İskeçe Festivali - Yunan ve Türk Zeytinciliği

Yazar: Mücahit Kıvrak
 
Karnavalın geçmişi Hz. İsa’ya dayanmaktadır. Hz. İsa’yı saklamak için tüm çocukların yüzleri boyanmış ve şehirde her çocuk aynı olmuş. Böylece Hz. İsa kurtulmuştur. Sonrasında tüm ülkede bu durum karnaval havasında kutlanmaya başlamıştır. Dünyanın diğer önemli karnavallarından Venedik ve Rio ile de karşılaştırmasını gidip görenler yapmaktadırlar. Her yıl şubat ayında bir Pazar günü İskeçe’ye ülkenin içinden ve dışından bir sürü turist gelerek eğlenceye katılmakta; kıyafetleri, boyaları ve eğlenceleriyle renkli saatler geçirmektedirler. Şehir günler öncesinden karnavala hazırlanmaktadır.

Korteje rengarenk giyinen gençler ve kendini genç hisseden kim varsa, saatlerce müzik eşliğinde yürüyüşünü yaparak katılıyor. Bazen kortej sebebi bilinmeyen bir şekilde 10 dakika olduğu yerde bekleyebiliyor. Hakem düdükleri ile etrafa gürültü yayıyor insanlar. Kaldırımlarda izleyiciler karnaval coşkusunu yaşıyor ve kortejdekilere yaşatıyorlar. Türkçe konuştuğunuzda sizi anlayan birilerinin olması da ayrı keyif vermekte. Alışveriş sırasında zorlanmadan anlaşabilmek önemlidir. Türk lirası da eskisi gibi değil, bir çok markette geçmektedir. Hatta köy kahvaltısı ve demleme çay yazılarını görünce şaşırmayın.   

Karnavalın yapılacağı meydan süslenmektedir. Yol güzergahı ses sistemleri ile donatılmaktadır. Üzeri açık araçlar hazırlanmakta ve süslenmektedir. Şehir, karnaval için çalışmaktadır. İskeçe’nin girişinde bulunan havalimanı dışarıdan gelen otobüsler ve araçlar için park yeri olarak kullanılmaktadır. İskeçe içinde ve şehre yakın diğer şehirlerde bulunan tüm oteller dolmaktadır. Gerek Türkiye’den gerekse Bulgaristan ve diğer komşu ülkelerden Yunanistan’a binlerce insan gelmektedir. Gümrük kapılarında yığılmalar olmaktadır. Festival Yunanistan ekonomisine ciddi bir katkı yapmaktadır.

Festival otoparkında Türk plakalı birçok araca rastladık. Türk turizm şirketleri karnavala otobüslerle gezginleri taşımakta. Haftasonunda hem karnavala hem de diğer Batı Trakya şehirlerini görmek isteyenler cumadan itibaren yola düşmektedirler. İskeçe, Selanik, Drama ve Kavala şehirlerini bir arada gezip görmek isteyenler güzel bir haftasonu geçirmektedirler. Selanik’te Atatürk evini görüp İzmir Kordon'a çok benzeyen sahil kenarında kahve içmek keyifliydi. Drama’da Osmanlı yadigari eserleri görmek duygunlandırdı. Doğası, sadeliği ile hepimizi büyüleyen Batı Trakya’da sahillerde zeytin ağaçları, iç kesimlerde ise diğer bahçe ve tarla kültürleri ekilişi ve dikilişi yapılmaktadır.

Yunanistan’da işçiliklerin pahalı olması nedeniyle zeytinliklerin bir kısmında bakım eksiklikleri göze çarpmaktadır. Zaten Yunan zeytinciliğinin esas büyük kısmı güneyde, Girit’te ve bazı adalarda yapılmaktadır. Sahil kesiminde müsait alanlarda zeytin bahçeleri kurulmuş ve tarımı yapılmaktadır. Kooperatifler burada da etkindir. Şehirlerin içinde 'Geleneksel Yunan Ürünleri' diye satılan bir sürü dükkan ve mağaza bulunmaktadır. Kavala kurabiyesinin satıldığı dükkanlarda aynı zamanda Yunan zeytin ve zeytinyağı da satılmaktadır.

Esas ilginç olan tarihleriyle özdeşleştirerek marka stratejilerini ortaya koymalarıdır. Markalarını geçmişte Yunan tarihinde var olan kim varsa onun ismiyle tanıtımını yapmaktadırlar. Bu da diğer ülke zeytinyağlarının bir adım geriden başlamasını sağlamaktadır. Örneğin birçok satış noktasında satılan Afrodit marka zeytinyağlı sabun buna örnektir. Bölgesel kooperatiflerin de etkin olması özellikle turistik noktalarda satış ağlarını kurmuş olması üreticiye büyük yarar sağlamaktadır.

Zeytin Yunanistan’ın en önemli tarım ürünlerindendir. An itibariyle bizim 15 sene sonramızı yaşıyor gibiler. Nüfusun çoğu büyük kentlere gitmiş. Kırsal kalkınma yarım kalmış. Köylerin içi boşalmış. Yaşlı nüfus yerleşik olmuş ancak onların da zeytincilik yapacak dermanları kalmamış. Geleceğimizi gördüm sanki! Tehlikenin farkında mısınız? Yunan zeytinyağı zaten Avrupa Birliği içinde kolay müşteri buluyor ancak bu ağaçları işleyecek dilinden anlayacak kişi yada kişiler yok.

Dökme sabun kalmamış. Bütün sabunlarının neredeyse tamamı diğer yağlarla karışık zeytinyağlı sabun olmuş. Sergi sabunu marketlerde yok. Ancak bir güzel yanları var. Tekstil ürünlerinin bir çoğunda zeytindalı zeytin meyvesi veya zeytinyağı figürleri var. Bununla da şehri birleştirmişler. Selanik yazısının altında veya üzerinde havluya zeytin dalları çizmişler.

Zeytinyağlarını tatma imkanımız oldu. Gerek yemeklerde gerekse de marketlerde satılan yağlar biz de ne ise onlarda da aynısı. Zaten bir millet bu kadar mı birbirine benzer? Dili ve dini farklı olmasa bir Yunanla bir Türkü ayırmak mümkün olmamaktadır. Müziklerinin bile melodileri birbirine yakındır. Şişeye, ambalaja ve tasarıma önem verdikleri dikkatlerden kaçmamaktadır. Bizim de bu işlere daha yoğun emek harcamamız gerekmektedir. Geleneksel Yunan lezzetleri diye ballandıra ballandıra anlattıkları herşey bizde de var. Kültür o kadar iç içeki ayırmak mümkün değildir. Sınır kafalardadır. İki yaka bir İsmail isimli dizi vardı. Çok az yayınlanmıştı. Selanik kordonda hatırıma geldi. Karşı yaka Türkiye’ydi. Yunan zeytinciliğinin ayağa kalkması demek bizim zeytinciliğin ayağa kalkması demektir. Ülke politikalarının kriz çıkarma üzerine kurulmaması gerekmektedir. Adalardaki zeytinliklerin de ana kara üzerindeki zeytinlilerinde bizim zeytinliklerimizin de kurtulması birlikte işleme rejimi birlikte satma organizasyonları ile yapılmalıdır.
Görseller:
Yazara aittir.

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.