi yönetimlerin, yerelin kalkınmasındaki etkisinin gerçekçi bir yaklaşım olmadığı, hatta ortaya konulan çalışmaların ve projelerin uygulanabilir olmadığı, kaynak israfına neden olduğu da ülkemizin bir gerçeğidir.

Tüm ülkelerce, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesinde, özellikle kırsal alanda yaşayan nüfusun yaşam standardının geliştirilmesi en önemli hedef olarak görülmektedir. Bu hedeflerin gerçekleşmesi için, yöresel kalkınmanın sağlanması ve yerel kalkınma dinamiklerinin harekete geçirilmesi ise kaçınılmaz olmaktadır. Yerel kalkınmanın gerçekleştirilmesinde, kooperatiflerle yerel yönetimlerin işbirliği son derece önemlidir. Ülkemizde de yerel yönetimler tarafından kooperatiflerin desteklenmesi durumunda kooperatiflerin başarılarının arttığı, ekonomik dengelerin ve verilerin müspet yönde geliştiği görülmekte olup, bu uygulamaların başarılı örneklerini de görmek de mümkündür. Kalkınma sürecinde özellikle kooperatiflerin önemli görev ve sorumlulukları olacak, kooperatifçiliğimizin daha fonksiyonel hale gelmesi için gerekli çalışmaların zaman geçirilmeden yapılması ülkemiz açısından daha da fazla önem arz edecektir. Bu olgunun önemi, gelişmiş tüm ülkelerin gelişim süreçleri irdelendiğinde zaten net bir şekilde görülmektedir.   

Türkiye, özellikle 1980'li yıllardan bu tarafa, diğer alanlarda olduğu gibi ekonomik alanda da önemli değişimler yaşıyor. Uygulanan ekonomik modelin rekabete dayalı olması, üretici adına rekabeti sağlayacak kooperatif yapıların yeterince geliştirilememiş olması bir zafiyet olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizde ekonomik dengeler, özellikle de üreticimiz aleyhine bozulmuştur. Hatta sadece üreticiler değil, üretim yapan tüm sektörler, özellikle gıda sektörü uluslararası market zincirlerinin baskısı ve hegemonyasından etkilenmiş, pazarlamadaki ekonomik ve sosyal yapı neredeyse tümüyle değişmiştir.
 
Yıllardan bu tarafa belki de kasıtlı olarak kooperatifçilik siyasi bir hareket olarak değerlendirilmiş, olumsuz algılar oluşturulmaya çalışılmıştır. Ancak; bu gün olduğu gibi yarın da, üretim ve tüketim sürecinde kooperatifler, kalkınmada yerel aktörlerin en önemlisi durumunda olacak, yerel kalkınmadaki rolü ve sorumlulukları giderek artacak, özellikle “Kooperatif Düşüncede Derinlik” kavramı giderek önem kazanacaktır. Çünkü küçük ve orta ölçekli üreticinin korunmasını, geliştirilmesini ve desteklenmesini gerektiren çok önemli gerekçeler ülkemizde hala geçerliliğini korumaktadır. Üreticilerin kendi başlarına ölçek ekonomisini yakalayamamış olmaları kooperatifleşmenin önemini daha da artırmaktadır.
 
  • Özel sektörün doğası gereği kar odaklı yaklaşım göstermesi ve üretici lehine rekabet ortamının kurulamaması,
  • Üretici ile tüketici arasındaki fiyat makasının en aza indirilmesi zorunluluğu,
  • Üreticiyi koruyan argümanların yetersiz oluşu,
  • Kırsalda sermaye birikiminin yetersizliği,
  • İstihdam yaratılması ve yerinde istihdamın sağlanması,
  • Alternatif gelir getirecek projelerin geliştirilebilmesi,
  • Üretim planlamalarının yapılabilmesi,
  • Gıda güvenliğinin ve kalitenin sağlanabilmesi,
  • Gelir dağılımındaki sorunların giderilebilmesi gibi birçok gerekçeler sayılabilir.
Ayrıca, devletin kırsal alana veya üreticiye toplu olarak götüreceği hizmetler için veya hizmet almak için, yasal statüye haiz muhatap tüzel kişilik bulma ihtiyacının karşılanmasında, kooperatiflerin önemi giderek daha da artacaktır.

Sonuç olarak;

Merkezi yönetimlerin ülke kalkınmasındaki etkisinin ve sorunların çözümündeki katkısının yeterli olmadığı, yerel ekonomik kalkınma anlayışının giderek önem kazandığı, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin yakalanabilmesi için yerel yönetimlerin ve yerel kalkınma dinamiklerinin birlikte harekete geçirilmesinin daha önemli olduğu ve öğrenilmiş çaresizliklerden kurtulmanın gerekliliği; Bu kapsamda kooperatiflerin, üretimden tüketime kadar olan zincirde daha etkin görev alacak kurumsal yapılanmasının önemli olduğu ve desteklenmesinin gerekliliği çok net bir şekilde görülmektedir. 
  
Kaynaklar:
  1. Manas Sosyal Araştırmalar Dergisi Cilt: 3 Sayı: 2 2014

Görseller:

  1. http://bit.ly/2iIOnA1
  2. Gıda Tarım

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.