Göç Yolları Kırsala Döner mi?

Yazar: Zerrin ÇELİK
 
Her yıl değişik temalarla 16 Ekim’de kutlanan Dünya Gıda Günü’nün bu yılki teması ‘Göçün geleceğini değiştirin, gıda güvenliği ve kırsal kalkınmaya yatırım yapın’ olarak belirlendi ve bu konuda çeşitli etkinlikler düzenlendi. Bu temanın belirlenmesindeki amaç, gıda güvencesi bağlamında göç olgusunun ortaya çıkışındaki etmen ve etkenlere vurgu yapmak, kırsaldaki yoksulluk ve açlığın azaltılması ve hatta bitirilmesi olarak belirtilmiştir.

Öncelikle göçün tanımını yapalım.

Sözlük anlamıyla; bireylerin veya toplulukların ekonomik, toplumsal ve siyasi nedenlerle bir yerleşim biriminden başka bir yerleşim birimine doğru gerçekleştirdikleri nüfus hareketleridir (1). Başka bir deyişle çalışmak ve kendine daha iyi yaşam olanakları bulmak umuduyla, insanların oturdukları yeri bırakıp başka yörelere gitmesidir.

Birleşmiş Milletler’in araştırmasına göre, yaklaşık 244 milyon kişi ülkeler arasında, 763 milyon kişi ise kendi ülkelerinde bir yerden başka bir yere göç etmektedir.

Türkiye’de 1950’li yıllardan itibaren, özellikle tarımdaki makineleşmenin etkisiyle kırdan kente göç hız kazanmıştır. O yıllarda nüfusun yaklaşık %75’i kırsalda yaşarken, 1980’li yıllarda uygulanmaya başlanan neo-liberal politikaların etkisiyle kentlerin nüfus artışı hızlanmış ve 1985 yılında ilk kez, kent nüfusu kır nüfusunu geçmiştir. Çok sayıda yasal değişikliğe rağmen kırsal nüfus ve kırsal alan kavramlarındaki karmaşa giderilememiş; 2016 yılına gelindiğinde, il ve ilçe merkezlerinde oturanların oranı %92’ye ulaşmış, belde ve köylerde yaşayanların oranı ise %8’e düşmüştür (2).

Son yıllara kadar, özellikle gelişmekte olan ülkeler için hep tarımda çalışan nüfusun azaltılması, işletmelerin büyütülmesi, daha çok üretim ve ihracat yapılması gerektiği, açlığın ve yoksulluğun ancak bu şekilde bitirilebileceği; ekonomik büyümenin ve kalkınmanın kırsaldaki nüfusun başka sektörlere kaydırılmasıyla sağlanabileceği iddia edildi ve böylelikle Türkiye de dahil olmak üzere, bu ülkelerin zincirlerinin ancak bu şekilde kırılabileceği kurgusu empoze edildi. Oysa ki mevcut sistemde bu kurgu, küçük bir azınlık için gelişmişlik ve refah sağlarken, büyük bir çoğunluk için yoksulluk ve yoksunluk yaratmıştır.

Artık kalkınmayı, sadece ekonomik bir unsur olarak görüp, Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH) ile ölçüp açıklamak ve artmışsa ‘başarılı’ olarak değerlendirmenin yetersiz olduğunu çoğumuz biliyoruz. Bazen GSMH’de gerçekleşen büyük artışa rağmen bu durum, işsizliğe, yoksulluğa ve açlığa yol açabilmektedir. Gelir dağılımındaki adaletsizlikler ve bölgesel dağılımdaki dengesizlikler dikkatimizden kaçabilmektedir. Öyleki bu ‘başarı(!)’, son yıllarda daha sık karşılaştığımız gibi, doğal çevrenin bozulması ve hatta kaynakların yok edilmesi pahasına elde edilmektedir. Örneğin, tarımda daha fazla üretmek ve daha fazla gelir elde etmek isteyenler su kaynaklarının tükenmesine, kirlenmesine; toprakların ve ormanların bozulmasına neden olabilecek veya insan sağlığını tehlikeye atabilecek uygulamaları yapmaktan çekinmiyorlar. Büyük üretimlerde bulunup ihracat yapan bir fabrika sahibi, daha fazla kar amacıyla ve yüksek maliyet endişesiyle kirli, hatta zehirli atık sularını arıtmadan, yakınındaki su kaynağına verebiliyor. Hal böyleyken bu tür uygulamalar GSMH’ye katkı olarak değerlendirilebiliyor ve çok önemliymiş gibi yansıtılabiliyor.

Günümüzde kalkınma, insanların insanca yaşam koşullarına erişim olanaklarının artması, gelir dağılımının iyileşmesi, gelir düzeyinin yükselmesi, sosyal ve kültürel alanlarda yerele uygun gelişmelerin sağlanması, doğal kaynakların korunarak kullanılması ve zenginliklerin bireyin hayatına yansıma süreci olarak tanımlanmaktadır (3). Kırsal kalkınma ise, kırsalda yaşayanların insanca yaşam koşullarına erişim olanaklarının artması, kalkınma temelinde değişim taleplerinin desteklenmesi, bireylerin kendi öz güçlerini keşfetmesi ve ona dayanması, gelirlerinin artması, gelir dağılımında adaletin sağlanması, eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşım oranının yükselmesi, doğal kaynakların korunarak kullanılması ve zenginliklerin kırsaldaki bireyin hayatına yansıması süreci olarak tanımlanmaktadır (3).

Ülkemizde kırsal kalkınmanın sağlanabilmesi amacıyla çoğunlukla kırsal altyapının geliştirilmesi ve tarım dışı ekonomik faaliyetlerin çeşitlendirilmesine yönelik birçok uygulama bulunmaktadır. Daha etkili bir kırsal kalkınma için Ulusal Kırsal Kalkınma Strateji ve Kırsal Kalkınma Planı yürürlüğe konmuştur. Onuncu Kalkınma Planı’nda ‘uygulamalar' büyük ölçüde yerel kurumlara devredilmiştir. Yerel düzeyde kırsal kalkınmaya ilişkin kurumsal kapasite güçlendirilmiştir. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, kalkınma ajansları, il özel idareleri ve köylere hizmet götürme birlikleri bu kapasitenin oluşumuna katkı sağlayan kurumların başında gelmektedir. Yeni düzenleme ile büyükşehir belediyeleri ve bunların ilçe belediyeleri kırsal kalkınma konusunda kilit aktörler haline gelmiştir’ denmektedir (4).

Yeri gelmişken; İzmir, Aydın, Muğla büyükşehir belediyeleri ile ilçe belediyelerinin kırsal kalkınma için yaptığı faaliyetleri ve bunun sonucunda gerek üretici gerekse kooperatiflere olan olumlu yansımalarını hatırlayarak, Onuncu Kalkınma Planı’nda yazdığı gibi belediyelerin kilit aktör olmalarının haklılığını teslim edelim.

Geldiğimiz noktada pekçok ülkede kırsal nüfusta azalma eğilimi ve yaşlanma devam etmektedir ve neredeyse insanlığın en temel ihtiyacı olan gıdayı üretecek genç nüfus kalmamıştır. Genç nüfusun kırsalda tutunma refleksini artıracak, hatta kırsaldan kente göçü tersine çevirecek tarımsal faaliyetleri çekici kılacak çözümler aranmaktadır. Çeşitli hibe ve desteklemelerle vs. gençlerin tarımda, yani kırsalda kalması, kırsala dönmesi için çalışmalar sürdürülmektedir.

Ülkemiz için hazırlanan Kırsal Kalkınma Eylem Planı’nda “kırsal kalkınmanın, kırsal alanları bağımlı ve geri alanlar olarak gören ve buralardaki çözülme problemini, diğer bir ifadeyle kırdan kente göçü yavaşlatmayı amaçlayan geleneksel savunmacı yaklaşımı değil, kırsal alanlardaki ekonomik ve beşeri kaynak potansiyelini ülke kalkınması yolunda azami ölçüde değerlendirmeyi amaçlayan ilerlemeci yaklaşımı esas almaktır” denmektedir (5). Bu ifadede bahsedilen ilerlemeci yaklaşımın, hangi göstergelere dayandığı, ekonomik ve beşeri kaynak potansiyelinin ülke kalkınmasında hangi somut adımlarla ve hangi biçimlerde eylemlere dönüşeceği açık değildir.

Sözlerimizi yine Türkiye özelinde bitirelim…

Yalnız kırsal kalkınma değil, genel bir kalkınma için temel ihtiyaçları karşılamayı esas alan, dışa bağımlılığı azaltmayı kararlı bir şekilde hedefleyen, öz kaynaklara daha fazla önem veren, herkes için en yüksek geliri önceleyen, tüm sınıfların refahının sağlandığı ve pozitif değişimlerin toplumun her kesimine yayılacağı bir kalkınma stratejisi ile gıda güvencesini sağlayabilir, göçü engelleyebilir, hatta göçü, özellikle de gençlerin göçünü tersine çevirebiliriz.

Uygulamalar, gençlerin kırsala tutunma refleksini henüz kuvvetlendirmese de şimdilik gidenlerin geri dönmesini sağlamaya yetmese de tıpkı Murathan Mungan’ın “Göç Yolları” şiirinde umutla ve inatla belirttiği gibi…

Göç yolları
Bir gün gelir
Döner tersine
Dönülür elbet!
 
Kaynaklar:
  1. TDK, 2017. Büyük Türkçe Sözlük, T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu, http://www.tdk.org.tr, (Erişim: 26 Ekim 2017).
  2. TUİK, 2017. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları 2016, İstatistik Haber Bülteni, Türkiye İstatistik Kurumu, www.tuik.gov.tr, (Erişim: 27 Ekim 2017).
  3. DPT, 2008. Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007-2013) Kırsal Kalkınma Özel İhtisas Komisyonu Kırsal Kalkınma Politikaları Alt Komisyonu Raporu, T. C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı, Yayın No: DPT:2784-ÖİK:709, Ankara 2008.
  4. KB, 2013. Onuncu Kalkınma Planı (2014-2018), T.C. Kalkınma Bakanlığı, Ankara 2013.
  5. GTHB, 2017. Kırsal Kalkınma Eylem Planı (2015-2018), T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, kkp.tarim.gov.tr, (Erişim: 27 Ekim 2017).
Görseller:
  1. The Telegraph
  2. Food Tank

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.

Yüksel balcı - 12.12.2017 01:32
Ellerine ve yüreğine sağlık sevgili meslektaşım, yazmaya devam et....
Feyyaz Uysal - 02.12.2017 22:03
Kırları, meraları, doğayı katletmeden bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Buyuk işletme değil, insanca yaşanabilir büyüklükte işletmeleri teşvik ederek ve kooperatifleşmeyi gerçekten destekleyerek başka bir dünya yaratmak mümkün. Yazarın yüreğine sağlık...