Bitki ve Hayvan Genetik Kaynaklarının Korunması: Dünyayı Birlikte Koruyalım

Yazar: Salih GÖKKÜR
 
Korumak, herhangi bir şeyi tehlikelerden uzak tutmak, muhafaza etmek anlamındadır. Dünyayı korumak için önce kaynakların korunması, az miktarda tüketilmesi, geliştirilerek çeşitliliğinin arttırılması gerekmektedir. Bitki ve hayvan genetik kaynaklarının korunması, doğadaki dengenin bozulmaması için önemlidir. Bu nedenle tüm canlıların yaşadığı ortamın stabilitesi için, toprak ve su kaynaklarımızın hatta tüm doğal kaynaklarımızın korunması zorunludur. Dünyadaki hızlı nüfus artışı, kentleşme, sanayileşmeyle, iklim değişikliği, çevre kirliliği, doğadan aşırı bitki toplama ve sökümü, kaynakların aşırı tüketimi, teknolojik ilerlemelerin doğayla bütünleşmesinin göz ardı edilmesi, günümüzün en önemli sorunlarındandır.
Biyolojik çeşitlilik kelime anlamıyla yaşamın çeşitliliğidir. Biyolojik çeşitlilik, insan toplumlarını ekolojik, ekonomik, kültürel ve manevi olarak desteklemektedir (Aykas ve ark., 2016). Doğaya yapılan müdahaleler ve baskılar sonucu doğal faktörler üzerindeki önemli değişiklikler günümüzde insan hayatını tehdit eder duruma gelmiştir. Doğadaki bu olumsuz etkiler ve sonuçları, kısa zamanda doğanın kendi kendini yenilemesi ile eski haline dönüşememektedir. Bütün doğal faktörlerin bir araya gelerek oluşturduğu “doğal denge” yanlış ve aşırı kullanımlar nedeniyle zarar görmekte, dolayısıyla başta insanlar olmak üzere bütün canlıların yaşam ortamlarını, yani ekosistemleri olumsuz yönde etkilemektedir (Yücel ve Babuş, 2005). Toprak ve su kaynaklarının korunması, doğal kaynakların korunması, erozyon ve orman yangınları ile mücadele, biyolojik çeşitliliğin sağlanması, entegre ilaç yönetimi tarımda uygun yetiştirme tekniklerinin kullanılarak tarımsal arazilerimizin verimliliğinin arttırılması ve son yıllarda önemini gittikçe arttıran organik tarım, sürdürülebilir yaşam ve sürdürülebilir bir tarım için önemli bir gerek olarak karşımıza çıkmaktadır (Turhan, 2005). Organik tarım, üretimde tamamen veya olabildiğince yapay üretim girdilerinin kullanımını ortadan kaldıran, bunun yerine ekim nöbeti, ürün artıkları, hayvan gübresi, yeşil gübre ve tarım dışı organik atıklar kullanılan, hastalık, zararlılar ve yabancı ot mücadelesinde biyolojik mücadele yöntemlerinin kullanıldığı toprak verimliliğini artırabilmek amacıyla topraktaki organizma faaliyetinin artırılmasını amaçlayan ve kalıntı içermeyen ürün üretmeyi hedefleyen, üretimde miktar artışını değil, kalite artışını amaçlayan çevreyle dost bir üretim sistemdir (Budak, 2013). Organik tarımın yaygınlaşması, doğal kaynaklarımızın korunmasına önemli katkılar sağlayabilir.
Dünyada artış gösteren enerji tüketimine cevaben yenilenebilir enerji kaynakları alternatif teşkil etmektedir. Enerji kullanımını, çevresel etkileri ve sürdürülebilir kalkınma açısından değerlendirildiğinde aralarında güçlü bir ilişki olduğu açıktır. Sürdürülebilirliğin oluşabilmesi için yenilenebilir enerji kaynak kullanımının artırılması, çevre kirliliğinin azaltılması, enerji kaynaklarının verimli kullanılması gerekmektedir. Enerjinin üretim ve tüketim esnasında ortaya çıkan çevresel problemleri en aza indirgeyen ve kaynakların ekonomik ve güvenilir bir şekilde optimum planlaması yapılmalıdır. Yenilenebilir enerji kaynakları hem sürdürülebilir kalkınma hem de iklim değişikliği ve küresel ısınmanın önlenmesi açısından var olan tek alternatiftir (Seydioğulları, 2013).
 
1. Bitki Genetik Kaynaklarını Koruma Teknikleri

İki temel koruma stratejisi vardır. Bunlar yerinde (in situ) ve yeri dışında (ex situ) korkuma stratejileridir. Bu iki uygulama Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinde şöyle tanımlanmaktadır (Anonim, 1996): “Ex-situ” koruma, biyolojik çeşitlilik elemanlarının kendi doğal yaşam ortamları dışında korunması anlamındadır”; “In-situ koruma, ekosistemlerin ve doğal yaşam ortamlarının korunması, yaşayabilir tür popülasyonlarının doğal çevrelerinde; evcilleştirilmiş veya kültüre alınmış türlerin ise ayırt edici özelliklerini geliştirdikleri çevrelerde muhafazası ve geri kazanılması anlamındadır” (Karagöz ve ark., 2010).
 
1.1. Yeri Dışında (Ex-Situ) Koruma

Yerinde koruma teknikleri, doğal yaşam içindeki evrimleşme sürecini sağladığı için nispeten daha kolay olan yeri dışında korumaya göre tercih edilmesi gereken tekniklerdir. Yine de en ideal olanı bu iki stratejinin birbirinin destekçisi ve tamamlayıcısı olarak kullanılmasıdır. Genetik materyalin yapay koşullarda uzun süre muhafaza edilmesi amacıyla araştırmalar halen sürdürülmektedir. İn vitro kültür teknikleri de bu araştırmaların sürdüğü bir alandır. İn vitro tekniklerden yararlanarak meristem, sürgün ucu ve tomurcuk gibi bitkisel genetik materyalin muhafazasında genel olarak iki yol mevcuttur (Karagöz ve ark., 2010).
 
  • Kültürün gelişimini yavaşlatarak muhafaza (bitki materyalinin mineral yağ içinde muhafazası, düşük basınç ve oksijenli ortamlarda muhafaza, şekerin besin ortamından çıkartılması, dehidratasyon (suyun azaltılması), besin ortamına absisik asit (5-10 mg/l) katılması, besin ortamına mannitol (% 3-5) katılması, besin ortamına suksinik asit (50 mg/l) katılması, düşük sıcaklık ortamında muhafaza,
  • Sıvı azot içerisinde çok düşük sıcaklıklarda dondurarak muhafaza olarak adlandırılan Kryoprezervasyon (Cryopreservation) gibi teknikler uygulanmaktadır (Karagöz ve ark., 2010).
 
Bitki genetik kaynaklarının kryoprezervasyon tekniği ile muhafazasında bitkisel materyal olarak; sürgün uçları ve meristemler, kültüre alınmış hücreler, somatik embriyolar, protoplastlar, embriyo, endosperm, polen, anter, ovul, tohum gibi bitki organ ve organelleri kullanılabilmektedir (Taşkın, 2008; Karagöz ve ark., 2010).
Bitki genetik kaynaklarının korunmasında en yaygın uygulama alanı bulan strateji ex situ koruma (tohum depolama, in vitro depolama, DNA depolama, çiçek tozu depolama, tarla gen bankası ve botanik bahçeleri) olmuştur. Bunun da en önemli nedeni, yeri dışında korumanın daha ucuz ve daha kolay olmasından kaynaklanmaktadır. Ex situ koruma programları, dünyanın her yanında geçmişten bugüne uygulanmaktadır. Bu sistem oldukça etkin olmakla birlikte, bazı sakıncalı yönleri de vardır. Burada en önemli sorun, yeri dışında yapılan koruma çalışmaları sırasında bitki populasyonlarında devam eden evrimleşme sürecinin durmasıdır. Evrimleşme bitki ile çevre arasındaki etkileşimin sonucu olarak ortaya çıkmakta ve nesiller boyunca ortaya çıkan genetik farklılaşmalar şeklinde kendini göstermektedir. Yapay ortamlarda gerçekleştirilen koruma süresince bu etkileşim olamayacağından, evrimleşme süreci durmaktadır. Ayrıca bu tip koruma sisteminde mevcut çeşitliliğin ancak küçük bir bölümü kontrol altına alınabilmektedir. Elimizde bulunan tohumlar, generatif koleksiyonlar olarak tohum gen bankalarında; vejetatif koleksiyonlar ise tarla gen bankalarında korunmaktadır (Karagöz ve ark., 2010).
 
1.2. Yerinde (In-Situ) Koruma:

Yerinde koruma, doğal kaynakların kendi doğal yaşam alanlarında korunmaları anlamına gelmektedir. Bu tür koruma sisteminde, doğal yaşam alanlarında populasyonlar çeşitliliğini devam ettirerek sistemdeki bitkiler evrimlerini sürdürülebilmekte ve yeni özellikler taşıyan bitkilerin ortaya çıkmasına olanak sağlanmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki evrim, yalnızca yeni karakterlerin ortaya çıkmasına neden olmaz aynı zamanda çok kullanışlı olan bazı eski karakterlerin yitirilmesine de neden olur. İklimdeki ani değişmeler, çevre kirliliğinin artması ve her türlü doğal ve insan kaynaklı karmaşalar bu yönden tehlikelidir. Bu durumda in situ koruma projelerinin başlangıç aşamasında temsili tohum örneklerinin gen bankalarında uzun süreli korunmaya alınması gerekir. Bu nedenle de in situ koruma, tek başına bitki genetik kaynaklarını koruma yöntemi olarak ele alınmamakta, ex situ korumanın tamamlayıcı bir unsuru olarak ve birlikte ele alınmaktadır (Karagöz ve ark., 2010).
 
Biyoteknoloji tarihsel gelişimi içinde tarımsal sürdürülebilirliğin temeli olan biyolojik çeşitliliğin korunmasında ve artmasında önemli roller oynamıştır. Klasik yöntemlerle muhafazası zor veya olanaksız olan bitkilere ait genetik kaynakların korunmasında biyoteknolojiden yararlanılmış ve yararlanılmaya devam edilmektedir. Bu şekliyle biyoteknoloji, sürdürülebilir tarımın sigortası durumunda olan bitki genetik çeşitliliğinin devamlılığının sağlanması ve yeni çeşitlilik kaynakları oluşturması bakımından vazgeçilmez bir araçtır. Biyoteknolojinin, bitkilere dayanıklılık genlerinin aktarılmasında kullanılan bakteriyel kökenli toksin üreten çeşitlerin geliştirilmesi amacıyla kullanılması durumunda,  istenmeyen genlerin doğaya bulaşması sonucu ekolojik dengenin bozulması olasıdır.  Doğada türler arası gen alışverişinin olduğuna dair birçok örnekler vardır.  Doğa dikkatli bir şekilde gözlendiğinde türler arası gen akışının devam eden bir süreç olduğu, dolayısıyla da genetiği değiştirilmiş organizmalardan da yabani akrabalarına gen akışının mümkün olduğunu söyleyebiliriz. Gen alışverişinin sonuçlarının görülmesi kısa zaman içinde gerçekleşmemektedir. Sonuç olarak biyoteknoloji, bazı uygulamalarıyla tarımsal sürdürülebilirlik için vazgeçilmez  bir  araç, bazı uygulamalarıyla da ciddi bir potansiyel bir tehlike durumundadır (Karagöz ve ark., 2010).
Biyolojik çeşitliliğin korunmasında ve kullanımında sürdürülebilir gelişme prensipleri kapsamında atması gerekenler somut adımlar şu şekilde sıralanabilir (Demir, 2013).
  • Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ulusal düzeyde tüm sektörel plan ve programlarla bütünleştirilmelidir. Biyolojik çeşitliliğe ilişkin veri tabanları oluşturmaya ve yerel türlerin tesciline olanak veren plan ve programların uygulanması öncelikli alanlar olarak belirlenmelidir.
  • Tüm ekosistemlerin kullanımında (balıkçılık, gen, tarım, ormancılık, turizm vb) siyasi tasarrufla politika oluşturularak, kullanım kararlarının alınmasına son verilmeli, sürdürülebilir alan politikaları (tarım, turizm gibi) benimsenmelidir.
  • Biyolojik çeşitliliği tehdit eden faktörlerden genetik yapısı değiştirilen organizmalar ile yabancı türlere yönelik ülke politikaları belirlenmeli, riskleri en aza indirecek önlemler alınmalı, ihtiyatlılık prensibi benimsenmelidir. Bu yolla yerel türlerin korunmasına ve sürdürülebilir kullanımına katkı sağlanacaktır.
  • Biyolojik çeşitliliğin korunmasına katkı sağlayacak olan geleneksel kullanım yöntemleri desteklenmeli ve geliştirilmelidir.
  • Katılım ve bilgiye ulaşım hakkı ile ilgili yaklaşım genişletilmeli, biyolojik çeşitliliğin doğrudan veya dolaylı bağlantılı olduğu tüm alanlarda uygulanmalı, teşvik ve işbirliği sağlanmalıdır.
Doğal kaynaklara sahip olmak kalkınma için tek başına yeterli değildir. Doğal kaynakların yanı sıra sermayeye, teknolojik imkânlara, konusunda eğitimli, bilişimci girişim ruhuna sahip ve verimlilik hedefini kabul eden kalifiye insan gücüne, etkin yönetim biçimine, gerçekçi kalkınma planlarına ve iyi düzenlenmiş ekonomi politikalarına da ihtiyaç vardır. Bu saydığımız faktörlerin herhangi birindeki zayıflık, ülkeler çok zengin doğal kaynaklara sahip olsalar bile, kalkınmayı yavaşlatacak ve hatta engelleyecek etkenlerdir (Başol ve ark., 2005). Büyüme ancak doğal kaynakların korunmasıyla, gereksiz tüketiminden vazgeçilmesiyle ve geliştirilmesiyle sürdürülebilir olabilir.
 
2. Hayvan Gen Kaynaklarını Koruma Teknikleri

Esas olarak üç yöntem uygulanmaktadır. Bunlar; genetik materyalin in situ (yetiştirme sürüleri halinde ) ve ex situ  (dondurularak)  korunması ile genetik bilgiyi DNA segmentileri  halinde  koruma  yöntemleridir (Primo, 1987; Turner, 1987; Henson 1992; Ertuğrul ve ark., 2005).

2.1. In Situ Koruma

In situ koruma yönteminde hayvanlar yetiştirme sürüleri halinde elde tutulmaktadır. Korunması gereken veya öngörülen ırk hayvanlarından oluşan yeterli büyüklükte bir sürü veya sürüler kendi doğal çevresinde rastgele çiftleştirme ile yetiştirilir  (Ertuğrul ve ark., 2005).

In situ korumanın avantajları

Hayvanlar, ıslah edilmiş populasyonlardaki herhangi bir aksilik halinde anında kullanılabilir durumdadır. Hayvanlar, hayvan yetiştirme teknikleri, barınak, yem, iklim ve hijyenik koşullarda zaman içerisinde meydana gelebilecek değişikliklere kolaylıkla ayak uydurabilirler. Hayvanların canlı olarak korunması estetik ve eğitsel nitelik taşır. Bazı ülkelerde koşullar ex situ korumayı olanaksız kılabileceği gibi, bazı türlerde de dondurarak saklamanın sorunları henüz tamamen çözümlenememiştir. Bu gibi durumlarda, korumanın in situ olarak yapılması zorunludur. Dondurulan materyal gelecekte kullanılabilecek niteliklere sahip olabilir. Fakat, yüzyıllar boyunca sürebilecek saklama sürecinde, bu nitelikler unutulabilir (Ertuğrul ve ark., 2005).
 
In situ korumanın dezavantajları

Korumaya alınan hayvan sayısı ekonomik nedenlerle sınırlı tutulacağından akrabalı yetiştirme sorunu ortaya çıkar. Akrabalık artışı çeşitli yöntemlerle minimumda tutulabilir. Fakat yüzyıllar boyunca bu şekilde yetiştirme sırasında tesadüfi genetik kümelenmeler nedeniyle başlangıç populasyonunun genetik kompozisyonundan çok farklı bir kompozisyon ortaya çıkabilir. Doğal seleksiyon söz konusudur. Genotip x çevre interaksiyonları söz konusudur. Çiftlik hayvanlarının yetiştirilmesinde erkek/dişi oranı 1’den küçüktür. Yani erkeklerin ancak bir bölümünün genetik yapıları sonraki generasyonlarda temsil edilebilmektedir. Öldürücü bir hastalık veya doğal afet tüm hayvanları yok edebilir. Ex situ korumaya göre daha pahalı bir yöntemdir (Ertuğrul ve ark., 2005).
 
2.2. Ex Situ Koruma

Bu koruma yönteminin esası semen, yumurta veya embriyoların uygun yöntemlerle dondurularak saklanmasıdır. In situ koruma yönteminde değinilen avantajlar ex situ koruma yönteminin dezavantajları, dezavantajlar ise avantajları olarak sıralanabilir. Koruma altına alınacak tür, ırk veya bireye ait gen veya genlerin DNA segmentleri şeklindeki kan veya diğer hayvan dokularında dondurularak saklanması da mümkündür. Yine son yıllarda rakombinant DNA teknolojisindeki ilerlemelere bağlı olarak genlerin belirlenmesi, izole edilmesi, klonlanması ve belirtilen bu genlerin tür içinde veya türler arasında aktarımı ile belirli özelliği olan bu genin veya genlerin sürekli olarak korunması da olanaklı hale gelmiştir (Ertuğrul ve ark., 2005).
 
2.3. In Situ ve Ex Situ Korumanın Birlikte Uygulanması
 
Ex situ koruma metotlarının, saklanan materyalin kullanılmasına kadar geçen süreçte hayvan gen kaynaklarının çoğalmasına ve değişen koşullara ayak uyduracak şekilde gelişimine olanak vermemesine karşılık, In situ koruma yöntemleri ırkların düzenli bir şekilde değerlendirilmesine, idare edilmesine ve değişen agro ekonomik koşullarda kullanılmalarına olanak tanımaktadır. Bu nedenle, her iki yöntemin birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin olduğu ve birlikte uygulanmasının daha etkin ve yararlı olacağı bilinmelidir. Her iki yönteme bir arada veya ayrı ayrı gereksinim duyulacağı durumlar ile de karşılaşılabilmektedir (Henson 1992). Özellikle in situ korumanın uygulandığı durumlarda yapay tohumlamadan yararlanılması, bu yöntemde çok daha fazla sayıda erkeğin kullanımını mümkün hale getirmektedir. Böylece efektif populasyon büyüklüğü artırılarak akrabalı yetiştirme ve tesadüfi gen kayıpları kabul edilebilir düzeylerde tutulabilmektedir. Bu uygulama ayrıca, ova ve embriyoları toplama ve dondurarak saklama gibi ex situ yöntemlerin yeterince veya hiç uygulanamamadığı domuz ve kanatlılarda oldukça etkilidir. Gerek yetiştirme sürüleri halinde, gerek dondurarak saklamanın daha önce sıralanan dezavantajlarının elimine edilebilmesi için, hayvan gen kaynaklarının korunmasında her iki saklama yönteminin birlikte düşünülmesi ve uygulanması tercih edilmelidir. Bir ülkede koruma altına alınacak gen kaynaklarının belirlenmesinde birinci aşama genotiplerin ve bunların mevcutlarının saptanmasıdır. Bundan sonraki aşamayı da doğal olarak mevcut genotiplerin tüm özelliklerinin belirlenmesi oluşturur. Hayvansal gen kaynaklarının korunması, biyolojik çeşitliliğin korunması anlamındadır. Biyolojik çeşitliliğin korunması ise herhangi bir ülkenin değil tüm dünyanın mevcut varlıklarından birisinin korunması anlamını taşımaktadır. Bu nedenle koruma çalışmaları çeşitli uluslararası örgütler tarafından desteklenmektedir. Bu destekler uygun niteliklerdeki projelere ve toplam proje maliyetinin % 50’sini geçmemek üzere sağlanmaktadır. Bu noktada; maliyetinin yarısının iç kaynaklardan karşılanması garanti edilen uygun nitelikteki ulusal projeler geliştirilerek söz konusu desteklerden yararlanma yolları da aranmalıdır. (Ertuğrul ve ark., 2005).
 
Doğal kaynakları ihtiyacımız kadar tüketme alışkanlığını kazanmamız artık zorunluluk haline gelmiştir. Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla, atıkları dönüştürmeyle ve atıkların miktarlarını azaltmayla, geri dönüşümü olan ürünlerin kullanımını arttırmayla, doğru restorasyonlarla doğayı korumayla, az su tüketen bitkilerin geliştirilmesiyle, bitki su tüketimlerine uygun sulama programlarının belirlenmesiyle, orman gibi yenilenebilir kaynakların sürdürülebilirliği için gereken çalışmaların yapılmasıyla, mağazalarda karbon salınımını gösteren dijital panolarla, çocuklar için düzenlenebilecek resim ve fotoğraf yarışmalarıyla doğayı koruma bilincinin aşılanmasıyla, ekoturizmin büyük kitle turizmine dönüşmesinin engellenmesiyle, yeni inşaatlara inşaat izni aşamasında ağaçlandırma zorunluluğu getirilmesi konusundaki çalışmaların, tüm yapı ruhsat işlemlerini de kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmasıyla, sağlıklı beslenme alışkanlığı edinip aşırı tüketimden vazgeçmeyle ve daha birçok yolla dünyamızı korumaya katkı sağlayabiliriz.

Hayvanlara sadece su ve yiyecek yardımı yapmak yeterli değildir. Doğal yaşam alanlarını da onlara hediye etmek gerekir.
 
Abstract

Protection Of Plant Genetic Resources and Animal Genetic Resources: Let's Protect The World Together

Preserving means keeping something away from danger. The protection of plant and animal genetic resources is important for ensuring equilibrium in the environment. For this reason, in order to stabilize the environment in which all living things live, it is necessary to protect our soil and water resources and even all our natural resources.
 
Kaynaklar:
  1. Anonim, 1996. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, Resmi Gazete, 27 Aralık 1996, No: 22860.
  2. Aykas, L., Taş, N., Adanacıoğlu, N., Oğur, E., Özer, U., 2016. Ulusal Tohum Gen Bankası, Anadolu Dergisi, 26 (2), 44-50. Retrieved from http://bit.ly/2ih0bq1
  3. Başol, K., Durman, M., Çelik, M. Y., 2005. Kalkınma Sürecinin Lokomotifi; Doğal Kaynaklar, Muğla Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Dergisi, 14,  s.61-71.
  4. Budak, F., 2013. Biyolojik Çeşitlilik ve Organik Tarım, Biyoloji Bilimleri Araştırma Dergisi, 6(2): 45-50, ISSN: 1308-3961, E-ISSN: 1308-0261.
  5. Demir, A., 2013.  Sürdürülebilir Gelişmede Yükselen Değer; Biyolojik Çeşitlilik Açısından Türkiye Değerlendirmesi,  İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Bilimleri Dergisi, Yıl: 12 Sayı: 24 Güz 2013 s.67-74.
  6. Ertuğrul, M., Dellal, G., Elmacı, C., Akın, O., Karaca, O., Altın, T., Cemal, İ., 2005.   Hayvansal   Gen   Kaynaklarının  Koruma  ve  Kullanımı, Türkiye  Ziraat  Mühendisliği   VI.   Teknik   Kongresi, 3-7 Mart, Ankara.
  7. Henson, E. L., 1992. In Situ Conservation of Livestock and Poultry. FAO. Animal Production and Health Paper. 99.
  8. Karagöz, A., N. Zencirci, A. Tan, T. Taşkın, H. Köksel, M. Sürek, C. Toker ve K. Özbek. 2010. Bitki Genetik Kaynaklarının Korunması ve Kullanımı, Türkiye Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi, 11-15 Ocak 2010, Ankara. Bildiriler Kitabı 1, 155-177.
  9. Meriç, T., B., 2004, Su Kaynakları Yönetimi ve Türkiye, Jeoloji Mühendisliği Dergisi, 28(1), s.27-38.
  10. Primo, T. P., 1987. Conservation of Animal Genetic Resources, Brasil National Programme (Animal Genetic Resource, Strategies for Improved Use and Corservation), FAO Animal Production And Health Paper, 66. S.165-179.
  11. Seydioğulları, H. S., 2013. Sürdürülebilir  Kalkınma  için  Yenilenebilir Enerji, Planlama, 23(1):19-25.
  12. Taşkın, T. 2008. Bitkisel Genetik Kaynaklarının Korunmasında Dondurarak (Cryopreservation) Muhafaza Teknikleri ve Uygulamaları. Anadolu J of AARI, 18 (2): 62-77.
  13. Turhan Ş., 2005. Tarımda Sürdürülebilirlik ve Organik Tarım, Tarım Ekonomisi Dergisi, 11(1): 13-24, http://bit.ly/2gZGTsq , Erişim Tarihi:16/10/2017.
  14. Turner, H. N., 1987. Principles For Preservation of Endangered Species and Breed in The Tropics (Animal Genetic Resource, Strategies for Improved Use and Corservation), FAO Animal Production and Health Paper, 66, S.165-173.
  15. Yücel M., ve Babuş D., 2005. Doğa Korumanın Tarihçesi ve Türkiye’deki Gelişmeler, (Conservation and Developments of Nature Conservation in Turkey) Doğu Akdeniz Ormancılık Araştırma Müdürlüğü, Doğa Dergisi (Journal of DOA): 11: 151-175.
Görseller:
Yazara aittir.
 

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.