Beyaz Et Ne Kadar Beyaz?

Yazar: M. Ufuk Peker
 
Daha başlıktan hedefe oturtulacağıma eminim. Broyler yetiştiriciliğinden geçinenler ‘Broyler yetiştiriciliği’ üzerine yazılan yazılara sert tepki gösteriyorlar. Haksız sayılmayacak tarafları var. Sektöre yapılan eleştirilerin çoğu kulaktan duyma, bilgiden çok ön yargılara dayanan, abartılı eleştiriler. Ancak eleştiriler şirazesinden çıktı diye beyaz et sektörünü mazlum ve masum saymamız mı gerekiyor. Yanlışları eksiklikleri görmeyelim mi?

Dar gelirli bir kamu çalışanı olarak konvansiyonel broyler yetiştiriciliği ile üretilen beyaz eti kullanıyorum. Mevcut koşullar ve mevzuat organik beyaz etin fiyatını olumsuz etkiliyor. Ortalama gelirin üstünde bir gelire sahipseniz sertifikalı organik beyaz et ve yumurtayı tercih etmelisiniz derim. Ancak organik hayvansal üretimin maliyetlerinin oldukça yüksek olması özellikle beyaz ette yüksek bir fiyat farkının oluşmasına neden oluyor.

Tarihte insan nüfus artış hızı genelde teknolojik gelişmelerle paralel olarak artar. Özellikle de tarımsal üretimin başlaması nüfus artışı için uygun zemin oluşturur. Tarımsal üretim başta gıda ve giyim olmak üzere pek çok ihtiyacın karşılanmasının ötesinde, ürün fazlasının elde edilmesini sağladı. Fazla üretim saklama, işleme, ticaret ve zenginleşme demektir. Tüm bunlar uzun bir süre nüfus artışını teşvik edecek ekonomik, toplumsal bir dizi gelişmeyi tetiklemiş, Akdeniz’in doğusundan Kuzey Afrika ve Güney Avrupa’ya, İran üzerinden Hindistan ve Çin’e doğru yayılmasını sağlamıştır.

Tarım alanındaki gelişmeler açlık, iklim koşulları ve güvenlik sorunlarını belli oranda çözer. Öte yandan kalabalıklaşan şehirlerde toplumsal örgütlenme, rekabet, altyapı sorunları giderek artmaya başladı. Ticaret ve göçle gelen salgın hastalıklar için ortam oldukça uygundu. Giderek kurumsallaşan kent idareleri tarımı kentin dışına atmaya başlar.

İnsan nüfusu Sanayi Devrimi adını verdiğimiz ticaretin teknoloji yarışına dönüştüğü insan nüfusu artmak için olağanüstü uygun bir döneme girdi. Giderek artan üretin ve tüketim çılgınlığı sayesinde doğal seleksiyon ve açlık baskısından kurtulan insan için üreme ve çocuğuna sahip çıkma baskın unsur haline geldi.

İnsan nüfusunda ortaya çıkan hızlı artış beslenme sorunlarının ortaya çıkmasına mı neden oldu? Yoksa ‘kaynakların kötü ve yanlış kullanılması’ (açık ifadeyle; güçlü olanın her ‘ŞEY’i isteyen aç gözlülüğü) nedeniyle az gelişmiş ülkelerde açlık ve yoksulluk dayanılmaz boyutlara mı ulaştı? O ayrı bir tartışma konusu... İnsanın doğayı egemenliği altına aldığına dair inancı, özellikle kaderi kendisine bağlı canlılar için kötü haber demekti.
 
Yeşil Devrimin Biyolojik Makineleri

Hızlı nüfus artışı ve artan ihtiyaçlar bahane edilerek ‘Yeşil Devrim’ adı verilen plan tarım kesimine dayatıldı. Uzun süre kaderine terkedilmiş kırsal kesim insanını için yenilikleri benimsemek zor olsa da bol kazanç ve normal ötesi devlet destekleri alışkanlıkların hızla değişmesini sağladı. Orta ve Güney Afrika, Güney Amerika gibi bölgelerde sömürgecilik ilişkileri nedeniyle kaynakların hor kullanılması sonucu ortaya çıkan yoksulluk, açlık ve kuraklık ironik bir şekilde aynı sömürgeci ülkelerin önerdiği ‘Yeşil Devrim’in ‘gerekçesi olarak ortaya konuyordu.

Yeşil devrimin gerçek yeşili dolar yeşiliydi. Yeşil ve devrim sözcüklerinin büyüsüyle oluşturulan perde köylerin sanayi ürünleri için bir Pazar haline gelmesini sağladı. Amerika’da üretilen tohum, Almanya’da üretilen traktör, Fransa’da üretilen alet ekipman, vb. köylümüz tarafından kullanılabilecekti. Tabii biz de tüm bu ülkelere tarım ürünleri ihraç edebilirdik de… Kaç ton pamuk bir traktör eder?

Sonuç olarak doğal etkilere açık, canlıların üretim materyali olarak kullanıldığı tarım işletmelerini serbest piyasaya ekonomisine entegre etmenin aracı olarak kullanılıyordu.  Pek çok aile işletmesinin iflası ile sonuçlandı. Küçük yerleşimlerde bulunan köyler boşalmış ve şehirlerde ucuz iş gücü olarak işsizler ordusuna eklenmeye devam ediyor. Çiftçiler, özellikle de genç çiftçiler televizyon başta olmak üzere medyanın etkisiyle gözlerinde büyüttükleri kentlere akın ediyor. Artık ülkemiz büyük oranda tarım ürünleri ithal ediyorsa bunda “Yeşil Devrim”in payı büyüktür.

16.yy'da skolastik düşünceye karşı mücadele vermiş önemli düşünürlerden biri Fransız Rene Descartes’tir. Descartes anatomiye merak sardığında deneylerinde canlı hayvanları kullanmakta tereddüt etmedi. Descartes’e göre hayvanlar acı çekmiyordu. Hayvanları duyguları olmayan biyolojik birer makine olarak görüyordu. Canlı hayvanlar üzerinde işkenceyi andıran deneyler yapan Descartes hayvanların çırpınma, hırıltı ve bağırtılarının tamamen bilinçsiz olduğunu iddia etmekten geri durmadı.  (Durakoğlu A. Volkan A.Y. 2012)
 
Etin Beyazı,  Yumurtanın Beyazı

19. yy'ın sonlarında başlayan ve yeşil devrimle ‘taçlanan’ sanayi tipi hayvansal üretim kendisini Descartes ile meşrulaştırmaya çalıştı. Onlar biyolojik birer makineydi. Hayvanların toprakla temas etmesi gerekmezdi. Egzersize ihtiyaçları yoktu. Psikolojik sosyal ihtiyaçları olması söz konusu bile edilmemeliydi. Eşinme, çırpınma, koşma, tırmanma gibi davranışlar fazladan enerji harcamaları demekti.  Birim alandan yüksek verim, daha kısa sürede üretim tamamen açlığı önlemek için.

Anne hayvanların yavrularıyla geçirecekleri vakit, memeli canlıların sağlığı açısından oldukça önemli olan ağız sütünü dahi emmeleri, yavrular kadar anneler için de psikolojik ve fiziki pek çok yararı olduğu bilinen emzirme vb. durumlar verim kaybı olarak görüldüğünden hayvanların yavruları mümkün olan en kısa sürede ellerinden alınması gerekiyordu. Buzağı gibi süt içmesi gereken yavrulara ‘aynı görevi gören’ kimyasal karışımlar verilmeye başlandı.

Çırpınmak, koşmak, eşinmek… Tavuklar böyle boş faaliyetlerle yemdeki enerjiyi çarçur etmemeliydi. Yumurtacı tavuklar kafeslere kapatıldılar. Volta atmaları dahi yasaktı. Etlik olanlar sanırım yaştan ve sağlık problemlerinden dolayı kafes cezasından yırttılar. Ancak dar alana bolca yerleştirilerek fazla hareket etmeleri önlenmeliydi. Kanat çırpmak, egzersiz yapmak hadlerine mi?

Makineye elektrik, yağ ve bakım yetiyorsa, tavuğa da yetmeliydi. Oysa bu hayvanlar yetinmesini bilmiyordu. O kadar yem verip barınak sağladığımız bu hayvanların sıkça toplu ölümler sonucu değerlendirilememesi sinir bozucuydu. Ve maalesef(!) ölen hayvanlara her hangi bir yaptırım da uygulayamıyorsunuz.

Bütün omurgalı canlılar egzersiz yaparak sağlıklı gelişir. Özellikle toplu yaşayan canlılar bu egzersizleri oyunlaştırarak hem sosyalleşir ve hem de egzersizi eğlenceli hale getirirler. Tavukların kendine özgü hareketleri aslında kas ve kemik gelişiminin sağlıklı olması açısından önemlidir. Bacaklarını fazla hareket ettiremeyen hayvanların bacaklarının sakatlanması, hatta abartılı kafes uygulamalarında çürüdüğü durumlarla karşılaşmak mümkündür. Tüm canlılarda olduğu gibi ürünlerinden yararlandığımız hayvanlarda da stres, mutsuzluk, ağrı gibi etkenler metabolizma faaliyetlerini etkiler. Sıra dışı metabolizma faaliyetleri soncunda aşırı miktarda salgılanan hormon ve diğer salgılar hayvanların ürünlerine yani beyaz et ve yumurtaya geçer. Özellikle besinlerden alınan cinsellik hormonları (esterojen, testosteron) çocukların ergenlik dönemine girişte, atlama, topluma uyum sağlama da sorunlar yaşamasına, psikolojik rahatsızlıklara yakalanmalarında etkili olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.  Acaba bu tip rahatsızlıklar neden artıyor ki? (Handan H. Arslan ve arkadaşları)

Hayvanların doğalarına aykırı koşullarda yaşamasının sağlıklarını bozduğu, hayvansal ürünlerde sorunlara yol açtığına ilişkin çalışmaların yoğunlaştığı görülmektedir. Et, süt ve yumurtada karşılaşılan antibiyotik, stres sonucu hayvanların bağışıklık sisteminin gerilemesi hatta çökmesi ile ilişkilidir. Doğalarına aykırı koşullarda, egzersiz yapmadan fazla üretime zorlanan hayvanlarda ortaya çıkan stres hayvan sağlığını bozmaktadır. Sıkışık ortamda hastalıkların bulaşma riski arttığından, antibiyotikler yem katkı maddesi gibi hayvanlara sürekli verilmektedir. Antibiyotikli ürünlerle beslenmek insanlarda sağlık sorunları yaratır. Aynı zamanda insan vücudundaki hastalık etmenlerinin antibiyotiklere dayanıklılık kazanmasının önünü de açar. (Duru, Şahin-2004)
Yoğun tavukçulukta, metrekareye hayvan sayısı yüksektir. Doğal yaşamlarına uygun olmayan, doğal davranışlarını önleyen bu durum hayvanlarda strese neden olur. Yoğun hayvan yerleşimi hareketsizliğe, hareketsizlik metabolizma faaliyetlerinde sorunlara neden olur. Stres ve hareketsizlik sonucu bağışıklık sistemleri iyi çalışmayan bu hayvanların beslenmesinde takviye olarak yemlerine antibiyotik katılabilmekteydi. Ancak bu antibiyotiklerin hayvanların ürünlerine, yani et ve yumurtaya sirayet ettiği ortaya çıktı.

Hormon ve antibiyotiklerin yem olarak kullanımı yasaklandı. ‘Gübre, idrar ve sindirim artığı’, ‘Her türlü kentsel ve endüstriyel atık sulardan elde edilen nihai atıklar,’ gibi pek çok yemde ne aradığını anlayamadığımız madde gibi… Peki, şimdi soralım; yanlış değilsem 2006’da yasaklanan bu maddeler 2014 yılında yenilenen yönetmelikte aynen korunduğuna göre; ekte sayılan diğerleri ile birlikte yasaklanan antibiyotikler hayvanların beslenmesinde kullanıldı mı? Tüm bu maddeler kullanılmadıysa neden yasaklandı? O zamana kadar bütün bunlar zararsız mıydı? Peki, bir adım ileri gidelim bağışıklık sistemleri çöken, havalandırma sistemleri ve sıkışık ortam dolayısı ile mikroorganizmalarla sıkça haşır neşir olan bu hayvanlara antibiyotik verilmiyorsa ölüm oranlarını düşürmek için ne yapılıyor?

Artık kullanımı yasak olduğuna göre bu maddeleri biraz daha geri plana atabiliriz. Ama toprakla teması olmayan, dolayısı ile verilen yemler dışında beslenme olanağı olmayan hayvanların ürünlerinde eksik olan maddelere bakmakta yarar var. Son dönemde ülkemizde ticari olarak satışa sunulan ‘selenyumlu yumurta’ bu konuda önemli bir göstergedir. Toprakla doğrudan temas etmeyen, doğal beslenme olanaklarından yararlanamayan hayvanlardan elde edilen ürünlerde selenyum ve çinko gibi bazı maddelerin eksik olduğuna dair bulgular da dikkat çekmektedir.

Selenyum bağışıklık sistemini güçlendiren, sakinleştirici etkisi bulunan bir madde olarak bilinmektedir. Hamile beslenmesinde ve çocuklarda görülen zihinsel sağlık sorunlarının önlenmesinde önem taşımaktadır. Çağımızın vebası olarak bilinen AIDS ve bazı kanser türlerinin tedavisinde, mikrobiyal toksititenin giderilmesinde tedaviyi destekleme amaçlı kullanılabilir. Yaşlanma sonucu ortaya çıkan hipertansiyon, kalp hastalıklarını, romatizmal ağrıları, guatrı, astımı, şeker hastalığı, artrit, katarakt gibi pek çok rahatsızlığın ortaya çıkışını önlediği veya geciktirdiği de belirtilmektedir. (Şimşek A. ve Ark. 2004)

Kim Civciv Yemek İster?

Tavukların yaşa göre sınıflandırılmasında civciv için 6 haftalıktan 8 haftalığa kadar 42 günden 72 güne kadar çeşitli aralıklar verilmiştir. Ancak bu sınıflandırmanın çoğu olgunluğu görüntü ve fiziki gelişmeye göre açıklamaktadır. Oysa cinsel gelişmenin başlaması piliç aşamasının başlangıcı olarak algılanmalıdır ve maalesef ki literatürde bu konuya ilişkin somut bir çalışma göremedim. Ancak bazı kaynaklar tavuklarda cinsel gelişmenin başlangıcı olarak 7. haftayı işaret etmektedir.

45 günlük kesime giden hayvanlar civciv olarak adlandırılabilir. Aslında kanatlı sektörü zaten bu durumun normal olduğunu, kesim yaşının fiziki gelişmeyle belirlendiğini söyler. 2-2,5 Kg’lik hayvanın ekonomik olarak kesime uygun olduğunu belirtir. Bu ucuz beyaz et yemek için mutlak gereklidir. Gerçekten de kuzu, oğlak yiyoruz. Civciv yemenin ne zararı var. Üstelik; 45 günlük civcivlerin normalden daha beyaz ve yumuşak pamuk kıvamındaki eti… Dar gelirli vatandaşlarımızın hayvansal protein ihtiyacı...

Gelişme çağındaki hayvanların metabolizma faaliyetlerinin ergin bireylere göre oldukça farklıdır. Gelişimin hızlı olması için hormon ve metabolit düzeyleri oldukça yüksektir. Bu faaliyetler doğrudan hücrelere yönelik olduğundan artıklar hücrelerde birikir. Besinlerde yüksek seviyelere ulaşan hormon ve benzeri maddeler insan vücudunun dengesini bozar. Psikolojik sorunlardan obeziteye, ergenlik sorunlarından sindirim ve metabolizma sorunlarına pek çok probleme neden olabilir.
Yumurta üretimi açısından kafes ve serbest yetiştirme sistemlerini karşılaştıran çalışmalarda serbest sistemde yetişen tavuklarda E, A, B12 vitamini, omega-3 yağ asidi gibi yumurta kalitesini olumlu etkileyen maddelerin arttığını, hastalık ve ölüm oranlarının azaldığına ilişkin bulgular vardır. (Şekeroğlu, Sarıca-2005)

Tavukların ter bezleri yoktur. Yoğun hayvan yetiştiriciliği hem Broyler yetiştiriciliğinde devasa kümelerde on binlerce hayvan bir arada üretilir. Bu hayvanların vücut ısıları çok hızlı bir şekilde artar. Ayrıca bu ortamda dışkılarının idrarlarıyla birlikte atılması ve uzun süreler içeride kalması sonucu ortaya çıkan gazlar oksijeni tüketir. Bu gazların ortamdan atılarak havalanmanın sağlanması için devasa havalandırma üniteleri kullanılır. Bu ünitelerde bulunan filtrelerin ortamın tozu, yaklaşan bir kuşu havada kendine çekebilecek muazzam gücü dikkate alınırsa en geç birkaç günde bir temizlenmelidir. Ama bu devasa kümeslerde çalışan sayıları bile yetersizdir. Maaşlar da düşük... Herhalde kafaları meşgul olmalı ki işçilerin temizledikten sonra bu filtreleri takmayı ‘unuttuğu’ durumlarla sıkça karşılaşılır. Tabii bu tozlar ve akıma yakalanan hayvan leşleri de kümeslere dolar.

Bu kümeslerde bulaşmanın ana kaynağı bu yoğunluktur. Devasa kümesler ve çevrelerinin oluşturduğu yoğun ortamlar insan ile kuş gribi arasında ilişkilenmenin en çok ortaya çıktığı bölgelerdir. Acaba insanda görülen kuş gribinin kaynağı da bu ortamlar mıdır?

Konvansiyonel Broyler Yetiştiriciliği Gerçeği

Beyaz et üretiminde temel yöntem broyler yetiştiriciliğidir. Broyler kısa sürede kilo alarak ekonomik kesim ağırlığına gelen hızlı gelişen etlik tavuk türlerine verilen isimdir. Bu tür hayvanlar aşırı kilo aldıklarından, kalp atışları normalden daha hızlıdır. Türkiye’deki Broyler ırklar yaygın inancın aksine genetiği değiştirilmiş ırklar değildir. Melezleme çalışmaları ve gen takibi gibi yöntemler sonucu üretilmiş hibrid  (Melez) ırklardır. Genetik modifikasyonla üretilmiş ırkların ülkemize ithali, üretim ve ticareti yasaktır.

Beyaz et kaynağı olarak görülen broyler doğal tavuk formunun çok dışındadır. Sıkışık ortamda, fazla hareket etmeden yetiştirilirse sürekli yem yediğinden sağlık sorunların sıkça rastlanır. Ölüm oranı çok yüksektir. Hastalıkların kümeste hızla yayıldığı görülür. Kesim yaşı, besi koşularında yetmiş günlüğü geçen piliçlerde kalp yetmezliği, bağışıklık sisteminin çökmesi sonucu ölümler sıkça görülür.  (Aydın, İ., SÖZCÜ, A., 2015)

Bu koşullar olmasa da 70 günden sonra ölüm riski artar. Bu nedenle gezen tavuk (free range) ve organik yetiştircilikte broyler ırkları yerine yavaş gelişen etlik ırklar tercih edilir. Bu ırklar daha yavaş gelişir. Yaklaşık 70. günde kesim olgunluğuna gelirler. Aynı zamanda hastalık ve doğa koşullarına karşı daha dayanıklı ve uyum yetenekleri fazladır.

Hayvan refahı dikkate alınmadan yapılan hayvancılıkta hayvan başı üretim ve ürün kalitesi kesin olarak düşmektedir. Ancak sıkışıklık gibi nedenlerle metre kare hesabı üretimin arttığı, ancak kalite değerlerinin kesinlikle düştüğü söylenebilir. Hayvan hastalıkları ile mücadelenin zorlaşması da yine hayvansal ürünler açısından ciddi sıkıntılara neden olmaktadır. Stres sonucu hayvanların ürünlerinde sağlıklı besin maddelerine olumsuz etkilerde bulunduğuna ilişkin bulgular vardır. Bazı besin maddeleri parçalamakta ve besin değerleri yok olmaktadır. Hatta bazen parçalanma sonucu bazı zararlı yeni maddelerin ortamda oluşabildiği veya başka besinlerle etkileşime girerek bozulmalarına neden olduğu da görülebilmektedir. Hayvanların stresle başa çıkmak için ürettiği hormon ve enzimlerin de ürünlerine geçtiği ve bu insan sağlığı açısından risk oluşturduğuna ilişkin çalışmalar da mevcuttur.

Sonuç Olarak;

Hayvanların üreme içgüdüsü ile ürettikleri ürünleri ellerinden alıp beslenmemiz yetmedi bize. Hayır daha fazlasını istemeliydik. Çünkü sadece insan hayatı önemliydi. Dünyayı döndüren bizdik. Hayvanlar bizim için yaratılmıştı. İşin ilginci bu durumu en çok savunan kesimin veteriner hekim ve zooteknistler arasından çıkmasıydı. Tabii ki pek çok veteriner hekim ve zooteknistin de hayvan refahı için uğraştığını unutmamız mümkün değil. Hatta bazılarının hayvan refahının ötesinde hayvan haklarının tanınmasını, hayvanlara doğal yaşamlarına uygun koşullar sağlanmasını da savunuyor.

Meşruiyeti hayvanları yetiştirmiş olmaktan alıyoruz. Onları biz besliyoruz ya… Peki ‘Jüpiter Yükseliyor’ filmi gerçek olsa ve insanlık hasat edilmek üzere uzaylı canlılar tarafından dünyaya yerleştirilmiş olsa… Bunu hangimiz ve nasıl kabul ederdik ki? Eğer bizi onlar yetiştirdiyse, bu derece bir refah olanağına bir de teşekkür etmemiz gerekmez mi?

Her türlü ürünlerinden yararlandığımız hayvanlar kendini savunma olanağından yoksundur. Tamamen esaret koşullarında yaşamını sürdüren, yaşamını sonlandırma hakkını kendimizde görebildiğimiz, yaşamını sürdürmek, üremek üzere ürettiği ürünlere el koyduğumuz canlıları, adeta cezalandırır gibi olumsuz koşullarda yaşatma hakkını nasıl kendimizde gördüğümüzü sorgulamalıyız. Canlı, nefes alan, üreyen, dolayısı ile acı çekmenin ötesinde mutsuz olması muhtemel bir varlığı sıradan ekonomik bir üretim materyali gibi görmemizi sorgulamalıyız. Eğer gerçekten erdemli, değerli, kendine ve topluma karşı saygılı bireylerden söz edeceksek, tanımladığımız insan doğayı ve diğer tüm canlıları insan kadar önemseyen bireylerden bahsetmeliyiz.

Yeni Dünya’nın ticari mantığı öylesine yaygınlaştı öylesine insanilikten bizi uzaklaştırdı ki… Şimdi bu konuya girmeyelim. O yüzden bu yazının sonsözü bir şaire bırakalım.
 
Jüri;
Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu
Birinciliği beyaza verdiler.
 
Özdemir ASAF

Kaynaklar:
  1. Anonim 1: TR 2011, Yemlerin Piyasaya Arzı Ve Kullanımı Hakkında Yönetmelik, Resmi Gazete 27.12.2011/28155, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Ankara Ek-2, 2. Bölüm, Kısıtlanan maddeler.
  2. Aydın, İ. P. E. K., & SÖZCÜ, A. (2015). Alternatif Kanatlı Yetiştirme Sistemlerinde Yetiştirme Pratikleri ve Refah Standartları. Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 29(1).
  3. Ergün, Y. (2010). Hayvan Deneylerinde Etik. Arşiv Kaynak Tarama Dergisi, 19(4).
  4. Harrison R: (1964) Animal Machines: The new factory farming industry. Vincent Stuart Ltd, London
  5. Özbek M. 2010, 50 Soruda İnsanın Tarihöncesi Evrimi, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 1. Baskı, İstanbul
  6. Durakoğlu A. Volkan A.Y. (2012) Descartes ve Searle’de Zihin Problemi, Flsf Dergisi, Sayı 13, Sayfa 187-200, Ankara
  7. Şekeroğlu A., Sarıca M. 2005, Serbest Yetiştirme (Free-Range) Sisteminin Beyaz ve Kahverengi Yumurtacı Genotiplerin Yumurta Verim ve Kalitesine Etkisi, Tavukçuluk Araştırma Dergisi 6 (1), Sayfa 10-16,
  8. Duru M., Şahin A. 2004,Türkiye’de Sağlıklı ve Güvenli Hayvansal Üretimin Gerekliliği, Hayvansal Üretim Dergisi 45(1), Sayfa 36-41, İzmir
  9. Arslarn H., Nisbet C., Sarıpınar, D., Çenesiz S., Çenesiz M., 2008, Sığırlarda Asetilmetiyonin, L-Karnitin, Vitamin E ve Vitamin B12 Kombinasyonunun Bazı Klinik, Hematolojik ve Biyokimyasal Parametreler Üzerine Etkisi, YYÜ Veteriner Fakültesi Dergisi, 19(1), Sayfa 9-14, Van
  10. Şimşek A., Sarı F., Artık N. 2004, Selenyumun İnsan Beslenmesi ve Sağlığı Açısından Önemi. Anadolu Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Dergisi; Cilt.05 Sayı.2, Eskişehir.
  11. Wachowski L., Wachowski L - yazar ve yönetmen  (2015) Jüpiter Yükseliyor, Anarchos Productions, USA
Görseller:
  1. Farmchild.com
  2. Kinematik.com
  3. Yeşilist
  4. Agronegocios.uniandes.edu.co
  5. 6. Youtube

YORUMLAR

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan apelasyon.com sorumlu tutulamaz.