Kolayca Bırakın Gitsin: Kağan Bayraktaroğlu Röportajı

Sedona Yöntemini şimdiye kadar hiç duymamış olabilirsiniz ancak bir hedefiniz var ve sürekli önünüze engeller çıkıyorsa ya da yaşadığınız travmayı bir türlü atlatamıyorsanız o zaman başvurulacak en iyi adreslerden biridir Kağan Bayraktaroğlu. Kendisi Amerika’da eğitimini almış olduğu Sedona Yönteminin Türkiye temsilcisi ve Türkiye’deki tek resmi koçudur. Yurt içinde ve yurt dışında toplamda 6000 saatin üzerinde bireysel seans yapmış deneyimli bir koç olan Kağan, son zamanlarda 'Bırak Gitsin' adında yeni bir kitap çıkartmış, yaptığı tekniği uygulamalı anlatmıştır.
Bu şehir bizi yoruyor mu, neden İstanbul’dan kaçmak ister hale geldik?

İstanbul’un insanı yorma sebebi İstanbul’un nüfusunun çok yüksek olması. Şu an 15 milyon ve üstü tahmini bir rakam var ve herkesin zihni bu alanı dolduruyor. Daha sayfiyeye gittiğinde nüfus daha az olduğu için daha az düşünce, daha az duygunun içine düşüyorsun. İstanbul’da enerjinin yoğun olmasının ve insanı yormasının sebebi budur. Bir tek İstanbul değil tabii ki de, nüfus yoğunluğu çok olan yerlerde aynı mesele yaşamaktadır.

Kendimizi bu enerjilere nasıl kapatabiliriz?

Kesinlikle kapatmamamız lazım. Kapattığımız zaman, enerji dirençden dolayı güçleniyor. Karl Young'ın 'Neye direnirseniz varlığını sürdürür' sözü bu durumu çok güzel açıklıyor. Sen kendini kapattığın zaman duygu ve düşüncelerin etrafında birikiyor ve duvara çarpıyor. Serbest bırakmayı işte bu sebeple yapıyoruz. Aslında varlığımız şeffaf, gelenin bizden geçip gidiyor olması lazım ancak bize yaşla birlikte öğretilen kapatmak olduğu için, o geçip gitmek yerine birikiyor ve sistemine yerleşiyor. Halbu ki izin versen, serbest bıraksan o geldiği gibi gidecek zaten. Kalkan koymam ya da değiştirmeye çalışmam bazen geçici çözüm sağlıyor ancak aslında bastırmış oluyorum, bırakmış olmuyorum ve de bastırma ile de stres bozuklukları, korkular, fobiler  oluşuyor. Kişi o kadar çok kapatıyor ki kendini birike birike kar topu gibi büyüyüp kişiyi hasta edebiliyor. 

Nasıl serbest bırakıyoruz kendimizi?

Serbest bırakma doğal bir yetenek. Aslında biz dünyaya geldiğimizde bu yetenekle geliyoruz. Yaklaşık iki buçuk yaşına kadar bunu kullanıyoruz. Mesela şöyle örnek verebiliriz: çocuk oyun oynar, ayağı takılır düşer, bir şeyi yoktur önemli ama canı acır, kendine yakın gördüğü birine bakar, anne baba her kimse eğer güveneceği kişiyi yakalıyıp  göz göze gelirse ağlamaya başlar ama bazen kimseyi yakalaymaz ise kendi kendine acısı geçer gider. Serbest bırakma tam da budur. Bir şeyin sizden gelip geçmesine izin vermek. Ama büyüdükçe biz durumları ve duyguları bastırmayı öğrendiğimiz için bırakmak yerine bastırıp üstünde hikaye yaratmayı seçiyoruz. Bırakmak dediğimiz bastırmanın tam tersini yapmak. Bu, duygudan arınmayı seçmek anlamına geliyor tabii aslında bizde doğal yetenek var bunu hatırlatmak için bir teknik sistem var; bunun da adı benim uygulamasını yaptırdığım Sedona Yöntemidir.

Sedona Yöntemini nasıl yapıyoruz?

3 soru ile basit bir giriş yapıyoruz. Uygulamada kişiye bırakması için yol açıyoruz ve seçenek veriyoruz. 'Bırakmak istediğin şeyi bırakabilir misin, bırakır mısın, ne zaman?' gibi  sorular ile yönlendirerek yapıyoruz bunu. İlk başta çoğu insana biraz zor geliyor. Ya bırakamazsam diye düşünüyor ancak bu tekniğin en kolay yanı sana iki seçenek veriyor, illa bırakamadığında bırakma zorunluluğun yok çünkü bazen zihnin bırakmak istemiyor, o yüzden hayır seçeneğine yönelebiliyorsun. Diyelim ki stresle ilgili bir uygulama yaptık. Kişiye dedim ki 'Bu duyguya izin ver, bırakabilir misin?' Eğer ki bırakamazsa o zaman ona tutunup ne yaptığını, nasıl etkilediğini görmesini sağlıyorum. Kişi böylelikle asıl stresi fark edip, hissetmeye başlıyor  ve o zaman bırakabiliyor.

Evde tek başına uygulayabileceğimiz bir teknik midir Sedona Yöntemi?

Yapılabilir ancak az da olsa tekniklerini bilmek lazım. Yeni çıkarttığım “Bırak Gitsin” adlı kitap bir uygulama kitabıdır. Oradan soruları okuyup cevaplama yapabilirsiniz. Ama tabii ki bir uzmanla çalışılırsa daha kolay sonuca ulaşırsınız. Ancak kitap sayesinde kendi kendine günlük yaşanılan şeyleri rahatlıkla bırakılabilir. Ayrıca, 'Zihin Ötesi' adlı sitemden de ses kayıtlarını dinleyebilirsiniz. Burada kişi kendine uygun ses kaydını satın alıp kendi kendine uygulama yapabilir.

Videolarda theta dalga var, neden?
 
Theta, uykuya dalmadan önceki halimizdir, yani bilinçaltı çok açık o anda. Onu koyup, bir de uygulamayı koyduğu zaman kişi birleşip, tamamen teslim olup, çok kolay bırakabilir. Çünkü biz ancak uykudan önce tetadayız. O yüzden bu videoları tam uyku öncesi dinliyor olmak, bilinçaltı da açık olduğu için daha iyi sonuç verir.
Serbest bıraktığında hangi aşamada oluyorsun?

Serbest bıraktığında daha aktif oluyorsun. Bir bilgisayarın çalışma sistemi buna en güzel örnek. Şöyle ki, bir bilgisayar düşün. Bilgisayarda virüsler olduğu zaman hemen yavaşlıyor. Duygu ve düşünceleri bastırdığımızda, bizde de farklı değil. Zihnin arka planda sürekli olarak konuştuğu için, yani ödemesi gereken borcu, biten ilişkisinin detaylarını düşündüğü için bir türlü rahatlıyamıyor, her yerden bir şey onu çekiştiriyor. Ama bunları bıraktığında, o anda zaten yapman gerekeni yaptığın için perfomansını tam olarak sergilemiş oluyorsun.

Aslında zihnin işi konuşmak ancak biz farklı şekilde konuşturuyoruz. Zihin bir telefonu üretmek, bir buluş yapmak ya da ekonomi finans ile ilgili bir şeyi çözmek için konuşmalı. Zihin harika bir şey ama insanoğlunun ona verdiği görevler yanlış olduğu için sanki düşmanımız gibi bir algı oluşuyor, bu tamamen yanlış. Onu nasıl kullanacağını anladığın an zaten her şeyi çözmüş oluyorsun.

Rüya ile biliçaltı arasındaki bağlantıdan bahsedebilir misin?

Kaderci olan ve tamamen kontrolcü olan iki köşe düşünce şekli var. Bizim bunun tam da ortasında durmamız gerekiyor. Kader diye bir şey varsa,  aslında olacak olanı rüyada görüyor ve  gerçekte olduğuna şahit oluyorsak, yani herşey yazılı ise niye biz yaşıyoruz sorusuna takılıyoruz ya da tam tersi; herşey benim kontolümde, kader diye bir şey yok diyip kadere meydan okuyanlardansak o zaman bu iki durumda da çok uç noktalardayız. Bana göre en doğru olan bu ikisinin oratasından kadere bakmak. 'Herşey yazılı ise neyi yaşıyoruz?' bakış açısına sahip olanlar, bilin ki bu düşünce kişiyi hayatta kayıtsız yapıyor. İkincisi ise 'Herşey benim kontrolümde, kader diye bir şey yok' bakış açısında olanlar; siz de bilin ki bu kadar irade sahibi olmanız mümkün değil.
 
Özetle; hayatımızda major konular var belli olan ancak oraya nasıl gideceğim, ne şekilde tepki vereceğim, burası benim irademe bağlı. Aslında bu major belirli konularda tamamen tanımlı değil, çatalanabilme olasığı da her zaman bir köşede var. Çünkü kader taşa yazılmamış demişler. Bu konu ile ilgili olarak geleceği serbest bırakmak diye bir çalışma var yaptırdığım “Bırak Gitsin” adlı kitabımda. Elinden gelenin en iyisini yap, kendi kişisel gelişimle ilgilen, kendine iyi bak ama eninde sonunda da çoğu şeyi de kafaya takma, serbest bırak. Olumsuz şeyler bizi geliştiriyor, evrelerimizi tamamlamımıza  yardımcı oluyor.

Rüya ile kader arasındaki ilişkiye gelirsek... Bir bilinçaltı rüyaları var, senin bastırdığın şeyler, başına gelenler, günlük olaylar, sisteminden atamadıkların, bunları rüyanda görüyorsun ve seni etkiliyor. Ancak bir diğer konu var; o da 6. his. Duru görü denilen şey bazılarımızda doğuştan daha fazla olabiliyor. Olacak olan aslında olması gereken şey olduğu için 6. hissin kuvvetli ise zamansızlığa giriyorsun ve o senin sistemine giriyor. Böylelikle rüyanda gelecek olan bir şeyi görebilmen mümkün oluyor.

Görsel olarak zihninde bir şeyi yarattığın zaman onu hayatına ekleyebilme ihtimalin daha çok artıyor değil mi?

Visualize etme, görsel hedefi koyma deniyor buna. Ama burada dikkat edilmesi gereken bir husus, atlanan bir nokta var. Hayatını senin bilinçaltın yaratıyor. Bizim şuanki düşünce davranışlarımızı belirleyen şey aslında bilinçaltımız. Sen istediğin kadar bir hedef koy, eğer bilinçaltında başaramam, yapamam düşüncesi ya da geçmişte yaşadığın başarısızlıkların kayıtları varsa (gizli bir el diyorum buna) kendi kendini sabote edebiliyorsun. Serbest bırakma burada yine devreye giriyor. Hedefini koy görsel olarak, ama sonra da bir engel var mı bunu yapmanda, ne geliyor zihnine ona bak. Bazen hedefe ulaşmak istediğin şey ile ilgili korku hissedebilirsin, 'İstiyorum ama  yapamayabilirim' dersin. Bu aşamada farkındalığını arttırıp, serbest bıraktığın zaman o görüntü , o visualize ettiğin şey daha kolay sana ulaşır.

Bir şey istiyorsun ama olmuyor ise bilinçaltında bir korkun var demektir. Şüphe, korku, ne varsa bırakmak çok çok önemli çünkü bu şekilde hedef çok daha çabuk gerçekleşir. Başarılı olmaktan korkmayı temizlediğin zaman doğal olarak istediğin şey sana gelir. Çünkü biliçaltındaki düşüncelerin ile kendini kendini sabote ediyorsun farkında olmadan.

Bir şeyi çok isteyip elde edemeyenler için de, bilin ki istemeyi bırakmak da önemli. Bir şey, gereğinden çok istiyor ve yakınıyorsanız bilin ki eksiklik hissediyorsunuz,  seni tamamlayacağını düşünüyorsunuz ve bakıyorsunuz biri onu çok da emek harcamadan kolayca elde etmiş. Sen ona takılmış durumdasın ama bir türlü elde edemiyorsun. İstemeyi ne kadar bırakırsan diğer şeyler gibi o da normal gelir. Olması gerekiyorsa olur, olmuyorsa da o dönemde kafayı takıp üzülmez, kendinle daha barışık olursun.    

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.