AR(akla)-Ge(tir)

Yazar: Cemal SAYDAM
 
Hemen anladınız elbette neden bahsettiğimi. Son yılların en moda tabiri, en yakışıklısı AR-GE. Bu temel üzerinde geliştirilecek olan herşeye devletten sonsuz destek vaat ediyor, yapılıyor da. İşte her üniversitenin bir teknokenti oldu, her birinde ARGE faaliyetleri yapılıyor. İyi de yapılan ne acaba? Zamanında TUBİTAK'ta çalışırken doğal üyesi olduğumuz ve özgün araştırmaların desteklendiği TTGV (Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı) yönetim kurulunda, sanayici bir üyenin yakınışı hala kulaklarımda. Kalktı dedi ki: "Bana bir ama bir tek özgün bir araştırma gösterin. Bizim geliştirdiğimiz ve dünyaya tanıttığımız. Bir tane!" dedi. İki değil bir tane dedi.
 
Sustuk kaldık. Örnek verecek bir şey yoktu ki!
 
Sonra devam etti: "Doların kurundaki üç ve dördüncü haneler sizler için belki bir şey ifade etmiyor ama biz sanayiciler için ne demek bilir misiniz?" dedi, yine sustuk. "Akşam yatıyoruz dolar kuru şu, sabah kalkıyoruz 3 ve 4 hanelerde artış. Milyonlarca dolar dış kaynak kullanan bir sanayici, bir  kuruluş için bu on binlerce lira demek ama benim ürettiğim mal geceden sabaha aynı değerde kaldı ama borcum arttı." derdi.
 
Yine susardık. Bu tartışma 2000 yıllarında yapılmıştı, yani aradan 17 yıl geçti.
Bağlı olduğum üniversitenin teknokenti aracılığı ile Almanya’da bir politeknik üniversiteye gittik.  Bizim anlayacağımız lisan ile mühendis ile yalın çalışan arası teknikerlerin yetiştirildiği bir ara eğitim kuruluşu. Başına gelecek kişi (prof.) yanlış hatırlamıyorsam en az 12 sene bir sanayi kuruluşunda üst düzey yöneticilik yapmış olmak zorunda. Yani sanayicinin dertlerini bilmek zorunda. Bizim ziyaret ettiğimiz yerde Mercedes firmasının adına yetiştirilen ve otomotiv dalında iş garantisi olan bir merkez vardı. Laboratuvarında da bir adet Mercedes 600 vardı ve eğitim alan yüzlerce seçilmiş talebe. Şaşırdık. Dediler ki eğitilen kişiler için bu elzem; nedeni de bu aracın gelecek on sene içerisinde üretilecek her türlü teknolojiye şimdiden sahip olması şeklinde açıklamada bulundular.
 
Mercedes neden Mercedes şimdi daha iyi anlayabiliyorsunuz sanırım.ARGE ve buna yatkın insanları daha ağaç yaşken eğitmek.
 
Ya bizde?
 
Televizyonlarda, allahın diş fırçasının reklamı bile yurt dışında bilmem ne laboratuvarlarında geliştirilen diye başlar, sağlık programlarında da Atlantik'in öte yanındaki devletlerde yapılan son araştırmalar diye devam eder. Hiç Türkiye’de yapılan diye bir şey duydunuz mu? Duymazsınız ama bu yaklaşımlar genç beyinlerde dahi bir aşağılık kompleksi yaratır.  İlla ve de mutlaka yurt dışı damga olmalı ki kabul edilsin. RTÜK evlendirme programlarının aile yapısını bozduğu gerekçesi ile yasaklar ama gençlerin beynine işlenen yabancı laboratuvarlarda keşfedilen, geliştirilen ürün reklamlarını görmezden gelir. Gençlerin tutkun olduğu oyunlara bakın, her biri batı devletlerinin kötüye karşı şavaşı. İyi, batı gelişmiş ülkeler; kötü, diğerleri. Bununla eğitilen gençlik şuur altında batıya bağımlı yetişiyor. Halbuki bunlar şuuraltında öyle kötü birikimlere neden oluyor ki!  İşte benim size yazdım konu başlığı da maalesef böyle bir şey. AR-GE dünyada "Araştırma Geliştirme" demek ama ya bizde? ARakla GEtir!
 
Bana kızmayın! Hemen yapılanlara bakın; bu işlere para yatıranlara bakın; desteklenen ARaştırma GEliştirme mi ARakla GEtir mi?! AR-GE’yi destekleyen bir işi adamına arakla getir ile yaklaşınca inanın daha memnun oluyor. Araklandığı için zaten ortada olan ürünü en başından itibaren görebiliyor. Allah için arakladığımız fikri de çok ama çok iyi geliştiriyoruz, bu konuda çok ama çok iyiyiz. Dedim ya özellikle savunma sanayinde, dışa para harcamadan da kurtularak, ama var olanı geliştirerek. Etrafta yüzlerce örnek var ama TTGV'deki iş adamının söylediğini hatırlayın. Demişti ki bana bir ama bir adet özgün, bize ait her şeyi, bizim olan ve dünyaya kabul ettirdiğimiz ve milyarlarca dolar kazandığımız bir ama bir icat... Hala yok! Olacağı da yok çünkü buna para yatıracak kişi yok. Ama bakın insansız hava araçlarına? Bize satmadılar ama çalıştık çabaladık en iyisinden de iyisini yaptık. Ama temeli arakla getire dayalı. Ama bir LED lamba keşfedebildik mi? Apple denen şirkete bakın. Bütçesine bakın, birde Türkiye Cumhuriyeti'nin bütçesine bakın. Zamanında aynı seviyeden dünya pazarlarına açılan Güney Kore’ye bakın, bir de bize bakın. Geçmiş yazılarımdan birinde de bu konuya değinmiştim. Onlarda Samsung,  bizde Samsun. Bir ufak “g”nin nelere kadir olacağını düşünebilir miydiniz? Oluyor işte, düşünürseniz.
 
Diyelim ki hakikaten bir şey geliştirdiniz, yaptınız. İlk kösteği yurt dışından değil yurt içinden yersiniz. Ben zamanında TUBİTAK başkan yardımcısıyken bulutları yağışa itelemenin sırrını öğrendik. Bu bizim ülkenin kaderini değiştirecek birşey diye o zamanın toplantılarında temas kurabildiğim bir bakana bunu söyledim. Bana verilen cevap “Hocam Amerikalı aptal mı ya?" dedi. Ben de "Onu bilmem ama ben değilim dedim." ve konuşma bitti. Halbuki ben bu konunun patentini dahi aldım. Türkiye bana verdiği geçici patenti iptal etti ama Avrupa Petent Ofisi'nin ülkemize verdiği ilk çevre alanındaki patentini aldım. Aldım da ne oldu? Hiç. Ama ben bunu yabancı bir ülkede yapsaydım, adım da bir yabancı adı olsaydı işler başka olurdu. Bu ülkenin kaderi değişirdi. Orta Doğu’nun en ama en önemli sorunu olan su sorununun anahtarı elimizde olurdu.
 
İşte bu nedenle ARakla GEtire devam, ARaştırma GEliştirme henüz bizim işimiz değil. Bu konuya dergimizde ikinci kez değinmem ama bu konu ilerisi için çok önemli. Gelecek, Araştıran Geliştiren ülkeler için bir şeyler vaat ediyor. Takip edenlerden olmamalıyız, biz de geleceği şekillendiren ülkeler sınıfına geçmeliyiz.
Cam filmi misalinde olduğu gibi takalım mı takmayalım şeklindeki tartışmanın hangi kademelere kadar ulaştığı gerçeğinden öte, geliştirilecek olan ve güneş enerjisinin aracın içinde yüksek ısıya neden olmasını engelleyen, dolayısı ile enerji tasarrufu sağlayan, milli ekonomiye katkıda bulunan ama güvenlik kontrolü sürecinde de polisin elindeki bir cihaz ile şeffaf hale gelen bir cam filmini ülkemizde geliştirmeliyiz, imal etmeliyiz. Olmuyor değil ya! Eskiden trafik muayenelerinde sigorta belgesi istenirdi şimdi sadece ehliyet ruhsat diyorlar, gerisi merkezdeki beyinde. Ama polisin o merkeze ulaşmak için kullandığı tablet bir yabancı marka. Hepimizin elindeki akıllı telefonlara bir bakın. Bankacılık işlemlerini nasıl da sorunsuz ve de en gelişmiş ülkelerden de öteye halledişimize bakın, hepsi bizdeki pırıl pırıl beyinler nedeni ile ama kullanılan araçlar hep yabancı marka.
 
Bana kızmayın, bir düşünün. Bu ülkede hakiki gerçek tam anlamı ile yapılan bir AR-GE sonucunda bulunmuş geliştirilmiş küresel başarı sağlamış bir ama bir tek ürün söyleyin lütfen.
 
İki değil bir tane.
 
Haksız mıyım?
 
Görseller:
  1. ShiftDelete.net
  2. Webtekno.com

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.